Umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Umut etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Eylül 2017 Pazar

Neredesin Sonbahar?

Neredeyse eylül bitecek. Havalar bir ara ağustosta soğuktu resmen, peki şu anda neden cehennem gibi sıcak? Üstelik akşam saatleri olmasına rağmen. Çöl sıcakları diye bir şeydir gidiyor geliyor. Sanırım buraları çöle çevirmeden, temelli gitmeyecek... 💦

Geçen hafta yeni iPhone'lar tanıtıldı. iPhone X iyi güzel de, iPhone 8 çıkarmaya ne gerek vardı diye düşünmedim değil. Şimdi tasarım olarak farklı deyip muhtemelen 300-400 TL farktan dolayı iPhone X'e yanaşmayacak mı insanlar? Muhtemelen iPhone 9, iPhone X tasarımıyla devam edecek. Ben alacak olsaydım iPhone X alırdım. Face ID mi barnak izi mi diye düşünürdüm tabii. Sonra ekran özelliklerini baz alıp iPhone X'e giderdim. Super Retina denen şey var sonuçta. 😋 O değil de, benim ayfoncuğum artık güncelleme alamayacak, ama şu haliyle bile çatır çatır çalışıyor. Zira iPhone 4S zamanında güncelleme almayı kestiğindeki halini görmüştüm. Onu yaşamıyorum çok şükür. Şimdilik böyle güzeliz biz. 💖 Zaten telefonu neredeyse hiç kullanmıyorum. Ne sevgili ne de sürekli iletişimdeki arkadaşlar(!) var. Biliyorsun öyle merhaba/merhaba deyip telefonlaşan biri değilim Blog. 💩

Ben yine diyete başladım Allah seni inandırsın. Bu sefer artık bozamayacağım hale geldim çünkü. Şimdilik güzel gidiyor. Pek zorlanacağımı da zannetmiyorum. Çünkü yemek yemekten bile sıkıldım. Durumlar çok ciddi.

Cuma günü termal devremülkümüze gidiyoruz Blog. Her ne kadar ben termal yanını çok kullanmakla ilgilenmesem de, temiz hava, faydalı su ve kafa dinleme şeklinde maksimum çıkarım sağlamayı hedefliyorum iki hafta boyunca. Sarot Termal Vadi çok eğlenceli olmasa da, işte... 😐

Korkuyorum artık. Her şeyin böyle devam edeceğinden, bir anda gözümün dönüp her şeyden vazgeçeceğimden... tamamen pes edeceğimden. Umudumun tamamen tükenmesinden korkuyorum yaşama dair. Geçen gün hastanede birini görmüştüm. Çok etkilendim ondan. Halime şükretmeye utandım. Allah yardımcısı olsun diye dua ettim. Benden daha gençti, ben belki evden çıkamazdım onun yaşadığını yaşasaydım. O herkesin garip bakışlarına rağmen kendi işini yapmak için oradaydı. Bilmiyorum. Allah ona kolaylık versin her işinde...

Bana da yardım etsin...
Eder mi sence Blog?
Senelerdir bekliyorum çünkü.

24 Ağustos 2017 Perşembe

Ağustos Biterken

Hayatımı daha az acı verecek şekilde nasıl geçirebilirim diye sordum kendime bugün. Hazır son 3-4 gündür serinken havalar ve haliyle daha az eziyetli geçirirken günleri... bu soruyu sorayım dedim. Bu düşüncelere nereden bulaştığımla başlayayım. Tabii ki Instagram ve Facebook. Başka nereler olabilir ki? Hatırlarsın Blog, şu yazımda ve o günde sosyal hesaplarımı kapatmıştım. Sonra minik bir neden yüzünden şu yazımda ve o günde tekrar geri açtım. Yani şöyle 1.5 ay olmuş olmamış.

Uzaktan bakılınca tabii tek derdimin bu aç kapa meselesi olduğu düşünülebilir. Yalnız yatak odam, pencerem ve laptopımın dilleri olsaydı daha fazlasını anlatabilirlerdi. Ben her ne kadar çoğu şeyimi buraya aktarıyor olsam da, asıl özel şeyleri anlatamıyorum. Böylesi daha iyi belki. En azından kendimle olan belli bir çizgiyi aşmamış oluyorum.

"Kapat gitsin o zaman, neden açık tutuyorsun?" diye ben de kendime soruyorum sürekli; ama dile getirmesem de, kendi kendime hiçbir şey yapmayıp beklesem de, adına "umut" koyup bekliyorum. Gerçekten bir umut olsa, neyse diyeceğim...

Sanırım işin en büyük sırrı, kişinin kendini ne olursa olsun sevmesi ve saygı duymasıyla alakalı. O zaman, en azından, kendine verdiği sözleri tutabiliyor. Bende hangisi eksik ya da daha eksik, henüz çözemiyorum. 4-5 gün sonra ablamgil gelecekler, bayramda diğer ablamgil. Hayata sanırım en çok, yeğenlerimle birlikte olunca, renkli bakabiliyorum.

Bu hayattaki sınavım da bunlar sanırım. Yani yaşadığım şeyler, burada dile getiremediklerim. Bunlara da şükür diyorum çoğu zaman, ama öyle anlar geliyor ki isyan etmemek için zor tutuyorum kendimi. İpini koparmamış, düzgün bir birey olmakla kime faydam dokunuyor ya da nasıl bir pozitif sonuç elde ediyorum, inan hiç bilmiyorum Blog. Hani aksi durumuna sıcak baktığım ya da bakacağım, hatta bakabileceğimden değil de; daha çok sorguluyorum sadece.

Yarın cuma günü. En sevdiğim gün, değil mi? Hesaplarımı tekrar kapatsam daha mantıklı galiba, değil mi Blog? Kullanmıyorum çünkü. Hiçbir şekilde kullanmıyorum yani, değil mi?

27 Temmuz 2017 Perşembe

Ben (kalp) Salatalık

Nasıl desem, böyle 29 olunca hiçbir değişiklik olmuyor insanın hayatında. Geçen gün Facebook ve Instagram profillerimi geri açmak zorunda kaldım. Liseden, belki de en son evlenecek olan bir arkadaşım, düğün fotoğrafı paylaşmış. Ben ŞOK. Gençler evleniyor yahu. Ben de yaşlandım ya sanki.

Hesaplarımı geri kapatacaktım sonra yine vazgeçtim. Sanırım böyle kısır bir döngü bendeki bu durum. En son Facebook bana "yeter Arif." diyecek. Der mi sence Blog?

Demez... 

Gördüğün üzere Blog, artık sayfalarda reklam var. Normalde sana reklamları bulaştırmak istemiyordum; velhasıl, mecbur kaldım sanırım. Durumu fazla dramatize etmek istemesem de, biraz öyle. Google Adsense geçmişimizi biliyorsun. Uzun yıllar önce onay alınıp iptal olmuştu, sonra onay alamamıştım kaç kere, sonra vazgeçmiştik ki son başvurumda onay alabildim. Eh Google da mecburen, tarayıcılardaki reklam engelleyicilerle zor savaşıyordur herhalde ki, onay verdi. bir de Admatic var. Ama bu iki reklam da seni okumaya gelenleri rahatsız etmeyecek şekilde duruyorlar. Ne seni ne de okumaya gelecekleri... Kimse gelmiyor da işte. Neyse...

