19 Haziran 2017 Pazartesi

Ramazan Biterken

İvit. Kapattım. Şöyle bir arkadaş listeme baktım, son yazışmalarıma, ne zaman gerçekleştiklerine ve ne amaçla gerçekleştiklerine baktım, ardından Facebook ve Instagram'ı kapattım. Twitter'daki bilgilerimi kaldırıp bildirimlerini kapattım. Sonra bunların boş yere duran uygulamalarını da sildim telefonumdan. Kullanmıyorum artık hiçbirini. Sırada WhatsApp var, ama o zorluyor aile içi iletişim açısından beni. O yüzden şimdilik duruyor. Özetle, artık hiçbirini kullanmıyorum.

Evet o mübarenk gün de geldi. 🌈 Kadir gecesinden bahsediyorum. Çarşamba gecesi evlerimize bereket getirmesini istiyorum Allah'dan. 😀 Daha ne olsun, değil mi?

Geçen yine saçlarımı kestim kendim. Ve sakallarımı da kesmiyorum epeydir. Farklı bir şekle büründüm. İyi anlamda. 😎 Bir süre böyle götürmek istiyorum, zira saçlarım kısa ve kısa sakal da yakışıyor bu şekildeyken.

Geçen gün de şu belgesel filmi izledim. İçeriğinden çok bahsetmek istemesem de, aslında o çok bilindik sağlık kuruluşlarının nasıl da kendi çıkarları doğrultusunda, bizim sağlığımıza zararlı şeyleri saklarını anlatıyor. Bir de belgesel bizi 30 günlük vegan beslenme macerasına davet ediyor. O da şöyle belirtilmiş. 2-3 gün içinde kafamı toparlayıp başlamayı düşünüyorum. Çünkü doğum günümde Ankara'ya gidip kendimi mutlu etmek gibi bir planım var. Küçük bir ihtimal ama var, yalnız geçireceğim koca bir yaz sıcağı olacak muhtemelen. Tabii hamburger yiyeceğim için de bu 30 günlük vegan programı sıkıntıya girebilir eğer 2-3 gün içinde başlamazsam. 😀🍔🍟

Kapanışı da, neden sosyal ağlardan uzak kalmaya karar verdiğimle yapayım. Bu sosyal mecralar, eski zamanlarda, benim için, iyi birer iletişim kaynağıydılar. Ama son 4-5 senedir, amacı çok farklı alanlara yöneldi. Ve bunların hiçbiri iyi niyetli değil. Ben de uzak kalmaya karar verdim. Öte yandan, ulaşılması zor bir insan olduğumu düşünmüyorum. Haberleri de takip ettiğim için bu tür platformlara ihtiyaç duymuyorum. Arkadaşlarımın(!) neler yaptıklarını hele hiç umursamıyorum. Çünkü Instagram profillerine baktıkça bazen "ben bunlarla nasıl arkadaş oldum?" diye soruyorum kendime. Bu ve birkaç durum daha beni artık epey rahatsız ettiği için ve bir şekilde açık tutsam bile bağlantıda kaldığımı anladığım için, kapatmaya karar verdim. Hiç alakam olmasa bile, belki yarım saat ya da 1 saat en az, bu uygulamalarda geçiriyorum vaktimi.

Böyle işte. 😀 Umutsuz olmamak lazım. Dertlerimize aşırı üzülmemek lazım. O zaman Allah bize daha başka bir dert verebilir, sırf o derdimizi unutalım diye. Tabii sonrasındaysa bizi mutlu edecek bir rahatlamayı da verir. Bilemeyiz.

Üstümde Rahibe Teresa havası var gece gece niyeyse.😂

Ben gidip yavaştan sahur olayına gireyim Blog.

Öperim. 

😚

8 Haziran 2017 Perşembe

Nereye Gidiyorlar?

The photo of art has been taken
from Marek Petras' collection.
For more visit: instagram.com/artofmarek
Nefret ettiğim birinin askere gittiğini öğrendim az önce Blog. Allah'a her aklıma geldiğinde beddua ettiğim 1-2 kişiden biri. Onun yüzünden böyleyim biraz da, çok da konuşmak istemiyorum, ama ben ne kadar rahat yaptıysam askerliğimi, o inşallah bin misli kötü yapar. Bana bile burada nefret kusturacak kadar etki etmişse demek ki... Sen düşün Blog. Şu anda burada oturmuyor olabilirdim mesela, neyse.

Biri de Avrupa turunda... O da nereden aklıma geldiyse bakayım dedim. Sanırım yanındaki de sevgilisi, arkadaşı olamayacağına göre...

Son 2 saattir sinirimden, oturduğum yerde terliyorum adeta. Bakma Arif, yapma Arif, etme Arif dedikçe direndim. Sonuç böyle gecemin kısmen içine ettim. Şimdi yazınca biraz sakinleştim. Tabi camımı açmamın da etkisi var.

