Plan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Plan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kasım 2015 Salı

Son Haberler!

Sevgili Blog,

Bu haftanın konuları arasında en önemlisi olan diyet ve spor mevzusunda seviye atlamış olduğumu söylemekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Zira sağlıklı beslenen ve her şeyden uzak Arif moduma geçebildiğim için aşırı aşırısı mutluyum. Hedefim, önümdeki iki ay içerisinde 6-7 kg vermek. 10 kg vermek istiyorum en az da çaktırma. Spor konusunda bana yardımcı olan, ama buradan sesimi duyuramayacağım Leslie Sansone ve Jessica Smith ablalarıma sevgilerimi ve fazla kilolarımı gönderiyorum.

Bir diğer önemli olan konu'm ise vefa. Bu konuda da mutluyum. Çünkü şu anda bu durumdayken yanımda olan insanlar bana kendilerini hissettiriyorlarsa bu demektir ki hala daha umut var.

Duygusal anlamdaki halime gelirsek eğer, yani şu yeni halimi sevmeye başladım. Kullandığım ilacın amacı başka da olsa, bir yandan bana verdiği his yüzünden bile kullanmaya devam edebilirim. Zira verdiğim kararlar daha mantıklı, daha kararlı ve daha bana dönük oluyor. Belki de güzel Allah'ım yanımdadır. İnşallah.

Bir de ceviz yemeye sardım şu sıralar. ÇÜNKÜ IVIR ZIVIR YEMEMEM LAZIM. Ve kahvem ya da yeşil çayımın yanına 2-3 bilemedin 4-5 tane ceviz eşlik ediyor. Tuhaftır cevizi bir böyle sade seviyorum bir de ballı cevizli pastada seviyorum. Bak gece gece yine konu yemeye geçti. Neyse.

Ha bu arada yalnızım, bekarım, kimsesizim, sevgilisizim vs. bütün -sız'lar/-siz'ler bende. Haber salıyorum herkese, uygun kişiler beni bulsun. O kişiler kendini bilir.

O değil de, benim Blog arkadaşı edinmem gerektiğini hissettirdi bana Blogcuğuma aldığım son yorumlar. Hani beni okuyan olsun, bol bol takip edileyim gibi düşüncelerim olmadı Blog, biliyorsun. Senle ben senelerdir yazışıyoruz gördüğün üzere. Hoş, daha çok ben yazıyorum, sen sunuyorsun onu dünyaya, insanlara, yolunu şaşırmışlara... Bilemedim.

Ben askerdeyken şubat ayında, takip ettiğim İtalyan bir sanatçı albüm yayınlamış. Ve ben onu müzik arşivimi düzenlerken fark ettim. Kapanışı o albümünden bir video kliple yapalım Blog.

Dipnot: Blogumda güncelleme yaptım minik çaplı. Başlıkların ve tarihlerin yazı tipini, metin yazı tipim ve en sevdiğim yazı tipi olan Calibri yaptım. Zira bir öncekinde Türkçe karakterleri çıkartmadığı için gözüme çarpıp duruyordur son yıllarda. Son yıllarda dedim resmen! Yaşlanıyoruz Blog!


7 Şubat 2014 Cuma

Tatilden Sonra

Müjdeee! Tekrar diyete başladım Blog! Bundan önce anlatmam gerekenler var sana.

Geçen hafta İstanbul'daydım. Yaklaşık iki hafta boyunca o taraflarda kaldım. Ailemle ve yeğenlerimle zaman geçirdim bol bol. Biraz ders çalışır gibi oldum, evet. Dışarı da çıktım. Denizi gördüm Blog! Ama en güzeli cumartesi buluşmamdı kesinlikle. Sabahtan akşama kadar Kadıköy'deydim arkadaşlarımla. İlk önce Happy Moon's'un Kadıköy şubesinde kahvaltımızı yaptık. Yani kahvaltı adeta öğle yemeği edasındaydı. Biz dört kişiydik; ama iki kişilik kahvaltı aldık ve epey doyduk. Kahvaltı menüsünün 17.5 TL olması biraz pahalı gibi geldi o kahvaltıya göre ve konumuna göre de düşünürsek eğer... Ama doyduk. Ben daha çok gülmeye doydum. Yok böyle bir şey, adeta gülmekten ne yiyebildim ne de rahatça oturabildim. O kadar çok özlemişim ki arkadaşlarımı, bütün enerjimi orada harcadım adeta. Daha sonra Türk kahvesi içmek için bir yere gittik. Bize fotoğrafı takımımdan iki kişi daha katıldı. Ettik 6 kişi. Minicik bir bölümde kahvelerimizi içtik ve ayrıldık oradan. Sonradan katılanlar biraz aç oldukları için, Moda'ya doğru yürüdük ve Lavazza'ya çöktük.