Yazıda paylaştığım saygıdeğer salatalık fotoğrafı, geçen akşam dikkatimi çekmişti. Malum şu sıralar mevsimi, böyle bol bol salatalık yiyoruz Blog. Önce dedim ki "bu tıpkı virgüle benziyor" sonra baktım "bence benimki gibi yarım kalmış bir kalbi tamamlamak için yaratılmış" Ben de hemen tamamladım. Çünkü benim tamamlayabildiğim sadece böyle şeyler... Velhasıl, Instagram profilimde paylaştım. Hazır epeydir yoktum, bunu paylaşayım dedim. Eh, tabii benim öyle "ay benim hayatım süper! Bak ne güzel her gün her gece farklı yerlerde farklı insanlarlayım" durumum yok. Olmasına da gerek yok. Şey gibi geliyor bana, insanlar hayatlarının bu şekilde olduğunu göstermeye "ısrarla" çalıştıkça, sırf o fotoğrafları paylaşabilmek adına yaşıyorlarmış gibi geliyor. Suçlu kim biliyor musun? O masum, güzel ve profesyonel fotoğraf makineleriyle aldığı zevki paylaşmaya çalışanlarda. Haliyle diğerleri de "benim de vardır muhakkak hayatta paylaşacağım bir şeyler" diyerek her bir haltı paylaşabiliyorlar.

Bu arada doğum günümdeki kuzenim kına gecesi ve erkeklerle olan akşam oturması pek eğlenceliydi. Tek hatırladığım, bir ara acıktığım ve midemi düşünürken, insanlara tabak hazırladığım sırada gözlerimin doymuş olmasıydı. Öyle ki kendime hazırladığım özel tabakla uzun süre bakıştım. Sarmalar, kete dilimleri, tatlılar ve çayımla sessiz bir seans geçirdik. Bu arada malum kimsem yok paylaşacağım, buradan sana söyleyeyim Blog. O gün biri dikkatimi çok çekti. Sonra kendime "boş ver Arif. Sen vazgeçeli çok oldu" dedim. Ve günü öylece bitirdim...

Çok sıcak be Blog. Neyse.

2 Mayıs 2017 Salı

Olay

😀

Çok tatlı değil mi ama ya? Yani gülen yüz emojisi? BEN NE ZAMANDIR BEKLİYORDUM EMOJİLERİ, SENİN HABERİN VAR MI???

😀😀😀

Neyse, konuma döneyim. Havalar ısındı Blog. Hani senin teknolojik termometren, o ne oluyorsa artık, olmadığı için ben söyleyeyim dedim. Eh biliyorsun, sıcak havalardan ne kadar nefret ettiğimi ve ne kadar boğuştuğumu; hatta ne kadar rahatsız olup hayatımı cehenneme çevirdiğini.

Yine de: 😀

Bugün gerçek anlamda diyete başladım Blog. Eğer 3 ay önceki kilomu korumuş olsaydım ve diyetime devam etmiş olsaydım, şimdiye her şey daha düzgün olacaktı. Ama olsun, ne diyeyim? (1) Evet, oradan "tek derdin bu olsa keşke Arif" dediğini duyabiliyorum. Ama olsun, ne diyeyim? (2)

2 gündür yeni bir dizinin ilk sezonunu izledim: Santa Clarita Diet. Yani sesli güldüğüm nadir dizilerden. Belki genel konusuna bakınca saçma ya da sıradan ya da kimine göre vakit kaybı gelebilir, ama ben izlerken bazı espirilere cidden güldüm. Keşke daha uzun olsaydı.

Bu arada geçen haftalarda Episode Calendar'ın Türkçe çeviri moderatörü olduğumu ve bu sayede 1 yıllık Premium üyelik aldığımı söylemiş miydim? Üniversite yıllarımdan beri kullanıyorum o siteyi dizi takibi için. Bir başka site daha var kullandığım yedek olarak ve limit sorunu olmadığı için, ama Episode Calendar hep favorimdi. Ve Premium olduğum için de 20 diziden fazlasını ekleyebiliyorum oraya artık. Isn't it excited? Kendim de almak isterdim aslında, ama ne yazık ki sadece Paypal ile ödeme kabul ediyor ve Paypal Türkiye kullanım dışında. Şimdilik böyle 1 yıl deneyelim. 🌼

İnsanlar son zamanlarda aşırı şekilde özel hayatını sanal ortama yaymaya başladı Blog. Görsel anlamda olanlardan bahsediyorum. Bunun en büyük paylaşım yolu ve rolü ne yazık ki Instagram oluyor. Artık her 10 insandan 4'ünün profiline girsem, gördüğüm kendi fotoğraflarıyla, ki bunlar değişik açılardan selfieleri kapsıyor, dolu olması. Yani profesyonel makineyle çekip de bir şekilde Instagram profilinde paylaşanları anlamıyorum, ama "beni beğensinler" havasında sadece kafası görünen selfielerini paylaşan insanları hiç anlamıyorum. Anlamadığım o kadar çok egoist olan ve bunu inkar eden insan var ki anlatamam. Örnekleri çok yani. Ben ne paylaştığımı söylemeyeyim, gülersin. Sosyal hesaplarımı kapatmayı çok istiyorum aslında Blog. Ama sırf ismimi kaybetmemek adına ve arada sadece oradan yazışabildiğim kişiler olduğu için açık tutuyorum mecburen. Yoksa zamanında denedik birçok kez seninle, biliyorsun. Olmuyor, yine de birine bir şey yazmam gerekiyor ya da bir siteye giriş yapmak zorunda kalıyorum, mecburen tekrar aktifleştiriyorum.

Biliyorum, çok az yazıyorum sana da artık. Sebebi keşke yoğunluğumdan dolayı olsaydı, ama öyle değil. Arada, benim de ilk 500 yazardan biri olduğum Blog Sözlük'e yazıyorum. Kısmen ağlama duvarı benim için belki de. Bilemiyorum.

Ha, aklıma gelmişken, faturan geldi sevgili Blog. Domain yenileme zamanının geldiğini haber verdi Google. Bilgilerimi kontrol edip kredi kartı bilgilerimi kontrol etmem lazım. Umarım zam gelmemiştir ücretine. Malum... Keşke şöyle $2-3'lık bir şey olsaydı, değil mi? 😁

Canım kocaman bir hamburger çekti Blog. Yanında büssürü büssürü kızarmış patates! Ve ranch sos. Oy. Neyse ben gidip kahvemi alayım. Şuraya da fotoğrafını bırakayım hayalimin. 🍔🍟


11 Mart 2017 Cumartesi

İşsizlik

Evet. İşsizlik.

İnanır mısın Blog, bir tek sen bana sormadın neden çalışmadığımı, neden işe girmediğimi... bir tek sen zamanla soğumadın benden ya da işsizsin/paran yoktur diye düşünüp bunu dile getirmeyip de saçma bahanelerin arkasına sığınmayan... bir tek sen kasmadın beni.

Son 1 sene içinde konuştuğum yeni tanıştığım ya da eskiden tanışmış olduğum bütün insanlar, ailem haricinde, bana "para yiyen, paramı yiyecek, geleceği belli olmayan vb. türde" ithamlarda bulundu. Dile getirmese de çoğu, bariz hissedilir boyutta oldu. İlk tanışmada insanlar birbirini tanımaya çalışır mesela normalde, ama konu "Arif neden çalışmıyor?" şekline dönüştü her defasında. Bir de eskiden tanıştıklarım var mesela, onlar da zamanında benzeri şeylerden ilgilerini yitirmişler demek ki "Arif'in geleceği belli değil, ne yapayım onunla" demişler herhalde, o yüzden karşılaşınca ya da konuşunca konu "ben de işte öyleydim, hayat da zor be Arif, yarın ne olacağımız belli değil" ya da "evet adım atmalısın 'kardeşim'(!)"...