Geçen gün Apple etkinliği olduğu. iOS 11 ve yeni cihazlar tanıtıldı. Artık telefonum güncelleme almayacakmış Blog. Hala daha, çok şükür, sıfır gibi olan cep telefonumu ısrarla kullanmaya devam edeceğim. Çünkü hiçbir kasma ya da benzeri bir sorun çıkarmıyor bana. Eğer iPhone 4S falan olsaydı çoktan deli etmişti. Ki gördüm biliyorum. Macbook Pro da yenilenmiş, önceki güncellenmiş sürümünden daha iyi. Tabii başlangıç hafızalarını saymazsak. 128 GB depolama ile başlıyor. Yine de fiyatı 6300 TL. 😀 Seni alacam olum! iPhone için bir şey diyemem, çok pahalı bir cihaz ve Türkiye'deki kullanıcılarının çoğu gösteriş amaçlı kullanıyor. Telefonumu ne zaman yenilerim bilmemem tabi.

9 Haziran'da çıkmasını beklediğim London Grammar'ın albümü, geçen gün nete düşmüş. Dinliyorum ben de epeydir. İlk albümden daha güzel, demek ki beklemeye değmiş. Lorde ve Katy Perry'nin albümleri de çıkacak o gün.

Ramazan'ın da kısmen yarısına geldik be Blog. Çok anlamadım ben nasıl geçtiğini ama, geçiyor bir şekilde. Bilemiyorum. Ben de oruç tutuyorum, İzlanda'daki bir müslüman da, Afrika'daki bir başka müslüman da...

Facebook, Twitter ve Instagram. Bunlardan sadece Twitter'ı kapatırsam eğer 30 gün sonra siliniyor hesabım. Diğerleri durabiliyor kapalı şekilde. Hesabım silinirse tekrar o kullanıcı ismini ve maili kullanamam. Doğum günü tarihimi Facebook'da kaldırdım. Çünkü geçen gün hatırlamam gereken bir tarihi ilgili kişi kapattığı için hatırlayamadım. Ve bu çok kötü hissettirdi. Zaten duvarım kapalı. Sırf o yüzden belli kişiler üşenmeyip mesaj atıyor. Şimdi muhtemelen kimse hatırlamaz. Zira ben tarihler konusunda çok kötüyüm.

Bence ben doğum günüme kadar uzaklaşayım. Zaten neredeyse hiç kullanmıyorum sosyal medya denen şeyleri. Ne malum yerlerde profilim var ne de Twitter/Instagram/Facebook üçlüsünü kullanıyorum.

Ben de gideyim, evet. Onlar nereye gidiyorsa ben de oraya gideyim... Bana yakışmıyor gitmek, ama gideyim ben.

4 Haziran 2017 Pazar

Tek Pencereli Oda

Küçük bir odadayım. Yarısını koca bir yatağın doldurduğu, masası olmayıp uzunlamasına bir sehbası ve komidini olan, küçük bir oda...

Hayatımın %60'i sanırım bu odada geçti. Ve geçmeye de devam ediyor. Geçmemesi aslında en büyük dileğimin bir sonucu olabilirdi; ama ne yazık ki buradayım. Kendimce yalnız, işsiz, herkesten uzakta ve tamamiyle hayattan soyutlanmış... Sen ne demek istediğimi anladın Blog.

Gündüzleri düşünmem gereken sorunlarımı, geceleri düşünüyorum mesela. Ertelemelerimi de ertelemeye başladım. Dur öyle hemen depresyon tanımını yapıştırma. Ne o öyle? Sen karışma bi' hemen. Sana demiyorum Blog. Alt benliğime(!) diyorum.

Geçen gün domain yenilemesi de oldu. 10$ da sana gitti Blog. O değil de eskiden böyle zamanlarımda kendimi gerekli gereksiz alışverişlere verirdim. Canım onu dahi istemiyor. Üstemde hiçbir şeyi istemeyen ve keyifsiz insan havası yok; ama daha farklı bir hava var. Adını koyamıyorum sadece. Hatta bak o kadar zaman eski sevgilimden ayrı kaldım ki normalde herhangi bir tanesine gider dayanamaz mesaj atardım. Belki özlerdim, belki sadece konuşmak isterdim... Onu bile istemiyorum Blog. İçimden "atacaksın ne olacak Arif? Hadi tekrar konuştunuz ne olacak?" Yani artık sonunu bile bile lades de demiyorum.

1.5 ay sonra 29 yaşıma giriyorum Blog. Bu konuda söylenecek çok şey var, ama susuyorum. Korkularımın ardına saklanarak susuyorum hem de. Konuşsam, bağırsam ne olacak diyorum. Aha tam önümde korktuğum şeyler. Bağırsam küçülmeyecek haldeler. "Bakar mısınız?" diye rica etsem dönüp de kafasını bile çevirmez haldeler...

