Hüzün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hüzün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2022 Salı

Sonuncu Son

Evet sevgili Blog. Yine ben. Sana gelip yazmaya zorlanıyorum ben de emin ol; ama yazarak içimdekileri aktarmak daha iyi geliyor bana. Dün bir arkadaşımı aramıştım telefonda. Onunla geçirmeye çalıştım acımı. Sonra başka bir arkadaşımı... Daha fazla uzatmadım. Onlarla yaptığım konuşma da haliyle bir yere kadar. Başka soran 1 kişi oldu, ona da bitti ve lütfen daha fazla konuşmayalım o konudan, deyip kapattım mevzuyu.

Mayıs ayında bir yazı yazmışım. Sonra onu taslağa almışım. Onu buraya kopyalayacağım; çünkü tamamen olmasa da çoğunlukla aynısı gerçekleşti. Ve o zaman kendime dur demem gereken; ama dinlemediğim şeyi, bu sefer beynimin her bir köşesine zorla sokuyorum. Buraya gelip de yazdığım; ama sonra her şey düzelince taslağa alıp senden kaldırdığım yazım:

"Bütün eşyalarımı, daha doğrusu böyle 15 dakikada ne alabilirsem, hızlıca toplayıp defolup çıktım O'nun evinden. Çünkü benden, bilmem kaçıncı kez kovularak, beklenen o evden defolup çıkıp nereye gidersem gitmemdi. Ben de onu yaptım az önce. 1 saat olmamıştır. Hava mayıs ayına rağmen buz gibi galiba; ama içimde öyle bir alev var ki hiçbir halt hissetmedim taksiyi beklerken. Hiçbir zaman sönmeyecek bir alev var içimde. Öyle bir alev ki kim bana çıkıp sevgiden, aşktan, güvenden bahsetse böyle açılıp bir tane koca bir tokat attıracak bir alev var içimde. Dolu dolu kusmak istiyorum. Bağırıp çağırmak istiyorum. Öyle bir alev var işte, anlatamam.

Bundan sonra, bak buraya yazıyorum, kimse bana ne sevgiden ne aşktan ne de bunlarla ilgili hiçbir şeyden bahsetmesin. Tekme tokat girişmezsem bile anında küfrümü ederim içimden, defolur giderim o ortamdan. Kimse benden bir şey beklemesin sevmeye dair. O kalan ufacık umudumun üstünü öyle bir ezdim ki bu gece, O'nun yanından ayrılmadan önce, hala elim ayağım titriyor. Evdekiler uyuyor diye, sırf arayacak bu saatte kimsem olmadığı için gelip buraya yazıyorum. Başka türlü sakinleşeceğim yok. Ağlayamıyorum çünkü.

Bitti artık bende sevgi mevgi. Zaten oldum neredeyse 34 yaşımda, hiç umrumda değil bundan sonra. Lanet olsun verdiğim, hissettiğim, ettiğim bütün aptallıklara.

Bitti."

Şu anda içimde ne var bilmiyorum. Tek bildiğim, hiçbir kimsenin iyi yönde söylediklerini ve söyleyeceklerini dinleyemeyecek halde oluşum, içimdeki tarifi bile mümkün olmayan fedakarlıkla dolu tanımsız sevgimin yerini nefretle doldurmaya başlamış oluşum. Ve o taslağa dönüştürdüğüm yazıda yazdıklarım.

Babamın yüzüne bakamıyorum Blog. Olur da içimdekileri yine bir şekilde okur da anlar ve üzülür diye bakamıyorum. Annemlerin yanlarında duramıyorum. Evden kaçmaya çalışıyorum sürekli.

Babam yahu. Onca yıl sessiz diye bildiğim adam bile aslında kalbimden geçenleri anlayıp gidip birilerine bunu bir şekilde söylemiş insan. Hayat ne garip. Asıl anlaması gereken kişi ise güvensizliğinin, inançsızlığının, kıskançlığının, öfkesinin sebep olduğu belki de en son kurması gereken cümleleri kuruyor: "S*kt*r git! Sana hakkımı helal etmiyorum. Bana bu sözü bile söylettin!"

Ben bu sözleri kimseye söyletmemiştim bugüne kadar. Kimseye. Hatta ben bile demedim. Yıllar önce, beni bütün ilişki boyunca aldattığını sonradan öğrenip de ayrıldığım şahsa bile demedim. Bu kadar ağır konuşmadım.

Böyle içim sızlıyor. Gözlerimin bütün ışığı sönmüş halde. İsyankar bir kul olmak üzereyim iki akşamdır. Ağlama krizlerim geliyor; sonra dişlerimi sıkıyorum. Kendimi nefretle doldurmaya başlıyorum, o sözleri hatırlıyorum; hiçbir zaman kulağımdan silinmeyecek o sözleri hatırlıyorum.

Yine de bildiğim tek bir şey var: Ben bunca sağlık sorununu, maddi sorunları, duygusal problemleri, ilişkiler konusundaki yaşadıklarımı... bu kadar hak edecek kadar bir şey yapmadım bu dünyada. İşte bu yüzden yalnız kalmalıyım ben. Hak etmiyorum çünkü aksi haldeki bir şeyi de.

O yüzden hoş geldin tekrar yalnızlık. Zaten benden gittiğine şaşırıyordum 1.5 senedir.

16 Ekim 2022 Pazar

Dinliyorum

 
Epey zaman geçti yazmayalı sana Blog. Aslında yazmayacaktım uzunca bir süre. Belki de hiç; ama yazmamamdan ötürü yaşadığım eksikliği daha da hisseder oldum son zamanlarda. Bazen birileriyle dertleştiğimde hissedemediğim o rahatlama duygusunu arar oldum iyice. Susuyorum, içime atıyorum; çok iyi yaptığım şeydir, biliyorsun. Olmuyor eskisi gibi artık. Yapamıyorum. Patlıyorum; içimdeki üzüntüyü ya da yıpranmışlığı bağırarak, ağlayarak ya da bir şekilde atıyorum içimden. Teoride iyi gibi geliyor kulağa bu durum; ama pratikte ve bunu yıllarca böyle yapmayıp sonradan yapmaya başlayan biri göz önüne alınınca... pek de iyi olmuyor. İyi değilim yani Blog.

Şunu da fark ettim ki uzun bir zamandan beri haddinden fazla enerjimi tüketmiş duruma geçmişim. Depo vs. kalmamış, bomboş şu anda her şey. Nasıl tekrar enerji yüklü konuma geçebilirim, hiçbir fikrim yok-tu. Son zamanlarda psikiyatriste gitmeyi düşünür oldum mesela. Birkaç şey daha var aklımda; ama henüz cesaretim yok onlar için. Yine de aklımdalar...

Özlediğim şeyler var Blog. Aslında özlediğim şeylerin neler olduğunu sadece sen biliyorsun gerçek anlamıyla. Çünkü hepsi senin birer sayfanda yazılı şekilde duruyor. Bilmiyorum nasıl tekrar elde ederim özlediğim şeyleri.

Yine bir pazar gecesi. Yine aklımda planlar. Yine ben, yine yalnızlık. Ve yine sen Blog...

3 Temmuz 2022 Pazar

Bir Melodi, Bir Söz...

"Seni sevdiğimi anladığım günden beri

Sesler değişti, renkler değişti

Yüzümdeki çizgiler başkalaştı

Geçmişim değişti, oyunlaştı


Yeşilin ortasında gelincik gibi

İnceleşti, yabancılaştı

Siste bağıran vapur düdükleri gibi

Geliyor muyuz, gidecek miyiz

Yoksa...


