28 Ağustos 2018 Salı

Bir Kedi Yalnızlığı

Bir kedi yalnızlığı bendeki Blog. Bir yere ait olmak istememe; ama bundan da rahatsız olma durumu. Belki biraz nankörce, ama sevimlice bir yalnızlık bendeki. Çok doldum aslında. Hem anlatacak bir kişi oldu hayatımda hem de anlatacak kimsem olmadı şu sana yazamadığım 2.5 aylık dönem içerisinde. Yine de merhaba diyeyim, tabii kabul edersen...

Temmuz ayından başlayayım. Hayatımın en tuhaf doğum gününü geçirdim galiba. 30 oldum bu arada. Kutlanmadı, kutlamadık, kutlayamadık. Allah sağlık versin yeter ki, dedim geçtim. Yani şu halime ne kadar daha sağlık(!) verebilirse... Bir psikologum oldu, hatta yarın üçüncü görüşmemi yapacağım. Hayatımdaki son 5 senedir, belki de 10, beni doğru düzgün dinleyen tek kişi. İster o O'nun işi de, istersen para için yapıyor de, ister öylesine dinliyor de... Hiç fark etmiyor benim için. Mis gibi devletimin hastanesindeki bir psikolog. Zamanında özelde gittiğim psikologtan çok da farkı yok. Bunun dışında babam emekli oldu, çok şükür. Haliyle Ankara'nın en ücra köşesindeki ilçesinden Gebze'ye taşınma dönemi başladı bizim için. Evin tamiratları, yeni eşyalar vs. Birkaç haftaya veda edeceğim Nallıhan ismindeki Ankara'nın ilçesine... Hayatımın yarısından çoğunun geçtiği ilçeye yani.

Gönül kapım kaç yıldır kapalı acaba... Onu da unuttum. Belki bana yasak sevmek/sevilmek, belki hak etmiyorum(!), belki geçti gitti benim için... bilemeyiz. Hayatımızın öncelikleri hep başka başka oldu kimilerine göre çünkü. Sonuçta hayatını kuramamış biri var sana yazan sevgili Blog.

Nallıhan deyince aklıma sayısız şey geliyor tahmin edersin ki; ama sanırım şu son 1 yılda bana az biraz huzur veren birkaç sevimli canlıyı özleyeceğim en çok. Her zaman sahip olmak isteyip de hep sokaklarda sevgisini paylaştığım kedileri diyorum. Her gördüğümü minnoş, gel pisi pisi diye çağırıp sevdiğim hayvanları yani. Hele turuncu olanı... Sesimi uzakta duysa koşa koşa geliyor. Ellerimi kollarımı bazen cırmalasa da yine de seviyorum doya doya. İnatla kucağıma alıyorum yatırıyorum. Çok hoşuna gidiyor çünkü. O yüzden diyorum işte, bendeki de Bir Kedi Yalnızlığı...

Ağlamasam bari ayrılırken. Bu arada blogumun instagram profilini epey yoğun kullanmaya başladım. Kişisel hesabıma bakmaz oldum. Sürekli kitap çekilişlerine katılıyorum. Kazanırsam eğer çok mutlu oluyorum. Seviniyorum çünkü şanslı hissettiğimde, sanki çok şanssız biriymişim gibi...

Epey bir kilo aldım. Yüzüm hala sevimli ama çok şükür. Yine de işe yaramıyor bence. Bugün son kez hamburger yedim diyete başlamak için. Biliyorum çok klasikleşti bu yalanlar, ama bu sefer son. Gerçekten!

Sanırım ayda 1 ya da 2 kez bloguma yazı yazmak benim için daha rutin ve hoş olacak. Sen ne dersin Blog? Merak etme, seni de kediler kadar çok seviyorum!

12 Haziran 2018 Salı

Evde Yokum

Allah'dan blogumu takip eden kimse yok. Buna şükredeceğimi düşünmezdim yıllar önce blog yazmaya başladığımda, ama demek ki şükredecek yanı da varmış bu durumun. Şükretmemin de çok sebebi var, şimdi saymayayım, sonra dönüp okuyabiliyorum zamanın bir döneminde.

Geçen hafta içinde Instagram profilimi sıfırladım. Sildim fotoğraflarımı. Kullanmıyorum zaten. Profillerimi tamamen silemediğimi aylardır ancak kavrayabildiğim için, sıfırlama yoluna gittim sosyal hesaplarımı. Öylesine duruyor varlıkları. Tam da istediğim gibi yani.

Ramazan ayı bitmek üzere Blog. Son 10 gününü boş yere geçirmişim gibi hissediyorum. Yani boş yere aç kalıyormuşum gibi. Allah daha iyi bilir tabi de, bendeki hissiyat bu şekilde. Son 5 gündür de hava hiç olmadığı kadar sıcak ve gittikçe daha da ısınıyor. Tabi ki zorlanıyorum, ama bir önemi yok. Dün akşam biriyle yüzyüze dertleştiğimde sorunumun/sorunlarımın ne kadar önemsiz ve değersiz olduğunu duydum. Öyleymişler, hatta çok bencil biriymişim be Blog. Öyleymişim yani...

2018 için verdiğim sözlerin ne kadarını tutabildiğimi düşünüyorum şu anda. O yüzden böyle daha fazla kendime mahcup olmamak adına, sana da yazmayı düşünmüyorum artık Blog. Keşke domainini de yenilemeseydim. Neyse.

Şuraya da şarkımı bırakayım...

28 Mayıs 2018 Pazartesi

Haykırış Misali

Şu var Blog, hayatımın belli bir dönemindeki mutluluğumu hiçbir zaman elde edemedim. O şartları tekrar sağlamak benim elimde falan da değil. Değil yani. Ben öyle süper zengin biri değilim, aynı yaşta ve ilgi çekilicilikte de değilim. Yani giden gitmiş durumu var. Bu halime de şükrediyorum. Yine de çok şükür öyle bir uç nokta yaşamışım hayatımda; ama gönül ne isterdi diye sormayalım istersen. Çünkü hayatımı, o kısacık ama süpercik zaman diliminde hapsedip sonsuza kadar orada kalmak isterdim.