Şimdiyse mübarek Ramazan ayının bereketinden nasiplenmeye çalışıyorum bu küçük odada. Hiç çıkmıyorum neredeyse. Genel ihtiyaçlar için, bazen de bahçeye iniyorum, bazen balkona çıkıyorum. Düne kadar yağışlı olan havalar yerini artan sıcaklara bıraktı bile bugünden itibaren. Nasılsa evdeyim diye çok takmıyorum. Ama her yaz olduğu gibi benzeri sorunları yaşayanlardan mailler almaya başladım bile çoktan. Onlar da olmasa zaten bizi ziyaret eden yok Blog. Bu halim hoşuma gitmiyor değil. Gerçek hayatta da sosyalleştiğim bir arkadaşım yok şu anda mesela. Öyle Whatsapp yazışmaları yaptığım kişiler de yok. O değil de, biri benimle sevgili olsa, benden daha sadığını bulamazdı. Gerçi bunu benimle 10 dakika konuşan biri anlayabilir. Tabi gerçekten aynı renkten bakıyorsak dünyaya.

Bu arada Macbook birikimime biraz daha para ekledim. Kullanmadığım bir kondisyon bisikletim vardı. Eniştem vasıtasıyla sattık. Gelen paranın bir kısmını da oraya aktardım. Ne olursa olsun o paraya dokunmamam lazım Blog. Büyük konuşmayayım yine de.

Ray Donovan dizisini izleyip bitirdim Ramazan'ın başından beri. Süper bir diziydi. 5. sezonu ağustosun ilk haftası geliyormuş. Favori iki dizim de başladı, ama tamamen yayınlanmasını bekliyorum. Çünkü izlenmeyi bekleyen başka dizilerim de var. Bu akşam da Luther'a başladım mesela. İlk bölümü fena değil gibiydi. Bakalım. 😀

Tek tutunduğum şey dizilerim ve bilgisayarım. Onlara bir şey olmaz inşallah. Telefonuma ödeme yapmıyorum 1 aydır. Sadece açık duruyor. Ve bir keresinde 56 saatlik bekleme süresini görmüştüm şarj %18'deyken. 2 saatlik de kullanma süresi vardı. Sonra şarja taktım tabi. O derece yani Blog.

Ve kapanışımızı Sóley ile yapıyorum. Soğuk diyarlardan gelen ılık ses...

Dipnot: İnan hiç meraklısı da değilim telefona bağlı bir sosyal iletişime. O yüzden WhatsApp'mış, Instagram ve türevleriymiş... Böyle kafam daha sakin Blog. 😀

2 Mayıs 2017 Salı

Olay

😀

Çok tatlı değil mi ama ya? Yani gülen yüz emojisi? BEN NE ZAMANDIR BEKLİYORDUM EMOJİLERİ, SENİN HABERİN VAR MI???

😀😀😀

Neyse, konuma döneyim. Havalar ısındı Blog. Hani senin teknolojik termometren, o ne oluyorsa artık, olmadığı için ben söyleyeyim dedim. Eh biliyorsun, sıcak havalardan ne kadar nefret ettiğimi ve ne kadar boğuştuğumu; hatta ne kadar rahatsız olup hayatımı cehenneme çevirdiğini.

Yine de: 😀

Bugün gerçek anlamda diyete başladım Blog. Eğer 3 ay önceki kilomu korumuş olsaydım ve diyetime devam etmiş olsaydım, şimdiye her şey daha düzgün olacaktı. Ama olsun, ne diyeyim? (1) Evet, oradan "tek derdin bu olsa keşke Arif" dediğini duyabiliyorum. Ama olsun, ne diyeyim? (2)

2 gündür yeni bir dizinin ilk sezonunu izledim: Santa Clarita Diet. Yani sesli güldüğüm nadir dizilerden. Belki genel konusuna bakınca saçma ya da sıradan ya da kimine göre vakit kaybı gelebilir, ama ben izlerken bazı espirilere cidden güldüm. Keşke daha uzun olsaydı.

Bu arada geçen haftalarda Episode Calendar'ın Türkçe çeviri moderatörü olduğumu ve bu sayede 1 yıllık Premium üyelik aldığımı söylemiş miydim? Üniversite yıllarımdan beri kullanıyorum o siteyi dizi takibi için. Bir başka site daha var kullandığım yedek olarak ve limit sorunu olmadığı için, ama Episode Calendar hep favorimdi. Ve Premium olduğum için de 20 diziden fazlasını ekleyebiliyorum oraya artık. Isn't it excited? Kendim de almak isterdim aslında, ama ne yazık ki sadece Paypal ile ödeme kabul ediyor ve Paypal Türkiye kullanım dışında. Şimdilik böyle 1 yıl deneyelim. 🌼