Çığlık çığlığa

Çığlık çığlığa


Seni sevdiğimi anladığım günden beri

Hiçlik değişti, yokluk değişti

Karşılıksızlık dengeleşti

Günler değişti, sana dönüştü


Nasıl gördüğün düşü yeniden istersen

Nasıl bir yılgınlıktır sabah zilleri

Zamanı gelince nasıl terk eder kuşlar

Kaçıyor muyuz, kalacak mıyız

Yoksa...


Çığlık çığlığa

Çığlık çığlığa


Seni sevdiğimi anladığım günden beri

Yüzler değişti, dostlar değişti

Yorgun sokaklar bile karşı çıktılar

Adresler değişti, evler değişti


Seni sevdiğimi anladığım günden beri

Gökyüzü değişti, geceler değişti

Çocuklar bile bana çiçek diye baktılar

Yaşıyor muyuz, unutacak mıyız

Yoksa...


Çığlık çığlığa

Çığlık çığlığa..."


16 Haziran 2022 Perşembe

Kafam Nerede?


        Ve yine buradayım. Açtım tipik blog yazmamın/depresif hallerimin müzik grubu olan London Grammar'ı ve seninleyim Blog. Nasılsın? Benim, tek ve en samimi, en doğal, en beni sessizce dinleyen varlığım; iyi misin? Ben hiç iyi değilim...

Yine baş başa kalmışız gibi hissediyorum. Yine yalnızmışım, yine bütün hastalıklar beni bulmuş, yine işsiz, yine hayallerin bile mutlu etmediği, yine her şeyi yeme isteğindeymişim gibi hissediyorum. Bunları tamamlayacak ya da yok edecek bir anne, baba, kardeş, sevgili, dost ya da arkadaş yokmuş gibi sanki. Çünkü bütün dertlerimi kendim biliyorum; insanlara anlatma hatasını hala daha yapabiliyorum; oysa ki "anlamayacaklar" biliyorum. İşte o "anlat rahatlarsın" durumu var ya, ondan hep...

Büyük bir depresyondayım. Bu sefer kendimi yemeğe bile vermedim. Bir önceki büyük depresyonumda 95 kg ağırlıklara çıkacak kadar yiyordum. Şimdilerde 85 kg. Ve bilmem kaç çeşit hastalık...

Neyin nazarını çektim Blog? Ya da ben gibi bir insan nasıl birilerinin ahını aldı? Ne yaptım mesela? Şu hayatta yaptığım her bir kötülüğü kendime yapmışken hele, nasıl başkalarına zararım dokunmuş olabilir de ben böylesine garip bir kader yaşıyorum.

Mutluluk ve huzur çok değişik kavramlar benim dünyamda. En kötüsünün olmayışına şükreden biriyim; ama daha iyisi için çabalayamıyorum galiba. Korkularım belki kapatıyor her şeyi. Adım bile atamıyorum çoğu zaman.

Herkese zarar veriyormuşum hissi var üzerimde Blog. O yüzden böyle uzaklaşmak istiyorum herkesten. Benden zarar görmesinler istiyorum. Ya da benden yana yakınmalarını, sıkılmalarını, "of yine mi Arif ya" demelerini... hiç istemiyorum. Bunları duymamak, hissetmemek, görmemek, yaşamamak adına bile kendimi senelerce uzak tuttum ben. En beslendiğim sevgi dediğim duygudan bile uzak tuttum. Şimdi peki? Ne yaptığım belli değil kendim için. Ve çevremdekiler benim ruh sağlığımdan ekstrem performans bekliyorlar. "İşe gir, iş ara" ya da "şu şekilde davran, ben olsaydım öyle davranırdım" ya da "bence sen böyle hissediyorsun, ben eminim".. 

Bazen kendime bile faydam yokken nasıl başkalarına eş, dost, yoldaş, kardeş, evlat olabilirim diye düşünüyorum. Bilmiyorum Blog.

En son diyabet yüzünden işten çıkarılışımdan sonra "acaba sırada ne var?" diye kendime sormaya başladım. Dizi takip etmeme bile gerek kalmıyor, baksana, hayatım ayrı bir dizi. Hem de her duyguyu sonuna kadar hissedebiliyorum birçok konuda.

Üstümde 4 parfüm sıkılı şu anda Blog. Onlardan gelen tatlı, mis gibi limon, lavanta, hafif gül ve diğer türdeki kokular... uniseks parfümler. Bu yaz mevsiminde gereksiz maskülen bir kokuyla ortalıkta duracak halim yok. Zira maskülen bir yapım yok. Sakalı bile rengarenk insanım.

Neyse gidip duş alayım. Üstümdeki parfüm çeşidini 1'e düşürsem iyi olacak. En azından kokum, kafam kadar karışık olmasın...

3 Ekim 2021 Pazar

Başa Dönüş...

Evet Blog, yine depresyondayım. Yoksa başka nasıl çıkayım karşına aylar sonra?.. Bu hallerimi normal karşılayan tek şey sensin. Hani diyorum bazen, sen olmasan ne yapardım? Kime anlatabilirdim kendimi yargılanmadan, eleştirilmeden, sözüm kesilmeden, kırmadan, kırılmadan... Çünkü insanlar meyilli bu saydıklarıma. Birinin artısı, diğerinin eksisi... öyle dinliyorlar dertleşirken. Kendi süzgeçlerinden geçiriyorlar. Çünkü insanlar...

En son 33 yaşıma girmişim seninle. Ne de güzel umutlar beslemişim hayata karşı birlikte. Bak sana yazmışım ya "gidip alacağım o iPhone 13 Pro'yu. Sonra da yine almış olacağım Picopresso'mda latte yapacağım." diye... aldım ikisini de. Biri henüz ulaşmadı; ama buruk bir şekilde sevinmeye çalışıyorum 3 gündür telefonuma. Zorluyorum kendimi. Çünkü onun bile sevinci biraz kursağımda kaldı. Çünkü insanlar...

Çok eskiden ağlardım sana gelip "neden yalnızım" diye. Sanırım boşa ağlıyormuşum. Hayatta ağlamam gereken öyle şeyler varmış ki. Mesela "neden o şanslı(!) kişi ben olmuşum dünyaya gelerek." Seçim şansımın olmadığı şeylerle öyle yargılanıyorum ki anlatamam. İşim gücüm, hayatım, kalbim... Ne yaptığım konusunda artık hiçbir fikrim yok. Tam "her şey düzene girdi" diyorum, bir yerden başka bir şey patlak veriyor. Peki ne oluyor bunun sonucunda Blog? 2 gündür olan şeyler oluyor. Evde yalnızım, İyi ki yalnızım. Bütün sessizliğimi yaşıyorum kendimi dinleyebilmek için. İki gündür kaç saat uyudum hiçbir fikrim yok. Zaten uyuyorum, uyanıyorum, kalkıp dışarıdan belki modumu yükseltir umuduyla sanki yakın zamanda az yemişim gibi hamburger söyleyip yiyorum. Muhtemelen 2 gün daha böyle gidecek. Sonra neyse ki dönüyor bizimkiler. Daha önce bunun benzerini Amerika'dan döndüğümde yaşamıştım. Şimdi daha iyiyim. Mecburen iyiyim. Çünkü beni komaya sokabilecek bir hastalığım var...

Ben bu hayatı yaşamayı beceremiyorum Blog. İte kaka 33 yaşıma geldim. Yalnızlık ruhuma öyle bir yapışmış durumda ki kendim bile savaşamıyorum bununla. O yüzden bu sefer zorlamıyorum ne kendimi ne ruhumu ne karşımdaki insanı...

Makinede yıkanan çamaşırlar var. O arada sana yazayım dedim belki biraz rahat uyurum umuduyla. Yarın yine zoraki de olsa yeni bir gün olacak. Ne mutlu değil mi?..