- Az önce yanlışlıkla çayımı devirdim ve masam battı. Nazar değdirdim kendime galiba. -

Sonra birkaç ilginç dükkan gezdikten sonra en sevdiğim kahveciye(!) gittik birlikte. Tabii ki Tchibo'ya! Akşamı orada ettikten sonra arkadaşlarımın üçü ayrıldı. Geriye kalan iki kişiyle akşam yemeği olayına girdim. Ve tekrar evime döndüm.

Aşırı eğlenceli geçen İstanbul hasret giderme programımdan sonra Ankara'daki ilçemize geçtim annem ve babamla. Onlarla bir gün kaldım ve Ankara merkezdeki sevdiğim birinin yanına gittim. Onunla da çok özel, tam iki gün geçirdim ve uçağıma binip tekrar Diyarbakır sınırlarına girdim, havadan.

Hala her yerim ağrıyor. Adeta geçen iki haftanın yorgunluğunu çıkarıyormuşum gibi hissediyorum; ama hepsine değdi. Çok mutlu ayrıldım her yerden. Ankara'dan dönerken ağlayarak döndüm; ama olsun... Şimdi kaldığım yerden tam gaz devam etmeye çalışıyorum.

Geçen günlerde sipariş verdiğim hızlı okuma setime ulaştım. Kendisi şöyle ki: 21 Adımda Etkin ve Hızlı Okuma Eğitim Seti şeklinde geçen bir set. Sadece ana kitabı alsam da olurmuş. Tabii ben 76 TL vermedim. Çok daha ucuz bir şekilde geçti elime. Bugün ilk adımı uyguladım. Amacım daha hızlı ve daha çok anlayarak okumak. Zira dakikada okuduğum kelime sayısı beni şoke etti. Bu kadar düşük olmamalıydı. Çok okuyan da biriyim aslında. Bilemedim. Bakalım 1 ay sonra nasıl bir değişim geçireceğim...

Dediğim gibi diyete de başladım. Olabildiğince kırmızı et; hiçbir şekilde abur cubur ve fast-food tüketmemeye çalışıyorum. Yaza kadar ayda ikişer kilo verme niyetim var. Sebze ağırlıklı besleniyorum falan filan. Yürüyüşlerime de başlamıştım; ama tatil nedeniyle kesintiye uğradı Blog. Şu yorgunluğumu atar atmaz devam edeceğim.

Bunların dışında nasılım diye sorabilirsin Blog. İyiyim. Sakinim. Amaç edinmeye çalışıyorum hala. İplerimi elimden bırakmamaya çalışıyorum diğer bir deyişle. Sosyal ağlardan uzak duruyorum artık. Yabancı dizilerimi takip ediyorum mesela. Çıkmasını beklediğim yabancı albümler var. Kendimce geçiriyorum her şeyi. Bir de sanırım artık beni az da olsa anlayan biri var. Küstüğümde ya da canım sıkıldığında beni kendi halime bırakmayan, nedenini hemen anlayan; ailesiyle ya da birileriyle birlikteyken beni unutmayan(!) gibi...

Daha başka anlatmak istediğim şeyler var da, işte diyemiyorum her şeyi yazarak be Blog. Ama en çok sen anlıyorsun beni, biliyorum.

18 Ekim 2013 Cuma

Oluruna Bırakmak

Yakın zamanda uzun süreliğine Diyarbakır'a gitme durumum var Blog. Gelecek planlarına çalışmak için. Her şeyden, herkesten uzakta olarak.

Ankara'nın bir ucunda, bana yaşadığım psikolojik soruna ek olarak, fazladan sorunlar ekleniyor. Sanki savaşmam gereken şeyler azmış gibi, çoktan kapattığım defterlerin hesabını tekrar tekrar başkaları soruyor. Empati denen şeyden tüm insanlık yoksun. Bu durum net sanırım.

Lanetlenmişim. Bunu da anladım. O yüzden sevgi/aşk konusunda her türlü uzak durma niyetindeyim. Geride kalanlara mutluluklar. Hak etmediğim yerde, hak edilmediğim kişilerin yanında duramam. Zorlamayla da olmayacağı kesinleşen durumlardan müzdaribim son aylarda.

Son 1 senedir, boş yere, boşu boşuna, birçok şeyin savaşını verdiğimi daha iyi anlıyorum şu günlerde. Kurduğum "keşke" ile başlayan cümlelerimin sayısı artık beni bile şaşırtıyor. Yine de sakinim. Sakin kalmaya çalışıyorum.

