25 Ağustos 2026 Salı
Nedense...
30 Mayıs 2025 Cuma
Yalnız Bırakıldım
37 yaşıma girmeme 2 ay kaldı. 2025 yılı için o meşhur yengeç burcu oluşumun tüm şansını galiba sene başında tükettim. Kendime bir tanı koydum. Onun üzerine yoğunlaşmaya karar verdim. Çünkü bu sürekli plan yapıp uymayışlarım, yeterli azmi bir türlü üretemiyor oluşum... var yani bir şeyler.
Japonya'ya gitmek istiyordum biriyle Blog geçtiğimiz günlere kadar... Bir heves 2-3 aydır içimde Japonya hevesi oluştu. Aslında son ülke gezme hayalim İrlanda idi. Hala daha öyle; ama hazır Japonya vize vs. istemezken gitme hevesi dürttü. Çünkü çok farklı bir kültür. Yani en uzak gittiğim yer Amerika. Orada pek Japonya gibi farklı bir değişiklik var diyemem Türkler için. Neyse, arkadaşım, o bana her ne kadar direkt bu şekilde söylemese de, tur ya da bireysel gitmek bile gereksiz lüks geldiği için, vazgeçti. Ben de tek gidemedim. Kendi başıma her şey dahil bir turla gitsem şu anda 150-200 bin çıkacak cebimden. Çok da birikimim yok malum. Çalışmıyor olmama rağmen, hevesli biri olan bana, hadi gidelim Arif, deseydi gidecektim.
Öyle işte Blog. Sanki böyle her geçen gün daha da yalnız bırakılıyorum birçok konuda. Hak etmediğimi düşünüyorum bu kadarını anlayacağın. Bu arada domain masrafın çıktı geçen gün. 400₺.
Seni yalnız bırakmamalıyım Blog. Bir tek senden beklentim yok. Olsa da elinden ne kadar şey geldiğini bildiğim için seni ayrı bir yere koyuyorum. Daha da önemlisi, bana en iyi gelenlerdensin.
Bu gece keşfettiğim bir şarkıcının şarkısını bırakayım şuraya:
16 Temmuz 2024 Salı
Neler Oldu/Bitti
Yok cidden, ağlayamıyorum. Bazen şarkılar var tüylerimi diken diken ediyor; tam 1-2 damla düşecek gibi oluyor, bakıyorum yalnız değilim ortamda... Saklıyorum, içime atıyorum göz yaşımı.
En son ne zaman ağladım uzun uzun, hatırlamıyorum. Hani böyle dünyevi şeylere değil de, kendime, içime, duygularımın örselenişine ne zaman ağladım hatırlamıyorum. Çok istedim sakin sakin ağlayayım, hafif esen serin havada...
Neyse, geçen çarşamba yine istifa ettim. 40 gün falan çalıştığım bir başka "baristacılık" işinden. Ve yine aynı tepkiler, şaşkınlıklar: "aaa makine mühendisisin, ne işin var burada"
Müdürle ilgili yığınla eleştiride bulunurdum; ama seni kirletmeye değecek biri değil Blogcum; ama yatırım yapan patronumu seviyordum.
Hayat... bu yaz çok sıcak geçiyor ve bendeki hastalıklar "yeteeeeer!" dedirtti. Aşırı terleme ve diyabetin kombinasyonu karşısında Superman olsa yarışamaz sanırım... O derece.
18 Temmuz tarihinde sağlık konusunda başka bir adım atacağım. İnşallah bu sefer etkili olacak... Detayına inmek istemiyorum; ama güzel olsun diyelim.
Ve söylemeden geçemeyeceğim güzel bir şey de oldu. Geçen salı günü, izin günümdü ve ilkokul 1-4 arasında birlikte okuduğum ilkokul arkadaşımla görüştüm. O Akçaabat'dan gelmişti Yunanistan gezisi için. O arada İstanbul'da görüştük. Şimdi diyorum kendime keşke görüşünce ağlasaydım. Çünkü onun yüzüne de demiştim "sana bakınca bütün masumiyetimi, saflığımı görüyorum" diye. 26-27 sene geçti üstünden. Ah ah...
22 Temmuz tarihinde 36 yaşıma giriyorum Blog. Hazır olalım. 😜
Yazımı 1 haftadır keşfedip sürekli dinlediğim bir sanatçı ile sonlandıracağım; Ece Ata. Kendisi de sesi de çok zarif. Sezen Aksu'nun Sen Ağlama şarkısını bir de kendisinden dinleyelim:
11 Eylül 2023 Pazartesi
SOYUTLUYORUM
Geçtiğimiz cumartesi için, tam "heh artık kimseyi aramayacağım, sıkboğaz ediyormuşum gibi geliyor buluşmak isterken" derken; bir arkadaşın araması ve peki deyip Kadıköy'e gidişim, yine yiyip içmeler... Pazar günü de o günkü yalnız yapacağım diye planladığım şeyleri yapmak için evden çıktım. Çok şükür biriktirdiğim şeyleri epeyce hallettim.
Yani nasıl bir tembellik oturmuş içime benim Blog? Tam 1 sene önce ekran görüntüsü alıp da işleme sokacağım dediğim 20-30 tane dosyayı, daha dün düzenleyip ayırdım. Pazar günü de verimli geçti derken ilginç bir şey yaşadım. Otobüs durağına doğru gitmek üzereyken biri yalpalayarak bana doğru geliyordu. Körkütük sarhoş bir abimiz "kendimi öldürüceeeem" şeklinde cümleler kura kura bana doğru geliyordu. Bendeki de cesaret, annemin de tek eleştirisi o oldu olayla ilgili bu arada: "Niye cevap veriyorsun adama?" Neyse, dedim ki "abi kenara geç şöyle araba çarpacak, öldürürsün sonra kendini, kenarda dur" 😁 Yolun karşısına geçerken peşimden gelmesiyle benim otobüsüme binişim arasında geçen 10 dakika bana adeta değişik durumları yaşattı. Adamın nefesindeki alkol nasıl içime sinmişse ya da bana öyle geldiyse, geçmedi sanki eve gelince bile içimden. Sanırım 4-5 kere sigara uzattı bana. Kendisi de içmeye çalışıyordu. İyi ki de yoktu çalmak. Aksi halde adam havaya uçardı. En son bir şekilde otobüsüm geldiğinde sıyrıldım, kaçtım. Yine de bahsettiği şeyler kötüydü. Çocuklarından bahsetmişti, ağladı biraz, kaldırımda iki kız çocuğuyla oturan bir aileye 200₺ verdi. Yani onlar da aslında almasaydılar iyiydi. Teşekkür bile etmediler. Neyse.