Gel gelelim sonuca; o anda takıldım kaldım ben. Her şeyi orayı baz alarak değerlendirdim: Hayatımın gidişatını, çevremdeki insanları, kendime olan güvenimi, hayata bakış açımı... beni ben yapan her şeyi yani.

Geriye gitme şansım yok. Öyle bir zaman dilimi yaratma şansım da yok. Ne var peki? Boş vermek? Unutmak? Yeni güzel hayatları "o zaman dilimiymiş gibi" kendimi kandırarak yaşamak?

Kendimi kandırmak yani.

Mesele bu bence. Arada çiziktirdiğim bir sözlükte de yazmıştım: Kendini kandırabilen insanlar sanırım daha mutlu, diye. Bu kadar gerçekçi, dürüst ya da açıksözlü olmak zorunda mıydım? Kişilik değişmiyor. Bunu anlamak için benim gibi 29 yaşına gelmenize gerek yok. Tavır değişebilir. Daha az umursarsınız, o da ya yorulmuşsunuzdur ya da canınız çok yanmıştır vazgeçiyorsunuzdur. Benim o konuda henüz sıram gelmedi galiba. Yoksa ben ne güzel vazgeçerdim. Ah bir bilsen Blog...

Her pazartesi diyete başlayıp akşamına vazgeçmek gibi yaşıyorum hayatımı. Hatta bazen sonraki saat dilimi içinde bile değiştireceğim kadar hızlı bir çöküş olabiliyor. İyi değil. İyi değilim. Yok o duygu durum bozukluğu değil. Başka bir şey.

Biraz birikmiş birikimim var. Onu kullanacağım "sözde" bir yer vardı; ama vazgeçtim, neyse. Çünkü sonumu bir tabutta ve arkamda ailemi gözü yaşlı bırakacak bir tablo şeklinde görüyorum.

Ne kasvetli şeyler yazdım değil mi?

O değil de Yıldız Tilbe'nin Yıldızlı Şarkıları Vol. 1 ve Vol. 2 albümlerini dinledim bugün. Yani her biri ayrı güzel seslendirilmiş Yıldız Tilbe şarkılarının. Ama ben en çok şunu sanırım beğendim, diyerek yazımı bitireyim burada...

Öperim.

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Depri (Depresyon)

Adına Depri demeye karar verdim Blog. Sanırım mezuniyetimle başlayıp inişli çıkışlı bir şekilde hayatımın bir parçası olarak devam eden ruhsal durumumdan bahsediyorum: Depresyon. Belki benim farkında olmamam gerekebilir bu durumu; ama bilemiyorum artık ne derece içli dışlı olduysam...

Dün mesela genel temizliğe gittim yine. Aslında bunun sebebi depresyon değil galiba ya. Yani Twitter, Instagram, Facebook vs. kullanmak istemiyorum ben Blog. Cidden istemiyorum. Arada atasım geliyor bir şeyler. Twitter'ı sırf sanatçıları takip ederken kullanıyorum, Facebook'u tutmamım sebebi ise bazı arkadaşlarımla tek bağım orası. Instagram bazen eğlenceli olabiliyor, ama sadece o kadar. Kökten silemiyorum hesaplarımı ama. O hani ismime özel kullanıcı adını kaybetmek istemiyorum. Dondurunca silinmese hepsi, kapatacağım. Ama Twitter siliniyor. Diğerleri silinmiyor ama bu sefer de mükemmelliyetçiliğim tutuyor: "Kapanacaksa hepsi kapanacak!" Twitter'ımı temizledim. Instagram'a da çok gereksiz postlar atmışım ara ara, onları uçurdum. Facebook ise Allah'a emanet...

Ramazan'ın ilk orucunu da tutmuş bulunuyorum. Hatta şu anda taze zencefilli yeşil çayımı ve koca koca hurmalarımı yiyerekten yazıyorum sana tüm Deprisiliğimle Blogcum. Bugün güneş banyosuna büründüm, susuzluğumun iyice artacağını ve başımın ağrıdan çatlayacağını bile bile. Çok güzeldi hava ama. Kıyamadım. Epey tatlı bir sıcak, rüzgarlı güzel bir hava vardı. Tam istediğim "en sıcak hava" modu yani. Daha fazlası, malum, bana göre değil.

Geçen anneler günüydü. Orada burada herkes annesiyle fotoğrafını paylaşmıştı. Sanırım zincirleme çoğaldı o gün bu etkinlik. Eskiden o tarz paylaşımlar yoktu çünkü. Bana çok cliché geldi. Fransızcasını yazdım, zira son 1 haftadır aşırı Fransızca bürünmüş haldeyim. Tabi bunda Madame Monsieur'nün Eurovision şarkısı Mercy'nin etkisi var. İsrail'in kazanmasına üzüldüm, çünkü benim favorim Kıbrıs idi ki çok daha iyiydi. İsrail bence, insanlarını bilemem de, ülke olarak siyaseten bir şeyleri hak etmiyor. Onca insanın ölümüne sebep olan, üstelik 2018 yılında ki bunun yılı bile olmaz aslında da işte, cani bir ülke... Amerika'nın oraya taşınması birçok şeye gebe duruma soktu bence. Eminim iyice oraya yerleşir ve askeri bir üs de kurarlar bol kapsamlı. Ortadoğu'da daha iyi bir konum bulamazlar bence. Yani ben olsaydım öyle yapardım. Neyse...