Belli ki beceremiyoruz bazı şeyleri insanlar olarak. Sevmeyi de beceremiyoruz. Tahammül de edemiyoruz artık. En önemlisi de güvenemiyoruz; çünkü güven veremiyoruz. Belki ben çok mükemmelliyetçiyim, evet. Yine de sevmek nedir çok iyi biliyorum. Ondan hep bu savaşlar Blog. Hep diyorum son zamanlarda, yine diyeceğim: Vazgeçiyorum ben. Şu olsun bu sefer şarkımız Blog:

13 Ocak 2013 Pazar

Bilemedim

Bilemedim sevgili Blog. Bilemiyorum hatta. Ne yapsam bilmiyorum. Hayatıma birini almak istiyorum; ama istemiyorum da aynı zamanda. Muhtemelen almayacağım da. Ya da aladabilirim. Almalı mıyım? Bence hayır. Hayatımı düzene sokmadan hele ki. Öncekileri aldım da ne oldu? Sahi ne oldu onlara blog? Aman ne halt yerseler yesinler. Ben en önemlisini hayatımda tutuyorum bana çok uzak da olsa. Çünkü bir tek o beni üzmedi... Diğerlerine sevgili bulma konusunda başarılar. Bu boktan hayatta bakalım ne bulacaklar.
44 gündür diyette oluşum ve sanırım tam 1 aydır hamburger yememiş oluşum; bende feci halde MCDONAAAALLDDS!!! çığlıkları attırıyor. 70.5 kiloluk adeta bir HERKÜL vücudumun hakkını veriyorum vermesine de, hamburger istiyorum ben. İstiyorum Blog. Bunu istiyorum! Ve sanırım ya Eskişehir ya da Ankara; en olmadı İstanbul'da yiyeceğim! Neyse fazla yemeğe girmesem iyi olur. Akşam yemeğime daha 1 saat var.

Ben en çok birini mutlu edince mutlu oluyorum; ama sevgimi, ilgimi gösterdiğim şekillerde olunca oluyor. Biri benimle konuşurken keyif alıyorsa, mutlu oluyorsa sözlerimden, bakışlarımdan, yazdıklarımdan belki ya da paylaştıklarımdan... ben de mutlu oluyorum. İçim, böyle bir şeyleri paylaşmış olmanın verdiği huzurla ve sevinçle doluyor. İyi bir şey değil mi bu Blog? Bencillik değildir sanırım...

Maciej isimli arkadaşımın bana önerdiği hatta zorladığı şeyi araştırıp harekete geçmeyi düşünüyorum elimden geldiğince. Korkak adımlar atsam da bu konuda, elimden geleni yapmam gerekiyor. Aksi halde olacaklar/olabilecek hiç güzel değil. Değil, zira ben intihar edeceğim dediğimde şaka olarak algılanması da güzel değil. Bilemedim bu yüzden Blog. Ben İstanbul'u özledim, Virginia Beach'i özledim, Akçaabat'ı özledim...

27 Nisan 2012 Cuma

Ben ne mi istiyorum?

Ellerim üşüyor sanki. Hani böyle epey üşüyor. Ayaklarım da öyle... Gelecekten beklentilerim de üşüyor. Mezuniyet olayı, yapılması gerekenler, yaptıklarım, olmuşlar ve olacaklar... adeta tüm hayatım üşüyor gibi hissediyorum. Yeni kurallar almak istiyorum. Kaldığım yerden devam etmek istiyorum hayatıma. Şu anki yaşadığım saniyelerin kıymetini daha çok bilmek istiyorum. Gözümün önündeki perdenin kalkmasını istiyorum. Hayatımın şu anki renklerinin farklı tonlarını da görmek istiyorum. Kendimi istiyorum sonuna kadar. Tamamen benim olan bir ben istiyorum.

Tekrar diyete başlamak istiyorum. Umursamazca hayatın hızlı bir şekilde akıp gitmesini istiyorum. Yaptığım sporun ve iyileşen fiziğimin mutluluğunu tek başıma yaşamak istiyorum. Olduğumdan daha fazla dürüst olmak istiyorum. "Ben de buradayım!" demek istiyorum kendime. Boşa geçmesin istiyorum zamanım. Kitap okumak istiyorum deliler gibi, hatta gözlerim bir numara daha büyüyeceğini bilecek kadar çok kitap okumak istiyorum.

Ağlamak istiyorum. Sadece ağlamak... Dünyanın tüm derdi üstümdeymiş gibi ağlamak istiyorum. İçimdeki boşalan yerlerin dolmasını istiyorum. Hatta dolup taşmasını istiyorum. Sonra tekrar ağlamak istiyorum. Bu şekilde rahatlamak istiyorum çünkü... Beni sakinleştirebilecek iki kol istiyorum. Benimkilerden daha uzun olan iki kol... Sonra o kolların sahibiyle sevişmek istiyorum. Terlemekten su gibi olana kadar sevişmek istiyorum. Günlerce uykusuz kalacak kadar... Dünyadaki hiçbir şeyi düşünmeden sevişmek istiyorum...

