Merhaba Güzel Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Merhaba Güzel Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2016 Pazar

Kalbimi Dinliyorum

Şu sıralar kalbimi dinlemeye çalışıyorum. Hani hep derler ya "kalbini dinle" tarzında şeyleri sürekli insanlara, işte onu denemeye çalışıyorum. Bariz bir şekilde denemeye çalışıyorum bu sefer ama: Ben gerçekten ne istiyorum?

Hayatımda kalbimi dinlediğim çok zaman oldu elbette. Hele benim gibi duygusal bir erkek çoğu zamanda kalbini, sezgilerini ve sonra mantığını dinliyordur Blog. Bu konuda şüphen olmasın; ama bu sefer galiba bütün dikkatimi vermem gerekiyor. Şimdi böyle deyince "bu çocuk ne istediğini bilmiyor" gibi bir şey çıkmasın. Benim istediklerim öyle fuşya öyle toz pembe ki... en masum çocuk bile hayal etmemiştir.

Malum geçen hafta 28 yaşıma girdim. Artık her yerde 28 sayısı beliriyor yaş kısmında. Acımasızca.

Genel anlamda kendimden beklentilerim var, aşamıyorum çoğunu hala. Öyle büyüklerimizin dediği gibi "senin de vardır bir yerde nasibin" şekildeki iyimserliğimi korumaya çalışıyorum en azından. Bu da bir şeydir, değil mi? Umarım.

İnsanlardan beklentim de var. Vatansever, hayvansever vb. türdeki sevgi konularında beklentilerimi elbette bir kenara bırakarak diyorum. Güvenmek istiyorum Blog. Öyle böyle değil. Hiç bu kadar birine güvenme ihtiyacına girmemiştim hayatımda. Aynı zamanda da cesaret. Çünkü ikisinde de korku ve eksiklik yaşıyorum. Bunları birinde görmeye ihtiyacım var. Sadece görmeye de değil tabii ki yaşamaya da...

Başka başka... Windows 10 Yıldönümü Güncellemesi geliyor 2 güne. En basitinden Edge'i kullanmak istiyorum; ama sırf eklenti desteği olmadığı için uzak duruyordum şimdiye kadar. Yıldönümü güncellemesi diyor Microsoft ama bana kalırsa bildiğin Servis Paketi. Benim için tek önemli olan Edge yani.

Bir de Steam'i tekrar yükledim 2-3 gün önce. Zamanında satın aldığım ama şu anki bilgisayarımda biraz kasan, hayatımdaki en sevdiğim ve hala daha özlemle bakıp oynadığım hemen hemen tek oyun olan Age of Empires II: HD Edition'ı tekrar yükledim. Meğer benim uzak kaldığım dönem boyunca ekstra 2 eklenti paketi de çıkarmış ve daha da önemlisi güncellenmiş ve şu anda kasmıyor. Geçen oynadığımda, ki oynuyorum hala, 4 saat boyunca gayet güzel oyunu kazanarak bitirmiştim.

Benim hayatım şimdilik böyle. Sakin kendimce. Yazamadım bir süredir. Yazmak da istemedim. Küstüm, senden bile kaçtım; ama biliyorsun ki aklımdaydın Blog, ben zaten "kaçtım, kapattım, gittim" dediğime bakma sen.

Neyse, senden naber?

4 Ocak 2016 Pazartesi

Kardan Adam

Ne güzel değil mi? Her taraf kar. En azından burada öyle...
Bugün dışarı çıktım, epeydir yapmadığım şeyi yapıp. Pazara gittim bizimkilerle. Tabii yolun karlarla kapalı olması, insanların dolmuşa doluştuğunu görmek ve en önemlisi de etrafta bir heyecanla kardan adam yapan çocukları ve yetişkinleri görmek... İşte okullar bunun için tatil olmalı!

Pazar güzeldi. Klasik pazardı işte. Tezgahlar, meyveler; ürünlerini satmaya çalışan insanlar ve müşterileri, ben... Soğuktu hava; ama güzeldi. Yılın bu ayında, eskiden doğru düzgün kar görmezdik. Yani ben pek görmediğimizi hatırlıyorum daha çok. Aralık ya da şubat gibi olurdu, ama yeni yıla girerken kar yağdığını görmek nadirdi. En azından benim 27 yıllık hayatımın hatırlayabildiğim 20 yılı içinde.

Yeni yıl... 2016! Çok şey söylenebilir benim açımdan. Bir umut var şu sıralar içimde bazı şeyler konusunda. O yüzden sessizliğimi koruyup kendimce sesleniyorum: 2016 GÜZEL OLACAK!

Tabii seslenerek olmuyor o işler. Ya da oluyor mu? Hiç seslenerek olmasını denedim mi? Ya bir şey olmazsa? Ya saçmalamayı kesmezsem?

2015'imin son yazısındaki 2016 yılı için beklentilerimi yazmıştım. O yüzden tekrar yazmayacağım, Blog. Sen de duymaktan sıkıldın yıllardır, biliyorum.

Bu arada yeşil çaysız kalmıştım 1 haftadır. Bugün çok şükür alabildim kargodan çaylarımı. Ki bu mevzuya hiç girmeyeceğim, zira Yurtiçi Kargo beni deli etti! Bir de ilk kez birinin Blog'umdaki her yazıyı okumaya çalıştığına şahit oluyorum şu sıralar. Bunu da okuyordur belki. Allah bilir.

Bir de geçen günlerde bir şeyle tanıştım: Revolut. Okunuşu revölü. Fransızca gibi sanki, değil mi? İngiltere'den çıkışlı. Bu "kısmen" bizim Enpara.com ve Cebteteb hizmetlerine, ben bu ikisini de kullanıyorum, benziyor, gibi. Dijital bankacılık konusunda gelişmeye çalışıyor dünya sanıyorum ki. Özetle içine attığınız parayı, Revolut hesabı olan, dünyanın herhangi bir yerindeki kişiye ücretsiz olarak aktarabiliyorsunuz; aynı zamanda 1 sene içinde en uygun döviz kuru garantisi veriyor, paraların döviz değişiminde. Telefon uygulamasını kullanabilirsiniz yalnızca. Bir de banka kartları var. Ki onu da istettim. Uygulama içindeki tarihe göre 15 Ocak'ta elime geçermiş. Yurt dışına gideceğim de kullanacağım da... Peh! Ama o kartı istiyorum. Beni biliyorsun Blog. MasterCard tabanlı bir sistem. Yani, güvenilir. Kartı MasterCard logolu ATM'lerde kullanabiliyorsunuz, para yatırma ve çekme işlemleri için. Bu sistemin en güzel yani, büyük miktar parayı ücretsiz aktarabiliyor olmanız. Gerisi zaten yurt dışında kullandığınız ATM'nin işlem ücreti çekmesiyle alakalı. Ve içindeki para birimi otomatik olarak değişiyor kullandığınız ülkeye göre. Ve hayır bana kimse para vermiyor bunu sana yazdığım için Blog.

Neyse, şu şarkıyla ayrılayım ben:

27 Aralık 2015 Pazar

Kendine iyi bak 2015!

Nasıl geçti bilmiyorum. Büyük bir kısmı, benim için zor olacağını düşünerek hep kaçmaya çalıştığım, askerlik görevimi yaparak geçti sayılır. Ve inanır mısın Blog, geceleri yatağıma yattığımda askerdeki günlerim gelir aklıma. Bir tane bile negatif şey gelmedi bugüne kadar. Ki yaşadığım olumsuzluklar da olmuştur, ama hiçbiri geçmiyor gözümün önünden. O derece güzeldi yani...

Sonra Türkiye içerisindeki ilk iş tecrübem, hayatımın da ikinci iş tecrübesini geçirdim 2015 yılı içinde. Benim için zor olan bir mevsimde, kendimle çırpınışlarım arasında, ama çok güzel iki arkadaş edindiğim bir iş deneyimi oldu. Çok çok kısa sürdü, ama olması gerekiyordu. Yoksa başka nasıl anlayabilirdim şu anki durumumu... Şirket geçmişinin, yapısının önemini; çalışanlara verilmesi gereken önemin değerini ve daha birçok şeyin kıymetini anladım. Özel sektörlerin daha ne kadar gelişmeye ihtiyacı olduğunu ve insanların yakındıkları kadar olduğunu da gördüm. Patronların nasıl rahat bir hayat sürdüğünü, çalışanların "sözde" mutluluklarıyla ilgilendiklerini ve neyi daha çok önemsediklerini gördüm. Ve bitti.



Sonra 1 kere daha epileptik bir kriz geçirdim. Epilepsi demiyorum, çünkü dememi gerektirecek bir seviyede değil. Bununla birlikte dostum dediğim 2-3 bayan arkadaşımı da hayatımdan çıkardım. Dostluk nasıl bir şey diye sorgulamama neden oldu 2015.

Askerden dönünce ayrıldığım sevgilim... Şu anda kimseyle birlikte olmamam gerektiğini düşünüyorum hala daha. Çünkü bence ben beceremiyorum sevgili işlerini. Bunu da öğretti 2015.

90 kg olacak kadar strese girip mutluluğu yemekte aradım. Her ne kadar 6 haftadır diyet ve spor yaparak 5-6 kg vermiş olsam da, en başta şişmanlamamam gerektiğini tekrar tekrar öğretti 2015.

1 yıl daha yaşlandım. Manevi anlamda 5 yıl daha diyelim. Çocuksu hayallerimin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini öğrendim. Bana O'ndan başka kimsenin yardım edemeyeceğini, bana verdiği bu zorlukların O'ndan geldiğini ve kabullenmem gerektiğini öğrendim. Yalnız olduğumu, ailemin de bir yere kadar yanımda olduğunu ve nasıl ki bu dünyaya beni O getirdiyse, bundan sonra da O'nunla olacağımı ve O'nun emriyle öleceğimi öğrendim bu yıl içerisinde.