İyi değilim Blog. Tam, iyi oldum, diyorum; bir aksilik, bir duygusuzluk, bir aileden gelen ters tepki çıkıyor. İyi ki dostum dediğim kimsem yok. Çünkü ben yine salak gibi bu kötü halimdeyken bile başkalarının dertleriyle ilgileniyor olurdum.

Şuraya Madame Monsieur'ye ait bir şarkının canlı performansını bırakayım.

Bu arada 2009'dan beri başvurduğum Green Card çekilişini yine kazanamadım. Kazansaydım da gidemezdim bu halde eminim. Olsun.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Bilgisayarıma Neler Oluyor?

Ah Blog! Hiç sorma. Sormuyorsun zaten de, neyse. 2-3 hafta önce başlayan bir sorun yaşıyorum laptopcığımda. Sebebini bir türlü çözememiştim. Windows 10'un kullandığım, o zamanlar henüz yayınlanmamış, sürümü yüzünden zannettim önce. Sonra Windows 7 kurdum, onunla denedim ama sorun devam etti. O arada "bilgisayarımın temizlenme zamanı gelmiş" dedim içimden, hani bir umut belki temizlenince düzelir gibisinden; açtım içini ve bahar temizliği yaptım. Fan kısmını bu sefer epey bir söktüm ve temizledim. O kadar toz nasıl birikmiş orada yahu, diye kendi kendime söylenirken temizliği bitirip tekrar topladım ve kapattım laptopımı. Ama yok! Sorun devam ediyor. Derken çözdüm. Ama sorunun kaynağını buldum, çözüm kısmı ne yazık ki yok. Galiba harddiskimin anakart ile olan soketlerinde problem var. Çünkü o kısma bastırınca bilgisayar ya kilitleniyor ya da kendi kendine kapanıp tekrar açılıyor.

Bilgisayarımı taşırken yaralı bir kuşu taşırmış gibi taşıyorum adeta. Köşelerinden tutma hakkım yok bile. Mukavemetten kaybediyor, direkt basınç alıp o bölge etkileniyor. Eh bilgisayarım da haklı, kusura bakmayalım. 2009 yılından beri kullanıyorum. Allah'ıma şükürler olsun yarı yolda bırakmadı beni bugüne kadar. Ki sürekli kullanıyorum. TV izleyen biri değilim, haliyle bilgisayar benim dış dünyaya açılan bir pencerem gibi adeta.

Keşke diyorum, Sony firması, laptop üretmeyi bırakmamış olsaydı. Tekrar Sony marka bir laptop alırdım, yalan yok. Her ne kadar hayalimde Macbook Pro almak olsa da, Sony deyince bir durup düşünürdüm.

Şu anda tabi Sony yok, ama IBM'in bilgisayar bölümünü satın almış Lenovo var. Eğer olur da Apple marka bir bilgisayarım olmazsa, bir gün alacağım bilgisayarımın markası Lenovo olurdu.

Şimdilik böyle yaralı kuşumla yaşamaya devam edeceğiz. İnşallah daha da ilerlemez problemi. Şu anda harddisk soketine müdahale etmeyi düşünmüyorum. Bilgisayar bilgim o kadar derin değil. Elimde kalmasın yani. 😁

Dipnot: Bu arada diş tedavim de tamamlandı. O arada yeni bir de gözlüğüm oldu. Allah bağışlasın ikisini de. Ne diyeyim...

20 Nisan 2018 Cuma

Ahh Dişim!

Geçen pazar günüydü sanırım, arkadan bir dişimin ağrısı tuhaf bir şekilde dünyamın içine etmeye başladı. Evet, dişim başıma bela oldu durduk yere. Durduk yere diyorum, çünkü ben dişlerimi fırçalamadan sabahları su bile içemeyen biriyim, rahatsız hissediyorum ağzım temiz olmayınca. Geceleri fırçalamadan yatamam, yatacağım aklıma gelirse moralim bozuluyor ya da vicdan azabı çekiyorum falan. Öyle değişik bir konumdayım diş konusunda; ama geldi mi geliyor ağrı.

Özel doktora gitmeden önce devlet hastanesine gideyim dedim. Pek espirili ve komik bir doktor muayenesi sonrasında ilaç yazdı önce. İlaçlarla daha da tuhaflaştı ağrım. 2 gün sonra tekrar gittim. Adam daha tam dinlemeden iğneyi yaptı. Hazır yani çekmeye. Ben gülüyorum içimden dışıma belli etmesem de. Yalnız öyle bir ağrıyla uyanmıştım ki o sabah, Allah tekrar göstermesin. Sabah 04:45'te uyandım ağrıya, ağrı kesici içtim 5 gibi uyudum galiba. 7'de sanırım dişlerimi sıkmışım ki başka bir ağrıyla tekrar uyandım. Böyle içimden "oooy çekin alın bu dişi!" diyorum. Dışımdan deseydim işte o gün ikinci kez gittiğim doktor hazır uyuşturmuşken çekecekti. Sonra arkada bir boşluk...

Özel doktora gittim o gün. Hatta devlet hastanesindeki doktor "şu doktora gidin, hatta selamımı söyleyin hazır uyuşturmuşken baksın" diyerek yönlendirdi. Ben yarısı uyuşuk yüzümle gülüyorum. Derken özeldeki doktor o iğrenç sesli cihazıyla girişti ve başladık bir serüvene. İlaçlarıma devam etmemi istedi, bugün tekrar gittim, "kanallarım darmış, onları genişletti" ve 2 gün sonraya tekrar gelmek için randevulaştık. Bir aksilik olmazsa, inşallah olmaz, minimum iki kere daha gidince tamamlanmış olacak işlem.

Diş sağlığı çok başka Blogcum. Yurt dışında, özellikle Amerika'da, masraflarını düşününce halime şükretmeye çalışıyorum yine de. Üzülerek söylüyorum ki 2 haftam da öyle geçecek...