5 Eylül 2020 Cumartesi

Yeni Bir Sonbahar

Nelerden uzak kalmadım ki senden de uzak kalmayayım sevgili Blog. Bu sefer çok geri plana attım seni. Elimde değildi. Ya da elimdeydi... Yazmadım. Yazamadım. İçimden gelmedi daha çok; ama boş vermem, ötelemem, önemsememem... sanırım daha baskın sebepler oldu. Ve şimdi bir sonbahar başlangıcıyla buradayım. O yüzden merhaba. 😊

Bugün yaşadığım ufak bir şeyle başlayayım. İşten otobüsle gelirken yanıma bir çocuk oturdu. 7-8 yaşlarında erkek bir çocuk. Önümüzdeki koltuğa da dedesi. Bir ara çocuğun midesi bulanır gibi oldu, dedesinden poşet istedi. Ben direkt elimi çantama attım, tesadüftür kabımı koyduğum bir poşet vardı. Ben veriyim dedim, direkt verdim zaten dedesi açana kadar ortalık batardı. Sonra dedesi de verdi ondaki poşeti, bendeki pek yetmedi gibi. Çocuk biraz rahatlayınca, çantamdaki ıslak mendilleri de verdim. Çocuk, maşallah, gayet terbiyeli yetiştirilmiş ki "teşekkür ederim abi" dedi birkaç kere. Üstüne de dedesinin "Allah razı olsun" deyip gülümsemesi; sabahki vardiyadaki yaşadığım gereksiz durumları silip süpürdü. Tabi diğer yolcular böyle her şeye dikkat edermişler gibi "korona" havası yarattılar kısmen. Neyseki maskemi artık tamamen rahatça takabiliyorum havalar az serinledi diye. Yoksa biliyorsun, fazla terleme durumum yüzünden zor nefes alıyorum, daralıyorum direkt maskeyle. Bugünün en güzel yanı buydu. "Hak eden" ve "zor durumda kalmış" birinin yardımına yetişmiş ve bunun memnuniyetini görmüş olmaktı. Belki çoğu insana göre basit kalır; ama beni mutlu etti. Çünkü ben o çocuğun yerinde olsaydım yardım eden olmazdı muhtemelen...

Bazı şeyleri artık kabul etmiş durumdayım Blog. Mesela, vazgeçtiğim o kadar şey varmış ki sırf o yüzden salmış halde yaşadığımı fark ettim. Ne sağlığıma ne hayatıma önem vermediğimi, benim huzurumu azıcık bile bozan şeylere fazla tepki gösterdiğimi fark ettim. Kendi kendime gereksiz bir şekilde çok yüklendiğimi fark ettim. Sonuç olarak ruhsal anlamda daha çok yıpratır olmuşum kendimi.

İş çok yoruyor. Bazı yönetici arkadaşların haddinden fazla yükleniyor oluşunu artık sadece ben değil başkaları da fark eder oldu. Anlamadıkları nokta, 32 yaşında ve gayet ciddi şeker hastası olduğum. Yine de yoruldum onlardan da. İşin kötü yanı, bunların yaşanmasına en alttakinden en üsttekine kadar herkesin izin veriyor oluşu. O yüzden bırakıyorum savaş vermeyi. Kendimce tepkimi gösterip sessizce devam etmeyi yeğliyorum.

Sana yazarken demleyip içtiğim yaseminli çayımı çok özlemişim. Havalar sıcak diye uzak duruyordum; bugünkü serinliğe bir de özlediğim çayımı ekleyeyim dedim. Artık sonbahar havalarına girdiğimize göre, yeşil, beyaz ve oolong çaylarıma dönebilirim. Bazen düşünüyorum; seneler önce başka bir yoldan yürüseydim şimdi nerede olurdum diye. Belki hiçbir şeye vaktim kalmazdı, belki daha rahat ve özgür olurdum. En son Kadıköy'e ne zaman gittiğimi bile hatırlayamıyorum. 1 günlük izin günümde de gitmeye gücüm yetmiyor. Çünkü o gün sadece omuz ağrımın, ayaklarımdaki kas ağrılarımın geçmesini bekleyerek geçiriyorum. Her gün eve dönünce yaşadığım durum gibi...

Artık bazı kararları uygulamaya koymak zorundayım. Nasıl bir vazgeçiş yaşıyorsam; hiçbir şeye adım atamaz hale geldim. Yalnız kalmaya alıştıkça kendime bakmaktan vazgeçtim. İşe kapılıp gidince keyif aldığım başka şeyleri yapmaktan vazgeçtim. 2020 yılına Vazgeçiş Yılı desem benim için en güzel tanım olurdu sanırım.

Şimdilik bu kadar şeyle ayrılıyorum senden Blog. Geç olmadan saçımı keseyim ben. Uzamış biraz.

6 Nisan 2020 Pazartesi

2020 Nisan'ı

Yağmurlu geçiyor günler, haftalar... İçimde kopan fırtınalar sanki gerçek hayata yağmurlarını bırakıyormuş gibi geliyor. Korona virüsün etkisini gösterdiği şu aylarda, korkuyorum, sanki içimde baskıladığım yığınla şey varmış da hepsi ilk fırsatta açığa çıkmayı bekliyormuş gibi... Yalnız yaşıyor olsaydım, belki gidip bir hastanenin karanti bölgesinde her gün durup sürekli insanlarla iç içe yaşayıp sonra da "evet, sanırım virüsü kaptım. Şimdi gidip ölümü bekleyebilirim" derdim. Eh, intihar cesaret ve farklı bir ruh sağlığı bozukluğu istiyor. Onlar da yoksa zaten geriye ölümün size gelmesini bekliyorsunuz.

Çok şey istiyorum Blog. Benim istediğim mutluluk sanırım fazla "şey" belli ki, baksana. Ne yapmalıyım sence? Bütün renklerimi gösterek yaşamalı mıyım ailemin çizgisiyle hiç alakam yokmuşçasına? Ya da öylesine girdiğim bir işte neredeyse 1 yılımı dolduracak olmamı iyice sindirmeli miyim? Ya da bana merhaba deyip yakınlaşan birine fazla anlam yükleyen Arif modunda kendimi kandırarak devam mı etmeliyim yaşamaya? Ya da böyle fazla sorgulamayı bırakmalı mıyım, öylesine yaşamalı mıyım, diğer insanlar gibi o an'ı yaşıyorum diyerek daha da mı bencil olmalıyım sırf kendi mutluluğumu düşünmeye devam edip?

En güzel yaptığım şeyi yapayım ben en iyisi. Herkesi uzaklaştırayım kendimden. Bunu çünkü yıllardır çok iyi yapıyorum. Son 2 senedir birkaç kişi kalsın diye savaş verdim; ama onlar da kendileri kendince sebepleriyle set çektiler. Ben de kalanları uzaklaştırayım artık. Çünkü kaçmayı çok güzel beceriyorum. Ve tuhaftır kaçtıkça daha sakin oluyor dünyam, düşüncelerim, duygularım. Mutluluk ve mutsuzluk kaynağımın insanlar olmasını nasıl beceriyorum, hiçbir fikrim yok.

Hiçbir şey için keyfim yok. Öylesine yaşıyorum bazen. Artık savaşmıyorum bile. Yenilgiyi kabul ettim hayat. N'olur kına yak. En azından beni tınladığını bileyim.

14 Kasım 2019 Perşembe

Neyi Takip Ediyorum?

Ertesi güne uyanmamın benim için ne kadar önemli olduğundan emin değilim artık mesela. Nefes alışımın ne kadar faydalı olduğu, cebime giren parayla ne yapacağım, insanlarla tartışmalarımın sonrası, attığım mesajların etkileri ya da ne kadar sevildiğim konuları da beni bağlamıyor mesela. Kardelen gibi yaşamak varken, bir ineğin faydalanacağı bir ot gibi yaşamak var uzun bir süredir gündemimde. Elimde mi? Hayır.