2016 yılından:

  • Her şeyden önce huzurlu olmayı; ruhen öncelik olarak, sonra da beden olarak sağlıklı olmayı
  • Kendi ayaklarımın üzerinde durabilmeyi
  • Gülerken sadece yüzümün değil; kalbimin de gülmesini
  • Çevremde hep iyi niyetli ve temiz kalpli insanların olmasını ve benim bunu fark edebiliyor olmamı
  • Daha az üzülmeyi, daha az ağlamayı, daha az konuşmayı, daha az dinlemeyi, daha az söylenmeyi, daha az sinirlenmeyi, daha az düşünmeyi
  • Daha çok sevmeyi ve daha çok sevilmeyi istiyorum ve bekliyorum.
Önceki yıllarda ne olduğu, ne yaşandığı, ne bittiği... inan hiç umurumda değil Blog. Hepsini düşünmekten yoruldum. Ve boş verdim.

Gördüğün üzere ben bir insanım. Sevgi makinesi değil. Ya da insanlara bazı şeylerin hala daha var olduğu inancını korumaları için gönderilmedim bu dünyaya bence.

Ve sana ayrıca teşekkür ederim Blog.
7 yıl oldu! Koskoca 7 yıl! Keşke 7 yıldan önceki yazılarımı da silmeseydim. Şimdiye 10'u bulmuştuk birlikte. Olsun ama... Böyle de güzeliz.

24 Kasım 2015 Salı

Son Haberler!

Sevgili Blog,

Bu haftanın konuları arasında en önemlisi olan diyet ve spor mevzusunda seviye atlamış olduğumu söylemekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Zira sağlıklı beslenen ve her şeyden uzak Arif moduma geçebildiğim için aşırı aşırısı mutluyum. Hedefim, önümdeki iki ay içerisinde 6-7 kg vermek. 10 kg vermek istiyorum en az da çaktırma. Spor konusunda bana yardımcı olan, ama buradan sesimi duyuramayacağım Leslie Sansone ve Jessica Smith ablalarıma sevgilerimi ve fazla kilolarımı gönderiyorum.

Bir diğer önemli olan konu'm ise vefa. Bu konuda da mutluyum. Çünkü şu anda bu durumdayken yanımda olan insanlar bana kendilerini hissettiriyorlarsa bu demektir ki hala daha umut var.

Duygusal anlamdaki halime gelirsek eğer, yani şu yeni halimi sevmeye başladım. Kullandığım ilacın amacı başka da olsa, bir yandan bana verdiği his yüzünden bile kullanmaya devam edebilirim. Zira verdiğim kararlar daha mantıklı, daha kararlı ve daha bana dönük oluyor. Belki de güzel Allah'ım yanımdadır. İnşallah.

Bir de ceviz yemeye sardım şu sıralar. ÇÜNKÜ IVIR ZIVIR YEMEMEM LAZIM. Ve kahvem ya da yeşil çayımın yanına 2-3 bilemedin 4-5 tane ceviz eşlik ediyor. Tuhaftır cevizi bir böyle sade seviyorum bir de ballı cevizli pastada seviyorum. Bak gece gece yine konu yemeye geçti. Neyse.

Ha bu arada yalnızım, bekarım, kimsesizim, sevgilisizim vs. bütün -sız'lar/-siz'ler bende. Haber salıyorum herkese, uygun kişiler beni bulsun. O kişiler kendini bilir.

O değil de, benim Blog arkadaşı edinmem gerektiğini hissettirdi bana Blogcuğuma aldığım son yorumlar. Hani beni okuyan olsun, bol bol takip edileyim gibi düşüncelerim olmadı Blog, biliyorsun. Senle ben senelerdir yazışıyoruz gördüğün üzere. Hoş, daha çok ben yazıyorum, sen sunuyorsun onu dünyaya, insanlara, yolunu şaşırmışlara... Bilemedim.

Ben askerdeyken şubat ayında, takip ettiğim İtalyan bir sanatçı albüm yayınlamış. Ve ben onu müzik arşivimi düzenlerken fark ettim. Kapanışı o albümünden bir video kliple yapalım Blog.

Dipnot: Blogumda güncelleme yaptım minik çaplı. Başlıkların ve tarihlerin yazı tipini, metin yazı tipim ve en sevdiğim yazı tipi olan Calibri yaptım. Zira bir öncekinde Türkçe karakterleri çıkartmadığı için gözüme çarpıp duruyordur son yıllarda. Son yıllarda dedim resmen! Yaşlanıyoruz Blog!


17 Kasım 2015 Salı

Sevgili O, Bir Sen Yoksun!

İSTANBUL!

Seni çok seviyorum, ama ah şu beni terleten nemli hava'n olmasa! İnan, o aptal trafiğine, yazları her tarafını dolduran Arap turistlerine, her köşedeki bir adet AVM'ne... hepsine razıyım; ama işte... İşte.

Ablamın doğumu için geldiğim Gebze semalarındayken, fırsattan istifa 3. kez arkadaşlarımla buluştum ve bugün gerçekleşen sonuncusunda, eski iş arkadaşım, çok tatlı bir bayanla geçirdim günümü. Velhasıl, kendi dertleri olsa da benim dertlerimi az çok anlayan biriyle bütün günümü eğlenceli ve gülerek geçirmek bana adeta 1 yıllık mutluluk sağladı. Gel gör ki, geçen hafta hayatımdan çıkardığım 3 adet dostum dediğim insanı, senede 2 kere belki görebilirken ne kadar mutlu olduğumu tarif edemem; ama herkes başkalarında aynı hissiyatı yaratmıyormuş ki şu anda onları çıkarmak durumunda kaldım.

Çok güzel bir gündü. Gittiğim mekanların adlarını vermeyeceğim Blog, sen biliyorsun zaten, ama az biraz ilgili kişiler, kişisel Twitter ve Instagram hesaplarımdan olayı çözerler. Bugün Kadıköy, Beşiktaş, Eminönü ve daha birçok noktada oturdum, yedim, içtim... güldüm, bol bol güldürdüm. Ve evdeyim.

Kendi fotoğrafımı da ekliyorum ki Allah bozmasın, olmayanlara da nasip etsin, mutluluğu buraya taşıyayım. Zira son 1-2 yıldır doğru düzgün mutlu bir haber paylaşamaz oldum seninle Blog.

Bu arada görüyorsun değil mi ne kadar tombiks bir hale geçtim? Evet, diyet yapıyorum 3 gündür. YAPIYORUM!

Özetle bugün güzeldi. Ve çok yakında Ankara'ya döneceğim. Tekrar eve kapanan, mecburen, hayalleriyle doymaya çalışan bir insan olacağım; ama bu sefer kimsenin halimi hatrımı sormasını beklemeyeceğim. Dostum dediklerimin %80'i beni kendi halime bıraktıklarında anladım bu hatamı. O yüzden bazı kararlar aldım:
  • 3 gündür devam ettiğim diyetimi daha da yoğunlaştırıyorum. Ki 3 gündür epey aerobik yapıyoruz küçücük yeğenimle.
  • Aklımda bazı şeyler var geleceğime dair, onlara yoğunlaşmayı düşünüyorum.
  • Bir süredir düşündüğüm şeyi yavaştan gerçekleştirmeye çalışacağım: Artık O'nu beklememeyi öğrenmeyi deneyeceğim. O, her kim ise, birgün olur da gelirse hayatıma, göreceği şey, son kullanma tarihi epey bir geçmiş ve kötü kokan bir Nutella kavanozu olacaktır... Bunu yapmak zorundayım galiba. Çünkü ben umut edip beklemekten başka bir şey yapamıyorum ve birine olan ihtiyacımı dizginleyemiyorum. Bu da beni çok yıpratıyor. 
Şimdilik paylaşmayı düşündüğüm ana şeyler bunlar Blog. Bunların dışında şunlar da gerçekleşti bir süredir hayatımda:
  • Instagram'daki içinde insan olan bütün fotoğraflarımı sildim, klini açtım. Twitter profilim de aynı şekilde. Sana özgü profillerimi biliyorsun Blog, hemen sağ kolonda (bana göre) bulunuyor linkleri.
  • Windows 10'un 10586 numaralı sürümünü yükledim. Ve Allah seni inandırsın, daha da hızlandı laptopım. Ben varya, iyi ki almışım bu bilgisayarımı Amerika'dan. Beni daha götürür bu, inşallah.
  • Artık hemen hemen canımı sıkan her şeyi rahat bir şekilde boş verebiliyorum. Ve bu durumdan mutluyum. Kafama takmıyorum mesela, çok yoğunlaşmıyorum, bozmuyorum moralimi.
"Böyle saydım, ama kesin bozulur moralim." demek bile istemiyorum. Şu anda böyle hissediyorum ve mutluyum. Allah bana nazar değdirecek insana bile versin ki gözü doysun!

Şu şarkıyla da kapanışı yapmak istiyorum. Çünkü sözleri kısmen beni anlatıyor ve hep etkilemiştir. Sezen Aksu da yengeç zaten... 

6 Kasım 2015 Cuma

Oh Cuma!

Bugün cuma. Evet, cuma günü ve ben uzun bir süredir geride bıraktığım cumalarda hissedemediğim huzuru hissettim biraz da olsa. Son yaşadıklarımdan sonra, konuyla ilgili yazımı kaldırdım yazdıktan 1-2 saat sonra, daha farklı bir pencereden bakmaya çalışıyorum hayata. Biraz daha soft renklere bürünüyorum. Ya da öyle hissetmeye çalışıyorum, emin değilim. Güzel yine de.

Dün akşam Facebook profilimde paylaştığım şu duamdan sonra:

Allah kimseyi zor gününde; sağlık, vefa, vicdan, sevgi ve saygı konularında sınamasın ve geçmişini unutturmasın. Amin.

Ve arkadaşlarımın çoğunun genel anlamda daha öncesinden beri bana karşı olan ilgisini görünce, bazı şeylere ne kadar yönelmem gerektiğini anladım biraz da. Tabii bir de bugünkü Cuma Namazı'nda ettiğim dua sonrası bir yerde gördüğüm Şems-i Tebrizi'nin şu cümlesiyle daha da sanki böyle "doğru yoldayım galiba" der oldum:
Bir kişi, Allah'tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa; Allah da onu başkasına muhtaç etmez.
Sonra yüzümde bir gülümsemeyle evde geçirdim vaktimi. Şimdi de seninle paylaşıyorum bunu Blog'um.