Sosyal medyadan uzak durmaya çalışıyorum tekrar bu arada. Instagram vs. bildirimlerim dahi sessizde duruyor. Kim ne yapmış ne etmiş... Bu sefer kendimi insanlardan soyutlamıyorum Blog. İnsanları kendimden soyutluyorum. Kim ulaşmak istiyorsa ulaşsın yani. Bir yerlere de kendim gidiyorum. 💛
16 Ağustos 2023 Çarşamba
GECEYE NOTLAR
İki senede olan her şey içime oturdu. Ağırlık desem, değil. Harcanılmışlık desem, değil. Vazgeçilmişlik desem, değil. Kullanılmışlık desem, değil.
Kendime bakıyorum şöyle, 35 yaşındayım, şu anda işim yok. Hastalıklarım var. Ailemden, çevremden, yakınım dediklerimden insanlar benden türlü türlü şeyler bekliyorlar. Sözde benim için hepsi; ama ucu onlara çıkıyor aslında.
Hayatımdaki bütün negatiflikleri sarılarak gidermeye çalıştım 2 sene boyunca. Önemsememeye çalıştım. Yaptığım tek bencillik buydu, eğer adına bencillik diyeceksek. Başka ne yaptım? Kendimi düşünecek başka ne yaptım? Maddi ya da manevi olarak başka neye ihtiyaç duydum da bir kişiden, bunları alamayınca olay çıkardım, tartıştım kavga ettim? Yok çünkü.
Çok şükür kendi kahvemi de alabiliyorum, yemeğimi de alabiliyorum. Maddi anlamda 2 senede zorlasa zorlasa bunlar zorlardı beni ve ilişkimi. Derdimi de içime atıyorum çoğu zaman, 2-3 arkadaşımla dertleşiyordum, onlar da yok artık. Sorun değil, yine buradayım. Yalnız 2 senede, sarılmak istemek dışında nasıl bir beklentim oldu benim karşımdaki kişiden?
Olmadı. Ne parasını ne sarılmak dışında ötesini istedim. Daha çoğunu vermeye çalıştım bozulmasın, eksilmesin, mutlu olsun diye bence.
35 yaşıma girdim geçen ay bugünlerde. Sanırım 21 yaşıma girişimle 35 yaşıma girişimi ölene kadar unutmayacağım.
Hani bir dönem, başımı alıp oraya buraya gittiğim zamanlar olmuştu ya Blog, işte o dönemlere geçiş yaptım sanırım tamamen. Bu sefer daha farklı ruh halindeyim. Artık yalnızlıktan dolayı dem vurmuyorum her yazımda, her an'ımda, her duygumda.
Kimseyi de yormak istemiyorum artık. Belli ki üzüyorum da, beceriyorum bir şekilde; ama yapıyorum demek ki.
Boş verdim o yüzden.
13 Nisan 2023 Perşembe
Bahar Ne Zaman Gelecek?
Başka ne bekliyorum? Akıllanmayı bekliyorum Blog. Hala daha akıllanmadığım konular var. Tekrar tekrar aynı hataları yapmamayı öğrenmeyi bekliyorum. Mesela hiçbir zaman, hiçbir kimse için "herkes gider hayatımda; ama O kalır" gibi bir düşünceye, sevgiye, duyguya ve daha da önemlisi güvene yer vermemeliyim. Ne olduğunu anlatmaya duygularımın gücü yok. Sanırım çıkarmam gereken en büyük ders ve seninle paylaşmam gereken en önemli durum bu olmalı, biten ilişkimle ilgili. Tek iyi yanı var, oraya odaklanmaya çalışıyorum: Bundan 2 yıl öncesine kadar "ya içimde azıcık umut var gerçek bir ilişki için. Onu da son bir kişiye vermek istiyorum ölene kadar" diyordum. Ve o umut beni o kadar hırpalıyordu ki. Yeni tanıştığım biri için ya da marmarayda/metroda bakıştığım biriyle ilgili "acaba?" diye düşündüren kişi için... Beni soktuğu bomboş hayal dünyalarından hiç bahsetmiyorum bile. Umut insanı bazı konularda paramparça ediyor. O hallerimi hatırlıyorum hala. O zaman tanıştığım insanlar için "nasıl bu kadar rahatlar" diye düşünürdüm, bana çıkıp "gerçek ilişki diye bir şey yok" dediklerinde. Haklılarmış demek istemiyorum hala. Sanırım biraz olsun içimde kırıntılar kaldı; ama kullandığım antidepresanın dozunu, haftaya kısmetse olacağım burun ameliyatından sonra artırınca, o kırıntılardan da ölene kadar kurtulacağımdan eminim. Şu anda sadece tepkisizlik, kendime özellikle duyduğum azıcık nefret ve kızgınlık... garip duygular var içimde. İşte, düşünmeye çalıştığım iyi yanı da bu, bundan sonra gerçekten sevgiymiş, aşkmış vs. birine güvenmem için kapımın önünde 7 şiddedinde deprem olması lazım bir de dönüp de korkumdan sarılmam(!) için.
Dün bir yakın arkadaşıma 2022 model 13" Macbook Pro aldık Bağdat Caddesi'ndeki Apple mağazasından. Eğitim indirimimi kullandım yine. Yani 2500₺ gibi bir indirim sağladı. Şu sıralar beni teknolojik şeyler, yemekler ve antidepresan ayakta tutuyor. Daha da önemlisi kediler. Ondan öncesindeki 3 gün boyunca yine aynı arkadaşımlaydım. Neyse ki benden sıkılmadı. Farkettiğim bir diğer kötü durum da arkadaşlarımla ilgili oldu. Yakın arkadaş da kalmamış çevremde. Hele benim gibi biri şu anda yok. Böyle çağırayım kahve içeyim. Yok yani. Ben bu yaşımdan sonra arkadaş mı edineceğim o dünyadan? O yüzden şimdi böyle başkalarının beni anlamasını bekliyorum, benim dünyamla hiç alakası olmayan insanların yani. Ben çünkü sevgilim dediğim kişiyi de en yakın arkadaşım(!) yerine koyduğum için.
