Taş Atma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taş Atma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2017 Pazartesi

Ramazan Biterken

İvit. Kapattım. Şöyle bir arkadaş listeme baktım, son yazışmalarıma, ne zaman gerçekleştiklerine ve ne amaçla gerçekleştiklerine baktım, ardından Facebook ve Instagram'ı kapattım. Twitter'daki bilgilerimi kaldırıp bildirimlerini kapattım. Sonra bunların boş yere duran uygulamalarını da sildim telefonumdan. Kullanmıyorum artık hiçbirini. Sırada WhatsApp var, ama o zorluyor aile içi iletişim açısından beni. O yüzden şimdilik duruyor. Özetle, artık hiçbirini kullanmıyorum.

Evet o mübarenk gün de geldi. 🌈 Kadir gecesinden bahsediyorum. Çarşamba gecesi evlerimize bereket getirmesini istiyorum Allah'dan. 😀 Daha ne olsun, değil mi?

Geçen yine saçlarımı kestim kendim. Ve sakallarımı da kesmiyorum epeydir. Farklı bir şekle büründüm. İyi anlamda. 😎 Bir süre böyle götürmek istiyorum, zira saçlarım kısa ve kısa sakal da yakışıyor bu şekildeyken.

Geçen gün de şu belgesel filmi izledim. İçeriğinden çok bahsetmek istemesem de, aslında o çok bilindik sağlık kuruluşlarının nasıl da kendi çıkarları doğrultusunda, bizim sağlığımıza zararlı şeyleri saklarını anlatıyor. Bir de belgesel bizi 30 günlük vegan beslenme macerasına davet ediyor. O da şöyle belirtilmiş. 2-3 gün içinde kafamı toparlayıp başlamayı düşünüyorum. Çünkü doğum günümde Ankara'ya gidip kendimi mutlu etmek gibi bir planım var. Küçük bir ihtimal ama var, yalnız geçireceğim koca bir yaz sıcağı olacak muhtemelen. Tabii hamburger yiyeceğim için de bu 30 günlük vegan programı sıkıntıya girebilir eğer 2-3 gün içinde başlamazsam. 😀🍔🍟

Kapanışı da, neden sosyal ağlardan uzak kalmaya karar verdiğimle yapayım. Bu sosyal mecralar, eski zamanlarda, benim için, iyi birer iletişim kaynağıydılar. Ama son 4-5 senedir, amacı çok farklı alanlara yöneldi. Ve bunların hiçbiri iyi niyetli değil. Ben de uzak kalmaya karar verdim. Öte yandan, ulaşılması zor bir insan olduğumu düşünmüyorum. Haberleri de takip ettiğim için bu tür platformlara ihtiyaç duymuyorum. Arkadaşlarımın(!) neler yaptıklarını hele hiç umursamıyorum. Çünkü Instagram profillerine baktıkça bazen "ben bunlarla nasıl arkadaş oldum?" diye soruyorum kendime. Bu ve birkaç durum daha beni artık epey rahatsız ettiği için ve bir şekilde açık tutsam bile bağlantıda kaldığımı anladığım için, kapatmaya karar verdim. Hiç alakam olmasa bile, belki yarım saat ya da 1 saat en az, bu uygulamalarda geçiriyorum vaktimi.

Böyle işte. 😀 Umutsuz olmamak lazım. Dertlerimize aşırı üzülmemek lazım. O zaman Allah bize daha başka bir dert verebilir, sırf o derdimizi unutalım diye. Tabii sonrasındaysa bizi mutlu edecek bir rahatlamayı da verir. Bilemeyiz.

Üstümde Rahibe Teresa havası var gece gece niyeyse.😂

Ben gidip yavaştan sahur olayına gireyim Blog.

Öperim. 

😚

8 Haziran 2017 Perşembe

Nereye Gidiyorlar?

The photo of art has been taken
from Marek Petras' collection.
For more visit: instagram.com/artofmarek
Nefret ettiğim birinin askere gittiğini öğrendim az önce Blog. Allah'a her aklıma geldiğinde beddua ettiğim 1-2 kişiden biri. Onun yüzünden böyleyim biraz da, çok da konuşmak istemiyorum, ama ben ne kadar rahat yaptıysam askerliğimi, o inşallah bin misli kötü yapar. Bana bile burada nefret kusturacak kadar etki etmişse demek ki... Sen düşün Blog. Şu anda burada oturmuyor olabilirdim mesela, neyse.

Biri de Avrupa turunda... O da nereden aklıma geldiyse bakayım dedim. Sanırım yanındaki de sevgilisi, arkadaşı olamayacağına göre...

Son 2 saattir sinirimden, oturduğum yerde terliyorum adeta. Bakma Arif, yapma Arif, etme Arif dedikçe direndim. Sonuç böyle gecemin kısmen içine ettim. Şimdi yazınca biraz sakinleştim. Tabi camımı açmamın da etkisi var.

Geçen gün Apple etkinliği olduğu. iOS 11 ve yeni cihazlar tanıtıldı. Artık telefonum güncelleme almayacakmış Blog. Hala daha, çok şükür, sıfır gibi olan cep telefonumu ısrarla kullanmaya devam edeceğim. Çünkü hiçbir kasma ya da benzeri bir sorun çıkarmıyor bana. Eğer iPhone 4S falan olsaydı çoktan deli etmişti. Ki gördüm biliyorum. Macbook Pro da yenilenmiş, önceki güncellenmiş sürümünden daha iyi. Tabii başlangıç hafızalarını saymazsak. 128 GB depolama ile başlıyor. Yine de fiyatı 6300 TL. 😀 Seni alacam olum! iPhone için bir şey diyemem, çok pahalı bir cihaz ve Türkiye'deki kullanıcılarının çoğu gösteriş amaçlı kullanıyor. Telefonumu ne zaman yenilerim bilmemem tabi.

9 Haziran'da çıkmasını beklediğim London Grammar'ın albümü, geçen gün nete düşmüş. Dinliyorum ben de epeydir. İlk albümden daha güzel, demek ki beklemeye değmiş. Lorde ve Katy Perry'nin albümleri de çıkacak o gün.

Ramazan'ın da kısmen yarısına geldik be Blog. Çok anlamadım ben nasıl geçtiğini ama, geçiyor bir şekilde. Bilemiyorum. Ben de oruç tutuyorum, İzlanda'daki bir müslüman da, Afrika'daki bir başka müslüman da...

Facebook, Twitter ve Instagram. Bunlardan sadece Twitter'ı kapatırsam eğer 30 gün sonra siliniyor hesabım. Diğerleri durabiliyor kapalı şekilde. Hesabım silinirse tekrar o kullanıcı ismini ve maili kullanamam. Doğum günü tarihimi Facebook'da kaldırdım. Çünkü geçen gün hatırlamam gereken bir tarihi ilgili kişi kapattığı için hatırlayamadım. Ve bu çok kötü hissettirdi. Zaten duvarım kapalı. Sırf o yüzden belli kişiler üşenmeyip mesaj atıyor. Şimdi muhtemelen kimse hatırlamaz. Zira ben tarihler konusunda çok kötüyüm.

Bence ben doğum günüme kadar uzaklaşayım. Zaten neredeyse hiç kullanmıyorum sosyal medya denen şeyleri. Ne malum yerlerde profilim var ne de Twitter/Instagram/Facebook üçlüsünü kullanıyorum.

Ben de gideyim, evet. Onlar nereye gidiyorsa ben de oraya gideyim... Bana yakışmıyor gitmek, ama gideyim ben.

2 Mayıs 2017 Salı

Olay

😀

Çok tatlı değil mi ama ya? Yani gülen yüz emojisi? BEN NE ZAMANDIR BEKLİYORDUM EMOJİLERİ, SENİN HABERİN VAR MI???

😀😀😀

Neyse, konuma döneyim. Havalar ısındı Blog. Hani senin teknolojik termometren, o ne oluyorsa artık, olmadığı için ben söyleyeyim dedim. Eh biliyorsun, sıcak havalardan ne kadar nefret ettiğimi ve ne kadar boğuştuğumu; hatta ne kadar rahatsız olup hayatımı cehenneme çevirdiğini.