Dün Ellie Goulding'in epeydir beklediğim albümü yayınlandı. Adele'in albümü çıkana kadar onunla takılacağımdan hiç şüphen olmasın Blog. Ama Adele başka tabii. Neyse, beğendiğim şarkıları oldu, ama şunu paylaşmak istiyorum burada:


"Is there anybody out there waiting for me on my way?
If that somebody is you, then baby, I just wanna say,
Tonight, nothing will bring us down,
Tonight, we're at the lost and found."

Beni gerçekten tanıyan bilir. Kimseden beklemem öyle küçük dağları benim için yaratmalarını. En kötü, ne verdiysem onu beklerim, ama çok yakın arkadaşım dediğim bazı arkadaşlarımı, onların tavırlarından anladığım kadarıyla, ben zorlamışım arkadaşlığa ki şu geçirdiğim zor/ağır zamanlarımda basit bir WhatsApp mesajını bile çok görür oldular. Ve lanet olsun ki yengeç burcu olup da geçmişini unutmayan kişi BENİM, onlar DEĞİL! Yarın bir gün hiçbir şey olmamış gibi Facebook'dan vesaire yazmazlar umarım bana. Zira ben üstünden zaman geçtikçe unutmuyorum. Daha da yerleşiyor.

Velhasıl, bir de diyete ve spora, yarından itibaren daha şiddetli şekilde başlıyorum Blog. Son geçirdiğim rahatsızlığımdaki kan tahlillerimdeki iki seferde de açlık anı şeker seviyemin yüksek çıkması bana "oh my God! Are you made of candy or you're really getting a fat *ss?!" çanları çaldırdı, ama ikimiz de çok tatlı olduğumu ve artık kan değerlerimin de bunu kabul ettiğini biliyoruz Blog. Yine de göbeğimden kurtulmamız lazım. HEMEN! 

Ah bu arada şunu söylemem gerekiyor. Sevgili Doğalsan, buradan sana teşekkürlerimi sunuyorum. Zira, ben bütün Dukan Diyeti'm boyunca Doğalsan'ın yulaf kepeklerini kullanmış biri olarak, geçen aylarda aldığım ve çok kısa sürede ağzı kapalı olmasına rağmen bozulan bir üründen dolayı, benimle epey ilgilendiler. Ben bozulan ürünü görünce epey şiddetli bir çıkış yapmış olabilirim ki genelde bu tip durumlarda ilgili ürünleri fotoğraflayıp firmaya mailliyorum, aynısını da yulaf kepeğim için yapmıştım. Doğalsan da gayet ilgilendi ve bugün telafi amaçlı yulaf kepeği gönderdiler bana.

Firmalar bu şekilde ilgili olunca müşterileriyle, eminim daha çok kazanıyorlardır. Yani inşallah kazanıyorlardır, diyeyim.

Dipnot: Bugün ettiğim duada Allah'dan ufak bir şey rica ettim. Ya içimdeki sevgi için doğru kişiye beni emanet etmesi ya da içimdeki bu savaşı sonlandırması yönünde. Çünkü ben kendimi hırpalamaktan çok yoruldum. Ve belli ki diğerlerinin yaptığını yapıp "amaan boş ver! Sıradaki???" diyemiyorum, diyemeyeceğim de.

5 Mart 2014 Çarşamba

Bahaaaar! Nerelerdesin?

Özür dilerim...

Kendimi bu kadar yıprattığım için,
Duygularımı bu kadar yorduğum için,
Zamanımı gereksiz şeylerle geçirdiğim için,
Kitap okumayı 1 aydır bıraktığım için,
Çok yemek yeyip, seni sağlıksız yaptığım için,
Daha az, neredeyse hiç, dua ettiğim için,
Gerçeklerine karşı kapılarımı kapattığım için,
Sevgisini paylaşan insanlara karşı sert olduğum için...

Özür dilerim be Blog...

Eskiden moralim bozulduğunda soluğu yanında alırdım. Bazen en mutlu anlarımda seninle paylaşırdım. Son 3 aydır ne kadar da az paylaşımcı oldum seninle,
Her şeyi anlatamadığım için de...

Bilmiyorum neden o beklediğim sihirli değnek gelmiyor. Bilmiyorum, belki de beklemeli miyim daha fazla, yoksa elimdekiler için daha mı fazla çaba göstermeliyim, emin değilim.

Tek bir şeyden eminim: Hayatı, en değersiz zamanlarda ciddiye alıp en gerektiği zamanlarda görmemezlikten geliyorum. Bu huyumdan vazgeçtiğim anda sanırım daha mutlu olabilirim.

Neler geçirdim son iki ayda Blog? Bilmiyorum. O zaman hemen anlatayım. Bir ara diyete başlamaya çalışıyordum, o bir ara hiç gelmedi. Yürüyüşlerimi bıraktım, hava durumunu bahane edip. Ders çalışmalarım... eh işte. Ama çok yedim. Kilo da aldım. Herkes iyi dese de, değil Blog...

Bir ara eski sevgilim yazmıştı sanırım. Eski... Bazen merak ediyorum, hayatın hangi noktasında yanlış yaptım diye. Ya da olup bitenleri kim hak etti diye. Çok üstünde durmuyorum artık bu konunun, inanır mısın?

Bu şehre alışmaya başladım biraz. Yine de medeniyet denen şeyi aradığım zamanlar olmuyor değil.

Hafta sonu annem geldi. Ablam hamile. SÜPRİİİZ! En azından benim için renk oldu. Bir de arkadaşsız olduğum bu koca şehirde, konuştuğum insan sayısı artmış oldu. Yalnızım be Blog. Ve elim telefona daha fazla yapışır oldu.

En son da geçen gün oldu olanlar. Bir ara epey kıymet verdiklerim şimdi "eskide" kaldılar. Teorik olarak suçlu benmişim gibi gösterilse de, değil. Beni bilirsin, siyasetten nefret ederim. Hiç milliyetçi ya da Atatürkçü kimliğim görülmemiştir kimse tarafından. Sessiz sakinim. İnsanlara, insan oldukları için değer vermişimdir hep. Ülkemizde biraz etiket bazında değerlendirmeler fazla olduğu için...

Terörizm... Kim ister ülkesinde savaş olsun? Kim ister, yanyana yaşadığınız insanlarla toprak ve etiket problemleri olsun? Peki ya... kim ister senelerce ekmek yediği ülkeye ihanet edip, bir sürü savaşa sebep olup, 2014'e gelmiş bir dünyada, hala daha toprak kavgası yapmayı? Ben istemem. Ben çünkü insanları ırkları, renkleri, cinsiyetleri gibi ayrımlara sokmuyorum, sokmadım da hiç. Ama benim ülkemi bölmek isteyen, huzuru bozmak isteyen herkes teröristtir benim gözümde. Bazen insanları anlamadığım oluyor, geçenlerde bu durum maksimum seviyeye ulaştı. Benim gibi biri "Kürt düşmanı" ilan edildi. Sebebi de terörizmden yana gem vurduğum Facebook durumları idi. "Sözde" sebepleri tabii ki. Asıl sebep atıflarımın birilerinin canını sıkmasıydı. Oysaki benim bilmem kaç tane Kürt arkadaşım var çok değer verdiğim. Hiçbiri bir gün olsun gözümün içine bakarak nefretlerini göstermediler bana. Ve zannetmiyorum da onlar terörizmi desteklesin. AMA yanılabiliyormuş insan. Dost bildiğiniz insanlar, size sıcak görünüp, içlerindeki o Türk nefreti ateşini harmanlıyormuş sürekli. İkiyüzlü oluyormuşlar meğerse. Suçlandım. Sessizce arkadaşlıktan çıkartıldım. Yazılan yorumlar silindi... Anlamadığım şeyler oldu. Ben de çok uzatmadım, kestim her şeyi. Ve inanır mısın Blog, hiç pişman değilim. Benim hayatımda ikiyüzlülere yer yok.

Diyorum, anlamam hiç insanların bu toprak derdini. Güzel bir ülkede yaşıyoruz. Bu topraklarda herkesin emeği var. Peki ama nedir bu savaş? Neden?.. Neyse.

Bir haftadır hava kapalıydı ama bugün dışarı çıktım markete gitmek için. O ateşli sıcağı hissettim tenimde. Notlarımı alıp parka inmek geldi içimden. Peki n'oldu? Üşendim...

O değil de benim acilen diyete başlamam lazım. Aksi halde yazın t-shirt giymekten nefret edeceğim.

Beni affet Blogcuğuuum! Öptüm.

5 Ocak 2014 Pazar

Yine mi Yeni Yıl?

Öncelikle hoş geldin 2014. Sana gel diyen olmadı; ama galiba ben özellikle gelmeni isteyenlerdendim, 2013'ün verdiği kasvetli dünyadan kurtulmak isteyenler arasında... Geldin ve bugün 5. günün. Geriye kalan 360 gün için ne derece başarılı olabileceğimizden emin değilim. Yine de umutla bekleyebiliriz seni Blog'um ve ben.

Yazmadan önce eski yazılarımı okudum. Yani her seneye nasıl başladığıma dair yazdıklarımı okudum demeliyim.