Windows 10'un bahar güncellemesi yüzünden bilgisayarımla da ayrı bir meselemiz var ama ona girmeyeceğim. Çünkü bekliyorum bakalım, Microsoft da şöyle Apple gibi daha sağlam bir sistem çıkarsa ne güzel olurdu diyorum bir yandan da. Ben de görebilecek miyim acaba elimin altında istediğim model bir Macbook Pro, merak ediyorum. 6-7 bin ₺ az değil, malum...

Geçen hafta babamla alakalı üzücü bir durum oldu. Onun da detaylarına girmek istemiyorum. Aslında böyle detaylara girmeyen bir havaya büründüm nedense. Hatta aklımda sana yazmak da yoktu Blog, ama elim gitti.

İyi oldu ama. Şöyle de bir şarkı bırakayım bunun şerefine.

14 Nisan 2018 Cumartesi

Uyurgezer

Geçen gece kandildi. Üç aylar bereketli, biliyorsun Blog. Aslında her ay, gün, gece, saat bereketli. Hep böyle deriz de, sonra bolca var diye kıymetini bilemeyiz zamanın, değil mi?

Geçen haftam intihar konusunu daha ciddi düşünmekle geçti. En güzel kaçış planım o. Hiç öyle valizimi hazırlayıp bir yerlere gitmekle uğraşma durumum yok. Bileğe bir çizik, sabaha kadar akar gider o kan. Kolay yani teoride. 😁

2 gündür saçma sapan düşüncelerden sıyrılmaya çalışıyorum. Sırf onun için dua ediyorum: Daha mantıklı düşünebilmek için. Başarılı gibiyim, şimdilik.

Sıcak havalar da başladı. 1 aya kalmaz, haber sitelerinde başlarlar: Meteoroloji uyarıyor!!! Hava sıcaklıkları normalin üzerinde seyredecek!!!

Hee. Kınanız benden! Bol bol yakın gözükmeyen yerlerinize! Sizin sabırsız bir şekilde beklediğiniz o kavurucu sıcaklar, o yaz ayları... benim bu dünyada cehennemi yaşamama sebep oluyor. Ve siz de o fındık beyninize sokamıyorsunuz anlatsam bile halimi. Bunun için de yakın kınayı. Eriyip yok olsam da nefes almaya ve ısrarla bozamadığınız "ben"i korumaya devam edeceğim.

Uyurgezer gibiyim Blog. Sürekli bir rutin... Geçenlerde Chado'dan çay aldığımda yanında 1 kupalık oolong çayı göndermişler. Daha önce hiç denemediğim bir çay idi. Meğersem siyah çay ve yeşil çay arasında bir yerlerdeymiş. Özetle açıklaması böyle yani. Bana milk oolong çayı türünde göndermişler. Çayın hazır hale getirilmesindeki son evrelerinde süt buharı kullanılıyormuş. Bunu kokusundan ve içerkenki tadından da anlayabiliyor insan. Çok güzeldi. İlk fırsatta satın alacağım... Yani bu haftamı mutlu geçirmeme sebep olan şeylerin başında o minik hediye geliyor. Her ne kadar evdeki tartışmalar artsa da, ki bunlardan hiç bahsetmiyorum biliyorsun, arada çıkıyor mutlu eden şeyler. Bana çöp bile gönderseydiniz mutlu olurdum sevgili Chado. Teşekkür ederim.

1 Haziran'da albümü çıkacak, favori bir Kanadalı şarkıcım var. Dün yeni bir single şarkısı çıktı. Adı ise Somnambule. Uyurgezer demek. Yazıma konu olan şarkıyla kapanışı yapayım geceme ben de 😇

Öperim. Benimle kal hep 💖

8 Nisan 2018 Pazar

Yine Bahar Geldi

Nisan ayının ilk haftasını da bitirdik Blog. Önümüzdeki cuma günü Miraç Kandili. Hz. Muhammed'in göğe yükselerek Allah'ın huzuruna kabulü olarak geçiyor. Üç aylar dediğimiz aylardayız ya hani, ne çabuk gelip geçiyor diyorum her sene. Sonra nasıl yaşlandım diyorum, nasıl geçti onca zaman, sene... yaşadığım aynı tekrarlar. Böyle devam ediyor dediklerimin listesi. Aslında okkalı bir tokata ihtiyacım var, ama o Allah'ın tokatı olmamalı. Olmaz inşallah diye dua ediyorum korkarak. Çünkü onun tokatı gibi bir şeye ihtiyacım var, ama o kadar da olsun istemiyorum. Şimdi niye tokata ihtiyacı var bu adamın diyorsun biliyorum. Hatta nereden geldik bu konuya diye de diyorsundur. Ben böyleyim işte. 5 cümle buraya yazıyorum; ama içimden bir roman girişi geçiyor.

Hava güneşli birkaç gündür. Böyle geçse en fazla sıcaklar diyorum keşke; ama çok zor. Bu sene her seneden daha da sıcak olacak hava. Ve beni yine bir ben, bir Allah, bir de benim gibi olanlar anlayacak. Diğerleri ise sadece bakıp ya boş boş yargılayacak ya da hafife alacaklar yaşadıklarımızı...

Geçen hafta İstanbul tarafındaydık. Malum yazın taşınılacak, yeni eşyalar falan filan aldılar şimdiden bizimkiler. Yepyeni bir sayfa olacak onlar için. İnşallah ömürleri boyunca beklediklerinden de güzel ve rahat bir hayatları olur. Ben kendimi yakın gelecekte ölmüş ya da ölmeme sebep olacak olaylar zinciri içinde görüyorum. Mutluluk, huzur ya da sağlık pek ufukta yok. Gece gece ne kötümser/karamsar olduk yine Blog.