O yüzden ilk kez biriyle tanışmadan önce özellikle belirtiyorum "iş mevzusundan konuşmayalım ne olur diye" ama konuyu illaki oraya getiriyorlar hep be Blog. Ve o soğuyan muhabbetler, düşen suratlar... Gördükçe üzülüyorum. Ne yapıyorsun Arif diyorum. Ne yapıyorsun kendine?

Sahi ne yapıyorum ben Blog? Ne zaman pes edeceğim? Bugün duş alırken bunu düşündüm. "Artık kapatmalısın bu defteri Arif. Artık sana malum konuda mutluluk yok. Sen yalnızsın ve yalnız kalacaksın." İnsanların saçma sapan bahaneleri, istekleri, beklentileri, korkuları, tahammül edilemez tuhaflıkları, seninle örtüşmeyen yaşam biçimleri...

100 kişiden 5 kişi mantıklıysa, bunlardan sanırım 1 tanesi %20'lik bir ihtimalle benim için yaratılmış oluyor adeta. Ömür yetmez be Blog.

Neyse.

Sinemia üyeliğim sayesinde zamanım dolu geçiyor. Eğlenceli de. 24 Mart'da bitiyor. Ne yapacağım diye düşünmeye başladım çoktan. Zira uzatamam, o kadar lüksüm yok. Geçen gün 8. filme de gittim. Bu sekiz filmin biri VIP salonda, biri de IMAX formatında. Haftaya da 4DX formatında bir film izlemeye gideceğim Marmara Forum'a. Buradan nasıl gideceğimi az çok öğrendim. O değil de tek başıma epey takılır oldum. Eskiden zorlardı beni ama neyse...

VIP salondaki rahatlığımın fotoğrafını koyayım dedim. Vallahi kıçımı devirdim yattım öyle izledim çoğu zaman filmi. Lion'u izlemiştim o salonda.

Yarın iki yeğenim de bana emanet tüm gün. Pazar günü yine yalnız bir şekilde yollara vuracağım kendimi. Muhtemelen yine Akasya AVM'ye giderim. Hatta erken kalkarsam Moonlight'a giderim. Belki hızımı alamaz karşıya bile geçerim. Hatta Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde nargilemi içer dönerim. Belki de hiçbir şey yapmaz evde kalır dizi izlerim. 😔

3 Mart 2017 Cuma

Hassasiyet

Sevgili Blog,

Bugün...

Böyle yazıya mı başlanır ya? İnsanlara, Blog yazıyorum ben arada, dediğimde yüzüme bakıp "hehehe ne yazıyon, sevgili günnük bugün hava çok gözeldi" diye espiri yapıyorlar. Normalde tepkim epey büyük olurdu ama sustum. Ne gerek var? Blog yazdığımı bile bile beni sevdiğini söyleyip açıp okumayan, okuduğu için meraktan neden okuyorsun diye sorduğumda bana, sanki onunla sevgili olacakmışım da bunun önüne geçmek için açık açık set çeken insanlar olduktan sonra ne yapayım ben gereksiz birine tepki verip. Vermiyorum o yüzden.

Vermeyeceğim de.

Yıllardır yazıyorum Blog. Ahan da görüyorsun. Sence bir gün oldu mu "hadi beni birileri okusun, gidip kendime yorum arkadaşı bulayım, bir şeyler yapayım" diye? Eskiden Instagram, Twitter falan yoktu. O zamanlar blog yazanların bir kısmının tek derdi egolarını şişirmek için yazdıklarına yorum yapılmasını, paylaşılmasını sağlamaktı. Şimdi geçti tabii o işler. Şimdinin blog yazarları da "ayh işte nerede o eski bloggerlar" diyor. Lan?

Benim blog yazmamın iki sebebi var. Bunlardan biri kısmen de olsa deşarj olmam, diğeri de bir gün cidden bana değer veren biri olursa geçmişime dönüp bakması içindir. Yoksa ben çoktan geçtim, yazılarım sayesinde birinin bana ulaşmasından. Anlatabildim mi benimle dalga geçen ve blogumun adresini bile soramayan ya da beni sevdiğini söyleyen ama blogumu hiç okumamış olan ve diğerleri?..

Neyse.

Geçen hafta, sırf kendimi dışarı çıkarmak adına bir etkinlik olması ve insan içine çıkmam için Sinemia üyeliğine başvurdum 1 aylık. Kampanya vardı Blog. Yalan değil. Zaten epeydir de istiyordum, ama pek sinema salonunda film izleme kültürüm olmadığı ve çalışmadığım için elimdeki parayı idareli kullanmam gerektiğinden ötürü imrenerek bakıyordum. Velhasıl, 50 TL'ye benim de Sinemia üyeliğim oldu. Ve geçen haftadan bugüne tam 4 filme gittim. Daha gideceğim filmler de var. Üyeliğimin parasını çoktan çıkardım tabii, ama yine de bazen daha uzaktaki sinema salonlarına gitmem gerektiği için, git gel, bir şeyler ye falan derken bazen harcamam oluyor; ama işin daha da güzel yanı var: Artık yalnızlığımdan daha çok keyif almaya başladım Blog. Mecburen. Ben ki dışarıda yalnız gezmekten, yeyip içmekten, bir şeyler yapmaktan hoşlanmayan, istemeyen ve sıkılan kişiyken, şimdi yanıma aldığım küçük IKEA poşetine koyduğum çerezimle İstanbul'un bir ucundaki sinema salonuna gidip tek başıma film izliyorum. En son izlediğim filmde, yanıma birer çift oturdu hatta. Sağımdaki sevgilisinin omzuna, solumdaki de sevgilisinin omzuna koydu başını öyle izlediler filmlerini. Ben de işte, saf saf...

Neyse boş ver Blog. Aslında yazmak istediğim öyle çok şey var ki. Olur da bir gün biri hepsini okumak isterse, bir kısmını kendi yaşamış olacağı için, okurken sıkılmasın diye yazmıyorum. 😊

24 Eylül 2016 Cumartesi

Sen Orda Yok Musun?

Son 2-3 gündür hastayım Blog. Başında doktora gittim, antibiyotik ve 1-2 ilaç verdi. Onları kullanıyorum. Bizimkiler devremülke gittiler, ben gitmedim. Evde yalnızım. İki hafta kadar. Kafamı dinliyorum galiba...

Dün, en son ne zaman yaptığımı bile hatırlamadığım bir şey yaptım gün içinde: 5 vakit namaz kıldım vaktinde. Tabii en sonunda yatsı namazı duasına kadar bekleyen gözyaşlarım boşaldı gözlerimden. Zaten burnum tıkalı, gözlerim şiş, tuhaf bir haldeydim. Hep sormak istediğim, ama her sefer içimden geçirdiğim şeyleri sordum O'na kısık bir ağlamaklı sesle bu sefer. Bu sefer kapattım galiba o soru kısmını. Tekrar sormam sanırım neden ben, neden bir tane değil de birkaç tane dert diye.