Geçmişim biraz film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Yeni yıla başlarken dilediklerimin ne kadarını gerçekleştirebilmişim diye düşündürdü. Şimdi yepyeni bir yıl var önümde. Yine saçma sapan dilek listesi oluşturmayı düşünmüyorum. Ve korkuyorum 2014'den Blog. Son yıllarım hayatımın şekillenmesinde çok farklı etkilere sahip oldu. Amerika maceralarım, Erasmus serüvenim, Dukan diyetiyle geçen bir yılım ve depresyona girdiğim son yılım... Ve bu sene korktuğum her şeyle yüzleşmek zorunda kalacağımı biliyorum. Hem de her şeyle... Ne kadar cesaretim var, emin değilim. Yine de ayaklarım geri gitmiyor. Adımlarım biraz daha bilinçli geleceğe dair; ama korkularım içimde saklı Blog. 2013'de bırakmak istemediğim kişi/kişiler vardı; ama şu anda gördüğün üzere yine yalnızım birçok sebepten ötürü. Hiç gelemem dediğim bir şehirde hayatımı devam ettirmem gerekiyor. 2014'ün yarısı böyle geçecek. Sonraki yarısı için Allah büyüktür diyorum. Yani benim için her şey Haziran ve Temmuz aylarından sonra başlayacak. Ne şekilde yöneleceğim, ne yapacağım, neye üzülüp neye sevineceğim... İnşallah diyorum; ama bir yandan da başım yana düşüyor.

Ne derece başarılı olabilirim acaba birçok konuda bu sene... Çok merak ediyorum ve diğer her şeyde olduğu gibi yaşayıp göreceğim. Bu seneden beklediklerimi yazmak istemiyorum. Daha sonra okuyunca kıyaslama şansım olsun istemiyorum Blog. Ne gelecekse Allah'dan, ne olursa kabulüm. Her anlamda sağlıklı ve mutlu olayım... Gerisi yine detay olur. Emeklerim boşuna gitmesin bir de. En büyük dileklerimden biri de bu. 

Duygusal anlamda bir hayale girmiyorum artık. Ne olacağım bile belli değil. Bir de inancım kalmadı artık Blog. Benim seçtiklerim mi yoksa beni seçenler mi beni bu hale getirdi, anlayamıyorum; ama galiba en büyük gerçeğin bu olduğunu öğrendim önceki yıllardan: Bana sevgi yasak...

Birlikte 6. yılımıza girdik Blog. Bir sen bir de ailem kaldı her sene yanımda. Bana yetersiniz aslında. Allah'dan belamı mı istiyorum, değil mi? Belki de.

Şu sıralar yine sessizleşip kendi dünyama çekilesim var Blog. İyi değilim çünkü. Moralim bozuk, kötüyüm... Dün gece bir film izledim, uzun zamandır izlememe direnip. About Time idi. Güzeldi, beğendim. Filmin sonunda kendime sordum: Ben neden her saniyemi en mutlu olacak şekilde geçirmeyi beceremiyorum? Denesem bile çok kısa süreli oluyor. Sonra yine üzgün, suratı asık Arif oluyorum. Belki o kısa sürede de kendimi kandırıyorum. Bazen, yine de, gerçekten mutlu olup zamanımı çok iyi geçirdiğim de olmuyor değil. Başarıyorum da galiba. Tam olarak emin olamasam da bu durum için, genel anlamda beceremediğim bir durum olduğu gerçeği de yüzüme çarpıyor Blog. Neyse, hoş geldin tekrar 2014. Bu sene epey işimiz var seninle... Dileklerimi biliyorsun!

6 Temmuz 2013 Cumartesi

Nokta Koyabilirim Bazen

Nokta koymak için diyeceklerim var. Mesela;

* Ramazan ayı geliyor. Ve tüm dileklerimle, dualarımla, olabildiğince nefsimle hazırım. Kabul olur-olmaz. Ben tüm inancımla hazırım.

*Gönül işleri var bilirsin Blog. O işler fedakarlık istiyor bilirsin. Bilirsin fedakarlıkta nasılım. Anladın sen onu Blog.

* Şu sıralar 6 sene öncede olsam ne yapardım diye düşünüyorum. Bir de 6 sene sonra dönüp ne yapardım diye sorabilme ihtimalim olan şeyleri düşünüyorum. Düşünüyorum Blog.

* O değil de, Ramazan ayı geliyor tüm kudretiyle.

* Geçen Perşembe, neredeyse 2-3 yıldır ayak basmadığım Kızılay'a gittim. Oradan Tunalı'ya... Yanımda O ve Diğerleri vardı Blog. Mutluydum. Son 2-3 ayımın buhranının hepsini attım. Çok iyi oldu. Yine olsun, yine gideyim.

* Eteklerim tutuşmadan yapmam gereken şeyler var Blog. Ramazan'ı bomba gibi geçirmeliyim Blog. Beni dinliyor musun sen blog??!!

* Devremülkten döndüğümden beri kitaplarım bana küsmüşler gibi. Elime almıyorum okumak için. Neden? Tam 9 Türkçe romanım var bitmeyi bekleyen. Ayda 4-5 kitap okuyorum ortalama dersek. Bilemedim...

* Özetle. ÇOK İYİYİM! *gülensurat*

* Son iki günde bir şey keşfettim Blog. Ona uymayı düşünüyorum o yüzden.

Öperim.

17 Haziran 2013 Pazartesi

Masumiyet (Çalışkan Duygu)


Sözümü tutuyorum Blog. Hayatıma girmiş çıkmış kimsenin ne yaptığını merak etmiyorum sana söz verdiğimden beri. Bakmıyorum sosyal ağlarında ne yaptıklarına. Bazen merak bastırsa da 1-2 saniye içinde geçiyor hepsi. Gerçekten de, nasıl bitirdiğimizi hatırlayınca, daha da uzak durasım geliyor bütün internetten. O yüzden kafam rahat Blog. Mutluyum bu açıdan. Eskide yaşananların hepsi, eskide kaldı, anılarıyla birlikte...

Şu sıralar nasılım sorusunu cevaplamalıyım belki de. 1-2 kelimeyle sıralayabilirim senin için:
*Ümitsizlik
*Pişmanlık
*Hayal kırılığı
*Güvensizlik
*Masumiyet
*Huzur...

Şimdi gelelim bunları açıklamaya.

Ümitsizim Blog. Kendim için ümidim çok az kaldı. Nefes aldığıma ve Allah'ın bana verdiklerine şükrederek geçiyor zamanım. Bir de sen varsın, ücretsiz psikologum gibisin, bana göre.

Pişmanlık var Blog. Son 1 senemin pişmanlığı, son ilişkilerimin pişmanlığı, zamanımı geçirdiğim şeklin pişmanlığı... Hani her günüm, sonraki günlerim için bir başlangıçmış gibi hissederek yaşamaya çalışıyorum. Sabahları erken kalkıyorum artık. Yine de pişmanlıklarımı gidermiyor bu durum. Ben de bilmiyorum nasıl telafi edeceğimi. Belki unutmalıyım, boşvermeliyim... Emin değilim. Yine de susuyorum Blog. Sana karşı, duygularıma karşı yaptığım en iyi şeyi yapıyorum belki de, susuyorum.

Hayal kırıklığım için ne desen haklısın. Çok anlam yüklediğim için oluyor, ben de biliyorum. Yine de hayata biraz daha renk katıyor be Blog. Hayal kırıklıklarına değiyor belki de. Emin değilim. Büyük bir şey kaybetmediğim sürece, her bir hayal kırıklığım beni daha da güçlendiriyormuş gibi.  Bir de fark edebilsem...

Güvensizlik konusuna girmesem mi diye düşünüyorum Blog. Gezi Parkı eylemleri nedeniyle, artık en yakın arkadaşlarım, benim tepkisizliğime, onlar gibi sürekli bir şeyler paylaşmayışlarıma karşı düşündükleri şeylerle bütün güvenimi kaybettiler. Bir de tekrar tekrar ikinci baharları yaşattığım ilişkiler var. Hislerime güveniyorum, biliyorsun beni. Sana söylediğim beyaz yalanlarımı bir gün dönüp tekrar açıkladığımı da biliyorsun; ama biraz daha susmalıyım. Biraz daha beklemelisin Blog. Ben ne yapmalıyım sence? Her hafta bir başka şey oluyor beni sevdiklerime karşı soğutmaya iten. Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil. Ne yapmalıyım Blog? Neden biraz olsun şu duygularım diğer insanlarınki gibi savurgan, boşvermiş değil? Yine susalım mı?..

Masumiyeti daha çok arar oldum Blog. Her gece kurduğum hayallerle uykuya dalıyorum. Gündüzleri en masum olan kitaplarımı alıyorum, 1-2 saat vakit geçiriyorum onlarla. Bazen babamla konuşuyorum sıradan şeyleri. Bazen balkona çıkıyorum. Aşağı doğru bakınca, 2 tane kalmış tavuklarımızdan birini görüyorum. Ekmek parçaları atıyorum ona. Ona imreniyorum bazen. Masumiyeti arıyorum hala. Bazen aynaya baktığımda görüyorum en azından. O zaman biraz içim ısınıyor yaşamaya karşı. Sonra kitaplarıma geri dönüyorum. Onlar da ben kadar sessiz duygularıma...

Huzurum var yine de biraz. Bazen tamamen yok oluyor, biliyorsun Blog. En azından buna şükredebiliyorum. Biraz da olsa huzurum var... Bazen diyorum kedim olsaydı keşke evimde. O zaman hiçbir kimsenin arkadaşlığına ihtiyaç duymazdım herhalde. İnsanlardan daha nankör olamazlar bence. İleride eğer kurulu bir hayatım olursa, muhakkak bir kedi beslerim. Öyle avutuyorum kendimi şimdilik.

Böyleyim şu sıralar Blog. Boynum bükük yazıyorum sana. Biraz gözlerim doluyor, sonra boşveriyorum. En azından sinirlenmediğime şükrediyorum sana yazarken. Bazen öfke kusan yazılarımı da çekiyorsun en azından. Böyle kal olur mu? Hiç tepki vermesen de ben anlıyorum seni. Senelerdir yazıyorum sana, yine yazarım ölene kadar. Sen yine de böyle kal lütfen. Hep benim...

30 Nisan 2013 Salı

Yaz Geldi? Hmm...

Son yazdığım 4 yazımı sildim. Fazlaca kötümserlik, acımasızlık, karamsarlık, kan, ölüm ve umutsuzluk kokuyordu. Hatta son yazımda bir daha yazmamaya karar vermiştim. Bugün dedim ki kendime "Arif, ne içtin? Kimseye dertlerini anlatmıyorsun zaten, elindeki son dert dinleyenini niye kenara atıyorsun?" dedim gayet şizofreni edasıyla. Ve hop! Buradayım!