Olacağım burun ameliyatından bahsedeyim. Çok şükür ablam hemşire. Onun varlığını hastanede daha iyi anlıyorum. Çünkü doktorlar da hasta olarak beni daha iyi hatırlıyorlar. Özellikle nöroloji uzmanı doktorum. Esprileşiyoruz, o derece. Küçük bir deviasyon ameliyatı geçireceğim. Artık nasıl küçük geçer bilmiyorum. Başka zaman stres modunda olabilirdim; ama şu 2-3 haftadır olup bitenler ya da olmayanlar ve bitenler yüzünden tepkisiz geçiyor her şey. İnşallah daha rahat ve sağlıklı nefes alabileceğim bir ameliyat olur.
Önceki yazımı okumuştum bu satırları yazmadan önce. Bir de demişim ki "Yalnız kalmaya çalıştığımı düşünüyordum mesela bir süredir; ama durumun aslında öyle olmadığını düşünmeye başladım. Daha çok yanımda olsun istiyormuşum sevdiklerimin meğerse. Bunu da tabi dile getiremiyorum o kişilere. 'Bana daha çok sahip çık be gözü güzel ama bana kör insan' diyemiyorum mesela."
Yok ben kimseye güvenmeyeyim Blog. Beceremiyorum sevmeyi diyeyim, suç bende olsun...
17 Aralık 2022 Cumartesi
Sen de Git, 2022...
2022 yılı boyunca en çok dinlediğim şarkıyı açtım. Yok hayır, London Grammar şarkısı değil. Birsen Tezer ve Cem Adrian söylüyor. Bir yandan yazıyorum, bir yandan ağlıyorum. Çünkü böyle anlarımı paylaşabileceğim, çat diye arayabileceğim kimse yok. Var belki; ama neden uykularından uyandırayım onları? Hem sen varsın. Yıllardır, bir tek kelimemi bana neden yazdın diye sorgulamamış haldeyken neden gidip başkasına anlatayım ki?
Domuz gribi olmuşum sanırım. En son böyle 2-3 sene önce hasta olmuştum. Bu da sanırım 2022'nin son zararlarından. Hani kaç zamandır bekliyorum belki covid bulaşır da ölürüm bir ihtimal diye. Yok ama! Böyle süründüre süründüre yaşatıyor hayat bana her şeyi. Özetle, burnum tıkalıydı, şu anda bu kadar ağlamaya herhalde sabah nefes darlığından ölümüm gerçekleşecek.
34 yaşıma girmiştim bu sene. Oysa 30 yaşında ne hayallerim vardı o yaşlar için. Şu anda böyle hastalıkları olan, ısrarla her şeye iyimser yaklaşmaya çalışan ama beceremeyen ve daha bir sürü negatif şeyleri sıralayabileceğim bir haldeyim. Böyleyim, değiştirmeye çok çalışmadım; yalan söylemeyeyim. Kimse de değiştirmeye çalışmadı, işin bir kötü yanı da bu. Lafta kaldı her şey...
Başıma ağrı girdi, durup durup burnumu temizleyip gözyaşlarımı siliyorum, bir yandan ekrana bakıyorum, eski yazılarımı okuyorum, nasıl bitirmişim senelerimi diye derken şu yazıma denk geldim: Kendine iyi bak 2015!
O sene çok yoğundu her şey. Büyük bitirişler, büyük başlangıçlar... Değişik bir seneydi. O seneden insan anlamında 1 kişi hala hayatımda yakın olarak. Onunla da en ağlanacak halimize bile gülüyoruz. O yüzden ona kaç kere teşekkür etmişimdir, anlatamam. Biriyle de yıllar sonra tekrar bir araya gelebildim. Hem de bir Marmaray yolcuğunda. 2016'dan beklentilerimi 2023 için sayamıyorum bile. Aslında şu anda 2023 için hiçbir şey sayamıyorum. Gerçek anlamda neler hissettiğimi, nelere ağladığımı sana yazabilsem... devamı da gelir galiba; ama o kadar içimdekileri dökmeye halim kalmadı ki... Boş yere ağlamışım gibi geliyor, gözyaşlarımın hiçbir anlamı yokmuş gibi geliyor. Şu anda bile öyle. "Niye ağlıyorsun ki?" diye soruyorsundur belki de Blog. Ben de bilsem...
2022 nasıl bir yıldı deyince çok şey sayabilirim; ama şu anda nasıl hüngür hüngür ağlıyorsam. aklıma ilk gelen de bu oluyor: Ömrüm boyunca en fazla ağladığım sene oldu 2022. En azından kendi kendime, gözyaşlarıma değer vermeye çalışarak sadece bunu diyeceğim sana Blog. Bundan sonraki hayatım için de tek dileğim bir daha böyle ağlamamak.
Saat 2:30 olmuş. Belki uyurum, rahatladım çünkü ağlayarak.
Sen de git artık 2022.
15 Kasım 2022 Salı
Sonuncu Son
Evet sevgili Blog. Yine ben. Sana gelip yazmaya zorlanıyorum ben de emin ol; ama yazarak içimdekileri aktarmak daha iyi geliyor bana. Dün bir arkadaşımı aramıştım telefonda. Onunla geçirmeye çalıştım acımı. Sonra başka bir arkadaşımı... Daha fazla uzatmadım. Onlarla yaptığım konuşma da haliyle bir yere kadar. Başka soran 1 kişi oldu, ona da bitti ve lütfen daha fazla konuşmayalım o konudan, deyip kapattım mevzuyu.
Mayıs ayında bir yazı yazmışım. Sonra onu taslağa almışım. Onu buraya kopyalayacağım; çünkü tamamen olmasa da çoğunlukla aynısı gerçekleşti. Ve o zaman kendime dur demem gereken; ama dinlemediğim şeyi, bu sefer beynimin her bir köşesine zorla sokuyorum. Buraya gelip de yazdığım; ama sonra her şey düzelince taslağa alıp senden kaldırdığım yazım:
"Bütün eşyalarımı, daha doğrusu böyle 15 dakikada ne alabilirsem, hızlıca toplayıp defolup çıktım O'nun evinden. Çünkü benden, bilmem kaçıncı kez kovularak, beklenen o evden defolup çıkıp nereye gidersem gitmemdi. Ben de onu yaptım az önce. 1 saat olmamıştır. Hava mayıs ayına rağmen buz gibi galiba; ama içimde öyle bir alev var ki hiçbir halt hissetmedim taksiyi beklerken. Hiçbir zaman sönmeyecek bir alev var içimde. Öyle bir alev ki kim bana çıkıp sevgiden, aşktan, güvenden bahsetse böyle açılıp bir tane koca bir tokat attıracak bir alev var içimde. Dolu dolu kusmak istiyorum. Bağırıp çağırmak istiyorum. Öyle bir alev var işte, anlatamam.