İnsanlar son zamanlarda aşırı şekilde özel hayatını sanal ortama yaymaya başladı Blog. Görsel anlamda olanlardan bahsediyorum. Bunun en büyük paylaşım yolu ve rolü ne yazık ki Instagram oluyor. Artık her 10 insandan 4'ünün profiline girsem, gördüğüm kendi fotoğraflarıyla, ki bunlar değişik açılardan selfieleri kapsıyor, dolu olması. Yani profesyonel makineyle çekip de bir şekilde Instagram profilinde paylaşanları anlamıyorum, ama "beni beğensinler" havasında sadece kafası görünen selfielerini paylaşan insanları hiç anlamıyorum. Anlamadığım o kadar çok egoist olan ve bunu inkar eden insan var ki anlatamam. Örnekleri çok yani. Ben ne paylaştığımı söylemeyeyim, gülersin. Sosyal hesaplarımı kapatmayı çok istiyorum aslında Blog. Ama sırf ismimi kaybetmemek adına ve arada sadece oradan yazışabildiğim kişiler olduğu için açık tutuyorum mecburen. Yoksa zamanında denedik birçok kez seninle, biliyorsun. Olmuyor, yine de birine bir şey yazmam gerekiyor ya da bir siteye giriş yapmak zorunda kalıyorum, mecburen tekrar aktifleştiriyorum.

Biliyorum, çok az yazıyorum sana da artık. Sebebi keşke yoğunluğumdan dolayı olsaydı, ama öyle değil. Arada, benim de ilk 500 yazardan biri olduğum Blog Sözlük'e yazıyorum. Kısmen ağlama duvarı benim için belki de. Bilemiyorum.

Ha, aklıma gelmişken, faturan geldi sevgili Blog. Domain yenileme zamanının geldiğini haber verdi Google. Bilgilerimi kontrol edip kredi kartı bilgilerimi kontrol etmem lazım. Umarım zam gelmemiştir ücretine. Malum... Keşke şöyle $2-3'lık bir şey olsaydı, değil mi? 😁

Canım kocaman bir hamburger çekti Blog. Yanında büssürü büssürü kızarmış patates! Ve ranch sos. Oy. Neyse ben gidip kahvemi alayım. Şuraya da fotoğrafını bırakayım hayalimin. 🍔🍟


19 Nisan 2017 Çarşamba

Macbook Birikimi

Sevgili Blog,

Hayalimdeki teknolojik bir ürün için kendi kendime bir birikim oluşturmaya karar verdim. Detayları da şuradaki özel sayfada paylaşıyorum.


İlgilenen kimse olmaz da işte. Biri elbet yolunu şaşırır. Ben tuhaflıkların adamıyım nasılsa...

Öptüm!

Arif.

11 Nisan 2017 Salı

+N'aber? -Ben de iyi değilim, boş ver...

Sinemia macerasından sonra böyle olacağımı ikimiz de biliyorduk Blog.

Harçlığımın oldukça azalacağını, zaten pek arkadaşımın olmayışının ve yalnızlığa iyice alışmamın verdiği sonsuz güçle(!) daha da kendime dönük kalacağımı biliyorduk şimdi birbirimizi kandırmayalım. Yukarıda Allah var sonuçta. Yine de biraz fazla geldi sanki ha? Ne dersin?

"Her duyguyu bu kadar derinden yaşamak zorunda mıyım?" diye sorup duruyorum kendime şu günlerde. Cidden bak, birinden ayrılmak için 1 senemi harcıyorum, telefon numaraları değiştiriyorum falan. Dışarıdan biri izlese ya deli der ya da ergen bu der. Oysaki saflığımdan hep. Kendime ettiğimden hep. Vallahi bak.

Benim yine her şey aynı be Blog. Düzelmiyor hiçbir şey. Bozuk bir durum da yok aslında, ama eksik çok fazla. Hani şu standart hayatın gerekliliklerini kastediyorum: İş, aşk, ev, para vs. Yok onlar. Yine de karnımız tok, sırtımız pek çok şükür. Daha ne olsun? Bir de içime sor bunu diyorsun değil mi Blog? Biliyorum.

Yalnız şu son 2 ayda çok iyi anladım. Dış görünüş hiçbir b*ka yaramıyor. Yaramıyor. Birinden etkilenmiş, hoşlanmış olman hiçbir halta yaramıyor. Eğer ki cebinde karşındakinin gözünü az ya da çok doyuracak kadar paran yoksa, o dış görünüşler, yok efendim elektrik almalar falan... fasa fiso. Şöyle geçmişime dönüp bakınca gördüğüm birkaç şey var. Hayatıma aday olarak bile giren kim olduysa, bir noktadan sonra bendeki bu "parasal" belirsizlikten dolayı gitti ya da alacağını aldı ve kendi yoluna devam etti. Tabi bunlar yüzüne söylenmedi insanın, ama belli bir olgunluğa ulaşınca daha iyi anlayabiliyor insan.