Güzel haberlerim yok ne yazık ki. Yine de kendimi mutlu ettiğim bir gündeyim. Biliyorum her şey b*ka sarıyor. Hiçbir çözüm yolum yok kendim için. Biliyorum, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Biliyorum parasız, pulsuz; sevgisiz olacağım. Biliyorum, niye tekrarlıyorsam?..

Ben her şeye rağmen umudumu yitirmedim Blog. Yok yani nasıl bitirebilirim ki? Bitirsem zaten cidden intihar lafı sadece lafta kalmaz; icraate binbir yolla geçerdi. Önümde cehennemi andıracak bir yaz var. Nasıl baş edeceğimi bilmiyorum; ama bu yazı kendime eziyet ederek geçirmeyeceğim. Terliyor olmam da olabildiğince gözümün önünde olmayacak. Nasıl başarırım bilmiyorum; ama bu yaz olmayacak. Zira geçen yaz şey diyordum, zayıflarsam daha az terlerim diye. Geçen yazı, bir önceki yazdan 10*15 kg daha az bir kilo ile geçirdim. Yani daha az terlemekten ziyade, daha fit ve seksi(!) gözükerek geçirdim ki geçen yaz fena değildi sanki. Neyse. Bu yaza nasıl gireceğim de sadece benim elimde.

Şimdilik bir çözüm yolum yok; ama bundan sonra mutsuz, karamsar, kötümser olmak istemiyorum. Evet, bu beni bile yordu.

Şimdi bugün olanlara geçelim. Facebook ve Twitter hesaplarımı geri açtım. Last.Fm'de şarkı skroplamaya devam ediyorum. Hatta kaç gündür nasıl ulaşırım o şarkıya diyerek dolandığım Zaz'ın Cette Journée isimli şarkısını dayanamayıp satın aldım Itunes'da. Ve bilmem kaçtır dinliyorum, hala daha çalıyor. Velhasıl, internete düşmemiş bu şarkı. Nette paylaşmaya da hiç niyetim yok, üzgünüm. 10 Mayıs'da albümü çıkıyor Zaz'ın. Adı Recto Verso. Ön Sipariş vermemek için kendimi zor tutuyorum. Zira yayınlanmadan önce nette bir şekilde dinlerim umudum var. Hoş, beğeneceğime eminim. Neyse, işte bugün dayanamadım, ve o albümünden 1 tane şarkısı satışa sunulmuştu, indirdim.

Sabah bir de mail aldım GoodReads.com'dan. 2 gün önce yaptığım Librarian (kütüphaneci) başvurum kabul edilmiş. Beni Blog'umdan sonra mutlu eden 1-2 yerden biri de bu site. Tamamen kitap okumayı sevenlerin buluştuğu bir yer diyebilirim. Bazen okuduğum Türkçe romanların sayfalarını kendim ekliyorum; ama bazen roman kapaklarını düzenlemek istesem de Librarian olmadan herhangi bir romanın sayfasında düzenleme yapamıyorsunuz. Ben de o yüzden Librarian olarak bu işe el atıyorum. Bu site ile okuduğunuz kitabın kaldığınız sayfalarını düzenli olarak oraya ekleyebilirsiniz. Kitap yorumlarını görebilirsiniz, yorum yapabilirsiniz, başka okuyucularla tanışıp tartışabilirsiniz. Bu da benim profilim: http://www.goodreads.com/arifcihat

Mayıs ayı deyince aklıma Ales ve Zaz'ın yeni albümü geliyor. İkisinden hangisi beni daha çok mutlu ediyor diye sorarsan Blog, sorma bence. O kalsın, şunu göstereyim cevap olarak: Sanırım albümün tamamına ulaşana kadar bu şarkıyla idare ederim.

Şu anda aklımda yine çok şey var; ama bence zamanla düzelecek hepsi. Hepsinden önce benim depresyonumun geçmesi lazım ve bu da sadece benim elimde. O yüzden bugün başlangıç olsun diyorum. Bugün bir anda her şeyi değiştirmek yerine, değiştirebileceğim şeyler için başlangıç bir gün olsun diyorum. Sence yine fazla mı iyimserlik depoladım Blog? Neyse sorgulamayayım ve bir daha saçmalamayacağıma söz veriyorum. Tamam, bu kadar. Şimdi biraz kitap okusam iyi olur.

Elma yiyen?

16 Mart 2013 Cumartesi

Elma Sevgisi

Çarşamba günü Eskişehir'e gitmiştim. Dün akşam döndüm. Bir önceki gidişimden farklıydı bu seferki. Daha özeldi, daha güzeldi. Hatta içim o kadar mutluluk doluydu ki ayrılırken ağlarım herhalde diye düşünürken mutlu bir şekilde döndüm. Sanki "tamam, artık daha güzel olacak her şey" düşüncesi vardı içimde, hala daha var.

Birilerinin nazarı değmesin diye kimseye anlatamadığım duygularım var Blog. Belki çevremdeki çoğu kişiye söyleyebileceğim bir durumu, kimsenin gözü kalmasın, bazı kişilerin de kalbi kırılmasın diye söylemiyorum, söyleyemiyorum. Rahatsız da değilim aslında. Böyle daha mutluyum. Önceki durumumu söyledim de ne oldu? Güya onu da saklamaya çalışıyordum.

Velhasıl, söylemiyorum, soranlara da "belki" anlatıyorum. Bilmesi gereken 2-3 kişi çevremde sürekli iletişim içinde olduğum. Onlar da biliyor zaten. Diğerlerine şimdilik söylemeyi düşünmüyorum. Özel hayatımı bilmek isteyen, kendini hissettirecek kadar ilgilenmeli benimle.

Şu kelimeyi kullanmak istemiyorum aslında; ama duygularımı özetleyen başka kelimem yok: mutluyum... İçimde huzur var, heyecan var, bir şeyleri başarma isteği var. Bunlar yoktu mesela bir süre öncesine kadar. Eksikliğini bildiğim şeye bağlıyordum. Haklıymışım.

Yine de büyük konuşmak istemiyorum. Ya da her şeyi o konuya bağlamak istemiyorum; ama hayatınızda biri olduğunda baktığınız pencere arka sokağa açılmıyor, aksine kocaman güzel bir bahçeye açılıyor. Bazen havası kapalı olan, bazen güneşli olan; ama hep yeşil kalan bir bahçeye...

Dipnot: Sevgili Blog'um, sen de bilmesi gerekenlerden olduğun için yazdım. Zaten seni takip eden biri de muhtemelen bilmesi gereken biridir.

Dipnot 2: Eski sevgililerimin hangisi acaba sevgili Blog'umu inceledi doğru düzgün diye düşünmüşümdür hep.

Dipnot 3: Bir önceki yazımda bulunan pasta tarifini yakın bir zamanda tekrar uygulamalıyım. Mesela Pazartesi? Tamam.

Dipnot 4: Türkiye'deki en çok sevdiğim şehir kesinlikle Eskişehir. Daha sonrasında memleketim Erzurum ve ikinci memleketim Trabzon geliyor.

Hop! Kaçtım ben!

13 Ocak 2013 Pazar

Bilemedim

Bilemedim sevgili Blog. Bilemiyorum hatta. Ne yapsam bilmiyorum. Hayatıma birini almak istiyorum; ama istemiyorum da aynı zamanda. Muhtemelen almayacağım da. Ya da aladabilirim. Almalı mıyım? Bence hayır. Hayatımı düzene sokmadan hele ki. Öncekileri aldım da ne oldu? Sahi ne oldu onlara blog? Aman ne halt yerseler yesinler. Ben en önemlisini hayatımda tutuyorum bana çok uzak da olsa. Çünkü bir tek o beni üzmedi... Diğerlerine sevgili bulma konusunda başarılar. Bu boktan hayatta bakalım ne bulacaklar.
44 gündür diyette oluşum ve sanırım tam 1 aydır hamburger yememiş oluşum; bende feci halde MCDONAAAALLDDS!!! çığlıkları attırıyor. 70.5 kiloluk adeta bir HERKÜL vücudumun hakkını veriyorum vermesine de, hamburger istiyorum ben. İstiyorum Blog. Bunu istiyorum! Ve sanırım ya Eskişehir ya da Ankara; en olmadı İstanbul'da yiyeceğim! Neyse fazla yemeğe girmesem iyi olur. Akşam yemeğime daha 1 saat var.

Ben en çok birini mutlu edince mutlu oluyorum; ama sevgimi, ilgimi gösterdiğim şekillerde olunca oluyor. Biri benimle konuşurken keyif alıyorsa, mutlu oluyorsa sözlerimden, bakışlarımdan, yazdıklarımdan belki ya da paylaştıklarımdan... ben de mutlu oluyorum. İçim, böyle bir şeyleri paylaşmış olmanın verdiği huzurla ve sevinçle doluyor. İyi bir şey değil mi bu Blog? Bencillik değildir sanırım...

Maciej isimli arkadaşımın bana önerdiği hatta zorladığı şeyi araştırıp harekete geçmeyi düşünüyorum elimden geldiğince. Korkak adımlar atsam da bu konuda, elimden geleni yapmam gerekiyor. Aksi halde olacaklar/olabilecek hiç güzel değil. Değil, zira ben intihar edeceğim dediğimde şaka olarak algılanması da güzel değil. Bilemedim bu yüzden Blog. Ben İstanbul'u özledim, Virginia Beach'i özledim, Akçaabat'ı özledim...

31 Aralık 2012 Pazartesi

2012 Sonunda Bitti!

2012'ye veda ederken, önceki senelerde nasıl bitirdiğimi hatırlamak istedim ve 2012'nin bu son günündeki yazımda yer vermek istedim.

* 2008'e nasıl veda ettiğimi bilmiyorum; 2009'a bloglamaya "tekrar" başlayarak ve bu sefer hiçbir şekilde silmemeye niyetlenerek bir giriş yapmışım. Şu şekilde: 2008'den hemen sonra. - Heyecanlı, biraz da ciddi bir giriş yapmışım bloguma. O zamanlar üniversite 2. sınıftaydım. Epey ilginç bir sene geçirdim. Amerika'yı gördüm. Çok anlamlı ve özel şeyler yaşadım o yıl. Güzeldi.