Bundan sonra, bak buraya yazıyorum, kimse bana ne sevgiden ne aşktan ne de bunlarla ilgili hiçbir şeyden bahsetmesin. Tekme tokat girişmezsem bile anında küfrümü ederim içimden, defolur giderim o ortamdan. Kimse benden bir şey beklemesin sevmeye dair. O kalan ufacık umudumun üstünü öyle bir ezdim ki bu gece, O'nun yanından ayrılmadan önce, hala elim ayağım titriyor. Evdekiler uyuyor diye, sırf arayacak bu saatte kimsem olmadığı için gelip buraya yazıyorum. Başka türlü sakinleşeceğim yok. Ağlayamıyorum çünkü.
Bitti artık bende sevgi mevgi. Zaten oldum neredeyse 34 yaşımda, hiç umrumda değil bundan sonra. Lanet olsun verdiğim, hissettiğim, ettiğim bütün aptallıklara.
Bitti."
Şu anda içimde ne var bilmiyorum. Tek bildiğim, hiçbir kimsenin iyi yönde söylediklerini ve söyleyeceklerini dinleyemeyecek halde oluşum, içimdeki tarifi bile mümkün olmayan fedakarlıkla dolu tanımsız sevgimin yerini nefretle doldurmaya başlamış oluşum. Ve o taslağa dönüştürdüğüm yazıda yazdıklarım.
Babamın yüzüne bakamıyorum Blog. Olur da içimdekileri yine bir şekilde okur da anlar ve üzülür diye bakamıyorum. Annemlerin yanlarında duramıyorum. Evden kaçmaya çalışıyorum sürekli.
Babam yahu. Onca yıl sessiz diye bildiğim adam bile aslında kalbimden geçenleri anlayıp gidip birilerine bunu bir şekilde söylemiş insan. Hayat ne garip. Asıl anlaması gereken kişi ise güvensizliğinin, inançsızlığının, kıskançlığının, öfkesinin sebep olduğu belki de en son kurması gereken cümleleri kuruyor: "S*kt*r git! Sana hakkımı helal etmiyorum. Bana bu sözü bile söylettin!"
Ben bu sözleri kimseye söyletmemiştim bugüne kadar. Kimseye. Hatta ben bile demedim. Yıllar önce, beni bütün ilişki boyunca aldattığını sonradan öğrenip de ayrıldığım şahsa bile demedim. Bu kadar ağır konuşmadım.
Böyle içim sızlıyor. Gözlerimin bütün ışığı sönmüş halde. İsyankar bir kul olmak üzereyim iki akşamdır. Ağlama krizlerim geliyor; sonra dişlerimi sıkıyorum. Kendimi nefretle doldurmaya başlıyorum, o sözleri hatırlıyorum; hiçbir zaman kulağımdan silinmeyecek o sözleri hatırlıyorum.
Yine de bildiğim tek bir şey var: Ben bunca sağlık sorununu, maddi sorunları, duygusal problemleri, ilişkiler konusundaki yaşadıklarımı... bu kadar hak edecek kadar bir şey yapmadım bu dünyada. İşte bu yüzden yalnız kalmalıyım ben. Hak etmiyorum çünkü aksi haldeki bir şeyi de.
O yüzden hoş geldin tekrar yalnızlık. Zaten benden gittiğine şaşırıyordum 1.5 senedir.
16 Ekim 2022 Pazar
Dinliyorum
3 Temmuz 2022 Pazar
Bir Melodi, Bir Söz...
Sesler değişti, renkler değişti
Yüzümdeki çizgiler başkalaştı
Geçmişim değişti, oyunlaştı
Yeşilin ortasında gelincik gibi
İnceleşti, yabancılaştı
Siste bağıran vapur düdükleri gibi
Geliyor muyuz, gidecek miyiz
Yoksa...
Çığlık çığlığa
Çığlık çığlığa
Seni sevdiğimi anladığım günden beri
Hiçlik değişti, yokluk değişti
Karşılıksızlık dengeleşti
Günler değişti, sana dönüştü
Nasıl gördüğün düşü yeniden istersen
Nasıl bir yılgınlıktır sabah zilleri
Zamanı gelince nasıl terk eder kuşlar
Kaçıyor muyuz, kalacak mıyız
Yoksa...
Çığlık çığlığa
Çığlık çığlığa
Seni sevdiğimi anladığım günden beri
Yüzler değişti, dostlar değişti
Yorgun sokaklar bile karşı çıktılar
Adresler değişti, evler değişti
Seni sevdiğimi anladığım günden beri
Gökyüzü değişti, geceler değişti
Çocuklar bile bana çiçek diye baktılar
Yaşıyor muyuz, unutacak mıyız
Yoksa...
Çığlık çığlığa
Çığlık çığlığa..."
16 Haziran 2022 Perşembe
Kafam Nerede?
Ve yine buradayım. Açtım tipik blog yazmamın/depresif hallerimin müzik grubu olan London Grammar'ı ve seninleyim Blog. Nasılsın? Benim, tek ve en samimi, en doğal, en beni sessizce dinleyen varlığım; iyi misin? Ben hiç iyi değilim...
Yine baş başa kalmışız gibi hissediyorum. Yine yalnızmışım, yine bütün hastalıklar beni bulmuş, yine işsiz, yine hayallerin bile mutlu etmediği, yine her şeyi yeme isteğindeymişim gibi hissediyorum. Bunları tamamlayacak ya da yok edecek bir anne, baba, kardeş, sevgili, dost ya da arkadaş yokmuş gibi sanki. Çünkü bütün dertlerimi kendim biliyorum; insanlara anlatma hatasını hala daha yapabiliyorum; oysa ki "anlamayacaklar" biliyorum. İşte o "anlat rahatlarsın" durumu var ya, ondan hep...
Büyük bir depresyondayım. Bu sefer kendimi yemeğe bile vermedim. Bir önceki büyük depresyonumda 95 kg ağırlıklara çıkacak kadar yiyordum. Şimdilerde 85 kg. Ve bilmem kaç çeşit hastalık...
Neyin nazarını çektim Blog? Ya da ben gibi bir insan nasıl birilerinin ahını aldı? Ne yaptım mesela? Şu hayatta yaptığım her bir kötülüğü kendime yapmışken hele, nasıl başkalarına zararım dokunmuş olabilir de ben böylesine garip bir kader yaşıyorum.