Aç kalmak istiyorum. Çok yemek yiyorum sanırım günlerdir. O yüzden aç kalmalıyım ki yemeklere duyduğum özlemim artsın.

Özlemek istiyorum. Şu ankinden daha fazla özlem duymak istiyorum her şeye. Daha tutkulu olmak istiyorum. Gözlerime bakanların aslında benden ötesinde çok şeyin olduğunu görmelerini istiyorum. Bir anda sarılmalarını istiyorum karşımdakilerin bana. Beni güzel şeylerle şaşırtmalarını istiyorum. Özel olduğumu, en az tüm insanlar kadar özel olduğumu, hissetmek istiyorum.

Ve tekrar ağlamak istiyorum. Sahip olduklarımı görüp mutluluktan ağlamak istiyorum. Gözümden düşen her bir damlanın yüzümden akışını hissetmek istiyorum. Ağzımın gülmekten yorulmasını, gözlerimin ağlamaktan şişmesini, kulaklarımın dünyanın en güzel sözlerini duymasını, tenimin en özeli yaşamasını, burnumun en hoş kokuları koklamasını istiyorum.

İnsanların birbirine değer verdiği, gelip geçici heveslerin olmadığı, yalanların söylenmediği, kimsenin üzülmediği, her şeyin toz pembe olduğu bir dünya istiyorum.

Çok mu şey istiyorum sizce?..

15 Kasım 2010 Pazartesi

Eger mezun olabilirsem...

Mezun olunca Arif ne yapacak:
Yuksek lisans yapabilir Turkiye’de, doktora ya da ona benzer bir sey. Bunun icin de Ales’den yuksek bir puan almasi lazim. Bununla birlikte ortalamasini da yuksek tutmasi gerekiyor. Dolayisiyla derslerine calisip, zamaninda bitirip, ustune notlarini da yuksek tutmasi gerekiyor.
Yurt disina cikabilir bir sekilde. Oylesine cikabilir, herhangi bir is yapacak sekilde. Bunda bir sorun yok. Yine sart olarak okulunu olabildigince erken bitirmesi gerekiyor.
                Yurt disina yuksek lisans yapmak icin cikabilir. Bunun icin okulunu yuksek notla ve zamaninda bitirmesi gerekiyor Arif’in. Toefl sinavindan yeterli puani almasi gerekiyor. Maddi yardim almak icin MEB’e basavurabilir Arif, yurt disindaki yuksek lisans programlari icin; ama boyle bir durumda Turkiye’ye donmesi gerekir. Bu durumda Arif’in Ales’e girmesi gerekiyor, Toefl’dan yuksek puan almasi gerekiyor, notlarini yuksek tutmasi ve okulunu zamaninda bitirmesi gerekiyor.
                Sonuc olarak Arif’in okulunu zamaninda bitirmesi ve Toefl sinavindan yuksek puan almasi gerekiyor her durumda. Daha sona notlarini yuksek tutmasi gerekiyor buna ek olarak. Ondan sonra da. Mezun olduktan sonra, Ales sinavi icin hazirlanabilir Arif. Hepsinin yaninda Arif Kpss’ye de calisabilir o donem icerisinde, UDS ve KPDS’ye de calisabilir ayrica.
                Arif’in ogretim elemani olmak gibi bir dusuncesi ve hayali var aslinda. Ya da yurt disindaki hayatina gore kendine gore bir is belirleyebilir.
                Zamaninda okulunu bitirmesi, Arif icin en ideali. Bu yuzden vize ve final sinavlarina cok iyi bir sekilde calismali Arif. Ilk donem daha zorlayici gozuktugu icin, her anini derslerine onem vererek gecirebilir. Bunlarin yaninda kitap okumak ve film izlemek gibi kendi capinda aktiviteler yapabilir. Diyet yapmak gibi bir durum da soz konusu olabilir. Her sey, en mukemmel olmaya yonelik sekilde yapilmali Arif icin.
                Dalgali sacli cocuga ek bilgiler. Basari elde edildigi zaman mutluluk veriyor. Uzaktan hayal etmekle degil… Bu yoldayken artik duygularini bir kenara birakmali Arif. Ne istedigini ve yapmasi gerekenleri biliyor artik. O yuzden zaman kaybetmenin bir anlami yok.
Tesekkurler…

9 Temmuz 2010 Cuma

Tatil yapmayi isterdim!