Yine de: 😀

Bugün gerçek anlamda diyete başladım Blog. Eğer 3 ay önceki kilomu korumuş olsaydım ve diyetime devam etmiş olsaydım, şimdiye her şey daha düzgün olacaktı. Ama olsun, ne diyeyim? (1) Evet, oradan "tek derdin bu olsa keşke Arif" dediğini duyabiliyorum. Ama olsun, ne diyeyim? (2)

2 gündür yeni bir dizinin ilk sezonunu izledim: Santa Clarita Diet. Yani sesli güldüğüm nadir dizilerden. Belki genel konusuna bakınca saçma ya da sıradan ya da kimine göre vakit kaybı gelebilir, ama ben izlerken bazı espirilere cidden güldüm. Keşke daha uzun olsaydı.

Bu arada geçen haftalarda Episode Calendar'ın Türkçe çeviri moderatörü olduğumu ve bu sayede 1 yıllık Premium üyelik aldığımı söylemiş miydim? Üniversite yıllarımdan beri kullanıyorum o siteyi dizi takibi için. Bir başka site daha var kullandığım yedek olarak ve limit sorunu olmadığı için, ama Episode Calendar hep favorimdi. Ve Premium olduğum için de 20 diziden fazlasını ekleyebiliyorum oraya artık. Isn't it excited? Kendim de almak isterdim aslında, ama ne yazık ki sadece Paypal ile ödeme kabul ediyor ve Paypal Türkiye kullanım dışında. Şimdilik böyle 1 yıl deneyelim. 🌼

İnsanlar son zamanlarda aşırı şekilde özel hayatını sanal ortama yaymaya başladı Blog. Görsel anlamda olanlardan bahsediyorum. Bunun en büyük paylaşım yolu ve rolü ne yazık ki Instagram oluyor. Artık her 10 insandan 4'ünün profiline girsem, gördüğüm kendi fotoğraflarıyla, ki bunlar değişik açılardan selfieleri kapsıyor, dolu olması. Yani profesyonel makineyle çekip de bir şekilde Instagram profilinde paylaşanları anlamıyorum, ama "beni beğensinler" havasında sadece kafası görünen selfielerini paylaşan insanları hiç anlamıyorum. Anlamadığım o kadar çok egoist olan ve bunu inkar eden insan var ki anlatamam. Örnekleri çok yani. Ben ne paylaştığımı söylemeyeyim, gülersin. Sosyal hesaplarımı kapatmayı çok istiyorum aslında Blog. Ama sırf ismimi kaybetmemek adına ve arada sadece oradan yazışabildiğim kişiler olduğu için açık tutuyorum mecburen. Yoksa zamanında denedik birçok kez seninle, biliyorsun. Olmuyor, yine de birine bir şey yazmam gerekiyor ya da bir siteye giriş yapmak zorunda kalıyorum, mecburen tekrar aktifleştiriyorum.

Biliyorum, çok az yazıyorum sana da artık. Sebebi keşke yoğunluğumdan dolayı olsaydı, ama öyle değil. Arada, benim de ilk 500 yazardan biri olduğum Blog Sözlük'e yazıyorum. Kısmen ağlama duvarı benim için belki de. Bilemiyorum.

Ha, aklıma gelmişken, faturan geldi sevgili Blog. Domain yenileme zamanının geldiğini haber verdi Google. Bilgilerimi kontrol edip kredi kartı bilgilerimi kontrol etmem lazım. Umarım zam gelmemiştir ücretine. Malum... Keşke şöyle $2-3'lık bir şey olsaydı, değil mi? 😁

Canım kocaman bir hamburger çekti Blog. Yanında büssürü büssürü kızarmış patates! Ve ranch sos. Oy. Neyse ben gidip kahvemi alayım. Şuraya da fotoğrafını bırakayım hayalimin. 🍔🍟


15 Ağustos 2016 Pazartesi

Tempo!

İçimde bir tempo var. Hani hareketli bir şarkı dinlersin de o havada devam eden bir duygu seli olur ya içinde, benimki de öyle. Tarif edebildim mi Blog? Allah aşkına beni anlayan bir tek sen kaldın, sen de anlamamazlıktan gelme ne olur!

Yazımı yazarken bir yandan da Ankara'dan yarım kilo (!) aldığım zencefillerden kesip hazırladığım demleme yeşil çayımı yudumluyorum. Buradan da sana sesleniyorum www.memleketimdengelsin.com! SENİN, TAZE ZENCEFİLE BİR ANDA YAPTIĞIN TUHAF VE GEREKSİZ ZAMMA İHTİYACIM KALMADI. Bulunduğum ilçeyi geçtim, Ankara'daki büyük marketlerde var taze zencefil, yoksa mecburen alacaktım. İstanbul'a gitme durumum şu sıralar pek olmadığı için haliyle...

Şey bir de dayanamadım ben, epeydir heveslendiğim bir şeyin siparişini verdim dün gece Blog: Xioami Mi Band 2. Özelliklerine ve fiyatına dayanamadım. Malum benim iPhonecuğumun adımsayar özelliği yok. O bilekliğin birkaç özelliği var işime yarayacağına ve beni bazı konularda motive edeceğine inandığım. O yüzden ben de arada alışveriş yaptığım Aliexpress.com'dan siparişini verdim. Artık en kısa zamanda gelir inşallah diyorum. Oradan epey şey almışlığım var, alışkınım haliyle beklemeye. Yoksa Türkiye'deki bazı uyanık satıcılardan gidip 180 TL ve üzeri para ödeyip alacak halim yoktu. Benim en çok merak ettiğim kalp ritmi özelliği. Bileklik gece uyurken kalp ritmini ölçüp hangi saatte ve ne kadar süreyle derin uykuda kaldığını gösteriyor. Telefonla eşleşiyor, hatta telefondaki istediğin uygulamaların uyarılarını, bileğinde takılıyken titreşip sana haber veriyor. Adım sayar özelliği de istediğim bir özellikti. Eh pek saat takmayı sevmeyen ben gibi biri için saati gösteriyor olması da bonus özelliği. $33'a aldım ben. Çıkış fiyarı $23 idi. Tabii Xiaomi'nin son duyurusuyla, ürünü yetiştirmekte güçlük çektiklerini ve üretim kapasitelerini 2 katına çıkaracaklarını okudum. O haliyle bile yetişmeyeceğini yorumluyorlar. Aldım bir heves Blog. 99 TL de oraya gitmiş oldu.

Önceki yazımda, Ankara'ya gittiğimde, 3-4 AVM'yi talan edip en sonunda Antares'e geri dönüp aldığım Hush Puppies ayakkabılarımdan bahsetmedim. Onlara da şöyle bir 230 TL verdim. Huyum kurusun, yine, bir şey içime sinmeye görsün, alıyorum; ama içime sinmeyince ihtiyacım olsa bile alamıyorum, almıyorum. Ayakkabılarım öyleydi mesela. 2 yazdır spor ayakkabısı almadım. Giymiyorum, hoşuma gitmiyor, zaten evden çıkmıyorum, spor yapacağımda da eski ayakkabılarımı giyiyorum. Geçen baharda aldığım casual(!) ayakkabılarımlaydım hep. Ben o ayakkabılara bile rahat diyordum, ta ki Hush Puppies ile tanışana kadar. O ne rahat bir tabandır, ne rahat bir ayakkabıdır. Niye daha önce keşfetmemişim!

Velhasıl, şu anda terliyorum. Hava serin ve 30 dk önce terlemiyor oluşuma rağmen... Sebebi ise zencefil ve demleme yeşil çay. Kilo vermemi ve genel sağlığımı bunlara borçluyum. Ruh sağlığım Allah'a emanet.

Son günlerde şu şarkıyı dinliyorum epeyce, haydi afiyet olsun.

Dipnot: Beni arada takip eden kişiler var sanırım, onlardan özel olarak rica ediyorum, bana mail atın, yorum yazın, bir şeyler yapın!