"Lan, hani benden etkilenmişti? Hani hayatında benim gibisi çok nadirdi ya da hiç denk gelmemişti? Hani sevgi önemliydi daha çok?" bu ve daha benzeri birçok sorum var her bir karşıma çıkana Blog. Tek bildiğim bir şey var, o da bu konuda kendi cesaretimin üstüne kimseyi görememiş olmam. Bu da diğerlerinin korkak olduğunu ima ettiğim anlamına gelsin Blog. Çünkü öyle. Ve üzgün olmadığım için de kusura bakma. Sorry not sorry.

Bir de bir kısmıyla daha sonra karşılaşınca bana hayattan tavsiyeler falan veriyorlar. Ya arkadaş, tövbe estağfirullah. Git biraz sevmeyi öğren diyesim geliyor. Çünkü artık bulunduğum iğrenç ortamdaki insanların en büyük sorunun ne olduğunu tam anlamıyla kavramış oldum: SEVMEYİ BİLMİYORUZ. Ondan  hep öyle gecelik modda gidiyor her şeyleri. Neyse, bu konuya girmeyeyim yeteri kadar uzak kalmaya çalışıyorum hepsinden. Hem ben bir tanesi çıkıp "ben seninle her şeye varım" demediği sürece, kusura bakma da Blog, şeyimde bile değil.

Önümüzde referandum var. Yanımızda iyice iğrençleşen bir savaş var. Daha devam edeyim mi negatif şeylerden? 😐

Az önce ablamgile bebek bezi aldım kredi kartımdaki kampanyayla. Yani bugüne kadar 4 farklı kredi kartı kullandım. HSBC, İş Bankası, Finans Bank ve Teb. Şu anda hepsi kapalı, ama bir senedir falan kullandığım CepteTeb kredi kartım, diğer kredi kartlarımdan edindiğim faydaları çoktan geçti. Hele o HSBC ve İş Bankası kredi kartlarım... limitlerimi doldurduğum zamanları bilirim. Ne düzgün kampanya ne puan... Neyse, CepteTeb'in ikinci Gitti Gidiyor kampanyasını kullandım. Böylece 1 adet bebek bezi 58 kuruşa gelmiş oldu. Bilmeyenler garipser tabi. Ben de ilk başka "öhöhöh böbök bözö nö kö yöö" diyordum. Ama günde 5-6 tane bez değiştirince insan bir dumur oluyor.

Pazar günü teyzeme takılıp günübirlik anneanneme ziyarete gittim. Teyzem de gidemiyordu eşinin rahatsızlığından dolayı, ben de epeydir görmemiştim. Yenibosna'ya kadar teyzemin arabasında gittik geldik sohbet ederek. Anneannemin alzaymırı var. Yani hatırlıyor hepimizi çok şükür 87 yaş civarında. Ama arada bir değil de çoğu zaman olmamış olayları anlatıyor. Öyle bir anlatıyor ki bilmeyen biri inanır. Benimle ilgili de bir hikayesi var anneannemin uzun bir zamandır. Güya ben teyzemin kızlarından birini istiyormuşum ve ona diyormuşum, gerçekleştirsin evliliği diye. Bunu ilk öğrendiğimde gülmüştüm. Bir seferlik bir şey demiştir geçmiştir diyordum, ama meğersem arada aklına geldikçe açıyormuş mevzuyu. Ben oradayken de açtı. Sen o kızı boş ver, onlarla olmaz da falan da filan da. Gülsem mi ağlasam mı bilemedim. Tam öyle bir ikilemde kaldım Blog. Sonra teyzem yetişti de konuyu değiştirdi. Yaşlılık işte. Bunlar var Blog, bunlar benim başıma da gelecek. Ben bunları düşünürken ne yapayım sevmeyi beceremeyen ya da cesareti olmayan insanları. Tek başıma yaşarım hepsini. En azından minnet etmem hayat arkadaşı diyebileceğim birine. Anlatabiliyor muyum?

Şu şarkıyı dinledim 5-10 kez yine bu yazımı yazarken. Şu sıralar dolunay var bu arada. Hadi bakalım Arif, yine güzel(!) bir gece bekliyor seni.

25 Mart 2017 Cumartesi

Sinemia

Eveeet! Bugün de 30 günlük Sinemia üyeliğimle son filmimi izlemiş oldum. Böylece eski, hareketli olmayan, günlerime dönebilirim. Hala diyorum: İyi ki almışım o 1 aylık üyeliği. Çünkü bana çok güzel bir 1 ay yaşattı. Her filmi tek başıma da izlemiş olsam, film izleme bahanesiyle dışarılarda tek başıma da dolaşmış olsam... çok güzeldi. En güzeli de yalnız vakit geçirmeyi epey benimsemiş olmam. 😌

Toplamda 16 filme gittim Sinemia ile bu 30 gün boyunca. Üyelik bedeli olarak 50 TL ödemiştim ben. Ve yaptığım hesaplamalar üzere:

1 - Olanlar Oldu - Gebze Center (2D) - 18TL
2 - Karanlığın Elli Tonu - Gebze Center (2D) - 18TL
3 - Parçalanmış - Akasya AVM (2D) - 23TL
4 - John Wick 2 - Gebze Center (2D) - 18TL
5 - Lion - Akasya AVM (VIP Salon)* - 34TL
6 - Gizli Sayılır - Akasya AVM (2D) - 23TL
7 - Logan - Akasya AVM (IMAX 2D)* - 28TL
8 - Recep İvedik 5 - Gebze Center (2D) - 18TL
9 - Ay Işığı - Akasya AVM (2D) - 23TL
10 - Deli Aşk - Akasya AVM (2D) - 23TL
11 - Kong: Kafatası Adası - Marmara Forum (4DX)* - 33TL
12 - Tatlım Tatlım: Haybeden Gerçeküstü Aşk - Gebze Center (2D) - 18TL
13 - Güzel ve Çirkin - Akasya AVM (IMAX 3D)* - 32TL
14 - Yaşam Kürü - Akasya AVM (2D) - 23TL
15 - Bu Dünyanın Dışında - Zorlu Center AVM (2D) - 25TL
16 - Yaşam - Maltepe Park (2D) - 22TL

Toplam yaklaşık: 400TL'lik bir masrafa girebilirdim bu filmleri, yazdığım formatlarda izlemek isteseydim.

Tabii ben yol masrafı, yediklerim ve içtiklerimi de katmıyorum. Yoksa bana 50 TL'den daha pahalıya mal oldu. Yine de mutluyum.

Filmlerden hangisini çok beğendiğimi değil de, en beğenmediğimi söyleyeyim: Deli Aşk. Sonra da Recep İvedik 5. Bu iki filme gitmemeyi dilerdim.

Bir de sinema salonları var. Hani şu en yüksek fiyatlı Akasya ve Zorlu Center var ya, buradan Cinemaximum'a sesleneyim: Koltukları rezil oraların yahu. Hele Zorlu! O nasıl koltuklar ya? En iyisi Gebze Center'daki koltuklardı, ne yalan söyleyeyim. Hayır, sözde bir de o iki AVM elit(!) ya hani, neyse...

4DX tecrübesi güzeldi ama.

Böyle işte Blog. Son 30 günüm böyle geçti, ama içimden geçenler daha başkaydı. Yalnızlığım tam geldi kalbime oturdu. Daha da kalkmaz... 😟

11 Mart 2017 Cumartesi

İşsizlik

Evet. İşsizlik.

İnanır mısın Blog, bir tek sen bana sormadın neden çalışmadığımı, neden işe girmediğimi... bir tek sen zamanla soğumadın benden ya da işsizsin/paran yoktur diye düşünüp bunu dile getirmeyip de saçma bahanelerin arkasına sığınmayan... bir tek sen kasmadın beni.

Son 1 sene içinde konuştuğum yeni tanıştığım ya da eskiden tanışmış olduğum bütün insanlar, ailem haricinde, bana "para yiyen, paramı yiyecek, geleceği belli olmayan vb. türde" ithamlarda bulundu. Dile getirmese de çoğu, bariz hissedilir boyutta oldu. İlk tanışmada insanlar birbirini tanımaya çalışır mesela normalde, ama konu "Arif neden çalışmıyor?" şekline dönüştü her defasında. Bir de eskiden tanıştıklarım var mesela, onlar da zamanında benzeri şeylerden ilgilerini yitirmişler demek ki "Arif'in geleceği belli değil, ne yapayım onunla" demişler herhalde, o yüzden karşılaşınca ya da konuşunca konu "ben de işte öyleydim, hayat da zor be Arif, yarın ne olacağımız belli değil" ya da "evet adım atmalısın 'kardeşim'(!)"...

O yüzden ilk kez biriyle tanışmadan önce özellikle belirtiyorum "iş mevzusundan konuşmayalım ne olur diye" ama konuyu illaki oraya getiriyorlar hep be Blog. Ve o soğuyan muhabbetler, düşen suratlar... Gördükçe üzülüyorum. Ne yapıyorsun Arif diyorum. Ne yapıyorsun kendine?

Sahi ne yapıyorum ben Blog? Ne zaman pes edeceğim? Bugün duş alırken bunu düşündüm. "Artık kapatmalısın bu defteri Arif. Artık sana malum konuda mutluluk yok. Sen yalnızsın ve yalnız kalacaksın." İnsanların saçma sapan bahaneleri, istekleri, beklentileri, korkuları, tahammül edilemez tuhaflıkları, seninle örtüşmeyen yaşam biçimleri...

100 kişiden 5 kişi mantıklıysa, bunlardan sanırım 1 tanesi %20'lik bir ihtimalle benim için yaratılmış oluyor adeta. Ömür yetmez be Blog.

Neyse.