Şu anda böyle kim gelse karşıma dert anlatsa, ona karşıma sanki Hitler gelmiş de yaptıklarından pişmanmış da bana yakınıyormuş gibi bakardım. O derece tepkisizim...

Ev sessiz. Bazen soğuk, bazen siyah beyaz, bazen kırmızı. En güzel anlardan biri de dizilerimi usb diske atıp TV'den izlemek galiba. Daha güzel. 2+1 ses sistemini bağlamayı düşünüyorum bir de. Artık biraz da bas verme zamanı...

Ben en iyisi gidip bir film izleyeyim.

Şunu da buraya ekleyeyim:

15 Eylül 2016 Perşembe

Yazarsam Geçer

Önce biraz havalardan bahsedeyim. Belki sakinleşirim az da olsa. Eylül dedim, sonbahar geliyor dedim; gelmemiş gibi sıcaklar yükseldi adeta. Ta ki şu birkaç güne kadar. Bugün gayet serin bir havayla yazıyorum sana Blog.

Biliyorsun kurban bayramını yaşıyoruz. Etrafın et kokmasından, benim yine bir süre kırmızı et görmek istemeyişimden bahsetmeyeceğim. Ablamgil, eniştelerim ve yeğenlerim, geldiler. Çocuk sesleri, siyaset, dedikodu... hepsi geçildi sırayla. Bense kendi köşemde oturdum. Salı akşamı yayınlanan iOS 10'u önce kendi telefonuma, sonra ablalarımınkine yükledim. Reset atarak yüklediğim için ekstra efor harcadım her birinde. iPhone 5, 5S ve 6 modellerine yüklemem; bana daha bir ekstra yük oldu. Çoğu kişinin şikayet ettiği yeni klavye tıklama ve kilit sesini ben gayet beğendim...

*****************************

Neyse ki bu bayramda üzerime gelinmedi çok. Mevzu daha da kritik konularda ve başkaları hakkında oldu. Kaldıramazdım demiyorum, ama boş yere konuşmuş olurdu insanlar diyorum Blog. Kendimi bazen gereksiz şeylerle uğraşırken buluyorum şu sıralar. Ya da acelesi olmamasına rağmen uğraştığım şeylerle... Sebebini biliyoruz, öteliyoruz kendimizi. Bakalım nereye kadar, değil mi?

İçimden çoğu kişiye "aman siz çok iyi biliyorsun. Her b.ku biliyorsun, tebrik ederim." diyesim geliyor. Demiş sayalım buradan yine de Blog, içimde kalmasın. Belki okurlar falan. İyi olur.

****************************

Seyrek yazmamın sebebi, yazacak bir şeyler bulamıyor oluşum değil. Hiçbir güzel haber paylaşamıyor oluşumdan dolayı Blog. Aynı tempoda geçen günlerimin özetini buraya aktarmak da istemiyorum. O yüzden yazamıyorum. Bazen şimdiki gibi yazmak geliyor sadece içimden. Belki gerçekten isteyip de yazamadığım konulardan dolayı az biraz rahatlama sağlarım diye, belki yazınca geçer diye.

Yazınca geçer mi Blog? Yazınca hiç geçti mi acaba. Keşke yazınca geçse be Blog. Keşke...

31 Temmuz 2016 Pazar

Kalbimi Dinliyorum

Şu sıralar kalbimi dinlemeye çalışıyorum. Hani hep derler ya "kalbini dinle" tarzında şeyleri sürekli insanlara, işte onu denemeye çalışıyorum. Bariz bir şekilde denemeye çalışıyorum bu sefer ama: Ben gerçekten ne istiyorum?

Hayatımda kalbimi dinlediğim çok zaman oldu elbette. Hele benim gibi duygusal bir erkek çoğu zamanda kalbini, sezgilerini ve sonra mantığını dinliyordur Blog. Bu konuda şüphen olmasın; ama bu sefer galiba bütün dikkatimi vermem gerekiyor. Şimdi böyle deyince "bu çocuk ne istediğini bilmiyor" gibi bir şey çıkmasın. Benim istediklerim öyle fuşya öyle toz pembe ki... en masum çocuk bile hayal etmemiştir.

Malum geçen hafta 28 yaşıma girdim. Artık her yerde 28 sayısı beliriyor yaş kısmında. Acımasızca.

Genel anlamda kendimden beklentilerim var, aşamıyorum çoğunu hala. Öyle büyüklerimizin dediği gibi "senin de vardır bir yerde nasibin" şekildeki iyimserliğimi korumaya çalışıyorum en azından. Bu da bir şeydir, değil mi? Umarım.

İnsanlardan beklentim de var. Vatansever, hayvansever vb. türdeki sevgi konularında beklentilerimi elbette bir kenara bırakarak diyorum. Güvenmek istiyorum Blog. Öyle böyle değil. Hiç bu kadar birine güvenme ihtiyacına girmemiştim hayatımda. Aynı zamanda da cesaret. Çünkü ikisinde de korku ve eksiklik yaşıyorum. Bunları birinde görmeye ihtiyacım var. Sadece görmeye de değil tabii ki yaşamaya da...

Başka başka... Windows 10 Yıldönümü Güncellemesi geliyor 2 güne. En basitinden Edge'i kullanmak istiyorum; ama sırf eklenti desteği olmadığı için uzak duruyordum şimdiye kadar. Yıldönümü güncellemesi diyor Microsoft ama bana kalırsa bildiğin Servis Paketi. Benim için tek önemli olan Edge yani.

Bir de Steam'i tekrar yükledim 2-3 gün önce. Zamanında satın aldığım ama şu anki bilgisayarımda biraz kasan, hayatımdaki en sevdiğim ve hala daha özlemle bakıp oynadığım hemen hemen tek oyun olan Age of Empires II: HD Edition'ı tekrar yükledim. Meğer benim uzak kaldığım dönem boyunca ekstra 2 eklenti paketi de çıkarmış ve daha da önemlisi güncellenmiş ve şu anda kasmıyor. Geçen oynadığımda, ki oynuyorum hala, 4 saat boyunca gayet güzel oyunu kazanarak bitirmiştim.

Benim hayatım şimdilik böyle. Sakin kendimce. Yazamadım bir süredir. Yazmak da istemedim. Küstüm, senden bile kaçtım; ama biliyorsun ki aklımdaydın Blog, ben zaten "kaçtım, kapattım, gittim" dediğime bakma sen.

Neyse, senden naber?

1 Haziran 2016 Çarşamba

Yetmez mi?

Ben sanırım kendime geç kaldım daha çok. Öyle çok şeye geç kalmış gibi hissediyorum ki bu gece yarısı, bilsen Blog... Biraz daha güneş ısıtsın içimi, biraz daha sevgi kokusu gelsin burnuma, biraz daha böyle pişse hayallerim... sanki daha mutlu olacakmışım gibi geliyor. Ama ben ne güneşi seviyorum, ne sevgiye dair ümidim var ne de kurabileceğim farklı bir hayalim var. Çünkü yoruldum aynı hayalleri kurmaktan. O yüzden sanki biraz böyle kaçırmışım gibi her şeyi. Zamanında yaşayamadığım, yaşamayı isteyip de yanlış insanların duygularına emanet olduğum için biraz pes etmişliğin, bezmişliğin, bıkmışlığın halleri var. Evet, belki sen de çoğu gibi "ya sen ne gördün ki" diyorsundur Blog. Hatta lütfen gidip bu konuda Twitter'da trend topic(!) aç, nasılsa orası muhalefet olmak için en iyi yer.