Farkettim de dondugumden beri oyle bunali girmis yazilarim yok. Mutluyum sanirim bu sure zarfinda. Ya da ne bileyim, ozlem gidermeye calisiyorum da acaba o yuzden mi her sey sade geliyor?.. Action istemiyorum diyecektim ki, yaz okulumun en zevkli kismi geldi: Vize sinavlari!

Hocalar sinav zamanlari icin ayri seyler dedi. Rektorluk ayri bir sey diyor, bolum ise daha da farkli seyler diyor. Ama beni en cok sikan Rektorluk dolayisiyla olusturulmus, vize sinav programi... 5 ders almamin ve bunlara calismamin verdigi stres ile gececek gibi gozukuyor haftasonu. Calismaliyim cok iyi bir sekilde...

Facebook hesabimi kapatmistim; ama gecen gunlerde yeni bir hesap olusturup herkesi tekrar geriye ekledim, hatta ekleyemedigim bir cok kisiyi de ekledim. Digerini neden sildigimi merak eden olmustu haliyle, onlara da dedigim gibi, onceki profilim, ozel yasantimi ortaliga haddinden fazla sekilde sermeme neden olmustu. Tek korkum arkadaslarimla iletisimimin kopmasiydi; ama bunu bile dusunmeden kapatmistim hesabimi. Simdi tekrar acip, yeni hesabima alinca herkesi, sildim eski hesabimi. Icindeki, gezdigim onca yerin resmi, videosu ve diger seylerin hepsi de silinmis oldu. Su anki hesabim sadece iletisimi MSN ya da benzeri bir seyle saglayamadigim arkadaslarim icin acilmis oldu kismen.

Twitter sacmaligini sildim. Hala daha sacma oldugunu dusunuyorum ben. Isterse Barack Obama hayatini twitlesin, hala daha sacma gelecek bana.

Bir adet blogum, Popmundo oyununda bir karakterim ve sade bir Facebook profilim var su internet dunyasinda. Gayet derli ve toplu, mutluyum...

Butun bunlarin disinda, seneyeki egitim-ogretim boyunca kalacagim yeri ayarlamam gerekiyor bir yandan. Kuzenimin kaldigi yeri tutmayi calisiyorum; ama kira icin fiyatlar malum. Butun yaz boyunca az-cok yetinmeye calisiyorum; ama seneye ne olur bilmiyorum. Bunlara ek olarak bir dil kursuna gitmeyi istiyorum seneyeki donem boyunca, ehliyet de almak istiyorum artik yasim gecmeden cok. Bir adet de guzel bir fotograf makinesi almak istiyorum. Yaziyor musun kizim? Guzel tut bu listeyi. Bakalim hangi birini gerceklestirebilecegim...

13 Aralık 2009 Pazar

Pazar gunleri


Pazar gunumden bahsetmeden once bir kac kucuk not dusmek istiyorum kendime dair:

* Program yapmayi cok seviyorum; ama onlara uyamadigimi gorunce uzulmuyorum ayni zamanda. Uzulmemem gerektigini ogrendim sanirim; ama inatla programli olmaya calisiyorum.

* Vizelerden sonra ders calismam gerektigini gercek haline getirmem gerekirken neden hala ders calismiyorum ben, bilemiyorum, bilmiyorum, bilmeyi de cok istiyorum.

* Kendimi cok yalniz hissediyorum blog. Bugune kadar yasadigim yari bucuk iliskiler beni cok yordu. Artik hayatima giren ya da cikan kimseyle ilgili dert yapmamaya calisiyorum. Basariyorum da galiba...


Pazar gunleri yatagimdan gec kalkiyorum. Normalde kahvalti yapabilmek icin en guzel firsatlarimdan biri olan haftasonunu yatagimda geciriyorum. Dun yine kahvaltisiz bir cumartesi gecirdim, oglen yemegi de yoktu. Arada yedigim, gecen gun pazardan aldigim, mandalina ve nar ile idare ettim aksama kadar. Aksam da cikip yine Burger King'i zengin ettim. Daha sonra markete ugrayip; kahvaltilik seyler alsam da, bu sabah yiyemedim. Bugun artik kendime gelsem iyi olacak.

7 Kocali Hurmuz filmine gitmek istiyorum. Testere filmine de gitmek istiyorum bir de. Ne zaman gideyim? Himm. Benle gelen olur mu ki? Gecen ne guzel samimi bir arkadasimi bulmustum 2012 filmi icin; ama o 2012 idi ve 'gelebilitesi' yuksek olan arkadasim gelmisti. Turk yapimlarini izlemiyorum demistim onceki yazilarimda da; cunku Turk yapimi filmler komedi disinda pek basarili olmuyor bana gore. Ki bundan once de Turk yapimi olarak en son Recep Ivedik 1-2'ye gitmistim. Yine bir komedi filmi ve ben yine izlemek istiyorum!