Sinemia üyeliğim sayesinde zamanım dolu geçiyor. Eğlenceli de. 24 Mart'da bitiyor. Ne yapacağım diye düşünmeye başladım çoktan. Zira uzatamam, o kadar lüksüm yok. Geçen gün 8. filme de gittim. Bu sekiz filmin biri VIP salonda, biri de IMAX formatında. Haftaya da 4DX formatında bir film izlemeye gideceğim Marmara Forum'a. Buradan nasıl gideceğimi az çok öğrendim. O değil de tek başıma epey takılır oldum. Eskiden zorlardı beni ama neyse...

VIP salondaki rahatlığımın fotoğrafını koyayım dedim. Vallahi kıçımı devirdim yattım öyle izledim çoğu zaman filmi. Lion'u izlemiştim o salonda.

Yarın iki yeğenim de bana emanet tüm gün. Pazar günü yine yalnız bir şekilde yollara vuracağım kendimi. Muhtemelen yine Akasya AVM'ye giderim. Hatta erken kalkarsam Moonlight'a giderim. Belki hızımı alamaz karşıya bile geçerim. Hatta Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde nargilemi içer dönerim. Belki de hiçbir şey yapmaz evde kalır dizi izlerim. 😔

3 Mart 2017 Cuma

Hassasiyet

Sevgili Blog,

Bugün...

Böyle yazıya mı başlanır ya? İnsanlara, Blog yazıyorum ben arada, dediğimde yüzüme bakıp "hehehe ne yazıyon, sevgili günnük bugün hava çok gözeldi" diye espiri yapıyorlar. Normalde tepkim epey büyük olurdu ama sustum. Ne gerek var? Blog yazdığımı bile bile beni sevdiğini söyleyip açıp okumayan, okuduğu için meraktan neden okuyorsun diye sorduğumda bana, sanki onunla sevgili olacakmışım da bunun önüne geçmek için açık açık set çeken insanlar olduktan sonra ne yapayım ben gereksiz birine tepki verip. Vermiyorum o yüzden.

Vermeyeceğim de.

Yıllardır yazıyorum Blog. Ahan da görüyorsun. Sence bir gün oldu mu "hadi beni birileri okusun, gidip kendime yorum arkadaşı bulayım, bir şeyler yapayım" diye? Eskiden Instagram, Twitter falan yoktu. O zamanlar blog yazanların bir kısmının tek derdi egolarını şişirmek için yazdıklarına yorum yapılmasını, paylaşılmasını sağlamaktı. Şimdi geçti tabii o işler. Şimdinin blog yazarları da "ayh işte nerede o eski bloggerlar" diyor. Lan?

Benim blog yazmamın iki sebebi var. Bunlardan biri kısmen de olsa deşarj olmam, diğeri de bir gün cidden bana değer veren biri olursa geçmişime dönüp bakması içindir. Yoksa ben çoktan geçtim, yazılarım sayesinde birinin bana ulaşmasından. Anlatabildim mi benimle dalga geçen ve blogumun adresini bile soramayan ya da beni sevdiğini söyleyen ama blogumu hiç okumamış olan ve diğerleri?..

Neyse.

Geçen hafta, sırf kendimi dışarı çıkarmak adına bir etkinlik olması ve insan içine çıkmam için Sinemia üyeliğine başvurdum 1 aylık. Kampanya vardı Blog. Yalan değil. Zaten epeydir de istiyordum, ama pek sinema salonunda film izleme kültürüm olmadığı ve çalışmadığım için elimdeki parayı idareli kullanmam gerektiğinden ötürü imrenerek bakıyordum. Velhasıl, 50 TL'ye benim de Sinemia üyeliğim oldu. Ve geçen haftadan bugüne tam 4 filme gittim. Daha gideceğim filmler de var. Üyeliğimin parasını çoktan çıkardım tabii, ama yine de bazen daha uzaktaki sinema salonlarına gitmem gerektiği için, git gel, bir şeyler ye falan derken bazen harcamam oluyor; ama işin daha da güzel yanı var: Artık yalnızlığımdan daha çok keyif almaya başladım Blog. Mecburen. Ben ki dışarıda yalnız gezmekten, yeyip içmekten, bir şeyler yapmaktan hoşlanmayan, istemeyen ve sıkılan kişiyken, şimdi yanıma aldığım küçük IKEA poşetine koyduğum çerezimle İstanbul'un bir ucundaki sinema salonuna gidip tek başıma film izliyorum. En son izlediğim filmde, yanıma birer çift oturdu hatta. Sağımdaki sevgilisinin omzuna, solumdaki de sevgilisinin omzuna koydu başını öyle izlediler filmlerini. Ben de işte, saf saf...