Mutluluk ve huzur çok değişik kavramlar benim dünyamda. En kötüsünün olmayışına şükreden biriyim; ama daha iyisi için çabalayamıyorum galiba. Korkularım belki kapatıyor her şeyi. Adım bile atamıyorum çoğu zaman.
Herkese zarar veriyormuşum hissi var üzerimde Blog. O yüzden böyle uzaklaşmak istiyorum herkesten. Benden zarar görmesinler istiyorum. Ya da benden yana yakınmalarını, sıkılmalarını, "of yine mi Arif ya" demelerini... hiç istemiyorum. Bunları duymamak, hissetmemek, görmemek, yaşamamak adına bile kendimi senelerce uzak tuttum ben. En beslendiğim sevgi dediğim duygudan bile uzak tuttum. Şimdi peki? Ne yaptığım belli değil kendim için. Ve çevremdekiler benim ruh sağlığımdan ekstrem performans bekliyorlar. "İşe gir, iş ara" ya da "şu şekilde davran, ben olsaydım öyle davranırdım" ya da "bence sen böyle hissediyorsun, ben eminim"..
Bazen kendime bile faydam yokken nasıl başkalarına eş, dost, yoldaş, kardeş, evlat olabilirim diye düşünüyorum. Bilmiyorum Blog.
En son diyabet yüzünden işten çıkarılışımdan sonra "acaba sırada ne var?" diye kendime sormaya başladım. Dizi takip etmeme bile gerek kalmıyor, baksana, hayatım ayrı bir dizi. Hem de her duyguyu sonuna kadar hissedebiliyorum birçok konuda.
Üstümde 4 parfüm sıkılı şu anda Blog. Onlardan gelen tatlı, mis gibi limon, lavanta, hafif gül ve diğer türdeki kokular... uniseks parfümler. Bu yaz mevsiminde gereksiz maskülen bir kokuyla ortalıkta duracak halim yok. Zira maskülen bir yapım yok. Sakalı bile rengarenk insanım.
Neyse gidip duş alayım. Üstümdeki parfüm çeşidini 1'e düşürsem iyi olacak. En azından kokum, kafam kadar karışık olmasın...
3 Ekim 2021 Pazar
Başa Dönüş...
Evet Blog, yine depresyondayım. Yoksa başka nasıl çıkayım karşına aylar sonra?.. Bu hallerimi normal karşılayan tek şey sensin. Hani diyorum bazen, sen olmasan ne yapardım? Kime anlatabilirdim kendimi yargılanmadan, eleştirilmeden, sözüm kesilmeden, kırmadan, kırılmadan... Çünkü insanlar meyilli bu saydıklarıma. Birinin artısı, diğerinin eksisi... öyle dinliyorlar dertleşirken. Kendi süzgeçlerinden geçiriyorlar. Çünkü insanlar...
En son 33 yaşıma girmişim seninle. Ne de güzel umutlar beslemişim hayata karşı birlikte. Bak sana yazmışım ya "gidip alacağım o iPhone 13 Pro'yu. Sonra da yine almış olacağım Picopresso'mda latte yapacağım." diye... aldım ikisini de. Biri henüz ulaşmadı; ama buruk bir şekilde sevinmeye çalışıyorum 3 gündür telefonuma. Zorluyorum kendimi. Çünkü onun bile sevinci biraz kursağımda kaldı. Çünkü insanlar...
Çok eskiden ağlardım sana gelip "neden yalnızım" diye. Sanırım boşa ağlıyormuşum. Hayatta ağlamam gereken öyle şeyler varmış ki. Mesela "neden o şanslı(!) kişi ben olmuşum dünyaya gelerek." Seçim şansımın olmadığı şeylerle öyle yargılanıyorum ki anlatamam. İşim gücüm, hayatım, kalbim... Ne yaptığım konusunda artık hiçbir fikrim yok. Tam "her şey düzene girdi" diyorum, bir yerden başka bir şey patlak veriyor. Peki ne oluyor bunun sonucunda Blog? 2 gündür olan şeyler oluyor. Evde yalnızım, İyi ki yalnızım. Bütün sessizliğimi yaşıyorum kendimi dinleyebilmek için. İki gündür kaç saat uyudum hiçbir fikrim yok. Zaten uyuyorum, uyanıyorum, kalkıp dışarıdan belki modumu yükseltir umuduyla sanki yakın zamanda az yemişim gibi hamburger söyleyip yiyorum. Muhtemelen 2 gün daha böyle gidecek. Sonra neyse ki dönüyor bizimkiler. Daha önce bunun benzerini Amerika'dan döndüğümde yaşamıştım. Şimdi daha iyiyim. Mecburen iyiyim. Çünkü beni komaya sokabilecek bir hastalığım var...
Ben bu hayatı yaşamayı beceremiyorum Blog. İte kaka 33 yaşıma geldim. Yalnızlık ruhuma öyle bir yapışmış durumda ki kendim bile savaşamıyorum bununla. O yüzden bu sefer zorlamıyorum ne kendimi ne ruhumu ne karşımdaki insanı...
Makinede yıkanan çamaşırlar var. O arada sana yazayım dedim belki biraz rahat uyurum umuduyla. Yarın yine zoraki de olsa yeni bir gün olacak. Ne mutlu değil mi?..
5 Eylül 2020 Cumartesi
Yeni Bir Sonbahar

Nelerden uzak kalmadım ki senden de uzak kalmayayım sevgili Blog. Bu sefer çok geri plana attım seni. Elimde değildi. Ya da elimdeydi... Yazmadım. Yazamadım. İçimden gelmedi daha çok; ama boş vermem, ötelemem, önemsememem... sanırım daha baskın sebepler oldu. Ve şimdi bir sonbahar başlangıcıyla buradayım. O yüzden merhaba. 😊
Bugün yaşadığım ufak bir şeyle başlayayım. İşten otobüsle gelirken yanıma bir çocuk oturdu. 7-8 yaşlarında erkek bir çocuk. Önümüzdeki koltuğa da dedesi. Bir ara çocuğun midesi bulanır gibi oldu, dedesinden poşet istedi. Ben direkt elimi çantama attım, tesadüftür kabımı koyduğum bir poşet vardı. Ben veriyim dedim, direkt verdim zaten dedesi açana kadar ortalık batardı. Sonra dedesi de verdi ondaki poşeti, bendeki pek yetmedi gibi. Çocuk biraz rahatlayınca, çantamdaki ıslak mendilleri de verdim. Çocuk, maşallah, gayet terbiyeli yetiştirilmiş ki "teşekkür ederim abi" dedi birkaç kere. Üstüne de dedesinin "Allah razı olsun" deyip gülümsemesi; sabahki vardiyadaki yaşadığım gereksiz durumları silip süpürdü. Tabi diğer yolcular böyle her şeye dikkat edermişler gibi "korona" havası yarattılar kısmen. Neyseki maskemi artık tamamen rahatça takabiliyorum havalar az serinledi diye. Yoksa biliyorsun, fazla terleme durumum yüzünden zor nefes alıyorum, daralıyorum direkt maskeyle. Bugünün en güzel yanı buydu. "Hak eden" ve "zor durumda kalmış" birinin yardımına yetişmiş ve bunun memnuniyetini görmüş olmaktı. Belki çoğu insana göre basit kalır; ama beni mutlu etti. Çünkü ben o çocuğun yerinde olsaydım yardım eden olmazdı muhtemelen...