31 Temmuz 2016 Pazar

Kalbimi Dinliyorum

Şu sıralar kalbimi dinlemeye çalışıyorum. Hani hep derler ya "kalbini dinle" tarzında şeyleri sürekli insanlara, işte onu denemeye çalışıyorum. Bariz bir şekilde denemeye çalışıyorum bu sefer ama: Ben gerçekten ne istiyorum?

Hayatımda kalbimi dinlediğim çok zaman oldu elbette. Hele benim gibi duygusal bir erkek çoğu zamanda kalbini, sezgilerini ve sonra mantığını dinliyordur Blog. Bu konuda şüphen olmasın; ama bu sefer galiba bütün dikkatimi vermem gerekiyor. Şimdi böyle deyince "bu çocuk ne istediğini bilmiyor" gibi bir şey çıkmasın. Benim istediklerim öyle fuşya öyle toz pembe ki... en masum çocuk bile hayal etmemiştir.

Malum geçen hafta 28 yaşıma girdim. Artık her yerde 28 sayısı beliriyor yaş kısmında. Acımasızca.

Genel anlamda kendimden beklentilerim var, aşamıyorum çoğunu hala. Öyle büyüklerimizin dediği gibi "senin de vardır bir yerde nasibin" şekildeki iyimserliğimi korumaya çalışıyorum en azından. Bu da bir şeydir, değil mi? Umarım.

İnsanlardan beklentim de var. Vatansever, hayvansever vb. türdeki sevgi konularında beklentilerimi elbette bir kenara bırakarak diyorum. Güvenmek istiyorum Blog. Öyle böyle değil. Hiç bu kadar birine güvenme ihtiyacına girmemiştim hayatımda. Aynı zamanda da cesaret. Çünkü ikisinde de korku ve eksiklik yaşıyorum. Bunları birinde görmeye ihtiyacım var. Sadece görmeye de değil tabii ki yaşamaya da...

Başka başka... Windows 10 Yıldönümü Güncellemesi geliyor 2 güne. En basitinden Edge'i kullanmak istiyorum; ama sırf eklenti desteği olmadığı için uzak duruyordum şimdiye kadar. Yıldönümü güncellemesi diyor Microsoft ama bana kalırsa bildiğin Servis Paketi. Benim için tek önemli olan Edge yani.

Bir de Steam'i tekrar yükledim 2-3 gün önce. Zamanında satın aldığım ama şu anki bilgisayarımda biraz kasan, hayatımdaki en sevdiğim ve hala daha özlemle bakıp oynadığım hemen hemen tek oyun olan Age of Empires II: HD Edition'ı tekrar yükledim. Meğer benim uzak kaldığım dönem boyunca ekstra 2 eklenti paketi de çıkarmış ve daha da önemlisi güncellenmiş ve şu anda kasmıyor. Geçen oynadığımda, ki oynuyorum hala, 4 saat boyunca gayet güzel oyunu kazanarak bitirmiştim.

Benim hayatım şimdilik böyle. Sakin kendimce. Yazamadım bir süredir. Yazmak da istemedim. Küstüm, senden bile kaçtım; ama biliyorsun ki aklımdaydın Blog, ben zaten "kaçtım, kapattım, gittim" dediğime bakma sen.

Neyse, senden naber?

10 Ocak 2016 Pazar

Soluk Benizli

Bu akşam şunu fark ettim: Bende gurur çok zayıfmış Blog. Gurur yapmıyormuşum birçok insan gibi onu anladım. Demek ki ondan dolayı, hep, ayrılan ben olmama rağmen eski sevgililerime tekrar tekrar geri dönmüşüm. Bu durumu "belki yaşananlara kıyamamak" ya da "daha güzelini bulamayacağım korkusu" sebep de olabilir; ama böyle bile olsa insanda biraz gurur olur değil mi?

Peki bende neden yok?

Bu sorunun cevabını bilmiyorum Blog. Eskiden mesela "özür dileme" durumunu terbiye, saygı vs. duyguların içinde bulunmasından dolayı bende kolaylıkla dile geldiğini düşünürdüm. Haklı olsam da özür dileyebilecek kadar sakin ya da olması gereken davranış şekline sahip olduğumu düşünürdüm. Hoş, hala daha öyle düşünüyorum. Tek bir farkla: Artık buna sebep olan şeyin bendeki gurur yoksunluğu olduğuna da inanıyorum.

İnsanda biraz gurur olur yahu! dediğini duyar gibiyim Blog.

Olmayınca olmuyor işte. Ama işin daha da tuhaf ve canımı acıtan yanı ise bendeki bu duruma rağmen insanların ısrarla özür beklemesi, ısrarla geri dönmemi beklemesi hatta abartıp "aman Arif döner nasılsa" demesi...

O yüzden iyisi mi Allah ne veriyorsa hepsinin güzelini, iyisini ve hayırlısını versin. Gerisi boş. Hele hele insansa o mevzubahis olan... aman aman!

4 Ekim 2015 Pazar

Son/bahar

Eylül ayını es geçmişiz be Blog. Hoş, temmuz ayından eylül ayının ortasına kadar süren iş hayatım neye zaman ayırmama yardımcı oldu ki?..

Velhasıl, istifa dilekçesi de yazmadım demem hayatımda. Sevinenler çok oldu. Diğer mühendis şahıs da sevinmiştir kesin. Meğersem, ayrıldıktan sonra söylendi bana başkaları tarafından, kendisinin yerimde öyle bir gözü varmış ki "ben senin iyiliğini düşünüyorum" ayağına gizlemeye çalışmış hepsini. Allah'a havale ettim, döndüm kendi köşeme. Aslında çok şey derdim işimle, iş yerimle, ortamla ilgili... bana yakışmaz. O yüzden ayrılışım da sessiz oldu. Yoksa beni biliyorsun...

İki haftadır ailemle geldiğim termal devremülke yapışmış bulunmaktayım. Sol kulağıma su kaçırıp enfeksiyon kaptırana kadar suya girip çıktım. Yaklaşık 2 gece sabaha kadar kulak ağrısından uyuyamadım. 1-2 güne dönüyorum buradan. Daha da sessiz bir yere gidiyorum...

Aklımda ne var diye emin ol ben de kendime soruyorum Blog, diğer herkes gibi. BOK VAR.

Bana iyilik yapın ve benim pılımı pırtımı toplayıp yurt dışında soğuk sayılabilecek bir ülkeye yollayın. Ne halim varsa göreyim.

Dipnot: Bu arada Lana Del Rey'in yeni albümü Honeymoon'u dinlerken yazdım bu yazımı da.

16 Haziran 2014 Pazartesi

Sahipsiz-lik

Bu günlerimi unutmuyorum Blog. Özellikle bu günlerimi unutmuyorum. Yani kimsenin desteğini görmediğim/hissetmediğim, sahipsiz olduğum ya da sahipsiz bırakıldığım günleri... Bir arkadaşım bana "kin tutuyorsun" demişti. Keşke beni tanıyabilen bir arkadaşım olarak tanımlayabilseydim onu; çünkü ben kin tutmuyorum. Kin tutmak için duygusuz olmak lazım, kalpsiz belki biraz da. Benim en başta yapım böyle bir şeye izin vermiyor. Yoksa, inan Blog, ben de geçmişimi hemen unutabilen biri olmak isterdim.

Yakın zamanda, sayılır yani, bir ilişkinin daha sonuna gelmiştim. Sonra da o da diğerleri gibi; bendeki tüm inancı, tüm umudu ve hayalleri alıp geçmişte yerini edinmiş oldu. Şu anki halimi düşünüyorum. Özellikle son 2 yıldır hayatımın en fazla manevi desteği görme ihtiyacını yaşarken ben, birilerinin değişik yollarla hayatımdan çıkması hiç de yardımcı olmuyor. O yüzden unutmuyorum Blog, bu günlerimi unutamıyorum; unutmayacağım da.

Bazen bir sahip arama duygusuyla hareket ediyor insan. Bazen de sahip olma duygusuyla... Hangisi daha masum sence Blog?