* 2009'a veda ederken çok hüzünlü olduğumu hatırlıyorum. Ve şöyle bitirmişim: 2009 - Doğru hatırlıyormuşum... 2010 yılında Erasmus ile birlikte yığınla tecrübem oldu diyebilirim. Güzeldi; önceki yılı hüzünlü bitirsem de.

* 2010'a veda ederken üzerimde fazlaca yük vardı. Fiziksel anlamda da vardı, şişmandım yahu. Şu şekilde bitirmişim: 2010 - Güzel bir karar almıştım beslenme konusunda. Ve başarıya ulaşmıştım.

* 2011'e veda ederken her şey yerli yerine oturmuştu. Ben daha da sağlıklı hale gelmiştim. Hala daha gurur duyarım kendimle. 2011 biraz boş geçmişti benim için. Hatırlamıyorum bile koca yılda ne yaptığımı. Ama Royal Team vardı o zamanlar. 3 kız ve erkek olarak benden oluşan bir grup. Epey samimi bir ortamdı. 2012'de tamamen dağıldık tabii... 2011'e de şu şekilde veda etmişim: 2011 - Yoğun yaşamışım. Aldığım kararların hangi birini gerçekleştirdim şu anda, emin değilim.

Ve 2012. Ah 2012! Bittiğin için mutluyum. Çünkü hayatımda kendim için bir çok şeyi başardığım bir yıl oldu. mezuniyet, fiziksel açıdan çok başka bir insana dönüşmem, duygusal anlamda yaşadığım olgunluk ve tam bitmesine yakın edindiğim çok güzel insanlar ki hepsi fotoğrafçılıkla ilgilenen aşırı aşırısı tatlı ve olgun insanlar... Teşekkür ederim herkese her şey için. Ve şükürler olsun her şey için.

2013, güzel gel be. N'olur? :)

22 Ekim 2012 Pazartesi

Pazartesi, Oh Pazartesi!

Yalan Dünya'daki Nurhayat gibi "Aellaaahııııaaammm!" şeklinde bir 3-4 gün geçirmekteyim. Merak edilmesin hepsi, her dakikası hatta her saniyesi çok iyimser, çok pozitif, çok renkli ve çok tutkulu(!) olan bir zamanlar silsilesi bahsettiğim.

Mojito içtim. 20-10-2012 Allah sizi inandırsın, içerken fark etmedim de içtikten sonra yine saçma salak bir gülümsemeler, aptal aptal flört edasında konuşmalar dalgasına girince anladım ne kadar etki ettiğini. Zaten şekerli ve buzlu şekilde içilen alkollü içeceklerin etkileri böyle oluyormuş genelde. Güzeldi yani. İlginç bir hafta sonu idi, eğlendim bolca. Fark ettiğim şeyler oldu yine.

Ablamın doğumu var bu haftaki konularım arasında. Henüz ikinci kez dayı olmadım; ama muhtemelen yarın doğurması planlandığı için. Bir adet kız yeğenim daha olacak diye düşünmekteyim. Yani bu hafta dayı olma haftası. *alkış*

19 Ekim'den beri iyimserliğim hakim. Pozitif bir şekilde dolanıyorum; ama Pollyanna modunda değilim bu sefer. Çünkü o hallerim çok "kısa" sürüyor. Ve tamamen geçici/sahte tavırlar içinde. Şimdi iyiyim. Neden böyleyim diye sormuyorum. Çünkü sorasım yok, daha doğrusu sormakla zaman kaybetmek bile istemiyorum. Beklentiye girmiyorum o tarihten beri hiçbir şey için. Hiçbir şey: Beni özel hissettirmeyen, zamanımı çalan, değer verdiğini düşünmediğim, bana bir şey katmayan şeklinde tanımlanabilir. Aksi halde bir büyük hayalim var şu anda. Onu gerçekleştirmeyi hedefliyorum önümüzdeki zaman içerisinde. Bir yandan da rutin planlarım için çalışıyorum. Ha bir işe girip çalışsam daha iyiydi; ama eskisi gibi onun da etkisi altında ezilmiyorum. Yani zorlamıyorum, olursa çalışırım gayet güzel bir şekilde. Askerliğimi tecil ettirdiğim için rahatım bir anlamda. Öyle de denebilir. Bu yazımdan sonra da, 19 Ekim'den de sonra olduğu şekilde, hiçbir zaman, hiçbir şekilde hiçbir türdeki sorunumu birileriyle paylaşmama kararı aldım. Sebepleri ve sonuçları tamamen bende saklı.

Bir de geçenlerde bir mesaj aldım Facebook üzerinden. Bloguma ulaşmış biri, yazdıklarımı okumuş, beğenmiş. Sonra uzunca bir mesaj atmış Facebook profilime ulaşıp. Çok teşekkür ederim kendisine. Mutlu oluyorum ben bu şekilde aldığım mesajlardan dolayı. Çünkü bir yerlerde ben gibi düşünen birilerinin olduğuna inanıyorum; ama böyle seslerini duyduğum zaman inancım daha da pekişiyor.

Pazartesileri bir başlangıçtır. Psikolojik olarak hep bununla uyandık Pazartesi sabahlarına. Hani Pazartesi gününden nefret eden yığınla insan var. Haklılar da; ama bence pozitif başlarsak o şekilde devam edebiliriz. Ne olmuş paranız yoksa? Ne olmuş işiniz boka sardıysa? Ne olmuş lanet olası bir sevgiliniz yoksa? Ne olmuş sınavlarınız kötü geçiyorsa? Ne olmuş arabanızın ciddi bir hasarı var ve size yığınla fatura çıkardıysa? Ne olmuş bir yakınınızı kaybettiyseniz? Ne yapacaksınız? Oturup günlerce yas mı tutacaksınız? Ağlayıp sızlayıp; bir yerlerde kör olana kadar alkol mü içeceksiniz? Kendinizi, o kıymetli yüreğinizi uzak mı tutacaksınız dünyadan? Değer mi geçmişte olup bitmişler için şu anı ısrarla kötü geçirmeye? Değmez. Değmesin.

İyi haftalar bana, sevgili Bloguma ve bana ulaşan herkese!

28 Nisan 2012 Cumartesi

Bahar Geldi


 Derinlere kadar hissedilen sıcak havalara sahibiz artık. Şimdi bahar geldi diyebiliriz. Hatta içten geçen onca duyguya, düşünceye ve beklentilere rağmen daha da mutlu olabiliriz. Yalnızlık duygusu, ümitsiz beklentiler, yarım kalmış umutlar; maddi sıkıntılar, arkadaş-dost sorunları, kilo sorunları... daha bir çok şey eksik diye tanımlanabilecek şeylere rağmen mutlu olabiliriz. Çünkü, evet, nefes alıyoruz. Çünkü, evet, uzaklarda da olsa birilerinin ve bir şeylerin olduğunu biliyoruz. Çünkü, evet, inancımız var...

Şimdi bütün keşkeleri geride bırakıp, zamanın en verimli olması için elimizden geleni yapalım. Sevdiklerimize olan güzel düşüncelerimizi söyleyelim. "Hiçbir şey" için geç kalmayalım. İçimizdeki çocuğu öldürmeyelim. Baharın gelişini hissedelim gerçek anlamda. Olmuş ve ölmüşlere çare aramayalım. Mutlu olmaya çalışmayalım, MUTLU OLALIM.

17 Şubat 2012 Cuma

Master? Mister? WTF?

James Morrison'daki İngilizce'nin aksanından mıdır bilmem; ama şarkıları çok ayrıdır hep benim için. Özellikle paylaştığım bu şarkıyı her dinlediğimde başka başka dünyalara götürür beni. Mutluluk, huzur ve hüzün karışımı bir hissiyatla şarkıyı 3-4 kere dinlerim. Sonra zaten dikkatimi dağıtan bir şey olur mutlaka. Hep öyle olmuyor mu zaten?..

Geçtiğimiz 15 Şubat'da ben yine babamdan harçlığımı aldım ve ev kirası vs. özellikle kredi kartı borçları derken. Yine dağıttım güzelce. Bir ara, ne yazık ki, kredi kartıyla alışveriş yapmaktaydım ve diyetimden dolayı verdiğim 10 kg nedeniyle bütün kıyafetlerimi değiştirmek zorunda kaldığım için, epey bir birikme durumu olmuştu. Tabi aldığım bazı şeyler ve kitaplar vs. derken dağ gibi kredi kartı borç-larım olmuştu. Sonraki aylarda durum daha da kötüleşmeye başlamıştı ki ara tatil nedeniyle eve geldiğimde elimi kredi kartına sürmemeye yeminlendim. Eh şimdi durum biraz daha iyi. En azından mevcut borçlarıma yenilerini eklemediğim için mutluyum. Bunlarla birlikte ödemek için ek gelir geleceğini düşündüğüm bir evrede olduğuma inanıyorum. Elimdeki fazla paraları sürekli kredi kartıma yatırmak niyetindeyim. Sanırım önümdeki ilk harcamalarım İstanbul'da gezerken olacaktır. Daha sonrasında zaten okuluma dönüp, kaldığım idareli-iradeli yaşam moduma geçtiğimde en kötü 2-3 ay içinde kredi kartlarımı kapatmayı planlıyorum. Hani HSBC bankasındaki kredi kartımı kapatacağım kesin de, diğer kredi kartlarım için emin değilim. Zira mutluyum diğerlerinden. Zaten HSBC'deki dağ gibi borcum olan...