Bazı şeyleri artık kabul etmiş durumdayım Blog. Mesela, vazgeçtiğim o kadar şey varmış ki sırf o yüzden salmış halde yaşadığımı fark ettim. Ne sağlığıma ne hayatıma önem vermediğimi, benim huzurumu azıcık bile bozan şeylere fazla tepki gösterdiğimi fark ettim. Kendi kendime gereksiz bir şekilde çok yüklendiğimi fark ettim. Sonuç olarak ruhsal anlamda daha çok yıpratır olmuşum kendimi.
İş çok yoruyor. Bazı yönetici arkadaşların haddinden fazla yükleniyor oluşunu artık sadece ben değil başkaları da fark eder oldu. Anlamadıkları nokta, 32 yaşında ve gayet ciddi şeker hastası olduğum. Yine de yoruldum onlardan da. İşin kötü yanı, bunların yaşanmasına en alttakinden en üsttekine kadar herkesin izin veriyor oluşu. O yüzden bırakıyorum savaş vermeyi. Kendimce tepkimi gösterip sessizce devam etmeyi yeğliyorum.
Sana yazarken demleyip içtiğim yaseminli çayımı çok özlemişim. Havalar sıcak diye uzak duruyordum; bugünkü serinliğe bir de özlediğim çayımı ekleyeyim dedim. Artık sonbahar havalarına girdiğimize göre, yeşil, beyaz ve oolong çaylarıma dönebilirim. Bazen düşünüyorum; seneler önce başka bir yoldan yürüseydim şimdi nerede olurdum diye. Belki hiçbir şeye vaktim kalmazdı, belki daha rahat ve özgür olurdum. En son Kadıköy'e ne zaman gittiğimi bile hatırlayamıyorum. 1 günlük izin günümde de gitmeye gücüm yetmiyor. Çünkü o gün sadece omuz ağrımın, ayaklarımdaki kas ağrılarımın geçmesini bekleyerek geçiriyorum. Her gün eve dönünce yaşadığım durum gibi...
Artık bazı kararları uygulamaya koymak zorundayım. Nasıl bir vazgeçiş yaşıyorsam; hiçbir şeye adım atamaz hale geldim. Yalnız kalmaya alıştıkça kendime bakmaktan vazgeçtim. İşe kapılıp gidince keyif aldığım başka şeyleri yapmaktan vazgeçtim. 2020 yılına Vazgeçiş Yılı desem benim için en güzel tanım olurdu sanırım.
Şimdilik bu kadar şeyle ayrılıyorum senden Blog. Geç olmadan saçımı keseyim ben. Uzamış biraz.
6 Nisan 2020 Pazartesi
2020 Nisan'ı
Yağmurlu geçiyor günler, haftalar... İçimde kopan fırtınalar sanki gerçek hayata yağmurlarını bırakıyormuş gibi geliyor. Korona virüsün etkisini gösterdiği şu aylarda, korkuyorum, sanki içimde baskıladığım yığınla şey varmış da hepsi ilk fırsatta açığa çıkmayı bekliyormuş gibi... Yalnız yaşıyor olsaydım, belki gidip bir hastanenin karanti bölgesinde her gün durup sürekli insanlarla iç içe yaşayıp sonra da "evet, sanırım virüsü kaptım. Şimdi gidip ölümü bekleyebilirim" derdim. Eh, intihar cesaret ve farklı bir ruh sağlığı bozukluğu istiyor. Onlar da yoksa zaten geriye ölümün size gelmesini bekliyorsunuz.14 Kasım 2019 Perşembe
Neyi Takip Ediyorum?

Çok bilmiş insanların ya da "büyüklerimizin" hayat konusunda verdiği vaazlarına maruz kalıyorum çoğu zaman. Gerçi yaklaşık 6-7 aydır onlar da beni rahat bırakmış durumda. Sessizliğimi koruyorum ben de çoğu zaman. Etkiye tepki misali belki de. Belirsiz yani durumum. Öylesine her şey.
Geçen gün yaşadıklarımın etkisindeyim Blog. Bana yöneltilen "e senin pek arkadaşın da yok" cümlesi bir anda bende "bu kişi beni tanıdığını düşünüyor; ama hem yanılıyor hem de nasıl oldu da hayatıma bu nebze yorum yapacak kadar girebildi" tepkisi yarattı. Biraz afalladım ve o an bir süredir yaptığım şeyi yapıp "başımla onayladım". Şu sıralar bunu da güzel yapıyorum. Bırakıyorum insanlar kendi dünyalarının patronları olmaya devam etsinler.
Özlediğim şeyler çok. Yalnız oluşum en büyük sebebi aslında. Uğraştığım hastalıklar, iş meseleleri, insanlar... evden mutlu bir şekilde çıkıp mutsuz ve isyankar bir şekilde dönüşlerim... birçok şeyin kötü olmasının sebebi aslında. Bunları değiştirmek benim elimde mi? Evet. Haliyle yazımın başındaki duruma da dolayı yoldan etki ettiği için "her şey benim elimde" gibi bir sonuç çıkıyor. Bu konuda başarılı mıyız Blog? Hayır. En azından şimdilik değiliz. Bu ay sonuna kadar yani yaklaşık 2 haftalık bir zaman dilimim var. Kendime verdiğim bir süre bu. Sonra ya "bir süre daha böyle gitsin" ya da "hayır Arifcim, daha fazla uzatmanın bir anlamı yok" deyip bir karar alacağım. Ve bunu kendim için yapacağım. Yapmak zorunda olduğum için.