İşte bunlar yüzünden unutmuyorum. Herkesin bana yaptığı en küçük iyilikten en önemsiz kötülüğe kadar her şeyi aklımda tutuyorum. Bazen geçmişimin kayıtlarındaki derinlik beni bile şaşırtıyor, ama keyfimden değil bu durum Blog. Elimde değil. Birinin yüzüne bakınca önce kötülükleri geliyor aklıma, eğer ılımlı konuşmaya başlarsa yavaş yavaş iyilikleri çıkıyor ortaya geçmişte yaptığı. Ama artık bunu da yapmak istemiyorum. Madem silemiyorum insanların bende bıraktıkları iyi-kötü şeyleri, o zaman en acı vermeyeni, o kişilerin hep kötülüklerini hatırlamalıyım diyorum.

Yine de içimde büyük bir eksiklik var Blog. Geçici şeylerle dolduramadığım bir eksiklik. Ve son zamanlarımda sahipsiz durumum daha da koyuyor bana. Bu yüzden unutmuyorum. Böyle bırakıldığım için...

13 Nisan 2014 Pazar

Yenilik? Belki...

Bu kaçıncı profil değiştirmem Blog? Ben bile sayamadım artık kaçıncı olduğunu. Son profilimde, bir daha kesinlikle yenilemeyeceğime dair aşırı emindim kendimden. Ama bugüne kadar duygularımla ilgili nelerden emin olup da devamının geldiğini gördüm ki? Hepsi bitiyormuş Blog. İlişkiler, en iyi dediğim arkadaşlıklar... Bitmeyen bir ailem kaldı. Onu da alır mı bir gün elimden kader?

Son Facebook yenilememde, hiçbir şey paylaşmamaya ve özellikle profilimi kullanmamaya çalıştım. %90'lık bir oranda başarılı da oldum. Sadece internet üzerinden görüşebildiğim kişilerle mesajlaşmama olanak sağladı. Onun dışında tamamen gereksiz bir sosyal site.

Son zamanlarda ikiyüzlü olan eski "en iyi" arkadaşlarımla olan uyuşmazlıklar, zincirleme şekilde devam etti. Onlarca birlikte çekildiğim fotoğraflar ve yazışmalar, tamamen havada kaldı. Bunlar 2-3 ay önce gerçekleşti bu arada.

Peki neden bugün yenileme kararı aldım?

Bir ara üniversitedeyken çıktığım kişi bana mail atmıştı. Onunla mailleştim bir süre. Beni şimdi daha iyi anladığını söylüyordu özetle. Benim yaşadıklarımı yaşamakta şu anda kendisi sanırım. Bunun dışında geçirdiğim bazı muhabbetler, bitirdiğim bazı ilişkiler beni eskiye reset(!) atmaya itti. En sevmediğim şeydir, biri sizden küsünce, diğer arkadaşlarının da muhabbeti sizinle kesmesi durumu. Ne kadar çocukça, ikiyüzlüce, değil mi? Ve bunu yapanlar 30 yaş üstü insanlar olduğunu varsayarsak... diyecek söz bulamıyorum. Komik. Bu aslında birbirimizi iyi tanımadığımızı gösteriyor belli ki. Bu etkili oldu mesela. Bunun dışında birçok arkadaşımı sahip oldukları "sözde" aydın ama aşırı derecede ırkçı ve bölücü düşünceleri yüzünden hayatımdan, Facebook profilimden, çıkarmam da etkili oldu yenilememde. Bir de eski sevgililer falan var tabii. Şimdi açtığım profilde yaptığım ilk iş geriye dönük olarak çıktığım ve Facebook'da profilini bulabildiğim 4-5 kişiden oluşan "eski sevgili takımının" profillerini engellemek oldu. Çünkü tuhaftır bir şekilde denk geliyorum onlara. İçinde bulunduğum ortam o kadar dedikoducu, ikiyüzlü ve sahte ki... adeta herkes birbirinin boydan kullanma klavuzunu çıkartabilecek kadar bilgili birbirlerine karşı. Ürkütücü, değil mi? Bence de.

Henüz eklemeyi düşündüğüm arkadaşlarımı taşımadım yeni profilime. Zamanla, boş vakit buldukça, taşımayı düşünüyorum. Sanırım toplamda 30-40 kişi olur kendileri. Evet, ne yazık ki(!) internet ortamındaki çoğu insan gibi, bulduğunu ekleyen, tanışmaya çalışan ya da merhabalaştığı kişiyi direkt arkadaş listesine çeken biri değilim. Ve aşırı sosyal olmadığım için de galiba fazla arkadaşım yok. Gerçi ben sadece "aşırı samimi" olduklarıma 'arkadaşım' dediğimi varsayarsak bu durumda arkadaş listemin sayıca az olması daha da muhtemel oluyor.

Bu sefer mesajlaşmak dışında bir şey yapmayacağımdan şüphen olmasın Blog. Dersimi fazlasıyla aldım.

Dipnot: Amerika'daki eski sevgilimi bile engelledim. Nabeeeer?

6 Haziran 2013 Perşembe

Kandil!

Sakinliğim hala devam ediyor Blog. Tepkisiz ve sakin halim her ne kadar hoşuma gitse de beni korkutuyor. Çünkü düşüncelerimin bir kısmı sakin değil. Sürekli geçmişi, geçmiş insanları tepkisiz bir şekilde düşünerek geçiriyorum zamanımı, bazen de geceleri...

Kandil gecesi oldu yine bak. Bu gece daha da bir geçmiş tartışması yaşadım içimde. Dua ederken kime, nasıl ve ne için dua edeceğimi bilemedim bir an. Sonra dik bir duruşla oturdum. Belki önceki gecelerde ettiğim duaların aynısını ettim; ama bu sefer daha da farklıydı isteğim. Daha çaresiz ya da son umut şeklindeydi. Neden böyle oldu Blog? Ne, neden oldu, diye soracaksın. Hangisi için desem bilemedim.

O kadar fazla "neden" sorusu var ki içimde, beynimde, kalbimde en çok. Hangi birini yöneltip cevaplandırmak istesem ben bile emin değilim artık. Manevi boyutu belki dualarda kalıyor; ama insanlara karşı olan neden sorularım neden hep havada kalıyor Blog? Bunu anlamıyorum işte.

Kandil geceleri geçmişi tartarım hep. Geçmişte yaptığım hataları tekrar yapmamak için dua ederim Allah'a. Çünkü ben insanım, çünkü ben duygularıma genelde yenik düşüyorum ve bazen aynı hataları yapabiliyorum. O yüzden güç istedim biraz bu kandilde yine. İnsanları anlamaya çalışmamak için güç istedim. Karşıma çıkıp, sevgimi sevgisiyle paylaşan ve sonra gereksizce geri sıralara koyanları anlamaya çalışmamak için güç istedim. Belki daha az yorulurum o şekilde diye, düşündüm...

Geçen koca 1 yılı düşündüm Blog. Keşkeli cümleler kurmuyorum artık. Olmuş bitmişlerin hesabını sormamaya çalışıyorum kendi içimde. Böyle daha az üzülüyorum sanırım. Ne kazandım/ne kaybettim diye düşünüyorum bu 1 yılda. Ne kattım insanlara, insanlar bana ne kattı, öbür hayat için ne yaptım, iyi bir insan olabildim mi diye düşünüyorum.