O değil de bizimkilerin lojmanda şefle birlikte 5-6 tane tavuk horoz falan hayvanları vardı. Döndüğümüzde 1 gecede hepsinin öldüğünü öğrendik. Meğersem komşuların tavukları da telef olmuş. Bir süre önce de çamurumsu bir hava yağışı vardı. O sıralar arıların da öldüğü haberleri dolanıyordu ortalarda. Bitmedi daha dur, ben ablamgildeyken bir hasta oldum ki görmen lazımdı. Salgın mı varmış neymiş. Hayatımda öyle ishal olduğumu hatırlamıyorum. Buraya dönünce de devam etti. Gece 2-3 gibi kalkıp lavaboda 1 saat geçirdim. Çok eğlenceliydi diyemem. Annem de rahatsız oldu benzeri şekilde. Hatta benzeri semptomlarda olan başkalarını da duyduk. Yani neler oluyor çözebilmiş değilim, ama hiçbiri hayra alamet değil Blog.

Öte yandan ben nasılım bilmiyorum. İyiyim herhalde. Bana bunu soran kimsem olmadığı için kendime de soramıyorum. Çünkü kapalı bir kutunun içinde 4-5 tane 10 cm çapında delik açılmış da oradan hava almaya çalışıyormuş gibiyim. Kutuyu tıklatan bile yok: Yaşıyor musun hala?

Yaşıyorum hala Blog.

Ramazan gelmeden Ankara'daki 1-2 yere gitmek istiyorum son kez. Gündemim başkayken buralardan taşınıyor oluşumuz belki daha iyidir. Fazla şeyin hatıra olarak yaşandığı bu şehri arkada bırakmak zor olurdu öbür türlü. Bak şimdi, ilkokul dördüncü sınıftayken ayrıldığımız Akçaabat/Trabzon geldi aklıma. Oradaki lojman ve bahçe hala aklıma. Bir gün gidesim var. Bulur muyum gittiğimde bıraktıklarımı, bilemem tabi ama işte.

Neyse, gece gece... Geldi bahar ayları, gevşedi gönül yayları. Gecenin sözü de bu olsun Blog.

Öperim.

17 Mart 2018 Cumartesi

Kivi Gibi Hissetmek

Epeydir yazamadım yine. Elim gitmedi diyelim. Gerçi bir süredir elim hiçbir şeye gitmiyor, sebebini de anlayabilmiş değilim. Ve hayır, bu hiç iyi bir şey değil.

Blog'umdan uzak olduğum için Blogger ile ilgili gelişmeyi de henüz öğrenebiliyorum. Eskiden http şeklinde başlayan bağlantı adresim artık diğer siteler gibi şifreli bir bağlantı sağlayabiliyor ve https şeklinde girebiliyorum. Yani tabi bloguma ziyaretçi gelmediği için, kendim pişirip kendim yiyorum bu güzelliği de. Olsun.

Kivi gibi hissediyorum bir süredir. Böyle asıl yetişmem gereken topraklarda olmayıp normalde yenilmemesi gereken bir mevsimde yeniyormuşum gibi hissediyorum. Normalde daha tatlı olmam gerekirken daha ekşi hissediyorum. Kivi gibi hissediyorum işte. Bilmiyorum Blog. Kiviyi seviyorum. Bu kış boyunca en çok yediğim meyve oldu; belki de o yüzden biraz kivi gibi hissediyorumdur...

Haftaya İstanbul'a doğru gidiyoruz. Bu benim "nefes alma" şeklim diye tabir ettiğim bir gezme tozma durumu olacak. Çünkü uzunca bir süredir içimde tuttuğum şeyleri yapmayı planlıyorum. Bunların başında tabiki mideme yönelik faaliyetler var. Hamburger gibi. Güzel bir yerde tabi.

Bir süredir kendimi verdiğim sözleri tutamama durumum var Blog. Tabi bu bende biraz negatif düşünme şeklinde bazı durumları ortaya çıkarıyor. 1-2 haftadır kitap okuyamıyorum bile. Kendimi Scandal izlemeye verdim. Sanki kaçıyormuş gibi dizi.

Geçen gün artık ne kadar ihtiyacım olduğunu önemsememekten vazgeçip kendime bir adet Apple şarj cihazı aldım. Tabi 90₺ gidip bayılmadım. Arif bayılır mı? Bayılmaz. 2 yıl Apple Türkiye garantili, yani kendi sitesindeki fiyatı dahil aynı özellikte olan şarj cihazını neredeyse yarı fiyatına getirdim. Bir de Aliexpress'den Ugreen marka kaliteli bir başka şarj cihazı aldım 5$'a. Onu telefonum dışındaki şeylerde kullanmayı düşünüyorum. Şu anda kendi iPhone şarj cihazım bozulduğundan beri kullandığım çakma Samsung cihazıyla şarj ediyorum her şeyimi. Ve tırsmaktan beter durumdayım. Ya telefonum ya powerbankim ya geçenlerde aldığım Mi Wifi 2 Router isimli cihazım ya da Mi Band 2'm bozulacak, Allah korusun yani. Bu arada Mi Band 2'yi satmayı düşünüyorum. Nasıl satacağım konusunda da bilgim yok. Çünkü gözümün önünde durdukça moralim bozuluyor. Ve bir yığın emekle Aliexpress'den zamanında aldığım bu bilekliği birine öylece veresim gelmiyor. Bir arada kondisyon bisikleti meselesi vardı. O daha da ilginçti ama sağ olsun eniştemle onu satabildik LetGo'da. Belki orayı kurcalarım bir ara ben.

O değil de bu yazıyı yazarken 2 tane kiviyi mideye götürdüm. 😅

Şuraya şu tuhaf ama ilgi çekici olan, İsrail'in Eurovision 2018'e katılacağı şarkıyı da bırakıp yazımı bitireyim:


25 Şubat 2018 Pazar

Kakaolu Sade Karışık Kek Tarifi

Dün canım nedense kek çekti. Böyle arada canım kek çekiyor. İnsanım ya hani, çekiyor... Annem de sağ olsun, hiç bulaşmaz böyle şeylere, eğer misafir falan gelmiyorsa. Ben de biraz becerikliyimdir, söylemesi ayıp. Neden söylüyorum o zaman değil mi? Kek yaptım. Ama bu tarz bir keki ilk kez denedim.