Efendim pazar gunleri neler yapilir; bir guzel ev temizlenir, tabiki once kahvalti yapilir guzelce, daha sonra kendi bakiminizla ilgilenirsiniz daha mutlu hissetmek icin, sonra bilgisayarinizin basina gecer soyle bir mail kontrolu yapilir ve bilgisayardaki onemli isler halledilir. Daha sonra odev vs gibi ogrencilik isleri halledilir, sonra 5 cayina dogru kitap okunmalidir elbette. Daha sonra ise aksam yemegi mevzusu gelir akla. O da halledildikten sonra yarinki hizli hafta baslangici icin hazirliklar yapilir ve sessizce ders calisilir. En son yatarken disler fircalanir ve kitabinizla yataginiza gecersiniz. Ah pardon! son olarak da Farmville'deki tarlanin hasatini yapmayi unutmamak lazim...

Onumuzdeki haftanin bence cok guzel gececegine inaniyorum ben! Allah bozmasin diyelim ve Pazar gunumuze baslayalim.

11 Ekim 2009 Pazar

Burdasesimiduyankimsevarmi?

Biliyorum, cok oldu yazmayali. Demistim ama ben, uzun bir sure ev-okul vb sorunlarla ugrasacagimi. Ki oyle de oldu, hala daha da devam ediyorum...

"Isparta'ya gelmekle nasil bir hata yaptim anlamiyorum. Gelmemeliydim. Evet neden geleyim ki? Sirf okul icin burada olmak cok mutsuz edici bir durum..." Derdim eskiden. Artik demiyorum; cunku bilincindeyim ki buradaki okulu bitirmem benim gelecek icin olan hayallerime kocamaaan bir davetiyedir.

Gelmeden once kalacak yer sorunum vardi. Tam bir hafta boyunca 3 bayan arkadasimin yaninda kaldim. Ve inanir misiniz ne yurt ne de ev bulabildim uygun olan. Yurtlar tam bir facia adeta. Yani zaten Isparta esnafindan genelde hep soylenir insanlar. Daha ne diyeyim? Sansliydim ki evdeki bayan arkadaslarimdan birinin bir arkadasinin arkadasi, 3. bir ev arkadasina ihtiyaci oldugunu soyledi. Insan bir hafta once ya da ne bileyim daha erken soyler demeye kalmadan, eve yerlestim. Odami duzelttim, yatagimdan dolabima kadar, her ihtiyac duyacagim seyi ayarladim. Simdi mutluyum. Ev sorunum gecikmeli ve yorucu olsa da cozulmus oldu. Diger bir yandan Erasmus meselesi var. Karsi universite icin sectigim derslerde sorun cikmasi uzerine yeni acilan derslerden tekrar bir cizelge olusturmam gerekiyor, tabi bir yandan da pasaportumun suresini uzatmaya calisiyorum, harc odemeden tabiki. Umarim bir sorun cikmaz.Ogrenci oldugum icin pasaport harci almamalari lazim! Uzatiyor olsam bile! Evet! Ogrenciyim ben! 1 yillik harc 170tl kusur! gecen sene pasaport cikartirken pasaport ucreti olarak 81tl odemistim. Ona gecen aylarda zam getirmisler 90tl olmus. Gecen gittim 135tl yaziyordu! Saka gibi resmen! Eskiden ucak bileti insanlari oldururdu simdi bunlar olduruyor. Bunun disinda zor derslerime alismaya calisiyorum bir yandan da Amerika ile ilgili cok hos bir firsat var elimde onu degerlendirmeye calisiyorum. Sans lazim epey bir; ama ben yine de umutluyum. Allah yardimci olur o konuda insallah bana...Bunlara ek olarak haftasonlari Rusca kursuna gitmeye calisiyorum halk egitim merkezinde. Ooy oy! Bu seneki masraflarim mi cogaldi benim yoksa bizimkiler biraz kesinti mi yaptilar nedir, bir boyle maddi sorunlara burundum. Gecen sene cok iyiydim yahu. Evdekilere de bir sey diyemiyor ki insan haliyle. Babamin beni Work and Travel macerasina katilayim diye girdigi zahmetleri dusundukce zaten her seyimi kisiyorum maddi anlamda. Iyi de tabi kis kis bir yere kadar kisar insan.