Sonra yine fark ediyorum ki beni en çok duygularım üzüyor. Aslında bu duygulara neden olan insanlar üzüyor. Kalbim kırık Blog. Zaten kırıktı aslında da, parçaları vardı elimde. Şimdi toz olmuş durumda... Üzülüyorum kalbim için. Tamir edebilsem keşke diyorum; ama elimde değil. Nasıl tamir edebilirim ki? Haklı yani, neden izin verdim ki kırılmasına? Neden insanlara güvenmek gibi bir hata yaptım ki? Hele hele sonunu bildiğim, belki en az yüz kere başkalarında gördüğüm bir yola neden çıktığımı ben de anlamıyorum. Neden sözlere kandığımı, neden gururumu hiç önemsemediğimi, neden sevince birçok şeyi boşverdiğimi ben de anlamıyorum. Anlamadığım bir de karşı tarafın düşünceleri var. Neden insan bana güvenmez ki diyorum. Neden açık olamaz, neden gizli saklı tutar birçok şeyi diyorum. Neden pes eder ki diyorum. Fazla kötümserim; ama yeri gelince kimsenin olamayacağı kadar da iyimser olabiliyorum. Kendim için olmasa bile, çoğu zaman başkaları için iyimser olabiliyorum. Hatalarımı arıyorum; ama göremiyorum sanırım bu sonuçlara itecek kadar. 1 yıl içinde yaşadığım iki ilişkinin de bitiş nedenlerini düşündüm bu gece. Belki insanların benimle oynadığını, beni kandırdığını kabul etmek istemiyorum. İnanmak istemiyorum daha çok aslında. Hak etmediğimi düşündüğüm için belki de. O yüzden mesela gurur yapmıyorum ayrılırken birinden. Hatta özellikle üstüne gidiyorum bir neden gösterebilsin diye. Ayrılma fikrini ortaya atan da ben oluyorum bunları yaparken. Yok, olmuyor yine de... Böyle çıkıp bağırasım geliyor "neden kimse düzgünce sevemiyor" diye. Sonra susuyorum, başka baharı bekliyorum.

Yine bir kandil geçti Blog. Senle birlikteyim yine. Her zamanki gibi...

3 Mart 2013 Pazar

RT(!) Edilemeyen Blog

Bu yazı'm tamamen diğer bir blogdaşımın bana yolladığı mim için yazılmadı elbette. Buna ek olarak bir dikkat çekme, böyle farkındalık yaratma falan; güzel, uzun, kıymetli yazılar yazanları gazlama; efendime söyleyeyim işte özetle "yazma" duygusunun hala yaşıyor olduğunu gösterme nedeniyle de yazıldı diyebilirim.

Yazmak benim nazarımda hep böyle duygularımı özgürce savurma olarak yer edinmiştir kendine. Kaç gece bilirim, kimseyle paylaşamadığım duygularımı gelip yazmıştır Blog'uma. Belki çoğu yazılarımı o anki sinirle yayınlamadan silmiş olabilirim; ama olabildiğince burada tutmaya çalıştığıma inanıyorum. Aslında Blog deyince benimki biraz daha günlüğe dönüyor. Bilmiyorum. Sonuçta buradayım ve en az 6 senedir yazıyorum. Ne yazık ki sadece son 4 senedir yazdıklarımı koruyabildim.

Arkadaşımın yakındığı şeylere sonuna kadar katılıyorum. Özellikle Twitter konusunda. Kendisinin de dediği gibi 140 karakter YETMİYOR. Yetmeyecek de. İsterlerse 280 yapsınlar ya da koca bir Blog oluştursunlar yine yetmeyecek. Neden? Çünkü Twitter artık baştan sona egosal hareketlerine ayak uydurmaya çalışan ve yalnızlığını bastırmaya çalışan insanlarla dolu. Hiç böyle bünyedeki kişilerden duygularını kelimelere dökmesini bekleyebilir misiniz? Zor. Hele o her akşam popüler etiketler listesinde çıkan #Takipedenitakipederim furyasına kapılanlar için hiçbir şey diyemiyorum. Ben pek ilgilenmiyorum artık Twitter hesabımla. Zaten son 2-3 aydır, bilmem kaç kere, açıp kapattım. Facebook için fazla kötü sözüm yok. Oraya da fazla bakmıyorum aslında. Çoğu fotoğrafımı kaldırdım. Olabildiğince sade hale getirdim. Son aylarda pek bir şey de paylaşmıyorum. Paylaşasım gelmiyor.

Ben yıllardır TV de izlemiyorum mesela. Neden izleyeyim ki? Haberleri açsam, siyasiler birbirine sataşıyor çocuk gibi, kıyamet kopmuş gibi yansıtılan ölüm sonuçlu kazalar her kanalda saatlerce yayınlanıyor, diziler saçma bir drama şeklinde devam ediyor. Eğlence programlarının ne halt ettiği belli değil... Facebook da kısmen bu şekilde benim gözümde. Listemde her türden insan kişisi mevcut. Ve çoğu kendi düşüncelerini savunan şeyler paylaşıyorlar. Neden Facebook'umda durup, onların hayat savaşlarının ne denli çamura dönüşmüş olduğunu izleyeyim ki?

Beni bir tek Blog'um memnun ediyor. Başka hiçbir şey değil. Çok mutlu olduğum anlarda da gelip yazmaya çalışıyorum mesela. Yine de çoğunlukla o zamanlar yazmak gelmiyor içimden. Birkaç batıl inancım da var bu konuda. Bilemedim...

Velhasıl, yazmak güzel şey. En az okumak kadar güzel. Son aylarda evde fazlaca kaldığım için okuma konusunda epey hızlandım. Bir yandan da rutin şekilde yazıyorum. Yazmazsam sanki bir gün patlayacakmışım gibi geliyor. Bir nevi terapi denebilir benim için...

İçinizdeki daktiloyu dışarı püskürtmeniz dileğiyle...

dipnot: Mim'i bir yere fırlatmam gerekiyordu yanlış hatırlamıyorsam; ama bilemedim kime atsam... Çünkü çok kendimleyim gibi Blog'umda.

27 Ocak 2013 Pazar

Patates "Pazar"tması

Öncelikle tüm iyi kalpli insanlara iyi Pazarlar diliyorum!

Diğerlerine ise:


"You know what, I'm gonna take it easy, I mean anything by it. Cuz Imma big boy, bitches!" diye Pazar yazıma devam etmek istiyorum... İnsan her gece ümitsizliğe düşüp, ertesi günler için plan yapıp, her sabah boşverip, laylaylom -ki çok hoş bir yaşama biçimidir- şekilde yaşar mı? Yaşar, yaşıyorum... 

Son 4 gündür aklıma bir projeye katılma fikri var. Tamamen buralardan uçup gitmemi sağlayacak bir proje. Başvurmayı düşünmüyor değilim. Aklımın ucunda sürekli kapılarımı tekmelercesine duruyor. Mantıklı geliyor, çünkü başka türlü kaçamayacağımı düşünüyorum yurt dışına.

Zor bir iş vesselam. O kadar ülke gör, o kadar yaşa, sonra da gel annenin babanın dizinin dibinde otur. Bu mantıklı mı? Çoktan beyin göçü olmalıydı böyle bir insanın. Bu konuda isteksizlere şaşırıyorum; ama anlıyorum da çoğu zaman. Zira Amerika'ya giderken yanımdaki ve tanığım bazı kişilerin tamamen cinsel dürtülerden ötürü yurt dışında bulunduklarını görünce "hımm çay alayım ben o zaman." moduma geçmiştim. Öyle kimselerden bekleyemezsiniz tabii ki bu ülkede mutsuz olabileceklerini. Çünkü başka bir ülkeyi başka amaçlarla gören kimseler çoğusu... Demem o ki bildiğin herhangi bir yol, yapılabilecek herhangi bir yardım, feci makbule geçer... İletişim bölümünden bana ulaşmanız doğrultusunda ilk sevaplı adımı atmış olursunuz.

Ben olsam benle sevgili olurdum. Gerçekten. Yalnız mümkünse sorunlarım hallolduktan sonra sevgili olurdum. Çünkü şu halimle çekilmiyorum. Bence yani. En azından insanların benden alabilecekleri performansın yarısını bile gösteremiyorum galiba. O yüzden bilemiyorum. Ben de zaten uzak durmaya çalışıyorum ikili ilişkilerden. Yine de beni bütün dertlerimden kurtarabilecek biri olursa, why not? derim. Tabii öyle biri olmadığını Pollyanna, Pamuk Prenses hatta yedi cüceleri bile biliyor.

Pazarları da Cumalar gibi seviyorum. Tabii Cumaların yeri ayrı bende. Bu Pazar da bir böyle boşlamışlık, bir vurdumduymazlık var üstümde ve nedense Fuck You cümlesine takmış hatta şu şarkıyı da Pazar günü melodisi olarak seçmiş bulunmaktayım. Dinleyebiliriz...