Hayatın zorluğundan bahsetmiyorum hiç. Hayat zor mu? Zor olan parasızlık mı? Yoksa insanın sağlıklı olmayışı mı? Bence hayatın zor oluşunun bunlar üzerine tartışılması gerekiyor. Sağlık elbetteki ki sadece fiziksel olanı kapsamıyor. Hepsini içeriyor demek istediklerim.
Bilmiyorum Blog. Aksilikler mi var yoksa her şey yolunda gidiyor da ben mi aksilikleri görüyorum sadece... bilmiyorum. Bulanık bazı şeyler. Ben de çomak sokup iyice karıştırmamaya çalışıyorum. Yoksa iyice kontrolümü kaybedeceğim.
Hiç mi güzel şey yok diyorsun hayatında, değil mi? Varsa bile bunları paylaşmamaya çalışıyorum artık galiba. Ya da bunu da farkedemeyecek kadar dolu gözlerimin önü.
28 Temmuz 2019 Pazar
Yeni Yaşımın İlk Keşke'si
Yine de bugün bitmiş olan şeyin şu iyi yanından bakıyorum: Cesaret herkeste olmuyor Blog. Sözünün arkasında durmak, büyük konuşmamak, kendinden emin olabilmek, kendine güvenmek ve karşındakine güven verebilmek çok güzel erdemler. Olmuyorsa demek ki zorlamamak gerekiyor. Bu yanından düşünmeye çalışıyorum sadece şu son 2 günde yaşadıklarımı.
Ben bi' 4 sene daha yalnız kalacağım belli ki. Ya da bir daha kimseye güvenmeyeceğim sevgi konusunda. Gününü gün eden biri de olamadığıma göre, beni ben yapan tüm duygusallığımı silip atacağım içimden. Zaten son 1 senedir bunun acısını çekiyordum. Belki de buna vesile olmuş oldu bu yaşadığım şey. ŞEY.
Nasıl içimde büyük bir keşke çığlığı büyüyor bilsen Blog. Keşke diyorum hiç bozmasaydım 1 hafta önceki halimi. İyi kötü bir umudum vardı. Kendimi kandırıyordum en azından bu hayatta yaşarken. Şimdi ne hissetmem gerektiğini bilemeyecek kadar yalnızım içimde. Yine de kendimi suçluyorum. Sırf içimde nefret olsun, daha sert olabileyim diye.
Sana yazınca rahatladım biraz. Çünkü gidip omzunu gözyaşlarımla ıslatacağım bir arkadaşım yok yakınımda.
21 Nisan 2019 Pazar
Ölüm, Mavi Bir Renktir Aslında
En çok yorulduğum mevzu ise, hayatlarının rahat zamanlarından bunalıp başkalarının, bu ailesi olur kendi arkadaşı olur, arkadaşının arkadaşı olur, sorunlarıyla ilgileniyormuş gibi olanlardır Blog. Ah o insanlar! O komşusunun çiçeği de susuz kalmış diye onun çiçeğine de su verenlerin devri çoktan geçti. Şimdikiler böyle vicdani rahatlamaya girenler sadece. Sanıyor musunuz ki samimi geliyorsunuz? 31 yaşına gireceğim 2-3 ay sonra. Lütfen.
Niye yazdığımı biliyorsun Blog. Evet yine dibi gördüğüm bir gün oldu; ama bu seferki çok başka. Çünkü son 2-3 aydır kendime öyle güzel şeyleri rahatlıkla ifade edebiliyorum ki. Bugünkü yaşadığımdan sonra da ellerimi açıp belki de bir eşref saatine denk geldiğimi umarak "Allah'ım n'olur al canımı" diye dua ettim. Hatta üstüne "ne kendim ne geleceğim ne de ailem umrumda" şeklinde de bir cümle kurduğumu hatırlıyorum salya sümük dağılmış bir halde. Sonra uyudum. Sebeplerini tabii ki açıklayamıyorum. Bu da lanet olsun ki anonim bir blog yazarı olmayışımın verdiği en büyük kötü özellik.
Bir de galiba önümüzdeki ay domain yenilemen var. Zam gelmediyse 10$ olacak. Muhtemelen yenileyemeyeceğim seni Blog. Sana bile bütçe ayıramıyorum. Ne güzel değil mi? Zannetmiyorum; ama belki de başka biri alacak senin ismini. Neyse. Şu şarkıyı bırakayım sana.
14 Mart 2019 Perşembe
Ben de Bilmiyorum
Geçen hafta Erasmus'dan arkadaşım geldi İstanbul'a. Son yıllardaki olaylardan sonra ancak fırsat bulabildik, bir de açıkçası üşeniyordum galiba. Hazı şu sıralar zamanım bol iken aradan çıkartalım dedik ve İstanbul'u olabildiğince gezdirdim. Gayet beğendi; ama o kadar yoruldum ki anlatamam. Akşamları yürümeye mecalim kalmıyordu, hop yatıyordum hemen. Yastığa başımı koyduğum gibi uyumayı özlemişim, çok düşünmeden, diğer sorunlarla boğuşmadan... İyi geldi bana da. Hem de 10 yıla yakın zamandan sonra yabancı bir arkadaşımı görmüş oldum.
Kötü şeyler de oldu tabii ki. Mesela benim 5 yıllık antika telefonum artık ölmeye yüz tutmuştu ki bana 130₺'lık bir masraf çıkartarak tekrar hayata döndü. Telefon satın almamın zor olduğunu biliyorsun Blog. Mecburen tamir ettirdim. İnşallah daha problem çıkarmaz bana.
Öte yandan, sana uzun zamandır yazamadım. Çünkü kafam allak bullaktı. Şimdilerde enerjim çekiliyormuş gibi hissediyorum. Oturup saatlerce ağlayasım var mesela. Sebebi belli, insanlar. O yüzdendir ya hep bir kedi gördüğümde bütün dikkatim dağılıyor, kediye yapışıyorum. Hayvanlar daha iyi bence herkesten. O yüzden de evcil hayvanı olup kendini soyutlamış insanları daha merak uyandırıcı ve saygıya değer buluyorum. Bu da benim hüzünlü bakış açım. Hayvanlar en azından egoist değil ya da kendilerini insanlar gibi ısrarla olmadıkları birileriymiş gibi ya da fazla güzel göstermeye çalışmıyorlar.