Şu sıralar bünyemde aldığım düzenlerime sürekli yenileri ekleniyor. Gelecek planlaması olarak gördüğüm ÖYP konusunda başka planlarımı da eklemeye karar verdim dün akşam itibariyle. Gördüğüm ve derinden hissettiğim bazı mevzularda sürekli zorluk çıkmasından ötürü, geleceğimdeki bazı açıların yanlış çizilmesini önlemek için derin bir şekilde yurtdışı olayına girmeyi düşünüyorum. Belki şimdilik tek not olarak diyebileceğim şey bu olabilir. Nasıl, ne şekilde... gibi sorulara cevap vermek için daha epey uzun zamanım ve araştırılması gereken durumlarım var. Yardımcı olabilecek en ufak bilgiye feci şekilde açığım...

Bazen böyle çok eskide kalmış kişiler geliyor aklıma. Öyle ki flashback tanımını alan tarzda olanlar da olabiliyor. Sessizce geldikleri gibi gidiyorlar. Sanırım normalde de öyle bir şekilde hayatımdaydılar; ama ben fazla anlam yüklediğim için birileri/bir şeyler olarak hayatımda kaldı izleri. Eh yengeç burçlu olmaktan çoğu zaman mutluluk duysam da, bu fil hafızalı oluşum gerçeğini bastırmamakta. Kötü yanlarından biri bu benim için mesela...

Son 6 gündür 3. paragrafımda belirttiğim mevzuya kafayı takmış haldeyim. Sanırım bir 6 ay bunun düşüncesiyle pekişir ruh halim.

ps. Halil Sezai.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Umut Deposu'dan

Umut kelimesine neden vurgu yapıyorum, acaba diye düşünülebilir. Malum yarın 14 Şubat, yani hemen hemen herkesin de bildiği üzere, Sevgililer Günü. Bugün de Yılbaşı daha açık şekliyle Christmas gibi birilerinin dinsel düşüncelerinden dolayı icat edilmiş denebilir. Yaptığım, doğru ya da yanlış, kısa araştırma sonucunda bir klise din adamını anmak için seçilmiş, daha sonraları üzerine "sevgi, bolluk, bereket" gibi anlamlar yüklenmiştir 14 Şubat için. Tabii bizim güzel kültürümüzün güzel insanları da Christmas'ın noel babasını ve çam ağacını aldığı gibi, bugünün de "Sevgili" kısmını almıştır. Oysaki biraz objektif, daha genel, daha yukarıdan bakarsak, 14 Şubat, sevdiğiniz insanlara ilginizi gösterip, mutluluğunuzun daha da artması dileğine ve Aziz Valentin'i anma gününe sahip olmanızı bekler sizden. Tabii dediğim gibi biz direkt olarak sevgilisi olan çiftlerin kendi aralarındaki kutlama olarak almışız bünyelerimize. Değiştirmek ne mümkün. Bana kalırsa sevgili çiftler, eğer cidden özel bir gün kutlamak istiyorlarsa, tanışma yıldönümlerini kutlayabilirler. Daha anlamlı ve daha özel olur.


Blogumla geçirdiğim önceki senelere bakıp, özellikle Şubat ayının bu zamanlarında neler yaptığıma bakıp, biraz hüzünlensem de yine de mutluluğu ve umudu hala içimde yaşatabildiğimi gördüğüm için mutluyum. Özellikle 2009 yılının yine 13 Şubat'ında yazdığım şu yazıyı okuyunca, içimden şunları dedim: "o zamanlar da aynı Arif varmış baksana. Yine bekliyor, yine umutlu, yine kendi halinde, yine hayata karşı belli konularda korkuları var, yine hayattaki maddi ve manevi şeylere kafayı takmış durumda, yine kendiyle..." Şimdiki halimle o zamanı kıyaslamam mümkün değil her anlamda. Çünkü o zamanlar üniversite 2. sınıfta idim ve şimdi görmüş ve yaşamış olduğum bir çok şeyi yaşamamıştım o zamanlar. Gidip bir kafede oturmaya bile çekinen bir haldeydim. Şimdi ipimi koparmış haldeyim demiyorum; ama o zamankinden iyi anlamda daha çok gelişmiş olduğumu düşünüyorum. O yüzden içimde biraz şükür, biraz umut ve biraz sevgi var o zamana ilişkin.


Evet, ne diyorduuuuk, Sevgililer Günü! Ben 2009 senesini epey boş geçirdim. 2010 senesinde yas tutuyordum, 2011 senesinde yaptığım yolculuklara karışmış hatırladığım kadarıyla; ama 2012 senesi biraz farklı geçecek diyebilirim. Çünkü bu sefer 2009 senesindeki yalnızlığım, 2010'daki gibi yasa bulanmamış durumda ya da 2011 gibi yollarda geçmiyor. Tek bir fark var o da geçen günlerde elime ulaşan Sevgiler Günü kartım. Tabi hemen açıklık getireyim, bunu bana eski sevgilim ya da benimle ilgilenen biri göndermedi tabiki. Nerede öyle eski sevgililer? Nerede öyle ilgilenen insanlar? Karti bana Amerika deyince aklıma gelen ilk isimlerden bir arkadaşım gönderdi. Kendisi benimle Amerika'dayken çok ilgilenmişti. Beni gezdirdiği zamanlar, benim için yaptıkları aklımdan çıkmıyor. Bana her zaman bir abi, bir baba gibi olmuştu ben oradayken. Kendisi de yalnız bildiğim kadarıyla; ama beni sever, değer verir ki ben de ona karşı öyleyim. O yüzden bana kart göndermiş. O da şu oluyor:


Mutluyum o yüzden. Yalnız geçmedi, diyemiyorum; ama mutluyum çünkü bu tip şeyler beni ayakta tutan şeyler. Önemsiz birinin hayatımda zaten yeri yok. Olanların kendini belli etmesi sanırım gerçekten mutlu olmam gereken durum. O yüzden benim 14 Şubat'ım bu şekilde geçiyor, bu kartımla, annem ve babamla. Daha ne olsun?


Bundan sonraki 14 Şubat'lar için umutluyum, demiyorum. Çünkü 14 Şubat benim için ortalama bir günden daha fazla önemli değil. Ben dediğim gibi, tanışma ya da çıkmaya başlama yıldönümlerinin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.


Bugünlerde nedense farklıyım. Ne zaman eve gelsem böyle oluyorum. Daha geniş, daha rahat düşünebiliyorum. Daha umut dolu olabiliyorum. Bazen daha karamsar oluyorum, daha çok sorunlar, problemler gözüme batıyor; ama yine de içim rahat oluyor evdeyken. 13 gündür bu ruh halindeyim. Önümde yapmam gereken yığınla şey var; ama bende onların stresi kısmen var, kısmen aklıma geliyorlar yapmam gerekenler. Yine de olumlu yanlarını düşünmeye çalışıyorum meşgul olduğum şeylerin.


Şu yazıma da denk geldim eskileri didiklerken. Şimdi o halimden daha da umut doluyum. Daha çok açığım gelecek her güzel şeye. Bütün güzellerin inancım doğrultusunda benim ve ailemin çevresinde olduğunu biliyorum. Yapabileceklerimi çok iyi biliyorum. Tek sorun adım atmak ve istikrarımı korumaya devam etmek. Şu son 4 yılda yaptıklarımı düşündükçe üstümde büyük bir yorgunluk var; ama tatlı bir yorgunluk. Bu şekilde de devam edeceğini düşünüyorum. Yeterki Allah o ışığı benim ve ailemin üzerinden bir an olsun bile ayırmasın. Bazı şeylerin gelişmesi zaman alıyor evet. Bunun çok iyi farkında olmama rağmen, yine de takılıyorum böyle ara ara. O yüzden şu önümdeki zaman dilimi için daha fazla ışığa ihtiyacım var. Ve ben hazırım gelecek tüm güzellikler için...


Gündemim bir çok kez değişiyor şu 13 gündür; ama baş gündemimde yalnızlık, babamın tayin meselesi ve benim gelecek kararlarım var. Bunları kenara itersek az biraz, görebileceğim daha güzel bir şey var. O da son 46 günüm kalmış olması. Yani şu anki kilomu korumama yardımcı olan günlerin yavaş yavaş bitmesi ve benim kilomu bundan sonra sabitleyecek oluşum. Dukan için bilmiyorum kaç kişi dua ediyor; ama ben çok minnettarım ve şükür doluyum ona karşı. Çünkü onun sayesinde istediğim kiloya inmek bir yana, 137 + 46 - toplamda 183 gün olacak, günlük bir evreyi tamamen kendi iradem ve istikrarım ve en önemli faktör inancımla geçtiğimi gördüm. Ve bu benim hayatımda çok anlamlı ve kendi yaşadığım bir örnek oluyor. Başkalarının zaferleri hep size adım attırmaya yarar; ama kendi zaferleriniz, diğer zaferlerinize de yol gösterir. O yüzden 23 yıllık kendimi şu anda daha da iradeli ve güçlü hissediyorum. Bu günden sonra da bu şekilde devam edeceğim.


dipnot: Sevdiğiniz insanları üzmeyin. Onlar olduğu sürece siz varsınız.

5 Ocak 2012 Perşembe

Merhaba 2012!

Blog yazma işini tam olarak kaç yıldır sürdürmekteyim, emin değilim; ama silmeden tuttuğum yazılarımın üç koca yılını geride bıraktığımı söyleyebilirim. 2009-2010-2011 ardından 2012 yılına da merhaba diyebildiğim için çok mesudum.


Blogumun temasında herhangi bir değişikliğe gitmeyi düşünmüyorum; ama ufak bir değişiklik yaptığım için az önce, onu söyle gururla paylaşabilirim diye düşünmekteyim. Evet, sayfanın tam altındaki, her sene değiştirmekte büyük heyecan duyduğum bilgi kısmını değiştirmiş bulunmaktayım bu sene de. Tekrar uzun uzun seneler yazmayı diliyorum kendi adıma. Kendi kendime yazıp çizdiğim bu şeker mi şeker, her duyguyu barından blog sayfamdan ayrı bir yer yok sanırım rahat edebildiğim.


Öhöm... Gelelim 2012'ye. Nasılsın 2012? Güzel bir sene verebilecek misin bana? En az 2009'daki kadar duygu yoğunluklu, 2010 kadar şehir ziyaretli, 2011 kadar anlamlı? Ya da çok sıradan mı geçecek? En kötüsü şöyle olsun diyebileceğim bir yılım bile yok ki öneride bulunayım. Sen iyisi mi kaderimi yaşat bana en güzelinden. Çok üzme olur mu? Biraz başarılı geçsin diğer senelere göre. Lütfeeeen!