Bu akşam iyi bir şey yaptım. Minicik bir şey belki ama minik şeylerle mutlu olan ben gibi biri için anlamlı bir şey. Bilen bilir, Paypal Türkiye'deki hizmetini durdurma kararı aldı. Benim hesabımda $1,09 vardı. Onu bir yere aktaramadığımdan yakınıyordum bu sabah. Çünkü banka hesabına aktarmak için minimum $10 olması gerekiyor, ama Paypal hesabı olan başka birinin mail hesabına gönderebiliyor. Sonra gece baktım biri bir şey paylaşmış Facebook'da. Bir Ekşisözlük yazarı şöyle kampanyamsı bir şey başlatmış. Ben de bir telaşla gönderdim o kalan paramı. Aksi halde öyle kalırdı o para. Niye kalsın ki? Lösev için önemsiz bir miktar, ama benim içimdeki biriktikçe çoğalır umudu için önemli.

Bu gece bir yanım eksik gibi geliyor Blog. Arada olur bilirsin. Sonra "boş ver be Arif, bana yalnızlık yakışıyor belli ki" diyorum. Muhtemelen daha da boş verip öyle uykuya geçerim. Sonra yeni bir gün, yeni umutlar... kendini kandırma bölümü de bittiğine göre, yavaştan yazımın son'una geleyim.

Son: N'olacağız Blog? Senin durumun belli de, ben ne olacağım yani?

29 Mayıs 2016 Pazar

Sevgisiz Blog

Bazen düşünüyorum, acaba sana karşı da bencil miyim diye. Korkuyorum bazen de, acaba başkalarında sevmediğim karakterleri kendim de mi taşıyorum diye. Bazen de susuyorum, acaba beni dinleyen var mı diye...

Bugün böyle şeker komasına girecek kadar şeker tükettim. Bir yandan tüketiyorum, bir yandan sana yazıyorum. Tarçınlı yeşil çay da içiyorum. Bütün günü dışarıda geçirebilecekken evde oturdum. En gereksiz işleri yaptım belki de bugün. Diyarbakır'dayım Çarşamba akşamından beri. Salı günkü boğaz ağrım sınavla daha da kötülemiş, üstüne Pegasus firmasıyla gelmek gibi yaptığım bir başka hatayla ekstra kötülemişti. Çünkü İstanbul'da 1.5 saat havalanında, bir kısmı uçağın içinde, bekleyip hızlı hızlı 1.5 saatte gelmek için ekstra kasan pilotlar sayesinde altüst oldu dengem. Bunlardan yakınınca insanlar ilk kez uçağa biniyormuşum tepkisi veriyor. Yahu ben senede ortalama 2-4 kere uçağa biniyorum, şöyle bir geçmişe bakınca. O değil de iyi mil yapmışım ha. Velhasıl yeni düzeldim. Tabii geldiğim günden beri arada ablamla gezdim. Ben geldim diye başbakanımız ve cumhurbaşkanımız da geldi. Daha ne olsun değil mi? Tabii.

Öte yandan içim boğuluyor Blog. Şunu daha iyi fark ediyorum, hayatım orada burada, yollarda ya da sürekli işle meşgul olsa, ben duygularıma hiç zaman ayıramasam; bu dünyada benden mutlusu ve güzeli olmazmış. Öbür türlü tökezliyorum hep. Her geçen gün "benden bir bok olmaz" ve "taşı bile sıksan suyu çıkar, beni sıksan paramparça olurum" felsefelerini kabullenir oldum. Bunları birine demeye de gelmiyor Blog. Hemen psikologa sarıyorlar. Sanırsın hepsi bilgili, hepsi görmüş geçirmiş, hepsi seçici geçirgen(!).

Şu anda balkonda oturmuş yine diyetimin içine etmiş bir halde sana yazıyorum. Yine sırtımda günahlarım, pişmanlıklarım, göz yaşlarım, hayallerim, umutlarım, vazgeçtiklerim ve daha nicesi var.

Sen de sevgisiz kaldın ben de yani...

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Alo? Aloooo???

Saçmalıyorum Blog. Artık kendime de gülmüyorum. Böyle gülüp gülüp geçerdim eskiden, ama yok, artık onu da yapmıyorum. Allah böyle durumlara tekrar düşürmez inşallah gelecekte. O gelecek geldiğinde, bu zamanlara bakıp bakıp yine gülüp gülüp geçerim inşallah; ama yazık yine de bana.

Böyle sinir krizleri geçiresim var, ama ilacım izin vermiyor. Ve ben bunu biyolojik anlamda idrak edebilecek bilinçteyim. Bari bunu anlayamıyor olsaydım???

Cesaret güzel bir şey, ama gerçekten elde edebileceğinden adın gibi eminken korkularının arkasına saklanmak daha da kötü. Bunu kendim için söylemiyorum. Birkaç ay önceki yaşadığım bir durum için diyorum. Yoksa bende zaten cesaret yok. Nasıl olsun ki? Misal, geleceğime yönelik adım atmaya cesaretim yok. Bana biri çıkıp dese, "1500-2000 TL maaşlı işin olacak şu küçük kasabada, minik ama huzurlu-güzel bir evin olacak kiralık, gider misin?" ben "valizlerimle hazırım" demez miyim? Derim. Ama ne öyle bir iş, ne de bana böyle bir teklif sunan var.

1 ay sonra doktor kontrolüm var. Haftaya Gebze'ye geçmem lazım sınavım var. Diyarbakır'a gidip her şeyden uzak durasım var. Kilo vermeye devam edip daha sağlıklı ve ideal bir ölçüde olasım var. Sonra ise işe giresim var. Adım atasım var. Sevesim var Blog. Sevilesim var...

5 Mayıs 2016 Perşembe

Sevil(-e)memek

Geçtiğimiz Miraç Kandili'nin olduğu akşam biraz moralim bozuktu Blog. 2009 yılında Amerika'ya gidip geldiğimden beri ısrarla başvurduğum ve çıkarsa "ya hazır orada ne güzel arkadaşlarım var, bana yardımcı olabilirler" diye de avunduğum; ama yine çıkmayan Green Card içindi kendimi kötü hissedişim. Çıkmadı yani. Her sene "çıkarsa ne kadar zorlanacağımı hesaba katarak" hayal kursam da, bu sene de çıkmadı. Dua da etmiştim camideyken. Şimdi tek tesellim, aslında öyle olmasını umuyorum daha çok, bu sonucun benim için daha hayırlı olması. Yine de bir Amerikan Rüyası daha son buldu.

Schengen vize serbestisi olayı var bir de. Avrupa ve vize meselesi aklıma gelince her defasında lanet okurum 80'li yıllardaki darbelere. Şimdiki terör olaylarına okuduğum gibi. "Ülkemiz seyahate uygun değil" havası yaratan bütün olaylara ve Orhan Pamuk gibi kişilere. Hele hele hayatının hiçbir döneminde ülkenin doğusunda bulunmamış insanların konuşması ayrıca sinir ediyor... Velhasıl, vizeler kalkıyor. İnsanın üzerinde, daha önce seyahet edenler için söylüyorum, "hele şükür!" etkisi yaratıyor. Benim üzerimde?..