Dipnot: Hamburger yemeği çok özledim, kızarmış patates yemeyi çok özledim. Diyet yüzünden verdiğim 58 günlük işkence yüzünden mutsuzum. Yine de üzgünüm, I'm good at it, bitches!


18 Ocak 2013 Cuma

Beklentisiz

Anlaşılamıyor olmaya alıştığımı düşünüyordum; ta ki destek görmem kişilerden farklı bir açıyla bana yaklaşmalarını gördüğümden beri... Ailemi zaten es geçiyorum. Artık çevremdeki insanları da es geçiyorum. Çözüm sunamıyorsa bence insanlar, en azından anlamaya çalışsınlar. Kendi doğrularıyla, inançlarıyla, manevi değerleriyle yaklaşmasınlar bana. Tek istediğim budur artık...

Yurt dışı ile ilgili en büyük hayalim için geç kaldığımı öğrendim dün. Bütün akşamım mahvoldu. Değdi mi? Belki hayır; ama sinirliyken daha rahat gördüğüm şeyler olabiliyor benim. Neden derseniz, ruhsal durumum iyi olduğu zaman olaylara, kişilere kesinlikle iyimser ve anlayışlı yaklaşıyorum. Hatta çoğu zaman hata ederek, beğenmediğim yanları bir güzel örtüyorum. Sinirli ve olaylara tepkiliyken bu durum ortadan kalkıyor ve sonuç? Daha çok gerçeklerle yüzleşip, doğru karar alabiliyorum. Dün akşam da böyle oldu kısmen bazı durumlara/kişilere/zamanlara karşı.

Tek istediğim biraz olsun anlaşılmak. Sonra biraz desteğine ihtiyaç duyacağımdır o kişilerin. Sonra belki daha rahat bir şekilde düşünüp daha doğru adımlar atacağım. Tek istediğim bu-ydu...

Cuma günlerini severim, bilirsin Blog. Annem ve babam arkadaşlarına gittiler. Ben de gitmeyi istiyordum bu sefer aslında, sonradan vazgeçtim. Evde kalıp Cuma gecesini kendime ayırmak istedim. Şimdi elimde kahvem, çok ufak parça çikolatam ve duygularımla seninleyim her zamanki gibi Blog.

Bugün, sipariş edeli tam 1 ay geçmesine rağmen, elime ulaşan küçük-şeker şeylere sahip oldum. Fotoğraftaki DeviantArt'dan aldığım düğmeler çok şeker duruyor bence. Amerika'dan neden bu kadar geç geldiğini anlamadım. 30 gün? Aslında çok da geç değil. En ucuz şekilde yolladıkları için haliyle böyle oldu. Neyse, muhtemelen çantama takacağım dördünü ya da ikisini. Emin değilim. Mutlu oldum. Bilirsin böyle küçük şeylere fazla sevininiyorum. Daha anlamlıları gelince zaten hayattan kopuyorum. Neden böyleyiiiim? 8|

Aliexpress.com ve Dealextreme.com sitelerinden de ufak birer şey sipariş vermiştim. Onlar da ancak dün yola çıkmışlar. Bakalım Çin'den kaç güne gelecekler. Gelince buradan bildiririm yine. Umarım elime ulaştırırlar!!!

Ne yapmalıyım Blog? Geçen bir arkadaşım, sen kendinin farkında değilsin, dedi. İyi anlamda söyledi bunu. Ben de ona mütevaziliğin dibini yaptım. Haklı mı acaba?.. Öyleyse neden bana da bir kapı açılmıyor ki yurt dışına defolup gideyim? Buradaki her şeyden bunaldım. Yarım yamalak sevgilerden, sahte gülümsemelerden, çıkarcı, bencil insanlardan. Ekonomik anlamda aileme bağlı olduğum gerçeğini sürekli yaşıyor olmama zaten hiçbir şey diyemiyorum.

Bugün askerden dönen bir arkadaşımla muhabbet ettim ayaküstü. Ne yap ne et muaf ol askerlikten dedi. Bense böyleyim: "..." Neyse bu konuda fazla bir şey demek istemiyorum.

Bütün kozlarımı kullandım gibi sana karşı hayat. Senin kazanacağın belliydi her sefer. Öyle de oldu çoğu zaman. Yine de biraz ışığı hak edecek bir insanım ben. Gerçekten...

30 Mayıs 2010 Pazar

Eurovision 2010 ve ben...

Damn! I feel like "boy! you shoud have done something better, more useful today"! Ya da soyle diyeyim, koca bir gun gereksiz gecmekle beraber, Eurovision'u izleyecegim diye, 3-4 hatta 5 saatimi bilgisayarda salak bir sitenin, kalitesiz vidyo akisina bakarak gecirdim. Ve 19. olan Izlanda'mla uzulurken, 7. olan Ermenistan'in ve 14. olan Israil'in sacma salak puanlarina gulerken, 2. olan ulkeme sevindim...

Ilginc bir Eurovision idi aslinda. Ben ilk 5'de oluruz diyordum. Ama 2. olmayi beklemiyordum. Iyi oldu. Almanya icin, Merkel'in parasina Avrupa'nin ihtiyaci var diye oy topladigi, gibi yorumlari okudugum icin, uzulmuyorum tabiki de. Inaniyorum bu teoriye cunku. Sonuc olarak biz 2. olduk, onlar birinci...

Su siralar kafam nerede bilmiyorum. Neyi dusundugumu bilmiyorum. Ne yaptigimi bilmiyorum. Her zamanki gibiyim biraz. Ama bu aralar farkliyim. Neyi dusunmeliyim, ne yapmaliyim, nerede olmaliyim? Bir deniz fenerine ihtiyacim var benim uzunca bir zamandan beridir...



Boyle bir sey mi aradigim? Hayir ya-hu! Insan olani lazim bana bunun... Bulamam biliyorum. Bulsam da begenmez miyim yoksa? Eskisi gibi degilim ki ben... En ufak bir yardima bile kocaman bir gulumseme verebilirim.






Boyle bir gulumseme vermem; ama sanmiyorum yani. Beni bu kadar piskin hale getirebilecek biri var midir ki bu dunyada? Sanmiyorum pek, ama belli de olmaz.






Her sey cok garip geciyor uzunca bir zamandir. Duzeltemedim hicbir seyi ben. Cok yoruldum. Kendimi boyle Ajda Pekkan'la duet yapan Sezen Aksu gibi hissediyorum. Iyiyiz; ama kotu gibiyiz bir yandan da... Ogk! Daha da garip hissettim resme bakinca...




Ucak biletimi almam lazim. Yaz okulunu ayarlamam lazim. Ayni anda buradaki derslerimi gecmem lazim! Bana yardim et Allah'im! :(

11 Mayıs 2010 Salı

Ah yeter!

Soyle bir ozet geceyim mevcut degisikliklerle ilgili olarak:

* Eski blog adresim olan, http://rfcht.blogspot.com; artik yerini http://www.arifcihat.com adresine birakmistir. Hayirli olsun bana ve tum blog alemine.

* Boyle cok degerli (!) yazilarimi daha rahat paylasasiniz diye "Paylas cogalsin!" bolumu koydum sayfamin sag ust koselerine dogru bir yere.

* "Nerelerden gelmissiniz!" diye bir bolum de koydum ki bloguma ulasan sahsin nereden tesrif ettigini gorebileyim diye. Ve diger gormek isteyenler icin de tabiki. Ohom.