Çok bilmiş insanların ya da "büyüklerimizin" hayat konusunda verdiği vaazlarına maruz kalıyorum çoğu zaman. Gerçi yaklaşık 6-7 aydır onlar da beni rahat bırakmış durumda. Sessizliğimi koruyorum ben de çoğu zaman. Etkiye tepki misali belki de. Belirsiz yani durumum. Öylesine her şey.

Geçen gün yaşadıklarımın etkisindeyim Blog. Bana yöneltilen "e senin pek arkadaşın da yok" cümlesi bir anda bende "bu kişi beni tanıdığını düşünüyor; ama hem yanılıyor hem de nasıl oldu da hayatıma bu nebze yorum yapacak kadar girebildi" tepkisi yarattı. Biraz afalladım ve o an bir süredir yaptığım şeyi yapıp "başımla onayladım". Şu sıralar bunu da güzel yapıyorum. Bırakıyorum insanlar kendi dünyalarının patronları olmaya devam etsinler.

Özlediğim şeyler çok. Yalnız oluşum en büyük sebebi aslında. Uğraştığım hastalıklar, iş meseleleri, insanlar... evden mutlu bir şekilde çıkıp mutsuz ve isyankar bir şekilde dönüşlerim... birçok şeyin kötü olmasının sebebi aslında. Bunları değiştirmek benim elimde mi? Evet. Haliyle yazımın başındaki duruma da dolayı yoldan etki ettiği için "her şey benim elimde" gibi bir sonuç çıkıyor. Bu konuda başarılı mıyız Blog? Hayır. En azından şimdilik değiliz. Bu ay sonuna kadar yani yaklaşık 2 haftalık bir zaman dilimim var. Kendime verdiğim bir süre bu. Sonra ya "bir süre daha böyle gitsin" ya da "hayır Arifcim, daha fazla uzatmanın bir anlamı yok" deyip bir karar alacağım. Ve bunu kendim için yapacağım. Yapmak zorunda olduğum için.

Hayatın zorluğundan bahsetmiyorum hiç. Hayat zor mu? Zor olan parasızlık mı? Yoksa insanın sağlıklı olmayışı mı? Bence hayatın zor oluşunun bunlar üzerine tartışılması gerekiyor. Sağlık elbetteki ki sadece fiziksel olanı kapsamıyor. Hepsini içeriyor demek istediklerim.

Bilmiyorum Blog. Aksilikler mi var yoksa her şey yolunda gidiyor da ben mi aksilikleri görüyorum sadece... bilmiyorum. Bulanık bazı şeyler. Ben de çomak sokup iyice karıştırmamaya çalışıyorum. Yoksa iyice kontrolümü kaybedeceğim.

Hiç mi güzel şey yok diyorsun hayatında, değil mi? Varsa bile bunları paylaşmamaya çalışıyorum artık galiba. Ya da bunu da farkedemeyecek kadar dolu gözlerimin önü.

28 Temmuz 2019 Pazar

Yeni Yaşımın İlk Keşke'si

Geçtiğimiz pazartesi yeni yaşımı kutladım. Yepyeni bir yaş ve birkaç yeni şeyin hevesi ve heyecanıyla girdim yeni yaşıma; ama ne kadar şanslı olduğumu biliyoruz Blog. 1 hafta içinde bir ilişkinin başlamasının ve bitmesinin yarattığı tuhaf, nefret edici, keşke'lerle dolu böyle tarif edemediğim bir ruh hali içinde yeni yaşıma girdim. Diyorum ya şanslıyım diye. Zaten ite kaka 4 senedir kendi yalnızlığımla barışmış çoktan kendi iç dünyamda başka evrenlere hareket etmiştim, ne zorum vardı ki bozmaya? Kendi halinde yaşıyordum, ne gerek vardı zaten paramparça olmuş sol tarafımın kırık bir parçasını da gereksiz yere kaybetmeye? Kaşınıyordum sanırım tabir-i caizse. Bile bile ladesti yalnız benimki. Suç kimde Blog? Tabi ki bende. Sanki tecrübesiz, insanların ne mal olduğunu anlamayan biriymişim gibi iki saf söze kanacak kadar aç bir hale gelmişim duygusal anlamda.

Yine de bugün bitmiş olan şeyin şu iyi yanından bakıyorum: Cesaret herkeste olmuyor Blog. Sözünün arkasında durmak, büyük konuşmamak, kendinden emin olabilmek, kendine güvenmek ve karşındakine güven verebilmek çok güzel erdemler. Olmuyorsa demek ki zorlamamak gerekiyor. Bu yanından düşünmeye çalışıyorum sadece şu son 2 günde yaşadıklarımı.

Ben bi' 4 sene daha yalnız kalacağım belli ki. Ya da bir daha kimseye güvenmeyeceğim sevgi konusunda. Gününü gün eden biri de olamadığıma göre, beni ben yapan tüm duygusallığımı silip atacağım içimden. Zaten son 1 senedir bunun acısını çekiyordum. Belki de buna vesile olmuş oldu bu yaşadığım şey. ŞEY.

Nasıl içimde büyük bir keşke çığlığı büyüyor bilsen Blog. Keşke diyorum hiç bozmasaydım 1 hafta önceki halimi. İyi kötü bir umudum vardı. Kendimi kandırıyordum en azından bu hayatta yaşarken. Şimdi ne hissetmem gerektiğini bilemeyecek kadar yalnızım içimde. Yine de kendimi suçluyorum. Sırf içimde nefret olsun, daha sert olabileyim diye.

Sana yazınca rahatladım biraz. Çünkü gidip omzunu gözyaşlarımla ıslatacağım bir arkadaşım yok yakınımda.


21 Nisan 2019 Pazar

Ölüm, Mavi Bir Renktir Aslında

Hani yazamıyorum ya buraya, bu da aslında yorulduğumun en büyük göstergelerinden biri Blog. Yıllardır, hatta silmeseydim en az 15 senedir, en çok sığındığım şeydi bu satırlar. Çünkü umursamazdım insanların tuhaf yorumlarını, ben sorunlarımdan bahsedince. Ya da bir psikologun vakit geçirmek ya da para kazanmak uğruna ilgiliymiş gibi dinlemesine kendimi kandırmazdım. Buraya da gelemiyorum. Zaten birine anlatmayı 4-5 senedir bıraktım. Olur da birileri benden sorunlarımı dinliyor olursa, sanmasın ki Arif dertleşiyor. Sadece ağzımı açıp boş boş yüzeysel konuşuyor oluyorumdur.

En çok yorulduğum mevzu ise, hayatlarının rahat zamanlarından bunalıp başkalarının, bu ailesi olur kendi arkadaşı olur, arkadaşının arkadaşı olur, sorunlarıyla ilgileniyormuş gibi olanlardır Blog. Ah o insanlar! O komşusunun çiçeği de susuz kalmış diye onun çiçeğine de su verenlerin devri çoktan geçti. Şimdikiler böyle vicdani rahatlamaya girenler sadece. Sanıyor musunuz ki samimi geliyorsunuz? 31 yaşına gireceğim 2-3 ay sonra. Lütfen.

Niye yazdığımı biliyorsun Blog. Evet yine dibi gördüğüm bir gün oldu; ama bu seferki çok başka. Çünkü son 2-3 aydır kendime öyle güzel şeyleri rahatlıkla ifade edebiliyorum ki. Bugünkü yaşadığımdan sonra da ellerimi açıp belki de bir eşref saatine denk geldiğimi umarak "Allah'ım n'olur al canımı" diye dua ettim. Hatta üstüne "ne kendim ne geleceğim ne de ailem umrumda" şeklinde de bir cümle kurduğumu hatırlıyorum salya sümük dağılmış bir halde. Sonra uyudum. Sebeplerini tabii ki açıklayamıyorum. Bu da lanet olsun ki anonim bir blog yazarı olmayışımın verdiği en büyük kötü özellik.