Neden bilmiyorum; ama daha programci bir insan oldum artik. Bir hafta icinde yapmam gerekenleri bir kagida yaziyorum. Yapinca da ustlerini karaliyorum yaptiklarimin. Eskiden boyle degildim ben. Iyi bir sey mi bu? Ben her seyi aklimda tutardim eskiden. Simdi ya yapacak islerim cogaldi ya da artik eski mukemmel Yengec Zekami kaybediyorum. Bilmiyorum. Ya da Amerika'nin etkisidir, kim bilir... :P

Ops. Unutuyordum, bir de internet sorunum var ki anlatsam bitmez. Internetim yok. Ev arkadaslarimda ben 2. donem gidecegim diye pek sicak bakmiyorlar adsl baglatma konusuna. Dizi gibi oldum, izle izle bitmez!

Bakalim diger bolumde basima neler gelecek!?

Bekliyoruz...

22 Şubat 2009 Pazar

Yorucu Hayat 2

5 gün olmuş yazmayalı. Yazmadım, yazamadım. Bu 5 gün içinde ne mi oldu? Aslında dünyaya göre koca bir 'hiç' bana göre... (?) Bilmiyorum.

Mutluyum biraz. Hani öyle kalpten bir mutluluk yok içimde. Daha çok mantıken mutluyum. Spor salonun verdiği zindelik, gitar kursunun verdiği ruh gıdası ve kendime göre aldığım yeni kararlar ile birlikte; daha düzenli ve daha mutlu-rahat hissediyorum kendimi.

1- Spor salonu;

Keşke geçen seneden itibaren gitseydim. Neden geciktirdiğimi çok iyi biliyorum; ama kendime bile açıklayamıyorum halimi... İyi oldu spor salonuna başlamam. Hem daha sağlıklı oluyorum; hem de vücudum bir düzene girdi yahu. Zayıflıyorum da! Bunun dışında spor salonu uyku düzenimi de sağladı. Artık gece 11-12 olunca uykum geliyor ve yatıyorum. Tabi okulun yorucu tarafının da etkisi var bu duruma.

2- Gitar kursu;

Geçen sene başlamayı çok istedim; ama ellerim çok terlediği için gitarı tutmak bana bir ölüm gibi geliyordu. Şimdi o sorunum ortadan kalktı ve uzun zamandır istediğim şeyi, gitar çalmayı, başarmış bulunuyorum. Haftasonlarıma bir neşe, mutluluk kaynağı; bir eğlence oluyor. Güzel de oluyor... (Birkaç akoru basamasam da, çalışasım gelmiyor onlara ama ne yapayım...)

3- Yeni kararlar;

Evet bu 5 gün içinde yeni kararlar aldım hayata dair. Nedense eskiden aldığım kararları bir süre sonra yoklarmış gibi sayar; bozardım. Ama geçen dönemin yoğun etkisinden sonra, daha kararlı ve iradeli hala geldim. Aldığım kararların kalıcığını anlasanız; aklınız hayaliniz durur... Ne bu kararlar açıklayayım blog. Öncelikle arkadaş, dost, kanka(!) ilişkilerime şöyle bir baktım da; düşündüm benim meğer dostum yokmuş hiç. Üzüldüm ilk farkettiğimde. Sadece iyi arkadaşlarım varmış demek ki dedim. Daha sonra da aslında onların da olmadığını farkettim. Bu sefer üzülmedim. Dostlukta olduğu gibi bir etkisi olmadı. Yokmuş blog meğersem. Bugün kafenin birinde oturmuş; 1 aylık nargile hakkımı kullanırken (ayda 1 kere içmeye çalışıyorum da) arkadaşıma bu durumu anlattım. Dedim ki ona, artık hiç kimse umrumda değil, benim meğer öyle süper dostum ya da arkadaşım yokmuş, gördüğün üzere senle konuşur gibi konuşuyorum herkesle, dedim... O da, ben senin gibi herkesi silip atamam, insanları bazı çıkarlarıma göre kullanmam lazım, yalnız kalmamalıyım vs. tarzında cümleler kurdu. Buyrun burdan yakın. Sohbet ettiğim arkadaşım nasıl düşünüyor. Ben neden böyle düşünmeyeyim ki? Yapabileceğim bir şey yok bu konuda. Yalnızlığın doyumsuz lezzeti mi deyim, yoksa yalnızlığı seviyorum da mı bu şekilde bir karar aldım bilemiyorum; ama aldığım karar üzerine, artık insanlarla, çıkarlarım olsa bile, fazla konuşmama kararı aldım. Mümkünse birkaç güzel söz, birkaç güzel yazışma ya da bunlara benzer ilişkilerim olsun herkesle.

Ben güzele güzel derim; neden demeyeyim? Ben güzelsem güzel denmesini de ister(d)im. Artık varsın denmesin; varsın demeyeyim... En başından beri yalnız kalmalıydım. En başından kastım, insanlarla olan ilişkilerimin en başı.