Bilemiyorum. Yani zamanında çok şükür, memur çocuğu olmama rağmen, kısıtlı bütçemize rağmen, Erasmus gibi bir lütufla ben de gezdim az çok, en çok görmek istediğim yerleri en azından. Şimdi "nereye gideceksin ki Arif?" sorusu geliyor aklıma ve boş boş bakıyorum haberlere. Benim için en güzeli yanımda sevdiğim biri olunca gideceğim zamanlar olabilir en fazla. O da yani ikimiz de biliyoruz durumu Blog. Benim seyahatle ilgili tek hayalim var: İrlanda turuna katılmak. O da çok pahalı ve yine vizeye takılan bir durum. O yüzden hayal belki de...

Şu günlerdeki güzel şeylerden biri sanırım kilo verebiliyor olmam. Öyle saçma sapan kısıntılara girmeden hem de, ama hamburgeri çok özledim. Ankara'daki favori yerimdeki hamburgeri özledim. Artık Ankara'da kimsemin olmayışı ve muhtemelen olamayacak olması da, bu durumu daha da özlem dolu hale getiriyor. Tek başıma gider miyim onu da bilmiyorum.

Bugün epeydir beklediğim filmi izledim: How to Be Single. Yani ilk beni çeken Rebel Wilson olmuştu, ama filmi izleyince başka şeyin çektiğini anladım. O da bazen yalnız olmak daha güzel olabiliyor. Bu da benim ömrüm boyunca alışmam gereken bir gerçek olduğu için de haliyle film epey güzel geldi.

O değil de şu sıralar böyle "ben sevmek istiyoruuuum!" diye bağırıyor bünyem.

Korkuyorum.

Bu da izlediğim filmin kapanış şarkısı:

30 Nisan 2016 Cumartesi

Nisan da Bitti..

Mutluyum. Çünkü:

+ Blogumun birkaç yerinde minik değişiklikler yaptım ve hoşuma gitti.
+ Bir süredir belli kiloda takılı kalmıştım. O kilonun altına düşebildim sonunda.
+ Doğru insanı tekrar aramaya başladım kendimce, çizgimi bozmadan... Ve ararken duyduğum güzel sözler paramparça olmuş gururumu ve önemsemesem de egomu okşamakta.
+ Baharın gelmesi, etrafın yeşermesi, kelebeklerin çoğalması, kuşlar, kapımızdaki kedimiz Minnoş'un hep aç olup sürekli miyavlaması...
+ Dini anlamda güzel ayları geçiriyor olmam.
+ Kendime ve dış görünüşüme daha çok dikkat etmeye çalışıyor olmam... ve diğer sebepler.

Kendime kızgınım. Çünkü:

- İlk telefonuma sahip olduğum 2005 yılından beri toplam 14 adet numara değiştirdiğimi öğrendim e-devlet sitesinden. Hangi operatörü hangi tarihler arasında kullandığıma kadar detaylandırmışlar. Ben tabii ŞOK! Hepsi kapalı sonuncusu haricinde. Haliyle onu kullanıyorum. Buraya da ekliyorum ki bu sayısı 15 yapmayayım.



- Kabak çekirdeğine sardım. neredeyse her akşam yer oldum. Ki yemek istemiyorum. Karatay'ım ye dese de ben istemiyorum.
- Birkaç konuda kendime verdiğim sözleri tutmuyorum.
- Sabah daha erken kalkmam lazım, ama kalkmıyorum.
- Bitirmem gereken romanlarım var, ama okumuyorum.

Havalar da ısındı hani. Bilemedim.

18 Nisan 2016 Pazartesi

Son Güncellemeler


Geçtiğimiz 2 ayın sonunda olan bitenler:
  • Telefon numaramı değiştirdim. Öyle olması gerekiyordu.
  • Twitter, Instagram, Swarm... öyle aktif bir şekilde kullanmıyor olsam bile profillerimi silip tekrar oluşturdum. Az çok kullanıyorum sonuçta.
Bu ikisini ilk zamanlarda yaptım.
  • Eskiye dair düşüncelerimi, hayallerimi ve beklentilerimi de eskide bıraktım. Ve kaldığım yerden devam ediyorum Blog. Geçen sürede sadece kendime yazık ettiğimi daha iyi anladım, o yüzden sevgiye dair umuduma daha çok sahip çıkmaya karar verdim. Ve hayır, eski sevgililerimden birine dönmedim Blog. Hala yalnızız ikimiz de. Merak etme aramaya devam ediyorum.
  • Diyet ve spor yapıyordum epeydir, yalnız bir kiloda takılı kalmıştım. O da tamamen "az az, sık sık beslen" saçmalığından dolayıymış. Yaklaşık 1 haftadır Karatay'ı daha çok dikkate alarak uyguluyorum. Tek derdim kilolarım değil tabii.
  • KPSS ne yazık ki artık başka bir bahara kaldı.
Bu üçünü son zamanlarda yaptım.

Uzun bir süredir yapmamam gereken şeyleri yaptım belki... Girmemem gereken muhabbetlere girdim, olmayacak hayaller kurdum, düşüncelerimi ya da zamanımı harcadım. Uzak kaldığım bu süre zarfında haddinden fazla kendime dönük ve izole şekilde yaşadım. Bir ara annem İstanbul'a geçtiği için ev erkeği moduna tam anlamıyla girmiştim. Neyi, nasıl ve ne amaçla yapmam gerektiği konusunda daha rahat düşündüm. 

Etrafım olumsuz şeylerle doluyken, birinin bana uzatacağı ufacık bir olumlu duruma ne kadar aç kaldığımı ve karşımdaki kişi için bu açlığımı kullanmasına izin verip ne çok şeyden taviz verebileceğimi gördüm.

Etrafım belki hala olumsuzlukların pençesinde. Belki daha kötüye gidecek, belki olmadığı kadar iyi olacak. Hiçbir fikrim yok ve dua etmek dışında bir beklentim de yok.

Her ne olursa olsun, aynaya baktığımda gördüğüm kişi hala aynı kişi: Hala mükemmel bir kalbe sahip, inatla bekliyor.

Dipnot: Blog'umun kapak fotoğrafını tekrar dizayn ettim yaklaşık 1 hafta önce. Çizimleri Yoyo isimli birine ait olan robot temalı böyle kapak fotoğrafı çıktı ortaya. Benim içime epey sindi. Umarım sen de beğenmişsindir Blog.

18 Şubat 2016 Perşembe

Zaman

Zaman geçiyor sanki çok hızlı bir şekilde. Üzülüyorum, böylesine yalnız ve eksik gibi hissetmekle geçtiğinden dolayı. Çok şükür ailem var, az çok arkadaşlarım var; ama işte gece yastığa başımı koyduğumda beni bir süre uyutmayan düşüncelerim, hayallerim, tükenmeyen umutlarım da var.

Acıyorum kalbime. Yine iyi çekiyor kahrımı. Beynim de öyle. İkisi bile artık ortak bir noktada buluşmaya çalışmaktan pes etmiş durumdalar. Bense ısrarla devam ediyorum.

Bazı konularda çok git-gellerim olduğunu biliyorum, ama son gidişimde tamamen kurtulup da gidiyorum. En azından o huyum var. Tabii gidip gelirkenki eziyeti benle başkaları da yaşıyor. Bazen de tekrar dönmemeye yemin ediyorum. O zaman kendime verdiğim yemine tutunmaya çalışıyorum. Yoksa gidip yine dönerim, biliyorum kendimi. Bu sefer de bana dönülsün diye olan beklentim artıyor. Ne kadar safım değil mi? Oysa bekleyerek, beklentiye girerek de hep kendime ediyorum. Bunu beynim kabul etse, kalbim izin vermiyor durmasına. Çünkü bekleyerek ben yıpranıyorum, üzülüyorum. Sonra susuyorum.