Bir de galiba önümüzdeki ay domain yenilemen var. Zam gelmediyse 10$ olacak. Muhtemelen yenileyemeyeceğim seni Blog. Sana bile bütçe ayıramıyorum. Ne güzel değil mi? Zannetmiyorum; ama belki de başka biri alacak senin ismini. Neyse. Şu şarkıyı bırakayım sana.

14 Mart 2019 Perşembe

Ben de Bilmiyorum

Şeyi fark ettim Blog, insanların egolarına tahammül edemediğimi... O kişileri direkt yok saydığımı, dediklerini önemsemediğimi ve o kişilerle bağlantısı olanlara da negatif yaklaşımlarda bulunduğumu fark ettim. Bu durum beni egoist yapmaz değil mi? Çünkü son aylarda aşırı derecede egolarıyla güzelleşmeye çalışan insanları görmeye başladım. Yoksa adına algıda seçicilik mi koymamız lazım, ne dersin?

Geçen hafta Erasmus'dan arkadaşım geldi İstanbul'a. Son yıllardaki olaylardan sonra ancak fırsat bulabildik, bir de açıkçası üşeniyordum galiba. Hazı şu sıralar zamanım bol iken aradan çıkartalım dedik ve İstanbul'u olabildiğince gezdirdim. Gayet beğendi; ama o kadar yoruldum ki anlatamam. Akşamları yürümeye mecalim kalmıyordu, hop yatıyordum hemen. Yastığa başımı koyduğum gibi uyumayı özlemişim, çok düşünmeden, diğer sorunlarla boğuşmadan... İyi geldi bana da. Hem de 10 yıla yakın zamandan sonra yabancı bir arkadaşımı görmüş oldum.

Kötü şeyler de oldu tabii ki. Mesela benim 5 yıllık antika telefonum artık ölmeye yüz tutmuştu ki bana 130₺'lık bir masraf çıkartarak tekrar hayata döndü. Telefon satın almamın zor olduğunu biliyorsun Blog. Mecburen tamir ettirdim. İnşallah daha problem çıkarmaz bana.

Öte yandan, sana uzun zamandır yazamadım. Çünkü kafam allak bullaktı. Şimdilerde enerjim çekiliyormuş gibi hissediyorum. Oturup saatlerce ağlayasım var mesela. Sebebi belli, insanlar. O yüzdendir ya hep bir kedi gördüğümde bütün dikkatim dağılıyor, kediye yapışıyorum. Hayvanlar daha iyi bence herkesten. O yüzden de evcil hayvanı olup kendini soyutlamış insanları daha merak uyandırıcı ve saygıya değer buluyorum. Bu da benim hüzünlü bakış açım. Hayvanlar en azından egoist değil ya da kendilerini insanlar gibi ısrarla olmadıkları birileriymiş gibi ya da fazla güzel göstermeye çalışmıyorlar.

Pazartesi doktora gideceğim, malum ilacımı kesmek için. Yarın sabah da Kadıköy'e gideceğim hem de yeni açılan banliyö hattı ile. Kime sorsam kullanmamış yenisini. Haliyle kendim tecrübe edineceğim. Yıllar önce binmiştim en son ben de gerçi... Sonra uzun bir süre uzaklaşmak istemiyorum bulunduğum konumumdan. İnsanlardan uzaklaşmak istiyorum sadece. Hafta sonu ablamla ayrıca bir planımız var. Pazartesiyle birlikte de artık kafamı gömdüğüm kumdan çıkarmayı planlıyorum. Bu sefer son kez deneyeceğim. Olmuyorsa da zorlamayacağım artık. Çünkü ben zorladıkça kendimle daha da savaşıyormuş gibi hissediyorum.

Geri kalan şeyler için pek diyebileceğim bir şeyim yok. Daha da yalnız kalmak dışında...

1 Ocak 2019 Salı

2019: Blogumla Benim Birlikte 11. Senemiz

Aslında 2009'dan önce de yazıyordum; ama tabi bir hışımla sildiğimden her sene başı kutlayışımda pişmanlığını yaşıyorum. Yine de 11. senemize girdik sevgili Blog. Son 2 aydır yazamadım doğru düzgün. Bir takım değişikliklere zorluyordum kendimi o dönem içerisinde. Taşınmış olmamızın tam olarak oturmasını bekliyordum biraz da. O dönemde annemin, anneanneme geçmesi, benim o çok istediğim kitapları Instagram'daki çekilişlerden kazanmış olmam, yeni insanlarla tanışmış ve arkadaşlığımı bir kahve muhabbetine çıkarmış olmam, iki hafta süren tuhaf bir grip yaşamış olmam... gibi şu anda aklıma gelmeyen başka şeyler oldu. Özetle 2018'in sonları benim ve ailem için daha çok, kısmen büyük değişiklikleri getirdi beraberinde. Ruhsal sağlığım için aldığım doğru kararım, bence en önemlisiydi 2018 için. Çünkü geri kalan şeyleri hep gölgeli görüyorum.

2019'dan bu sefer "şunlar bunlar" diye bir gazla hedefler belirlemeyeceğim. Aklımda olan şeyler var tek tük tabi ki; geri kalan şeyleri tamamen akışına bırakarak "cool" takılmayı düşünüyorum. Becerebilirsem.

Sağlık çok önemli Blog. 2018'de bir anda bütün hayat enerjisini kaybeden insanlar gördüm. Çok sevdikleri yakınlarını kaybedenlerle tanıştım. Yani hayatın "her an ne olacağını bilemeyeceğimiz" gerçek yüzlerine şahit oldum. Ders çıkartabildim mi, emin değilim; ama biliçaltımda yer edindi hepsi. Hazır daha çok imkanımın olduğu bir şehre taşınmışken, aklımdaki "gurme burger" yapan mekanları gezme planımı gerçeğe döktüm mesela. Olabildiğince farklı yerlerde hamburger tadımlarına gidiyorum. Ya da farklı bir kafenin, kahvrulmuş kahve kokusunu çekiyorum ciğerlerime saatlerce.

Yalnız geçirdiğim bir sene oldu. Zaten aksi konusunda da bir umudum yok, biliyorsun. Bundan sonrası için de yine o cool modumu tercih ediyorum. Mecburen.

Ve kediler... 2018 benim için kedi yılıydı bence. Kedilere olan sevgimin ve ilgimin aşırı arttığı bir yol oldu. Nerede bir görsem böyle gidip sevesim geliyor saatlerce. Keşke bir kedi besleyebilseydim diyorum kedisi olan arkadaşlarıma bakıp...

Internet bağlantısına da kavuştum bu arada. Evimizde bir adet Vodafone fiber internet bağlantısı var. Şimdilik iyi. Ama bir harddiske ihtiyacım var. Aklımda hep SSD almak vardı, ama yıllardır fiyatlarının düşmesini bekledim. Fiyatları aslında düşse de bu sefer de döviz kurlarıyla savaş vermek zorunda kalıyorum. O yüzden biraz eski usül harddisklere bakınıyorum şu sıralar. Bir de diyorum aman boş ver.

2018'i olabildiğince derinlere inmeden anlattım. Bakalım bu sene Arif'i neler bekliyor sevgili Blog.

Sevgiyle ve benimle kalman dileğiyle...

28 Ağustos 2018 Salı

Bir Kedi Yalnızlığı

Bir kedi yalnızlığı bendeki Blog. Bir yere ait olmak istememe; ama bundan da rahatsız olma durumu. Belki biraz nankörce, ama sevimlice bir yalnızlık bendeki. Çok doldum aslında. Hem anlatacak bir kişi oldu hayatımda hem de anlatacak kimsem olmadı şu sana yazamadığım 2.5 aylık dönem içerisinde. Yine de merhaba diyeyim, tabii kabul edersen...