Nedeni sadece karşımdakilerden kaynaklı değil. Kendimin de kattığı bir şeyler var. Benim insanlarla fazla yakınlaşmamam lazım(mış). Çok yoruyormuşum insanları. Mutlu olamıyorum hiç bir şekilde; çünkü insanların mutlu etme yöntemleri bana çok sıradan geliyor. Daha farklı daha içten şeyler istiyorum ben. Ve verdiğim değeri istiyorum; azını ya da fazlasını değil... Bununla birlikte ben verdiğim değeri de gösteremiyorum. Böyle de bir sorunum var. İçimde yaşıyorum her şeyi. Biri içime dokunursa da koyuveriyorum tüm hisselerimi karşımdakine. İşte sorun karşımdakinin 'dokunamaması'nda... O yüzden de sürekli git geller, silmeler tekrar başlamalar, eskilerde kalmalar vs. durumları oluşuyor. Sonuç olarak hem ben yorulmuş oluyorum hem de karşımdaki insan yorulmuş oluyor. O yüzden ne kimseyi üzeyim ben ne de bir başkası üzsün beni. Önceden de belirttiğim gibi; bırakın beni sessiz sakin yok olayım bir köşede...

~~~~~~~~~~~~~~~~

Sonuç olarak şu anda hem kafam hem de vücudum sağlık bakımından çok rahat. Böylesi benim için daha iyi. Ne ben kimseyi rahatsız edeyim ne de bir başkası beni. Benim de sevmeye ve sevilmeye, değer görmeye hakkım var, biliyorum. Bunları feda ediyorum bu şekilde. Yeterki olmasın zararım kimseye, kendime...

~~~~~~~~~~~~~~~~

Üniversite hayatımın 3. dönemi hızlı bir şekilde başladı yine. Ders çalışmak için zaman arıyorum sürekli. Spor salonu vücudumu bir tempoya soksa ki soktuğunu düşünüyorum artık, ders çalışmaya başlayacağım hemen. Dün Erasmus sınavı vardı. Geçen sene de girmiştim bu sınava ve kazanmıştım, İspanya'da idim bu dönem hatta; ama sorunlar çok oldu, kafam da başka yerde... Gidemedim. Fakat bu sefer kazanırsam ki inşallah kazanırım, kesin gideceğim bir aksilik olmazsa. Yazın da Amerika'dayım, yine bir aksilik olmazsa inşallah. :D O yüzden her şey hayal ettiğim gibi, üniversite hayatım dolu dolu ve kendimi en iyi şekilde geliştirerek geçiyor. İnşallah bozulmaz da şu yalnız halimde zararsız bir şekilde en iyi şekle gelirim...

27 Ocak 2009 Salı

rf(+)cht - Giriş

Tekrar başladım yazmaya. Yazmak istiyorum. Kendimi sanırım ancak kelimelerle ifade edebiliyorum... Yazmak benim için bir deşarj olma yolu kısmen. Bir yerlere, akıp giden yaşantımın özetini düşmek, olmasını istediklerimi dile getirmek, dünyanın kirli havasında nefesimi tutup; hayal dünyasının temiz havasında biraz soluklanmak sadece amacım... Yazarken en dürüst, en rahat halimle kendimi ifade etmeye çalışıyorum. Bilmem olabiliyor muyum, yoksa benim de mi var gizlediğim şeyler?.. Sanırım diğer birçok insanla olan tek özelliğim bu; benim de var gizlediğim bir şeyler...

Elimden geldiğince Türkçe'yi doğru bir şekilde kullanmaya çalışıyorum yazdığım yazılarda. Her ne kadar günlük yazışmalarımda bu durumu koruyamasam da; burda yazma becerime hakim olmaya çalışıyorum. Umarım bir yanlışlık yapmayız da, her anlamda, okuyanların kötü yorumlarını işitmemiş oluruz.

Belirtmek istediğim diğer bir nokta, düşüncelerim, hayallerim; kısaca yazdığım her bir kelime, benim iç ve dış dünyamın bir sentezidir. Benimdir; bana aittir.

Blogumda yazmayı düşündüğüm şeyler arasında, izlediğim filmleri ve beğendiğim sanatçıları yorumlamak, onun dışında yaşarken karşılaştıklarımı kelimelere aktarmak, var. Ne az 'ben' ne de çok 'ben' içeriyor bu blog...

Not: Aslında bir host satın alıp, ona wordpress kurup bir güzel blogumu yazmak istiyordum; ama bir türlü "hangi firmadan alsam, acaba açıklarıyla boğuşabilir miyim, bir şey olurda; aman aman!" gibi çelişkilerimden kurtulup icraata geçemedim. O yüzden yine iyisi mi, diğer kapattığım blogların olduğu yerden başlayayım dedim. İyi mi ettim acep? Hımm...