Ocak ayının nasıl geçeceği belli oldu. Gayet final sınavlarımla geçecek. İnşallah diyorum ki şu final sınavlarımı başarılı bir şekilde tamamlayabileyim ki gün yüzü görebileyim kısmen de olsa şu eğitim hayatımda. Gerisi zaten gelir bence.

Şubat ve Mart için planlarım var aklımda. Umarım gerçekleştirebilirim. Ondan sonrası için de planım yok henüz. Ne düzende gittiğime bağlı önümüzdeki ilk üç ay boyunca.

Bu kadar gibi diyeceklerim. Hayat şu sıralar tanımlayamadığım bir şekilde Blog. Sence neden? Ne yapmalıyım anlamak için? Ya da akışına bırakmaya çalışmalıyım en sakininden bence.

Mutlu yıllar ikimize de Blog. Bir sene daha birlikteyiz.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Neler neler!

20. günündeyim o herkesin dilinde olan diyetin... Nasıl bir yirmi gün geçti derseler, çok eğlenceli, harika geçti diyebilirim. Hani sürekli sağlığımla ilgilendiğim hayatımın en dolu dolu yirmi günü de diyebilirim. Çok iyi sonuçlar aldığım yirmi gün de diyebilirim... Hepsi bir yana, hayatımda hiç bu kadar uzun süre mutlu olmamıştım. Yani eskiden, değişken yengeç tipi ruh halimden ötürü, 3 gün mutluysam 1 gün depresif Polyanna modunda geçirirdim günlerimi... Fakat son yirmi gündür, çok rahatım, çok mutluyum, çok dinamiğim, en önemlisi çok sağlıklıyım. Allah bozmasın diyorum her sefer, Allah kötülüklerden korusun diyorum her halime şükrettiğimde. Bakalım ne kadar devam edecek bu durum bende. Tabi yine de belirtmekte fayda var sağlığımla ilgili olarak: Dukan Günlüğü diye adlandırdığım sayfamda da görülebileceği gibi, diyete başlayalı 20 gün oldu ve ben 80,5 kg'dan 75 kg'a düştüm. 5.5 kg bence çok güzel bir sonuç. Ve ne yediklerimden kısıyorum bu evrede, ne ac kalıyorum. Boyle bir diyet yok başka yani. Daha ne denebilir ki; ama 2 arkaşıma önermiştim diyeti ve onlarda gördüğüm sonuç ve internette okuduğum yorumlardan yola çıkarak, bu ve diğer tüm diyetlerin ortak noktası olan "göz açlığı" ve "irade" kavramlarının kişi üstündeki doygunluğunun çok önemli olduklarını söyleyebilirim. Her şey beyinde bitiyor. Önceliklerinizi kendinize dönük ve kalıcı olarak ayarlarsanız, istediğiniz başarıya rahat bir şekilde ulaşabilirsiniz. Ben Ocak ayındayken, yediklerimi azaltırken aklımda dış görünüşüm vardı sadece; ama zaman içerisinde sonuçlarını görünce, sadece sağlığıma önem vermem gerektiğini anladım. Ve o şekilde düşününce daha güzel sonuçlar aldım. Şu anda da fazla olan 3-4 kilomu sadece sağlığıma zararı olur korkusuyla vermeye çalışıyorum. Oysaki zaten şu anda gayet ideal bir vücut içindeyim. Demem o ki bu diyete ve diğer diyetlere başlayacak insanların önce önceliklerini sağlığına yönelik almaları, iradelerini güçlü tutmaları ve göz açlıklarına gitmemelerini öneriyorum. Diyetimin üçüncü evresine 74 kiloya düşünce geçmeyi planlıyorum. Geri alma ihtimalim olan kiloları düşünerek 75 olan hedefimi 74'e çektim. Şu anki beslenmemden cok mutluyum; ama 3. evredeki ödül yemeklerini de tatmak istiyorum artık. Yalan yok, lahmacun, tost, kısır gibi şeyleri yemeyi özledim. Canım hiç çekmiyor; ama özledim sadece... Bir de şeytan arkadan dürtüyor "Arif, 72'ye kadar düş öyle bırak" diye. Şeytanı dinlesem mi diyorum kendi kendime gülerek...

Uzunca bir süredir yazamadım bu diyet meselesi yüzünden; ama son 6 günde olanları özet geçerek anlatsam bütün 20 güne değil aylara bedel olur... Efendime söyleyeyim, fırsaturunu.com. Duymuşsunuzdur belki bu siteyi. Epey güzel ürünleri, Iphone 4S'i bile uygun fiyatlarda satışlara koymuştu. Ta ki her şey indirimlerin başlangıç aldığı gece 12'den sonra oldu. Ben 2 gün öncesinden sitede, 2 yıldır hayallerimdeki Nikon D90'ı, Doğubank'daki fiyatı 1800 TL'den bile aşağıda, 1200 TL gibi bir fiyata bulmamla başladı aslında her şey. Bizimkileri 2 yıldır anca ikna edebilmiştim. Her şey hazırdı. Ve gece 12 olunca herkes gibi ben de almak için kastım. Tabi site çöktü, saatlerce gelmedi; ama o anda 22 tane falan satılmış. Sonra sabah alırım artık dedim. Ki sabah kalktığımda 56 tane satılıp tükendi yazdığını gördüm. Nasıl üzüldüm bilemezsiniz. Ta ki akşam saatlerine kadar. Sitedeki her şey tükenmiş ve satışlar durdurulmuş. Bir yandan da Ekşi Sözlük'deki yorumları okuyorum. İnsanların yorumlarına bakılırsa, büyük bir dolandırıcılık dönüyormuş. Bir anda nasıl şükrettiğimi bilemedim. İyi ki almamışım dedim defalarca, moralim de epeyce bozulmuştu, ya ben de almış olsaydım, diye dertlendim epeyce. Ondan sonra benim içimde durmak bilmedi fotoğraf makinesi sevdam. 2 yıldır ilk kez bu kadar yakınlaşmıştım. Sonra başka sitelerde aramaya başladım Nikon D90 modelini. Buldum da. 2500 TL civarında bir fiyata. Sonra yine iş bu sefer bu fiyat için bizimkileri ikna etmeye geldi. Ettim de; ama epeyce uğraştığımı kelimelerle bile anlatamam. Alacaktım ki bir arkadaşım kanıma girdi. Ve beni Canon'a yönlendirdi. Öyle mi böyle mi derken, Dün elime 2 yıldır hayalini kurduğum fotoğraf makinesi geçti. Şu anda yatağımın üstünde bir adet Canon EOS 550D duruyor. 18-135mm'lik lensiyle birlikte. Evet, aldım. Ve çok mutluyum. Cihazı ilk açışımdan önce bile nazar duaları okudum, ayrıca dua ettim. Ve fotoğraf makinemi Amerika'da kazanıp biriktirdiğim parayla aldım. Şimdi bir birikimim yok; ama hayallerimden birini gerçekleştirdiğim için çok mutluyum. Ve artık fotoğrafçılık benim tek ve en büyük hobim! Diğer duygularımı anlatmak için çektiğim resimleri konuşturmayı düşünüyorum. Tabi çektiğim resimleri burada paylaşmak yerine, 2008 yılından beri üye olduğum DeviantArt'daki profilimde paylaşacağım. Hatta makinemle çektiğim ilk resmim de şudur.

Duygusal hiçbir git-gelim olmamakla beraber, zorlanan kapıları da demire çevirdiğimi farkettim. Zayıflamamın sağlığımla birlikte dış görünüşümde meydana getirdiği şeyleri de ben değil artık bir çok arkadaşım farketmeye başladı. Çünkü diyetimin içindeki akşam yürüyüşlerimin yanı sıra evde çalıştığım dambıllar ve karın hareketleri sayesinde gayet toplu bir vücuda sahip oluyorum. Oldum da hatta. Eh ben kendimi severken başka birini sevmeye sıra gelmiyor gibi bir şey. O yüzden eskisi gibi "ah yalnızım, vah şöyleyim, aman böyle kimsesiz kaldım" gibi yakınmaları yapmıyorum. Aksine umursamıyorum bile. Artık kendimleyim ve inanın daha mutluyum. Okula işlerime yüklenmemin de zamanı geldi.

Sabah kalktığımda internette gördüklerim herkesi üzdüğü kadar beni de üzdü. Yine onlarca askerimiz terörün kurbanı olmuş, şehitliğe ulaşmışlar. Hani, savaş sanki hep bizde, bütün ülkeler mutlu mesut; ama savaş hep bizde, hep Müslüman topluluklarında. Neden? Bu soruyu hani ben cevaplayabilecek ne tecrübem, ne bilgim var. Her Cuma günü camiide topluca yapılan duaya açılan ellerin sayısını mı artırmamız lazım? Hani hocanın ettiği gibi: "Allah, vatanımızı, milletimizi kötülüklerden korusun, güç versin" diye? Bence sürekli, siyesete oturduğu yerden, özellikle oturduğu yerden eleştiri yapan, başka lanet hiçbir halt yapmayan, Facebook türevi yerlerde bilmem neler paylaşan, 3-4 günlüğüne profil resmini değiştirip, öyle destek olduğunu düşünen kişiler, bir de dua etseler? Hani eminim aralarında sesini çıkaranlar da vardır, oturup resim-yazı paylaşmaktan ötesini yapmak adına... Ama diğerleri bir de dua etseler? Belki sizinki kabul olur. Madem sadece "oturarak" sesinizi çıkartacaksınız, o zaman oturduğunuz yerden dua edin. Vatana bir faydanız olsun. Milleti kışkırtmak yerine, iyice fişeklemek yerine. Allah rahmet eylesin şehitlerimiz için. İnşallah daha fazlası olmadan düşmanlarımızı uzaklaştırabiliriz güzel ülkemizden.