Temmuz ayından başlayayım. Hayatımın en tuhaf doğum gününü geçirdim galiba. 30 oldum bu arada. Kutlanmadı, kutlamadık, kutlayamadık. Allah sağlık versin yeter ki, dedim geçtim. Yani şu halime ne kadar daha sağlık(!) verebilirse... Bir psikologum oldu, hatta yarın üçüncü görüşmemi yapacağım. Hayatımdaki son 5 senedir, belki de 10, beni doğru düzgün dinleyen tek kişi. İster o O'nun işi de, istersen para için yapıyor de, ister öylesine dinliyor de... Hiç fark etmiyor benim için. Mis gibi devletimin hastanesindeki bir psikolog. Zamanında özelde gittiğim psikologtan çok da farkı yok. Bunun dışında babam emekli oldu, çok şükür. Haliyle Ankara'nın en ücra köşesindeki ilçesinden Gebze'ye taşınma dönemi başladı bizim için. Evin tamiratları, yeni eşyalar vs. Birkaç haftaya veda edeceğim Nallıhan ismindeki Ankara'nın ilçesine... Hayatımın yarısından çoğunun geçtiği ilçeye yani.

Gönül kapım kaç yıldır kapalı acaba... Onu da unuttum. Belki bana yasak sevmek/sevilmek, belki hak etmiyorum(!), belki geçti gitti benim için... bilemeyiz. Hayatımızın öncelikleri hep başka başka oldu kimilerine göre çünkü. Sonuçta hayatını kuramamış biri var sana yazan sevgili Blog.

Nallıhan deyince aklıma sayısız şey geliyor tahmin edersin ki; ama sanırım şu son 1 yılda bana az biraz huzur veren birkaç sevimli canlıyı özleyeceğim en çok. Her zaman sahip olmak isteyip de hep sokaklarda sevgisini paylaştığım kedileri diyorum. Her gördüğümü minnoş, gel pisi pisi diye çağırıp sevdiğim hayvanları yani. Hele turuncu olanı... Sesimi uzakta duysa koşa koşa geliyor. Ellerimi kollarımı bazen cırmalasa da yine de seviyorum doya doya. İnatla kucağıma alıyorum yatırıyorum. Çok hoşuna gidiyor çünkü. O yüzden diyorum işte, bendeki de Bir Kedi Yalnızlığı...

Ağlamasam bari ayrılırken. Bu arada blogumun instagram profilini epey yoğun kullanmaya başladım. Kişisel hesabıma bakmaz oldum. Sürekli kitap çekilişlerine katılıyorum. Kazanırsam eğer çok mutlu oluyorum. Seviniyorum çünkü şanslı hissettiğimde, sanki çok şanssız biriymişim gibi...

Epey bir kilo aldım. Yüzüm hala sevimli ama çok şükür. Yine de işe yaramıyor bence. Bugün son kez hamburger yedim diyete başlamak için. Biliyorum çok klasikleşti bu yalanlar, ama bu sefer son. Gerçekten!

Sanırım ayda 1 ya da 2 kez bloguma yazı yazmak benim için daha rutin ve hoş olacak. Sen ne dersin Blog? Merak etme, seni de kediler kadar çok seviyorum!

17 Eylül 2017 Pazar

Neredesin Sonbahar?

Neredeyse eylül bitecek. Havalar bir ara ağustosta soğuktu resmen, peki şu anda neden cehennem gibi sıcak? Üstelik akşam saatleri olmasına rağmen. Çöl sıcakları diye bir şeydir gidiyor geliyor. Sanırım buraları çöle çevirmeden, temelli gitmeyecek... 💦

Geçen hafta yeni iPhone'lar tanıtıldı. iPhone X iyi güzel de, iPhone 8 çıkarmaya ne gerek vardı diye düşünmedim değil. Şimdi tasarım olarak farklı deyip muhtemelen 300-400 TL farktan dolayı iPhone X'e yanaşmayacak mı insanlar? Muhtemelen iPhone 9, iPhone X tasarımıyla devam edecek. Ben alacak olsaydım iPhone X alırdım. Face ID mi barnak izi mi diye düşünürdüm tabii. Sonra ekran özelliklerini baz alıp iPhone X'e giderdim. Super Retina denen şey var sonuçta. 😋 O değil de, benim ayfoncuğum artık güncelleme alamayacak, ama şu haliyle bile çatır çatır çalışıyor. Zira iPhone 4S zamanında güncelleme almayı kestiğindeki halini görmüştüm. Onu yaşamıyorum çok şükür. Şimdilik böyle güzeliz biz. 💖 Zaten telefonu neredeyse hiç kullanmıyorum. Ne sevgili ne de sürekli iletişimdeki arkadaşlar(!) var. Biliyorsun öyle merhaba/merhaba deyip telefonlaşan biri değilim Blog. 💩

Ben yine diyete başladım Allah seni inandırsın. Bu sefer artık bozamayacağım hale geldim çünkü. Şimdilik güzel gidiyor. Pek zorlanacağımı da zannetmiyorum. Çünkü yemek yemekten bile sıkıldım. Durumlar çok ciddi.

Cuma günü termal devremülkümüze gidiyoruz Blog. Her ne kadar ben termal yanını çok kullanmakla ilgilenmesem de, temiz hava, faydalı su ve kafa dinleme şeklinde maksimum çıkarım sağlamayı hedefliyorum iki hafta boyunca. Sarot Termal Vadi çok eğlenceli olmasa da, işte... 😐

Korkuyorum artık. Her şeyin böyle devam edeceğinden, bir anda gözümün dönüp her şeyden vazgeçeceğimden... tamamen pes edeceğimden. Umudumun tamamen tükenmesinden korkuyorum yaşama dair. Geçen gün hastanede birini görmüştüm. Çok etkilendim ondan. Halime şükretmeye utandım. Allah yardımcısı olsun diye dua ettim. Benden daha gençti, ben belki evden çıkamazdım onun yaşadığını yaşasaydım. O herkesin garip bakışlarına rağmen kendi işini yapmak için oradaydı. Bilmiyorum. Allah ona kolaylık versin her işinde...

Bana da yardım etsin...
Eder mi sence Blog?
Senelerdir bekliyorum çünkü.

8 Haziran 2017 Perşembe

Nereye Gidiyorlar?

The photo of art has been taken
from Marek Petras' collection.
For more visit: instagram.com/artofmarek
Nefret ettiğim birinin askere gittiğini öğrendim az önce Blog. Allah'a her aklıma geldiğinde beddua ettiğim 1-2 kişiden biri. Onun yüzünden böyleyim biraz da, çok da konuşmak istemiyorum, ama ben ne kadar rahat yaptıysam askerliğimi, o inşallah bin misli kötü yapar. Bana bile burada nefret kusturacak kadar etki etmişse demek ki... Sen düşün Blog. Şu anda burada oturmuyor olabilirdim mesela, neyse.

Biri de Avrupa turunda... O da nereden aklıma geldiyse bakayım dedim. Sanırım yanındaki de sevgilisi, arkadaşı olamayacağına göre...

Son 2 saattir sinirimden, oturduğum yerde terliyorum adeta. Bakma Arif, yapma Arif, etme Arif dedikçe direndim. Sonuç böyle gecemin kısmen içine ettim. Şimdi yazınca biraz sakinleştim. Tabi camımı açmamın da etkisi var.