Önceden kek konusunda deneyimlerim oldu tabi ki. Bir keresinde havuçlu cevizli kek yapmıştım. Çok deneyimsizdim. Yani en basitinden bir kekin kabarmasını istiyorsak içine yoğurt; kabarmamasını istiyorsak çok fazla, süt koymamız gerektiğini bile bilmiyordum. Hatta un, kabartma tozu ve vanilyayı eklerken güzelce havalanması için elekten elememiz gerektiğini, sıvı karışıma ekledikten sonra da tahta kaşıkla karıştırmamız gerektiğini bilmiyorum. Metal değmemesi önemli o anda mesela.

Bir ara kakaolu pudingli keke tav olmuştum, onu yapıyordum sürekli. Bu sefer de, böyle içinden kakao sürprizli sade bir kek yapayım dedim. Ve bulduğum bir tarife bir şey ekleyip kekimi yaptım. Gayet de güzel oldu. ellerime sağlık diyerekten tarifi not düşeyim şuraya, ilerde lazım olur:

Malzemeler:
  • 3 adet yumurta
  • 1.5 su bardağı toz şeker
  • Yarım su bardağı sıvı yağ
  • 1 su bardağı süt
  • 2 yemek kaşığı yoğurt
  • 3 su bardağı un
  • 1.5 paket kabartma tozu
  • 2 yemek kaşığı kakao tozu ve 1 yemek kaşığı süt
  • İsteğe göre 1 paket vanilya ve 1 portakal kabuğunun rendelenmiş hali

Yapılışı:

Öncelikle tüm malzemeler oda sıcaklığında olmak zorunda. Bir kabın içinde 3 yumurta ve şekeri köpük köpük olana kadar çırpıyoruz. Sıvı yağ, süt ve yoğurdu ekleyip 1 dakika kadar daha çırpıyoruz güzelce karışana kadar. Daha sonra ayrı bir kapta elekten geçirdiğimiz unu, kabartma tozunu ve dilerseniz bir paket vanilyayı sıvı karışıma ekliyoruz ve bir tahta kaşık yardımıyla topaklıkları gidene kadar karıştırıyoruz. Hazırlanan bu karışımı ikiye bölüp bir tanesine isteğe göre portakal kabuğu rendesi, diğerine de 2 yemek kaşığı kakao tozunu ve 1 yemek kaşığı süt ekliyoruz. Ayrı ayrı karıştırdığımız bu karışımları önceden yağladığımız kek kalıbına önce sadesini sonra kakaolu olanı olmak üzere döküyoruz. Ve önceden 150 derecede ısıttığımız fırınımıza koyup yaklaşık 45 dakika pişiriyoruz. Bir ara kürdanla kontrol edebiliriz içinin pişip pişmediğini; ama 45 dakika yeterli oluyor hemen hemen her fanlı ayarlı fırın için. Fırından çıkartınca kalıpta soğumasını bekliyoruz, daha sonra servis yapılabilir. Afiyet olsun. Bu da dilimlenmiş hali kekimin:

17 Şubat 2018 Cumartesi

Arif'in Soyu Sopu


Helllooooğğğ!

Böyle giriş yapınca sempatik mi olunuyor sevgili Youtuberlar? Hayır, benim ihtiyacım yok sempatik olmaya da merak ettim. Şahsen bir erkek için bile bazen fazla sempatik olabiliyorum. Hiç olmamaktan iyidir yine de.

Son günlerde bir herkes devletimizin yeni elektronik hizmeti sayesinde soy ağacına ulaşmaya çalışıyor. İlk günlerde ne yazık ki sistemi kitleyecek boyuta geldiğinden, geçici olarak kapattılar tabi. Sonra açıldı. Ben de sonra bakarım demiştim ki sonra baktım ve soyuma ulaştım.

VEEEE!..

Tabi ki halis mulis Türküm. Zaten ne mutlu Türküm diyebilene. Öeh. Burada biraz dalga geçtim bazı insanlarla, yok efendim kimileri aşırı milliyetçiymiş de geçmişinde Rus/Ermeni falan filan varmış da... Amaaan! Ama yine de şuna sevindim, baba tarafımda hep aynı yerde kalmışlar, isimler tuhaf değil; anne tarafım da aynı yerde kalmışlar aynı şekilde. Yani baba tarafımdan Erzurum, anne tarafımdan da Kars olarak gözüküyorum. Doğulu deyince insanlar esmer birilerini bekliyor genelde; ben de kısmen "acaba geçmişte araya sarı birileri mi karıştı" diye düşünürdüm aynaya bakınca. "Böyle kumral ve ela gözlü olmak nereden geliyor güzelim(!)" diyordum aynada kendime. Oluyormuş. Bilemedim.

Teknolojik anlamda şişmiş durumdayım son zamanlarda. Çünkü 4.5 yılı geçen ayfonumun bataryasının şiştiğini fark ettim. Bildiğin şişmiş ve ekranı kaldırmış biraz. Yarın birgün patlar mı Allah korusun ama? Tırsıyorum kısmen, çoğu zaman da boş ver diyorum kendime. Şimdi eğer telefonumu bir yere verirsem batarya değişimi için, korkuyorum diğer tüketiciler gibi şikayetlere sahip olurum diye. Apple da bu modele bakmıyor sanırım, baksa da bilmem kaç ₺ ister ki daha fazla masraf yapmak istemiyorum bu telefona. Şimdilik zaten kullanmamı gerektiren bir hayatım da söz konusu değil.