Uzunca bir süredir düşünüyorum. Aklımda tamamen bırakıp gitmek var, uzak durmak var. Yolda, aynı şemsiyenin altına girmek zorunda kalsak bile, ıslanmayı tercih edecek kadar uzak duran biri olma düşüncesi var. Bu beni korkutuyor. Bırakıp gitmek, pes etmek, vazgeçmek... Onca şeye rağmen ısrarla umudumu korumaya çalışırken, ne kadar paramparça olduğumu görebiliyorum artık. Fotoğraflardaki bakışlarımı insanlar bile okur olmuş. Son 1 yıl içinde sürekli gidip geldim, bırakmaya çalıştım. Sanırım bu da kısmen ayrıldığım birine tekrar dönme durumumdaki bir paralellikte oldu. Ve artık sonlarına yaklaşırmış gibi hissediyorum. Artık tamamen uzaklaşacakmışım gibi bir his var içimde. Ya da yoğun bir istek. Böyle "haydi Arif, bırakabilirsin, neredeyse 30 oldun, artık sadece kendine dönük beklentilere girebilirsin" diyor gibi her şey. Bana "niye bu kadar takıyorsun" diyen de oldu. Herkesin ruhunun beslendiği bir şeyler var bu hayatta. Benimki de bu. Neden maddiyata dönük biri haline dönüşmemi bekler ki insanlar?

Kendime bir tarih vermek istemiyorum. Kısıtlamak da istemiyorum, ama cumartesi günü Ankara'ya arkadaşıma gidiyorum. Pazar dönerim diye plan yaptım. Ve Pazartesi dolunay varmış. Yani sanırım son şansım ya da kendime verdiğim son umut bu hafta sonu olacak. Yani ben de beklemiyorum aynı otobüs durağında fark etmeden yan yana durmayı ya da aynı mekanda kahve içiyor olmayı; ya da çarpışıp tanışmayı... Aramadan, sormadan, etmeden olmuyor. O yüzden eve döndüğümde ya her şeyden uzaklaşmış olacağım ya da daha umut dolu olacağım. Bu hafta sonu benim için birçok şeye son nokta koymak da olacak. Yoksa bana yazık oluyor sadece.

8 Ocak 2016 Cuma

Dolunay Misali

Dolunay mı var? İlacımı da erken içtim oysa. Hayırdır inşallah. Epeydir gelmeyen kasvet neden bu geceyi buldu acaba... Neyse be Blog. Boş ver.

"Tükendim çok yaraları açan
Dağılmıyor içimdeki duman
Sen istersen yanalım o zaman
Gel artık yok yüreğe dokunan."


27 Aralık 2015 Pazar

Kendine iyi bak 2015!

Nasıl geçti bilmiyorum. Büyük bir kısmı, benim için zor olacağını düşünerek hep kaçmaya çalıştığım, askerlik görevimi yaparak geçti sayılır. Ve inanır mısın Blog, geceleri yatağıma yattığımda askerdeki günlerim gelir aklıma. Bir tane bile negatif şey gelmedi bugüne kadar. Ki yaşadığım olumsuzluklar da olmuştur, ama hiçbiri geçmiyor gözümün önünden. O derece güzeldi yani...

Sonra Türkiye içerisindeki ilk iş tecrübem, hayatımın da ikinci iş tecrübesini geçirdim 2015 yılı içinde. Benim için zor olan bir mevsimde, kendimle çırpınışlarım arasında, ama çok güzel iki arkadaş edindiğim bir iş deneyimi oldu. Çok çok kısa sürdü, ama olması gerekiyordu. Yoksa başka nasıl anlayabilirdim şu anki durumumu... Şirket geçmişinin, yapısının önemini; çalışanlara verilmesi gereken önemin değerini ve daha birçok şeyin kıymetini anladım. Özel sektörlerin daha ne kadar gelişmeye ihtiyacı olduğunu ve insanların yakındıkları kadar olduğunu da gördüm. Patronların nasıl rahat bir hayat sürdüğünü, çalışanların "sözde" mutluluklarıyla ilgilendiklerini ve neyi daha çok önemsediklerini gördüm. Ve bitti.



Sonra 1 kere daha epileptik bir kriz geçirdim. Epilepsi demiyorum, çünkü dememi gerektirecek bir seviyede değil. Bununla birlikte dostum dediğim 2-3 bayan arkadaşımı da hayatımdan çıkardım. Dostluk nasıl bir şey diye sorgulamama neden oldu 2015.

Askerden dönünce ayrıldığım sevgilim... Şu anda kimseyle birlikte olmamam gerektiğini düşünüyorum hala daha. Çünkü bence ben beceremiyorum sevgili işlerini. Bunu da öğretti 2015.

90 kg olacak kadar strese girip mutluluğu yemekte aradım. Her ne kadar 6 haftadır diyet ve spor yaparak 5-6 kg vermiş olsam da, en başta şişmanlamamam gerektiğini tekrar tekrar öğretti 2015.

1 yıl daha yaşlandım. Manevi anlamda 5 yıl daha diyelim. Çocuksu hayallerimin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini öğrendim. Bana O'ndan başka kimsenin yardım edemeyeceğini, bana verdiği bu zorlukların O'ndan geldiğini ve kabullenmem gerektiğini öğrendim. Yalnız olduğumu, ailemin de bir yere kadar yanımda olduğunu ve nasıl ki bu dünyaya beni O getirdiyse, bundan sonra da O'nunla olacağımı ve O'nun emriyle öleceğimi öğrendim bu yıl içerisinde.

2016 yılından:

  • Her şeyden önce huzurlu olmayı; ruhen öncelik olarak, sonra da beden olarak sağlıklı olmayı
  • Kendi ayaklarımın üzerinde durabilmeyi
  • Gülerken sadece yüzümün değil; kalbimin de gülmesini
  • Çevremde hep iyi niyetli ve temiz kalpli insanların olmasını ve benim bunu fark edebiliyor olmamı
  • Daha az üzülmeyi, daha az ağlamayı, daha az konuşmayı, daha az dinlemeyi, daha az söylenmeyi, daha az sinirlenmeyi, daha az düşünmeyi
  • Daha çok sevmeyi ve daha çok sevilmeyi istiyorum ve bekliyorum.
Önceki yıllarda ne olduğu, ne yaşandığı, ne bittiği... inan hiç umurumda değil Blog. Hepsini düşünmekten yoruldum. Ve boş verdim.

Gördüğün üzere ben bir insanım. Sevgi makinesi değil. Ya da insanlara bazı şeylerin hala daha var olduğu inancını korumaları için gönderilmedim bu dünyaya bence.

Ve sana ayrıca teşekkür ederim Blog.
7 yıl oldu! Koskoca 7 yıl! Keşke 7 yıldan önceki yazılarımı da silmeseydim. Şimdiye 10'u bulmuştuk birlikte. Olsun ama... Böyle de güzeliz.

24 Kasım 2015 Salı

Son Haberler!