Geçen gün Apple etkinliği olduğu. iOS 11 ve yeni cihazlar tanıtıldı. Artık telefonum güncelleme almayacakmış Blog. Hala daha, çok şükür, sıfır gibi olan cep telefonumu ısrarla kullanmaya devam edeceğim. Çünkü hiçbir kasma ya da benzeri bir sorun çıkarmıyor bana. Eğer iPhone 4S falan olsaydı çoktan deli etmişti. Ki gördüm biliyorum. Macbook Pro da yenilenmiş, önceki güncellenmiş sürümünden daha iyi. Tabii başlangıç hafızalarını saymazsak. 128 GB depolama ile başlıyor. Yine de fiyatı 6300 TL. 😀 Seni alacam olum! iPhone için bir şey diyemem, çok pahalı bir cihaz ve Türkiye'deki kullanıcılarının çoğu gösteriş amaçlı kullanıyor. Telefonumu ne zaman yenilerim bilmemem tabi.

9 Haziran'da çıkmasını beklediğim London Grammar'ın albümü, geçen gün nete düşmüş. Dinliyorum ben de epeydir. İlk albümden daha güzel, demek ki beklemeye değmiş. Lorde ve Katy Perry'nin albümleri de çıkacak o gün.

Ramazan'ın da kısmen yarısına geldik be Blog. Çok anlamadım ben nasıl geçtiğini ama, geçiyor bir şekilde. Bilemiyorum. Ben de oruç tutuyorum, İzlanda'daki bir müslüman da, Afrika'daki bir başka müslüman da...

Facebook, Twitter ve Instagram. Bunlardan sadece Twitter'ı kapatırsam eğer 30 gün sonra siliniyor hesabım. Diğerleri durabiliyor kapalı şekilde. Hesabım silinirse tekrar o kullanıcı ismini ve maili kullanamam. Doğum günü tarihimi Facebook'da kaldırdım. Çünkü geçen gün hatırlamam gereken bir tarihi ilgili kişi kapattığı için hatırlayamadım. Ve bu çok kötü hissettirdi. Zaten duvarım kapalı. Sırf o yüzden belli kişiler üşenmeyip mesaj atıyor. Şimdi muhtemelen kimse hatırlamaz. Zira ben tarihler konusunda çok kötüyüm.

Bence ben doğum günüme kadar uzaklaşayım. Zaten neredeyse hiç kullanmıyorum sosyal medya denen şeyleri. Ne malum yerlerde profilim var ne de Twitter/Instagram/Facebook üçlüsünü kullanıyorum.

Ben de gideyim, evet. Onlar nereye gidiyorsa ben de oraya gideyim... Bana yakışmıyor gitmek, ama gideyim ben.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Sen Orda Yok Musun?

Son 2-3 gündür hastayım Blog. Başında doktora gittim, antibiyotik ve 1-2 ilaç verdi. Onları kullanıyorum. Bizimkiler devremülke gittiler, ben gitmedim. Evde yalnızım. İki hafta kadar. Kafamı dinliyorum galiba...

Dün, en son ne zaman yaptığımı bile hatırlamadığım bir şey yaptım gün içinde: 5 vakit namaz kıldım vaktinde. Tabii en sonunda yatsı namazı duasına kadar bekleyen gözyaşlarım boşaldı gözlerimden. Zaten burnum tıkalı, gözlerim şiş, tuhaf bir haldeydim. Hep sormak istediğim, ama her sefer içimden geçirdiğim şeyleri sordum O'na kısık bir ağlamaklı sesle bu sefer. Bu sefer kapattım galiba o soru kısmını. Tekrar sormam sanırım neden ben, neden bir tane değil de birkaç tane dert diye.

Şu anda böyle kim gelse karşıma dert anlatsa, ona karşıma sanki Hitler gelmiş de yaptıklarından pişmanmış da bana yakınıyormuş gibi bakardım. O derece tepkisizim...

Ev sessiz. Bazen soğuk, bazen siyah beyaz, bazen kırmızı. En güzel anlardan biri de dizilerimi usb diske atıp TV'den izlemek galiba. Daha güzel. 2+1 ses sistemini bağlamayı düşünüyorum bir de. Artık biraz da bas verme zamanı...

Ben en iyisi gidip bir film izleyeyim.

Şunu da buraya ekleyeyim:

20 Ağustos 2016 Cumartesi

Bulamıyorum

Geçenlerde izleme fırsatım olan Me Before You filminin bitişindeki şarkı hala kulaklarımla. Epeydir yazmak için fırsat kolluyordum aslında. Çünkü böyle dayanamayıp ağlayıp rahatlayarak yazacağımı biliyordum. O yüzden evde yalnız olmayı bekledim. Kimseden saklamadan rahatça ağlayabilmek için sırf.

Aptal bir filmin sonunda filmdekilere üzüldüm diye değil şu anki halim. Yapmayı ertelediğim o kadar şey var ki hayatımda. Bazen böyle suyla dolup taşan kovalar gibi oluyor. Birine anlatmaya da gelmiyor, çünkü hepsi kişisel gelişim kitabı gibi aynı cümleleri tekrar tekrar kuruyorlar bana. Oysaki hepsini ezbere biliyorum. Onların bilmediği tek şey, benim hiçbirini uygulayamıyor oluşum.

Sonra şu habere de takıldım mesela. O çocuğun o hali, yaşadığı şeyler, benim durumum. Bazen öyle bir an geliyor ki ya tamamen şansız olmalısın ya da az da olsa şanslı olmalısın durumuna dönüşüyor halim.

Ve sustum tabii. Ne yapabilirim ki başka. Birilerine mi bağırmalıyım, isyan mı etmeyelim, sabahlara kadar içip ayyaşın teki mi olmalıyım?

Bir şeyleri yanlış yapıyorum. Ve bulamıyorum neyi yanlış yaptığımı.

Geçen de biri çıkmış bana kuantum fiziğinden falan bahsediyor. Negatif cümleleri çıkarmalıymışım hayatımdan da beklentiye girmemeliymişim de. Saçmalayıp durdu. Belki de haklı. Bana faydası yok ki ama.

Neyse, ben nasılsa yine boş verip unuturum Blog.

Bir gün iyi olur her şey, ama bugün değil.

10 Ağustos 2016 Çarşamba

İzlerken...

Her uzun bir asosyallik döneminden arkadaş ortamına girdiğimde olan şey oldu geçtiğimiz günlerde. Çenem durmadı. Çok konuştum; çok güldüm, çok güldürdüm... Sonra yine eve dönünce garip oluyorum. Tıpkı şimdiki gibi.

İçimdeki havayı vakumla alıyormuş gibi hayat adeta. Ya da içime çekiliyorum, daha çok kendi dünyama dönüyorum gibi oluyor. Daha da sessizleşiyorum. Ne gülmek ne de konuşmak geliyor içimden. Hele bir de Ankara'nın uzak bir köşesinden dünyaya bakmaya çalışınca daha da karamsar gözüküyor. Eh ruhsal durumumun daha farklı olması beklenemezdi bu şartlarda.

Ankara'da yaptığım tipik şeylerden bahsetmeme gerek yok galiba Blog. Zaten hepsini az çok tahmin edebilirsin. Ufak tefek değişiklikler dışında aynıydı. Aynı olmasına rağmen eğlenebiliyorum; ama hep arkamdan dürten "geri döneceksin" şeklindeki sesin bendeki etkisiyle eğlendim diyeyim.

İnsanın elinin kolunun bağlı olması kötü bir şey. Bu benim hayatımın birçok bölümünde geçerli. Aynı anda çevremdekiler için de geçerli; ailem, arkadaşlarım, benimle tanışmak isteyenler...

Şu kalbimi dinleme mevzusunu denedim bu arada. Beceremedim sanırım tam olarak. Havaların sıcaklığı beni nasıl boğuyor anlatamam Blog. Aslında birçok şekilde anlattım bugüne kadar da, acaba sen de mi diğer insanlar gibi anlamamazlıktan geldin? Neyse.