Pazartesi doktora gideceğim, malum ilacımı kesmek için. Yarın sabah da Kadıköy'e gideceğim hem de yeni açılan banliyö hattı ile. Kime sorsam kullanmamış yenisini. Haliyle kendim tecrübe edineceğim. Yıllar önce binmiştim en son ben de gerçi... Sonra uzun bir süre uzaklaşmak istemiyorum bulunduğum konumumdan. İnsanlardan uzaklaşmak istiyorum sadece. Hafta sonu ablamla ayrıca bir planımız var. Pazartesiyle birlikte de artık kafamı gömdüğüm kumdan çıkarmayı planlıyorum. Bu sefer son kez deneyeceğim. Olmuyorsa da zorlamayacağım artık. Çünkü ben zorladıkça kendimle daha da savaşıyormuş gibi hissediyorum.
Geri kalan şeyler için pek diyebileceğim bir şeyim yok. Daha da yalnız kalmak dışında...
1 Ocak 2019 Salı
2019: Blogumla Benim Birlikte 11. Senemiz
2019'dan bu sefer "şunlar bunlar" diye bir gazla hedefler belirlemeyeceğim. Aklımda olan şeyler var tek tük tabi ki; geri kalan şeyleri tamamen akışına bırakarak "cool" takılmayı düşünüyorum.
Sağlık çok önemli Blog. 2018'de bir anda bütün hayat enerjisini kaybeden insanlar gördüm. Çok sevdikleri yakınlarını kaybedenlerle tanıştım. Yani hayatın "her an ne olacağını bilemeyeceğimiz" gerçek yüzlerine şahit oldum. Ders çıkartabildim mi, emin değilim; ama biliçaltımda yer edindi hepsi. Hazır daha çok imkanımın olduğu bir şehre taşınmışken, aklımdaki "gurme burger" yapan mekanları gezme planımı gerçeğe döktüm mesela. Olabildiğince farklı yerlerde hamburger tadımlarına gidiyorum. Ya da farklı bir kafenin, kahvrulmuş kahve kokusunu çekiyorum ciğerlerime saatlerce.
Yalnız geçirdiğim bir sene oldu. Zaten aksi konusunda da bir umudum yok, biliyorsun. Bundan sonrası için de yine o cool modumu tercih ediyorum.
Ve kediler... 2018 benim için kedi yılıydı bence. Kedilere olan sevgimin ve ilgimin aşırı arttığı bir yol oldu. Nerede bir görsem böyle gidip sevesim geliyor saatlerce. Keşke bir kedi besleyebilseydim diyorum kedisi olan arkadaşlarıma bakıp...
Internet bağlantısına da kavuştum bu arada. Evimizde bir adet Vodafone fiber internet bağlantısı var. Şimdilik iyi. Ama bir harddiske ihtiyacım var. Aklımda hep SSD almak vardı, ama yıllardır fiyatlarının düşmesini bekledim. Fiyatları aslında düşse de bu sefer de döviz kurlarıyla savaş vermek zorunda kalıyorum. O yüzden biraz eski usül harddisklere bakınıyorum şu sıralar. Bir de diyorum aman boş ver.
2018'i olabildiğince derinlere inmeden anlattım. Bakalım bu sene Arif'i neler bekliyor sevgili Blog.
Sevgiyle ve benimle kalman dileğiyle...
28 Ağustos 2018 Salı
Bir Kedi Yalnızlığı
Temmuz ayından başlayayım. Hayatımın en tuhaf doğum gününü geçirdim galiba. 30 oldum bu arada. Kutlanmadı, kutlamadık, kutlayamadık. Allah sağlık versin yeter ki, dedim geçtim. Yani şu halime ne kadar daha sağlık(!) verebilirse... Bir psikologum oldu, hatta yarın üçüncü görüşmemi yapacağım. Hayatımdaki son 5 senedir, belki de 10, beni doğru düzgün dinleyen tek kişi. İster o O'nun işi de, istersen para için yapıyor de, ister öylesine dinliyor de... Hiç fark etmiyor benim için. Mis gibi devletimin hastanesindeki bir psikolog. Zamanında özelde gittiğim psikologtan çok da farkı yok. Bunun dışında babam emekli oldu, çok şükür. Haliyle Ankara'nın en ücra köşesindeki ilçesinden Gebze'ye taşınma dönemi başladı bizim için. Evin tamiratları, yeni eşyalar vs. Birkaç haftaya veda edeceğim Nallıhan ismindeki Ankara'nın ilçesine... Hayatımın yarısından çoğunun geçtiği ilçeye yani.

Gönül kapım kaç yıldır kapalı acaba... Onu da unuttum. Belki bana yasak sevmek/sevilmek, belki hak etmiyorum(!), belki geçti gitti benim için... bilemeyiz. Hayatımızın öncelikleri hep başka başka oldu kimilerine göre çünkü. Sonuçta hayatını kuramamış biri var sana yazan sevgili Blog.
Nallıhan deyince aklıma sayısız şey geliyor tahmin edersin ki; ama sanırım şu son 1 yılda bana az biraz huzur veren birkaç sevimli canlıyı özleyeceğim en çok. Her zaman sahip olmak isteyip de hep sokaklarda sevgisini paylaştığım kedileri diyorum. Her gördüğümü minnoş, gel pisi pisi diye çağırıp sevdiğim hayvanları yani. Hele turuncu olanı... Sesimi uzakta duysa koşa koşa geliyor. Ellerimi kollarımı bazen cırmalasa da yine de seviyorum doya doya. İnatla kucağıma alıyorum yatırıyorum. Çok hoşuna gidiyor çünkü. O yüzden diyorum işte, bendeki de Bir Kedi Yalnızlığı...
Ağlamasam bari ayrılırken. Bu arada blogumun instagram profilini epey yoğun kullanmaya başladım. Kişisel hesabıma bakmaz oldum. Sürekli kitap çekilişlerine katılıyorum. Kazanırsam eğer çok mutlu oluyorum. Seviniyorum çünkü şanslı hissettiğimde, sanki çok şanssız biriymişim gibi...
Epey bir kilo aldım. Yüzüm hala sevimli ama çok şükür. Yine de işe yaramıyor bence. Bugün son kez hamburger yedim diyete başlamak için. Biliyorum çok klasikleşti bu yalanlar, ama bu sefer son. Gerçekten!
Sanırım ayda 1 ya da 2 kez bloguma yazı yazmak benim için daha rutin ve hoş olacak. Sen ne dersin Blog?





.jpg)