       Bazen boyle yoruldugunuzu hissedersiniz ya hani, boyle bir nefes almaya calisirsiniz. Sebebini sadece kotu durumlar icin dusunmeyin; iyi durumlar icin de gecerli olabiliyor bu durum. Hani icinizden 'yeter!' diye bir ses yukselir; ama o kadar havasiz kalmissinizdir ya da gercek anlamiyla, sessizce icinize atmissinizdir ki her seyi, parmaginizi bile kimildatmak istemezsiniz; cunku yorgun hissedersiniz kendinizi. Alacaklarinizi almissinizdir; mutlu durumlar icin. Ya da vereceklerinizi tuketmissinizdir, kotu durumlar icin. Mutluysaniz yuzunuzde aptal bir gulumseme; uzgunseniz ise sanki beton haline gelmis gibi olur yuzunuz. Bir de bunlari ayni anda yasadiginizi ve etkilerini ayni anda hissettiginizi farzedin, eger yasamadiysaniz. Ben su anda ayni bu ruh hali icindeyim...

Adimimi yurtdisina dogru atmamaliydim. O gun, o arkadasimi dinlememeliydim, Amerika'ya gitme konusunda. Hatta o ders, hocami o kadar ciddiye almamaliydim Erasmus konusunda. Fazla geldiler bana. Hala daha fazla geliyorlar. Bazen haddinden fazla kullaniyorum enerjimi hayata dogru. Aslinda benim guzelce evimde oturup; derslerime calisip; benligimi iste %30 civarinda kullanan bir insan olmam gerekiyordu. Daha mutlu olan, daha cok kitap okuyan, daha dinine duskun, haberleri takip eden, orada burada siyaset ve futbol konusan biri olmaliydim... Tamam, bu sonuncusu cok ucuk oldu, geri aliyorum.

Ne kaybederdim %30 kapasitede calisan bir Arif olsam acaba?.. En azindan dengesiz olmazdim. Yani su anki gibi %80 calisan, bazen %20'lere dusen bir Arif olmaktansa, sanirim surekli %30'da calisan bir Arif olmak daha mantikli olurdu. Hem kendi acimdan hem de cevrem acisindan. Bu Amerika ve Erasmus benim %80'lik zamanlarima denk geldiler hep. Eh surekli %80 kapasitede calisan bir insan olmak zor. En azindan benim gibi biri icin... Uzunca bir sure %80 yasayip; %30 olup; daha sonra tekrar %80'e cikmak; insanin once 5 metre ustunden betona, daha sonra da su uzerine 1km yukardan dusmek gibi bir etki yaratiyor. Hele bir de yasiniz boyle 20'lerde ise...

Tekrar %30'lara dusucegiz de bakalim nasil bir dusus olacak bu seferki. Eminim atomlarima ayrilirim bu sefer. Ama! Simdiden hazirliklarimi yapiyorum! Etkileri azaltip; hatta tem tersine donusturmek icin guzel planlarim var. Ya da kendimi kandiriyorum yine, bosver.


        Yukarida bahsettiklerim cevremde meydana gelen ve bana uzunca bir suredir etki eden dis etkenlerdir. Icimde hala kara delikler bulunmakta.Bir Allah'in kulu da karsima cikmaz ki kara delikleri yok etmek icin! UFO'lar saldi icimde dort bir yanimi.... Saka bir yana, yeter. Cidden yeter! Hayatimdaki bos insanlardan da, bos laflardan da, bos hislerden de her bir gereksiz ve beni uzen, sinir eden seyden de bikmis durumdayim. Yeter!
Hepiniz icin:

F*CK YOU!

Oh! Rahatladim. Neyse. Durum boyle. Bogazima kadar dolmus durumdayim. Yani ben tinlamasam baskasi tinlar, ben tinlasam baskasi tinlamaz. Oyle geciyor hayat su 1 yildir. Ben de tinlak bir sey oldum iyice. Ipin ucunu da kacirdim. Yani o sekildeyim.

"ah oldum bittim, vah vah, kacirdim her seyi" Seni lanet! Bu cumleyi kurmuyorum iste! Kurmam da zaten artik!

Vardir elbet bir kiymet bilen. Aramiyorum artik. Bul beni!

25 Ocak 2010 Pazartesi

Insanlar

Bu konuda da zorla konusturuyor insanlar. Bu da bitti ya. Zor yani bir arkadas edinmem benim. Cikari ugruna konusan ya da mutlu oldugunda selam veren bir arkadas istemiyorum. Diger turlusu de uzak durabilir aslinda. Yok yok, beni yalniz biraksinlar.

15 Ocak 2010 Cuma

Biyolojik Saat

Herkesin vardir biyolojik saati. Vardir; cunku insaniz. Insaniz; cunku bize bu dunyada insan olmak gibi bir gorev verilmis. Zor bir gorev gibi gozukse de aslinda degil... Insan olmayi basarabilmekte mesele sanirim. Yoksa hic bir sey yapmadan da insan insan sifatini hakedebilir...

Biyolojik saatten kastim sudur: herkesin belli zamanlarda aciga cikan duygulari vardir, tabii yasamlarina gore. Mesela bazi insanlar her sabah kalktiginda asiri bir gergin ve agresif olurlar. Bazi insanlar ise top atsan yaninda, "ah bir seyin yok ya?" moduna girebilecek kadar uysal olarak gune baslar... Bazi insanlar haftasonlari normal hallerinden cok farkli olurlar. Normalde yapmadiklari seyleri yapmak isterler. Oyle ki yapmak istedikleri seylerle o insanlari eslestiremezsiniz... Bazi insanlar bir hata yaptiklarinda ya da keske diyecek durumlara geldiklerinde, akillarina eskiden yasadiklari ve normalde hic dusunmeyecekleri seyler gelir bir anda.

Cok mutluyum su anda mesela; cunku artik insanlari anlamaya calismiyorum. Ve bunu Amerika'dan dondugumden beri yapmiyorum. Belki de bu yuzden 3-4 aylik kendimden koptum. Zaten deger vermedigim insanlik kavramina daha da uzak kaldim bu sekilde. Deger vermiyorum; cunku ben insan degilim. Uzgunum, insanim ben de diyebilen, her halti isleyip; sonra benimle ayni kulvarda yarisan, kendilerini insan yerine koyan kimselerle kendimi bir tutamam...

Benim de var bir biyolojik saatim elbette. Mesela ben de yalniz kaldigimi iliklerime kadar hissettigimde, gecmisime soyle bir goz gezdirir, hayatima kimlerin girdigini ya da girmeye calistiklarini, ya da sokmaya calistiklarimi hatirlarim. O zaman baslarim, keske soyle olsaydi diye. O vakit, benim bittigim ani gosterir; cunku keske diye basliyorsam boyle bir konuda, bunun nedeni, icimde soylemek istedigim ama firsat bulup da soyleyemedigim seyler olmasindan dolayidir.

Su anda biyolojik saatimi yasiyorum. Ve bunu bana yasatan insanlara ne denmesi gerektigi konusunda hic bir bilgim yok. Yapmayin insanlar bunu bana. Yaziktir, gercekten. Gururlarinizla gelmeyin ki uzulen taraf tek kisiyle sinirli kalmasin istenmeyen durumlarda. Yarin bir gun disarida yasamayi nasip ederse Allah, bunu nasil yabanci insanlardan beklerim, o da aklimda ayri bir dusunce olusturuyor. Amerikalilarda olmadigi kesin. Avrupa? Himm. En iyisi ben Hindistan'a gideyim...

Ya da beni Turkiye'de tutan bir sey olsun. Ne olur?

17 Eylül 2009 Perşembe

New York'da Ilk Gun


Son 3 haftadir aglamaktan farkli bir hale girdim. Aglamamin bircok nedeni var aslinda... En basta gelenlerden bir tanesi Amerika'yi birakmak istemeyisimdir; ama 3 gun oncesine kadar Amerika'da gecirdigim 3 ayi askin sure zarfinda yasadigim sehir olan Virginia Beach'den ayrildim ve New York yollarina dustum...