Hazır Ankara'dayken 1-2 şey de aldım. Bol bol yedim içtim Blog. Ve pişman değilim. Yine de eksiklik hep vardı. Sanırım yalnız olduğum sürece eksiklik hep olacak. Tabii şu anda tek umursamamız gereken nasıl para kazanırım sorusu olmalı, değil mi?..

31 Temmuz 2016 Pazar

Kalbimi Dinliyorum

Şu sıralar kalbimi dinlemeye çalışıyorum. Hani hep derler ya "kalbini dinle" tarzında şeyleri sürekli insanlara, işte onu denemeye çalışıyorum. Bariz bir şekilde denemeye çalışıyorum bu sefer ama: Ben gerçekten ne istiyorum?

Hayatımda kalbimi dinlediğim çok zaman oldu elbette. Hele benim gibi duygusal bir erkek çoğu zamanda kalbini, sezgilerini ve sonra mantığını dinliyordur Blog. Bu konuda şüphen olmasın; ama bu sefer galiba bütün dikkatimi vermem gerekiyor. Şimdi böyle deyince "bu çocuk ne istediğini bilmiyor" gibi bir şey çıkmasın. Benim istediklerim öyle fuşya öyle toz pembe ki... en masum çocuk bile hayal etmemiştir.

Malum geçen hafta 28 yaşıma girdim. Artık her yerde 28 sayısı beliriyor yaş kısmında. Acımasızca.

Genel anlamda kendimden beklentilerim var, aşamıyorum çoğunu hala. Öyle büyüklerimizin dediği gibi "senin de vardır bir yerde nasibin" şekildeki iyimserliğimi korumaya çalışıyorum en azından. Bu da bir şeydir, değil mi? Umarım.

İnsanlardan beklentim de var. Vatansever, hayvansever vb. türdeki sevgi konularında beklentilerimi elbette bir kenara bırakarak diyorum. Güvenmek istiyorum Blog. Öyle böyle değil. Hiç bu kadar birine güvenme ihtiyacına girmemiştim hayatımda. Aynı zamanda da cesaret. Çünkü ikisinde de korku ve eksiklik yaşıyorum. Bunları birinde görmeye ihtiyacım var. Sadece görmeye de değil tabii ki yaşamaya da...

Başka başka... Windows 10 Yıldönümü Güncellemesi geliyor 2 güne. En basitinden Edge'i kullanmak istiyorum; ama sırf eklenti desteği olmadığı için uzak duruyordum şimdiye kadar. Yıldönümü güncellemesi diyor Microsoft ama bana kalırsa bildiğin Servis Paketi. Benim için tek önemli olan Edge yani.

Bir de Steam'i tekrar yükledim 2-3 gün önce. Zamanında satın aldığım ama şu anki bilgisayarımda biraz kasan, hayatımdaki en sevdiğim ve hala daha özlemle bakıp oynadığım hemen hemen tek oyun olan Age of Empires II: HD Edition'ı tekrar yükledim. Meğer benim uzak kaldığım dönem boyunca ekstra 2 eklenti paketi de çıkarmış ve daha da önemlisi güncellenmiş ve şu anda kasmıyor. Geçen oynadığımda, ki oynuyorum hala, 4 saat boyunca gayet güzel oyunu kazanarak bitirmiştim.

Benim hayatım şimdilik böyle. Sakin kendimce. Yazamadım bir süredir. Yazmak da istemedim. Küstüm, senden bile kaçtım; ama biliyorsun ki aklımdaydın Blog, ben zaten "kaçtım, kapattım, gittim" dediğime bakma sen.

Neyse, senden naber?

15 Haziran 2016 Çarşamba

Yetmez, Bilmez, Olmaz

36 derece sıcaklık vardı bugün. Evde durulmuyor yani klimasız. Şu anda 22 derece ve gece yarısı... Mesela bu sıcaklık Londra'da yok şu anda. Tamam belki nem var falan, ama olsun yok sonuçta. Kutuplar hele... O kadar uzağa gitmeyeyim, mesela ya memleketim Erzurum? Ya... Öyle serin havalar var.

Benim hayatım İstanbul-Ankara-Diyarbakır üçgeninde geçiyor şu son 4 yıldır. Araya kısa bir Kıbrıs girdi. Ondan önce de Isparta vardı mesela baş rolde. Anlayacağın elim kolum bağlı bir şekilde sıcak memleketlerde yaşadım bu terleme hastalığımla birlikte Blog. Yeter mi sence?

YETMEZ.

Daha çok sınava tabii tutulacağım yaradandan ben Blog. Bunlar ne ki! Ben ki daha neleri göğüsleyebilecek bir yapıdayım. Bunlar ne ki? Ama sorsan dışarıdakine: Ya sen temiz yüzlü, eli ayağı tutan birisin. Nedir problem?.. der. Der tabii. Bilir mi ne b*k yiyorum ben?

BİLMEZ.

Yıllardır kimseyle dertleşemiyorum doğru düzgün. Çünkü ben kendimi bile kandıramaz hale gelmişken, birilerinin bana değer vererek benimle dertlerimi paylaşmaları ve dinleyerek yardımcı olmaya çalışmaları, inan beni hiç mi hiç rahatlatmıyor da "kandırmıyor" da Blog. Ama dertleşmeden olur mu sence Blog?

OLMAZ.

Evre evre vazgeçtim bunca zaman bazı şeylerden. Mesela yeni insanlarla tanışmaya sıcak bakamıyorum artık. Sırf muhabbet etmek için arkadaş olmaya çalışmıyorum bile. Neyin muhabbetini edeceğim Blog? Dertleşemedikten sonra ne anlamı kalacak o dostluğun. Tabii buna, geçtiğimiz yılda, her şeyimi paylaştığım, dertleştiğim dostlarımı hayatımdan çıkarmamın da etkisi var. Zira ben dert dinleyen biri haline dönüşmüşüm de sonradan fark etmişim. Ona bile tahammülüm kalmadı.

Böyle yaz mevsimlerinde yaşadığım şeyleri kış mevsiminde yaşamıyor oluşum hele ki beni daha da boğuyor. Her şeyin kaynağı şu hiperhidrozis zımbırtısı. Zımbırtı mı koymalıyım adını Blog? Nasıl bir hastalık bu yahu? Benden nefret eden biri şu yazımı okusa "Allah'ından bulmuş" der. Oysa ki bilmez ben bunu en masum yaşımdan beri yaşıyorum.

Bunları sana yazmaktan da yoruldum Blog. Biliyorum, sen de dinlemekten yoruldun. Ama ne yapayım? Sen de olmasan ben belki böyle büzüşmüş düşüncelerle, sinirimi ilk tartıştığım kişiyle çıkartırdım. Ya da şu ankinden daha da agresif olurdum.

Göbeğim kocaman oldu Blog bu arada. Sebebini biliyoruz. Yine girmiyorum bu muhabbete. Bir süre de dertlerimden konuşmamayı deneyelim olmaz mı Blog? Mesela bundan sonra sana bahsetmeyeyim. Sadece sana değil, diğer arkadaşlarıma, dostlarıma, aile üyelerime...Nasılsın sorusuna, "çok iyiyim. Hatta içimde tuhaf bir enerji var, çözemedim, ama bakalım hayırlısı *gülenyüzemojisi*" şeklinde yanıt vereyim. Bu durum bizi bozar mı sence?

BOZMAZ.

Dipnot: Bu arada ben de farkındayım. Son aylarda epey yazar oldum sana Blog. Ve hep dertlerimden yakınıyorum. Gerçekten benim biraz susmam ve dertlerimi dile getirmemem lazım. Galiba dertlerimi yazmak da zor geliyor...

"Ne zaman alıştın sen yalan söylemeye
Kendini en seveninden bile gizlemeye..."