Neyse boş ver Blog. Aslında yazmak istediğim öyle çok şey var ki. Olur da bir gün biri hepsini okumak isterse, bir kısmını kendi yaşamış olacağı için, okurken sıkılmasın diye yazmıyorum. 😊

21 Şubat 2017 Salı

Nefes Alma-Verme

Bugün bana biri "sana bir soru soracağım, ama bana hızlı şekilde cevap vereceksin" dedi. Peki dedim. Ve bana "aşk nedir" diye sordu. Nasıl cevaplayacağımı şaşırdım tabii. Kelimelere dökebilir miyim diye düşündüm bir an. Ama aklıma ilk gelen şeyi de söylemek istemedim bir süre. Sonra söyledim tabi. "Bence aşk, vazgeçmektir" dedim...

Aşk nedir sence Blog? Keşke canlı bir hale dönüşsen de bana tepki verebilsen. Onca kullandığım kelimelerden bir beyin oluştursan mesela ve sana sorduğum sorulara tıpkı benmişim gibi cevap versen. Ne de güzel olurdu.

Tabi ben 'vazgeçmektir' dediğimde, içimden düşünüyordum, ama gülümseme vardı yüzümde. Aşk güzel şeydi diye geçirdim içimden. Biri için onca şeyden vazgeçebilecek bir gücü kendinde bulabilmekti benim için aşk. Nasıl başka bir tanımı olabilirdi ki? Feda etmekti, vazgeçmekti.

Geçmiş zaman kullanıyorum. Çünkü kendimi de seni de 2009 yılına götürmek istiyorum. O zamanlardan kalma yani bendeki aşk denen şey. Sonra yerinde yeller esen bir duyguya dönüştü.

Suçlu ben değilim hakim bey!
Daha sonra o soruyu sorana yönelttim ben de aynı şekilde. "Peki sence aşk nedir?" O da bana "aşk nefes alıp vermektir" dedi. Ve açıkladı.

Sence aşk nefes alıp vermek mi Blog? Yoksa vazgeçmek mi? Yoksa aşk diye bir şey yok mu? Ya da söyleme boş ver. Ben beklemeye devam edeyim.

Zaten insan ömrü nedir ki?
😕 

Dipnot: Bir 14 Şubat daha geçti ya la. Neyse...

12 Şubat 2017 Pazar

sessiz KALABALIK

Ufacık bir umut, Blog. O kadar küçük bir umut ki içimde barındırdığım, artık ne ben yerini bulabiliyorum ne de var diyebiliyorum. Ne canlandırmaya yetecek enerji var dışarıda ne de sahiplenecek biri.

Hepsi, herkes bir etiketten ibaret sanki. Üstlerinde fiyatları yazıyor. Artık o kadar bariz şekilde yazılı ki kafamı çevirmekten kendimi alamıyorum kalabalıklar içinde. Herkes konuşuyor. Dilsiz olsaydık hepimiz keşke. Tek gürültü çevreden gelen sesler olsaydı mesela. Konuşmasaydık. Öyle anlaşmaya çalışsaydık. Cesaretimiz yeter miydi sence?

Neyse.

Yalan söylemiyorum; yazacak kimsem olmadığı için, yalnız olduğum için, beni anlayacak ya da anlamak için çabalayan kimsem olmadığı için, bugün çok bunaldığım için tekrar yazıyorum sana. Yoksa gerçekten yazmaktan vazgeçmiştim artık. Yazmak da yük gibi geliyordu. Ondan da kaçmıştım aslında bir nevi. Çünkü önce insanlardan sonra da bana iyi gelen her şeyden uzaklaşmaya çalışıyordum bir dönem. Meğer çamurun içinde debelenip duruyormuşum. Bilmiyorum. Birkaç arkadaşım var ama hani hepsinin derdi ayrı ve ben çok iyi öğrendim hiçbirine derinleşmeme konusunda.

Niye bunaldım diye merak ediyorsun tabii. Uzun bir zamandır değişmeyen hayatım, malum. Onu geçiyorum. Bugün dışarı çıktım 2-3 arkadaşla buluşmak için. Hava soğuktu. Ankara soğuğunu özledim o derece. İstanbul'un nemli soğuğunun işlemediği yerim kalmadı. Ama olsun soğuk hava güzel. İyi hoş gezdik, yedik içtik, eğlendik. Pek benimle bütünleşmeyen şeyler olsa da, gözüme bir şey çarptı, konuşma/işitme engelli 2-3 kişi, ellerinde telefonları ve malum uygulamalar... Bilemiyorsun, herkes bir arayışta. Sonları muallakta olan arayışlar... Biraz beni aldı götürdü tabii. Bugün ay tutulması da var. Malum ben pek etkileniyorum. Bu arada kendime not: Taksim'deki Espressolab'a gitme Arif. Teğet geç.

Bu arada Blogger'a hep istediğim şey olan emojiler gelmiş. Ve bu dönüş yazımı en sevdiğim emojimle kapatıyorum.

🍔

Birlikte hamburger yediklerimiz bol olsun Sevgili Blog.