2018 için olan "en fazla kitap okuduğum sene" hedefimde 6. kitabımı bitirmiş ve 7. kitabıma başlamış bulunmaktayım. Yerdeniz serisini okuyorum. 2. kitabındayım ve çok değişik bir havada ilerliyor ikinci kitapta. İlk kitap güzeldi. Ben 2. kitabı da 1.'nin kaldığı yerden devamı olur diye düşünmüştüm, ama okuduğum üzere biraz farklı ilerliyor olaylar. Aynı karakterler henüz yok okuduğum kısma kadar olan yerlerde. Bakalım neler olacak ilerleyen dönemlerde. Biraz gidip kitabımı okumaya devam edeceğim.

Bahsetmek istemezdim; ama 14 Şubat denen bir tarih var. Her ne kadar bahsedince, belli bir kesim tarafından "kapitalist gün" olarak adlandırılsa da, ben aslında o günden bahsedip asıl mevzuya dem vurmak istiyorum her sefer: Çünkü yalnızım Blog. Sevgili olarak değil de, biraz "sevgi" olarak yalnızım. Allah daha iyi etsin diyorum her duamda.

3 Şubat 2018 Cumartesi

Mevsimler Karıştı



Şubat ayındayız Blog. Ben epeydir yazamadım sana, sözde yazacaktım; ama fırsat olmadı. Daha doğrusu yazmamaya o kadar alışmışım ki bir anda o harekete geçemedim galiba. O arada değişik şeyler oldu. Şu iki ayda satın aldığım kitap sayısı biraz fazla oldu mesela. "En çok kitap okuduğum sene" diyebilmek için bir hedef koymuştum kendime. O hedef için de bulduğum romanı koltuğumun altına alıveriyorum. Ama epeydir beklediğim bir romanı iyi bir indirime denk getirip aldım. Romanlar desem daha doğru. Zira 6 tane romanı tek bir kitaba toplamışlar. Evet, Yerdeniz serisi. Beni 1-2 ay götüreceğini düşünüyorum en az. Daha ne olsun?

Benim 4.5 yıllık ayfoncuğumun güç adaptörü ömrünü doldurdu Blog. Bir anda şoke olmuştum. Şöyle bir nette dolandım alayım diye; ama yani fiyatlara bakınca cıks, değmez dedim. Aliexpress'den bazı güvendiğim markalara baktım; onlar da 40-50₺'ye geliyordu. Sonra evdeki başka kaliteli ve orijinal bir güç adaptörünün değerlerini kontrol edip onu kullanmaya karar verdim. Zira ömrünü doldurmuş bir telefona yatırım yapmak istemiyorum Blog. Çünkü kafamın arkasında "onun yerine kitap al Arif" diye bir ses yükseliyor.

Geçen günlerde yalnızlığım depreşti. Her ne kadar haddinden fazla alışmış olsam da, şöyle bir dürttü beni. Sonra göz ucuyla bir ortama bakındım ve tekrar içime kapandım. Eksik kalsın Arif dedim. Ne diyeyim ki başka?

Geçenlerde Gebze'ye gittik. Burger ihtiyacımı bir süreliğine gidermiş oldum. Zaten 6-7 ay sonra temelli taşınıyoruz buradan. Ben daha öncesinde de gidebilirim. Bilemeyiz. 😀

Arada Youtube'da karşıma çıkan ve eskisinden daha da fazla karşıma çıkan insan türlerini görür oldum. Mübarek herkes kameranın karşısına geçip gerekli gereksiz her şeyi videoya alıp paylaşır oldular. Yüzde 98 tek sebep ise para. Kolay kazanıyorlar, Google güzel ödüyor onlara. Arada gerçekten yararlı ve bilgi dolu videolar kaynıyor. En çok onlara üzülüyorum. Özetle biraz Youtube çöplüğe dönmeye başladı Blog. Çok şükür sen hala temizsin. En azından olabildiğince temizsin. 💜

Şu sıralar bir de sodaya taktım ben. Bulduğum fırsatta içiyorum. O niyeyse, anlamadım. Mineral eksikliğim mi var demek istiyor vücudum acaba? 😁

Hepsi bir yana, buraya kar yağmadı Blog. Resmen kış mevsimini pas geçti atmosfer. Bu da yaz mevsiminde beni cehennemlik günler bekliyor demek. Dünkü cuma namazında hoca kar duası yaptırdı. O da yani 30cm kar bekliyor. Çok isteyeyim az gelse de olur mantığında mı bilemedim, ama 5cm kar tutsa da razıyım ki ben... 😂

8 Ocak 2018 Pazartesi

Eee... Bu Geçen Senenin Aynısı!

2018'in ilk günlerinde insanda "evet! Oh içime bir enerji doluyor! Bir yerden aşk, bir yerden para geliyor! Allah'ım o da ne?! Sağlığım ultra süper olmuş!" beklentisi olabiliyor. 

Ama yok öyle bir dünya tatlı kız...

Beklentiler ve hayaller arasında galiba ipince, böyle nasıl desem, Roma'dayken meşhur bir pizzacıda yediğim pizzanın inceliğinde bir kalınlık var. Karıştırmamak lazım yani. Yine de karışıyor, değil mi?

Benimki karışmadı tabi. Yoksa bu enerjiyi nereden bulacağım karışsaydı. Ben 2018 beklentilerimden bir kısmına zaten 2017'de başladığım için devam ettirmekteyim. Bir kısmı henüz bir tekeri sendeleyen 3 tekerlekli araç gibi; ama az kaldı, o da düzelecek. Dur sen. 😀

Geçen aylardan beri evde edindiğim ev hanımı rolüm hala devam ediyor. Teşekkürler anne! Bu ayın sonunda annem inşallah dönecek ve ben de tam kapasite kendimi işime vereceğim.