2 gundur New York'dayim, merkezinde kalamadigim icin New Jersey'de bir hotelde kaliyorum, ben ve 9 arkadasim ile birlikte. Kaldigim yer New York'un merkezi diyebilecegim Time Square'e yakin ve bugun Time Square basta olmak uzere bircok yeri gezdik. Bir tura katildik aslinda, 48 saatlik bir biletimiz, New York'u gezdiren ve belli duraklarinda inip binebildigimiz ustu acik otobuslerimiz ve 54$ odemisligimiz var. Gayet mutluyuz, New York'u bu sekilde daha iyi geziyoruz. Tek sorunumuz yemek biraz pahaliya geliyor bize. Time Square'deki McDonald's'da da hamburger yedikten sonra heralde artik McDonald's konusunu kapatmis bulunuyorum hayatimda! 7$ cok degil bir Big Mac icin; cok olan kismi Virginia Beach'de 5$'a yeyip burda 2$ daha fazla oduyor olmamiz. Tabii yedigimiz bu McDonald's subesi hayatimdaki en 'manyak' McDonald's subesi oldugu icin yorumsuz kaliyorum bu 2$'lik fazlaliga.


Dunyanin kalbinin attigi yeri gordum bugun... Bence artik dunya fazla sigara icmese iyi olur; cunku dunyanin kalbi; benim oyle abartildigi kadar da ilgimi cekmedi. Oyle asiri ozgur hayatlar var sokaklarda, evet, yine de gayet rahat bir sekilde "bildigim New York iste!" diyebiliyorum; sanki onceden gelip kalmisim gibi... Sanirim Amerika'ya cok alistim ki bana fazla sasirtici gelmedi NYC. Tamam, belki yuksek binalari var, belki Time Square'deki Adidas subesinde 500$'a yakin t-shirtleri var, belki kopruleri cift katli olup; alt katindan metro hatti geciyor olabilir... Ben yine de oyle herkesin abarttigi kadar etkilenmedim New York'dan... Belki de kalabalik sehirleri sevmiyor olusumdandir...


Kaldigim otelin bulundugu New Jersey eyaletinin Jersey City'si bile daha cekici geliyor bana. Ozellikle kaldigim bolgeyi basmis olan sevgili(!) Hint, Ispanyol kokenli insanlar, cok garip ve bir o kadar da bizden biri gibiler. Bizden biri derken, aksanlari anlaminda tabiki...


Amerika bende cok sey birakti. Iyi anlamda hepsi, simdilik, cok sukur. Hani diyorum su son gunlerimde de Amerika'nin o film tadindaki macerali kisimlarini gormeden doneyim ulkeme; tek dilegim budur simdilik.


Bu son 2-3 haftadir oyle garip ve asiri umut dolu kararlar aldim. Artik farkettim ki Turkiye bana cok uzak bir yer. Su anlamda uzak, ben Turkiye'de kaldigim surece, yozlasmis kulturu ve insanlari yuzunden surekli mutsuz bir halde olacagim. Ve Amerika'nin her seyiyle memnun kaldim. Aylardir Turk yemeklerini ozlemis olsam da, ailemi ozlemis olsam da; elime ufacik bir ihtimal gecse burada kalirdim! Ve bir sekilde geri donmek icin ugrasmaya basladim simdiden. Bunu yapmaliyim; ne olursa olsun; basarmaliyim, hayatimin geri kalani icin en azindan...


Amerika'nin bana kattiklarini anlatmak icin kelimelerim yetmez sanirim. Gezip; gordugum seylerden daha fazla adeta. Ve bunlarin hepsinin meyvesini Turkiye'ye dondugumde toplayacagim eminim.


Su anda saat gecenin 2'si olmakla beraber; uyumam gerektigini hissediyorum. Ki yarin da Ozgurluk Aniti'ni gormeye gidiyoruz; yakindan... Sanirim Manhattan'a da geceriz yarin.


New York ve Ben.

19 Mart 2009 Perşembe

Work And Travel - Aşama * 1

Düşüncesi bile beni yoruyor. Bu gece yarısı çıkıp Ankara'ya gidip, sabahki vize görüşmemi yapıp, aynı gün içerisinde geri döneceğim. Yol süresi yaklaşık 6 saat. Sorun şu ki ben otobüste uyuyamıyorum. Tüm gece boyunca sabaha kadar uyanık kalırım sanırım. Sabahın köründeki Amerika vizesi görüşmemde artık adamın sorduğu sorulara nasıl bir ingilizceyle cevap veririm hiç bilmiyorum. Artık beni o halimle sanmıyorum kabul etsinler...

İşin diğer bir kötü tarafı ise, ailemin Ankara'da olmasına rağmen, Ankara'ya gittiğimde eve geçemeyecek olmam; çünkü annemgilde çarşamba uçağıyla Erzurum'a geçtiler. Yani rezil bir gün yaşayacakmışım gibi hissediyorum. Yine de mutlu olma umutlarım mevcut...

Yarın ne yaparım, hımm, vize görüşmemden çıkıp saat 17:00'a kadar vakit geçirecek bir şeyler bulmalıyım. Aslında 2 arkadaşımla gidiyorum, aynı saatteki vize randevuma; ama bilmiyorum onlar ne yapar, benle mi takılır ya da ben onlarla mı takılırım... Kuzenimle buluşmayı düşünüyorum. Aslında haber verebileceğim başkaları da var; ama haber verilmeyi ne kadar hakediyorlar -bu sessizlikte- emin değilim. Sessiz kalmak çözümmüş(!) ya...

Birazdan çıkıp kendime almayı planladığım, bir sırt çantası bakacağım. Gidecek yine bir markaya param. Kaliteli midir acaba? Marka delisi miyim? Yok canııım!..

Bir yandan da Lost'un 5. sezonunun 9. bölümünü indiriyorum. Gitmeden izleyebilsem bari.

Şimdi kim hazırlanıp gecenin bir yarısı (00:30) otogara gider ya! Keşke evim merkeze daha yakın olsaydı. Hoş, olsa da sabahın körüne alınmış, istediğim dışında, bir vize randevusuna Kızılay'da olsam anca yetişirim heralde. :))

28 Şubat 2009 Cumartesi

Son gece

Bu eve alışmıştım be blog! Bu evde başlamıştı, duygularımı senin aracılığın ile sonsuz sanal hayata aktarmam... Bu evde başlamıştı yalnız kalışlarımın en vurgun anlarını çözmeyi öğrenmem... Bu evdi bana yazma'nın düşündüğümden de değerli olduğunu gösteren... Bu evi çok özleyeceğiz, değil mi blog?

Ya da şöyle yapalım geri saralım...

3-2-1! Ekşın!


?glob im liğed ,ziğeceyelzö...

Yahu alt tarafı 3-4 sokak uzakta bir yere gidiyorsun! Abartma istersen, istersem. İsterim! Abartmamayı istiyorum artık. A-a?! İstiyorum ne olmuş? Peki.

~~~~~~~~~~~~~~~~

İnternetsiz kalmak kötü bir şey, gibi gözükse de sevinmeliyim bu duruma bence. Çünkü daha çok kitaplara gömülebileceğim. Spor salonu ve gitar ile geçen hayatıma artık kitaplar da eklenince, daha hızlı bir yaşama, daha soyutlaşmış bir bünyeye sahip olacağım. Bu da beni dış dünyamın tüm kötülüklerinden, çirkin düşüncelerinden, kötü insanlarından, saçmalıklardan, bazı iyi görünümlü kötülüklerden, uzak tutacaktır. Oooh! Mis! Daha ne olsun?

İstediğim zaman yazamayacağım zamanlarım olacak büyük bir ihtimal; ama ben o günleri tutarım bilgisayarımda, daha sonra bloguma aktarırım. Ne olmuş?

Bugün bir arkadaşım beni kimse sevmiyor tarzı konuşmalara girdi. Düşündüm de, beni kim seviyor? Böyle aşkımsı tarzı bir sevgiden bahsediyorum. Geriye bakınca beni seven insanlar neden beni 'ben' olduğum için sevmediler/sevemediler/sever gibi yaptılar?

?

Bu soru işaretinin mevcut beni sinir eden insanlara kaçmasını diliyorum.

Kalın sağlıcakla!

~ Hah sanki temelli gidiyorum ha! Abartma istersen!? İsterim ben de tabii; ama ne yapayım huyum kurusun, abartıyorum her şeyi... :( ~

Not: Cidden şizofren oldum ben! :| Boovv! Dıkhandım Ha!