Sevgili Blog,

Bu haftanın konuları arasında en önemlisi olan diyet ve spor mevzusunda seviye atlamış olduğumu söylemekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Zira sağlıklı beslenen ve her şeyden uzak Arif moduma geçebildiğim için aşırı aşırısı mutluyum. Hedefim, önümdeki iki ay içerisinde 6-7 kg vermek. 10 kg vermek istiyorum en az da çaktırma. Spor konusunda bana yardımcı olan, ama buradan sesimi duyuramayacağım Leslie Sansone ve Jessica Smith ablalarıma sevgilerimi ve fazla kilolarımı gönderiyorum.

Bir diğer önemli olan konu'm ise vefa. Bu konuda da mutluyum. Çünkü şu anda bu durumdayken yanımda olan insanlar bana kendilerini hissettiriyorlarsa bu demektir ki hala daha umut var.

Duygusal anlamdaki halime gelirsek eğer, yani şu yeni halimi sevmeye başladım. Kullandığım ilacın amacı başka da olsa, bir yandan bana verdiği his yüzünden bile kullanmaya devam edebilirim. Zira verdiğim kararlar daha mantıklı, daha kararlı ve daha bana dönük oluyor. Belki de güzel Allah'ım yanımdadır. İnşallah.

Bir de ceviz yemeye sardım şu sıralar. ÇÜNKÜ IVIR ZIVIR YEMEMEM LAZIM. Ve kahvem ya da yeşil çayımın yanına 2-3 bilemedin 4-5 tane ceviz eşlik ediyor. Tuhaftır cevizi bir böyle sade seviyorum bir de ballı cevizli pastada seviyorum. Bak gece gece yine konu yemeye geçti. Neyse.

Ha bu arada yalnızım, bekarım, kimsesizim, sevgilisizim vs. bütün -sız'lar/-siz'ler bende. Haber salıyorum herkese, uygun kişiler beni bulsun. O kişiler kendini bilir.

O değil de, benim Blog arkadaşı edinmem gerektiğini hissettirdi bana Blogcuğuma aldığım son yorumlar. Hani beni okuyan olsun, bol bol takip edileyim gibi düşüncelerim olmadı Blog, biliyorsun. Senle ben senelerdir yazışıyoruz gördüğün üzere. Hoş, daha çok ben yazıyorum, sen sunuyorsun onu dünyaya, insanlara, yolunu şaşırmışlara... Bilemedim.

Ben askerdeyken şubat ayında, takip ettiğim İtalyan bir sanatçı albüm yayınlamış. Ve ben onu müzik arşivimi düzenlerken fark ettim. Kapanışı o albümünden bir video kliple yapalım Blog.

Dipnot: Blogumda güncelleme yaptım minik çaplı. Başlıkların ve tarihlerin yazı tipini, metin yazı tipim ve en sevdiğim yazı tipi olan Calibri yaptım. Zira bir öncekinde Türkçe karakterleri çıkartmadığı için gözüme çarpıp duruyordur son yıllarda. Son yıllarda dedim resmen! Yaşlanıyoruz Blog!


17 Kasım 2015 Salı

Sevgili O, Bir Sen Yoksun!

İSTANBUL!

Seni çok seviyorum, ama ah şu beni terleten nemli hava'n olmasa! İnan, o aptal trafiğine, yazları her tarafını dolduran Arap turistlerine, her köşedeki bir adet AVM'ne... hepsine razıyım; ama işte... İşte.

Ablamın doğumu için geldiğim Gebze semalarındayken, fırsattan istifa 3. kez arkadaşlarımla buluştum ve bugün gerçekleşen sonuncusunda, eski iş arkadaşım, çok tatlı bir bayanla geçirdim günümü. Velhasıl, kendi dertleri olsa da benim dertlerimi az çok anlayan biriyle bütün günümü eğlenceli ve gülerek geçirmek bana adeta 1 yıllık mutluluk sağladı. Gel gör ki, geçen hafta hayatımdan çıkardığım 3 adet dostum dediğim insanı, senede 2 kere belki görebilirken ne kadar mutlu olduğumu tarif edemem; ama herkes başkalarında aynı hissiyatı yaratmıyormuş ki şu anda onları çıkarmak durumunda kaldım.

Çok güzel bir gündü. Gittiğim mekanların adlarını vermeyeceğim Blog, sen biliyorsun zaten, ama az biraz ilgili kişiler, kişisel Twitter ve Instagram hesaplarımdan olayı çözerler. Bugün Kadıköy, Beşiktaş, Eminönü ve daha birçok noktada oturdum, yedim, içtim... güldüm, bol bol güldürdüm. Ve evdeyim.

Kendi fotoğrafımı da ekliyorum ki Allah bozmasın, olmayanlara da nasip etsin, mutluluğu buraya taşıyayım. Zira son 1-2 yıldır doğru düzgün mutlu bir haber paylaşamaz oldum seninle Blog.

Bu arada görüyorsun değil mi ne kadar tombiks bir hale geçtim? Evet, diyet yapıyorum 3 gündür. YAPIYORUM!

Özetle bugün güzeldi. Ve çok yakında Ankara'ya döneceğim. Tekrar eve kapanan, mecburen, hayalleriyle doymaya çalışan bir insan olacağım; ama bu sefer kimsenin halimi hatrımı sormasını beklemeyeceğim. Dostum dediklerimin %80'i beni kendi halime bıraktıklarında anladım bu hatamı. O yüzden bazı kararlar aldım:
  • 3 gündür devam ettiğim diyetimi daha da yoğunlaştırıyorum. Ki 3 gündür epey aerobik yapıyoruz küçücük yeğenimle.
  • Aklımda bazı şeyler var geleceğime dair, onlara yoğunlaşmayı düşünüyorum.
  • Bir süredir düşündüğüm şeyi yavaştan gerçekleştirmeye çalışacağım: Artık O'nu beklememeyi öğrenmeyi deneyeceğim. O, her kim ise, birgün olur da gelirse hayatıma, göreceği şey, son kullanma tarihi epey bir geçmiş ve kötü kokan bir Nutella kavanozu olacaktır... Bunu yapmak zorundayım galiba. Çünkü ben umut edip beklemekten başka bir şey yapamıyorum ve birine olan ihtiyacımı dizginleyemiyorum. Bu da beni çok yıpratıyor. 
Şimdilik paylaşmayı düşündüğüm ana şeyler bunlar Blog. Bunların dışında şunlar da gerçekleşti bir süredir hayatımda:
  • Instagram'daki içinde insan olan bütün fotoğraflarımı sildim, klini açtım. Twitter profilim de aynı şekilde. Sana özgü profillerimi biliyorsun Blog, hemen sağ kolonda (bana göre) bulunuyor linkleri.
  • Windows 10'un 10586 numaralı sürümünü yükledim. Ve Allah seni inandırsın, daha da hızlandı laptopım. Ben varya, iyi ki almışım bu bilgisayarımı Amerika'dan. Beni daha götürür bu, inşallah.
  • Artık hemen hemen canımı sıkan her şeyi rahat bir şekilde boş verebiliyorum. Ve bu durumdan mutluyum. Kafama takmıyorum mesela, çok yoğunlaşmıyorum, bozmuyorum moralimi.
"Böyle saydım, ama kesin bozulur moralim." demek bile istemiyorum. Şu anda böyle hissediyorum ve mutluyum. Allah bana nazar değdirecek insana bile versin ki gözü doysun!

Şu şarkıyla da kapanışı yapmak istiyorum. Çünkü sözleri kısmen beni anlatıyor ve hep etkilemiştir. Sezen Aksu da yengeç zaten...