İş. 2018'de edineceğim inşallah, dediğim şeylerden biri. Ay dur beni heyecan bastı. Aşk? Hımm zannetmiyorum. Şöyle bir ortama bakıyorum, sonra koşarak çıkıyorum ortamdan. Galiba ben hayatımda kimse olmadan devam edeceğim yoluma. Bu sözleri 2012 yılının başında da söylemiştim. O zamanlar tamamen uzaktım. Ne oldu? Ben aramazken başkası geldi buldu beni. Hay bulmaz olaydı! 😀 Çok sevdiğimden falan değil, yanlış anlaşılmasın. Meğersem ortama yeni katılan birini eğitmişim. Eğitmek de denmez, kendi yolunda ilerliyormuş. O yolun yolcusuymuş diyesim var; ama o kadar değil. Değildi yani. Sonradan ne oldu bilemem. Ama onu da affettim, vaktimi çaldığı ve beni ağlattığı için ayrılırken. Diğerlerini de.

Hatta şu dostum dediğim ve sadece ben onlara ulaşmaya çalıştıkça bana ulaşan eskileri bile affettim. Anlıyor musun Blog? Tabi ki. Çünkü ben senim, sen de bensin. 💓

Malum diyettim Blog. Ve abur cubur yemiyorum. Hani yıllar önce şekeri bırakmıştım ya, şu içeceklerime kattığımdan bahsediyorum. Heh işte, tıpkı onun gibi abur cuburu da bıraktım. O zaman da bu kadar kendimden emin konuşuyordum, şimdi de konuşabiliyorum. Çünkü Arif olmak bunu gerektirir. Markette rafların önünden geçerken cipslere gözüm takılıyor, sonra da çikolatalı şeylere, Eti marka olan ama, lütfen. Sonra geçip gidiyorum. Benimki göz tiryakiliği. 😁

Şu sıralar böyle durumlar Blog. Havalar da soğudu. Moralim iyi ama. Bozuk olsaydı bile iyi olurdu. Sebebi için çok şey sayabilirim artık...

1 Ocak 2018 Pazartesi

Birlikte Nice 10 Senelere

 
Evet! 🎉 Her ne kadar 2009'dan önce de uzun yıllar blog yazmış ama ne yazık ki silmiş olsam da, şu anki blogumla 10. yılımı kutluyorum! 🎊 2018'e girmekle bu günleri de görmüş oldum. 2009 yılının bir ocak ayında başladığım, O, Ben ve Diğerleri isimli bloguma, geçmişimdeki defalarca söylediğim "artık yazmayacağım" şeklindeki isyanlarımı geride bırakıp yazmaya devam edeceğim.🎈

Bir yandan 2018 yılı için aklımdaki hayaller ve hedefleri düşünüp diğer yandan da geçmişimi "geçmişte" bırakmanın bir yolunu aradığım 2017 Aralık'ında, artık dur deyip blogumdaki son yazdığım birkaç üzücü yazıyı taslağa çevirmiş ve 2018 yılının açılışını bu yazımla yapma kararı aldım.

Hayatımızdaki en monoton geçen yıl olan 2017 yılını artık geride bıraktık Blog. Bunu sana yazdığım yazılarda da anlayabilirsin zaten. En az yazı yazdığım ikinci senem oldu 2017. Aslında 2015'i askerlikle geçirdiğim için saymamalıyım. Haliyle aşırı vasat bir yıl geçirdik. Keşke'ler her ne kadar çok fazla da olsa, yine bol bol şükrettiğim bir seneydi.

2017, hayatımda en fazla sinemaya gidip film izlediğim sene oldu. Aynı zamanda hayatımdaki en yalnız geçirdiğim, en kalbimi bomboş hissettiğim, en az yazı yazdığım, en az geleceğimi düşündüğüm, en az faydalı işler yaptığım vb. birçok konuda negatif bir yıl oldu benim için. AMA artık BİTTİ! 😀

2018 birçok açıdan artık kendime dur diyeceğim, taze bir başlangıç yapacağım, yeni bir hayata başlayacağım, yeni insanlarla tanışacağım, duygusal yalnızlığımı daha da çok seveceğim bir yıl olacak benim için. Hepsinden ötesinde, artık an itibariyle geçmişimdeki her hatayı tecrübeler rafına almış ve daha fazla keşke dememek için savaşıyorum.

2017 için galiba en önemli aldığım karar, geriye dönüp baktığımda, bana bir şekilde az ya da çok zarar vermiş herkesi affediyor olmam... İnsanlar tarafından kin tutmak gibi algılansa da bazen, ben genelde geçmişimdeki olayları unutamıyorum. Hele ki biri benim canımı acıttıysa bir şekilde... Ama artık geçmişimdekileri de bundan sonrakileri de tamamen affediyorum ve kendi benliğimden çıkartıp daha yüce makamlara yolluyorum. 🎭

Hayat belli ki çok zor. Ve ben daha doğru düzgün yolun başına bile geçememişken, böylesine geçmişe takılıp en dolu yaşamam gereken saniyeleri israf etmemeliyim. O yüzden bu sene başlangıcında aldığım en doğru karar olarak görüyorum bu durumu...

2018 için yapacaklarım çok belli. 22 Temmuz'u bekliyorum en basitinden. Çünkü 30 olacağım. 😀 Söylerken garipsedim bir an. Hazır 2017 en çok sinemaya gittiğim sene olmuşken, diyorum ki 2018 de en çok kitap okuduğum sene olsun. En uzun süre ideal kilomda kaldığım sene olsun. En pozitif düşündüğüm ve en iyimser olduğum sene olsun. Aklımda başka şeyler de var şu anda hepsini yazamasam da. Zira 2017'nin son 20 gününden beri düşünüyorum 2018'i.

Yine de her şeyden önce Allah bana ve aileme sağlık sıhhat versin. Devletime zeval vermesin; milletimi ve değerlerimizi yüceltsin.

Bir de 2018 en çok sana yazdığım sene olsun Blog.
💝