6 Nisan 2026 Pazartesi

Nisan da Geldi!

Arada rüyalarıma giriyor... Ne zaman kalbimden ya da aklımdan tamamen atacağımı bilmiyorum. Keşke onun gibi ben de mantığımla yaklaşabilseydim bu ilişkiye. "Olmuyorsa olmuyor" deyip yoluma bakabilseydim. Keşke sevmek ne demek anlatmaya çalışırken, "bak böyle hızlı koşma sonra yorulup bıkacaksın" derken beni gerçekten anlayabilseydi.

Sabah uyandığımda hatırladığım sadece, rüyama girdiği ve benim hayatımla dalga geçip sonra gittiği oldu. Keyfim kaçmıştı; ama şansıma dışarıda hava o kadar güneşliydi ki. Bir süre dışarıyı izledim. Sonra klasik günlük işlerime döndüm...

Çok magazin takibinde olan biri değilimdir; ama tuhaf bir şekilde Taylor Swift'in evleneceğini okudum ve sevindim. Bana neyse, değil mi? Sevgilisiyle çok yakışıyorlar bence. Bilmem kaç milyon dolarlık malikanesinde olacak şekilde, yakın çevresi davetli olarak bulanacakmış düğününde. Güzel aslında. Benim yaşımda kısmen o yüzden de seviniyorum. Oysa ki bana ne, değil mi?

Bugün Fransızca dersinde gelecek zamanı öğrendik. Yani hani Almanca kelimelerin uzunluğuna bakıp zor falan diyoruz ya, tamam, belki kelimeler uzun değil Fransızca'da; yalnız o telaffuzlar? Bazı fiillerin tamamen değişmesi çekimlenirken? Oh mon Dieu!

Olsun, iyi kötü olacak, bakalım. 🔑

28 Mart 2026 Cumartesi

Psikologla Muhabbet

Geçen gün bahsettiğim psikolog arkadaşımın yanına gittim bir şeyler içmeye. İçimden "hayır Arif, sadece muhabbet etmeye gidiyorsun ve sakın kendinden bahsetmiyorsun" diye diye yürüdüm ofisine doğru. Tabii ikimiz de ne olacağını biliyorduk, zaten biraz da benim konuşmam için davet ettiğini söyledi kendisi. Benden konuştuk, Geçen yazdan beri içimde tuttuğum, beni üzen, sıkan ne varsa iyi kötü anlattım. Rahatladım; ama geçici bir rahatlamaydı tabii ki...

Geçenlerde Solo Mio isminde bir film izledim. İzledikten sonra "acaba bendeki de mi böyle bir durum" diye düşündüm. Yani o "doğru insan" meselesi bazen sonradan mı çıkıyor karşısına insanın bir bitiş sonrasındaki gibi. Sonra "Arif daha kaç bitiş lazım? Ve ortamın ne kadar b*kt*n olduğunu gayet biliyorsun, boş versene" dedim kendime umudumu yok ederek... Benzer muhabbeti psikolog arkadaşla da yaptım. Bana dediği şey "kendinle ilgili her şeye nokta koymuşsun, onları virgüle çevirmelisin" oldu. Haklıydı. Son 1-2 yılda yaşadıklarımı anlattım. Yalnız bırakıldığımı, destek görmediğimi söyledim o çok sevdiğim kişiden. Ve sürekli suçlu kişinin benmişim gibi hissettirildiğimi söyledim. Niye ayrıldınız diye bir soru da sordu ki o da zaten beklenen son soruydu. "Doğum günüm bile kutlanmadı artık" dedim, demek ki bu kadar soğumuşum onun gözünde deyip çekildim yalnızlığıma. Kendisi en fazla 1-2 kez ısrar edebiliyordu insanlara bir şeyler için. "Seni seviyorum" dediği kişiye bile tahammül edemiyordu bu konuda. Bense ömrümü verebilecek kadar bağlanabiliyordum saf saf, diyerek sonlandırmıştım ilişki mevzusunu.

Bu arada Fransızca kursum da başladı. Kurstaki arkadaşlarla kafe ortamları da çeşitlendi haliyle. Eğlenceli oluyor sonuçta. Herkes deli gibi Fransızca öğrenme meraklısı değil haliyle başka şekilde de renklendirmek gerekiyor. Bulunduğum bölgeye sürekli kafeler açılmaya başladı. Hiçbirine gidesim yok; ama evde de durasım yok. Havalar güzel olmadığı için uzaklara da gidesim gelmiyor. Eskişehir'e gideceğim gün yağmur yağsa da gideceğim. -İnşallah yağmaz- Biletimi aldım çoktan.

Sen yine de benimle kal Blog. Ne olursa olsun ben yanındayım... 

9 Mart 2026 Pazartesi

Dolduramamak

Son 1-2 haftadır içimde garip bir boşluk var. Dolduramadığım bir boşluk. Hani ne yemeyle ne bir şeyleri izlemeyle ne bir yerlere gitmeyle ya da birileriyle konuşmayla geçirebildiğim bir boşluk... Garip bir boşluk. Tek istediğim, biraz kitap okumaya çalışır gibi yapıp sonra vazgeçip battaniyeme sarılıp uzunca bir süre boşluğa bakarak daha sonra uyuyakalmak... Yapıyorum da zaten. Sonra geceleri sabah ezanlarına kadar uyumaya çalışıyorum.

Depresyon diye mi düşündüm hızlıca; ama çok daha ağırlarını yaşadığımı şimdi bile hatırlıyorum. Sebebini birilerine ya da bir şeylere bağlayamıyorum bu hissettiğim şeyin. Böyle içimdeki sevgiyi ya da o Arif'i ben yapan duyguyu sanki tamamen almışlar gibi. Artık birilerine verebilecek bir duygum kalmamış gibi hissediyorum. Bunları yazarken bile rahatlarım belki umuduyla, zoraki geçtim bilgisayarın başına. Yine de yazıyorum ve böyle duygusuz bir şekilde geçiyor kelimelerim de sana Blog.

Bir tane kedim vardı apartmana gizlice giren, çok akıllı ve böyle ödül mamasıyla beslediğim. Onu sanırım biri özellikle arabaya alıp uzak bir yere götürmüş. Neymiş efendim, pisliyormuş. 2-3 haftadır yok kedim. Oysaki bugün başka kedilerin pislediğinden tekrar şikayet etmişler apartman grubunda. "Oh iyi olmuş size" dedim; ama keşke o kedimi götürmeseydiniz... Bunları yazarken bile gözlerim doluyor.

Dünya Kadınlar Günü diye sevgilisine hediye alıp gidenleri gördüm bugün. Dayanamayıp evden kafeye atmıştım kendimi. Kendi heyecanlı hallerimi düşündüm. Ben her ilişkime duygularımla yaklaşırken, sahiplenmeye çalışırken, kendi hayatımı bile bazen geriye koyabilirken; neden benim karşıma çıkanlar mantık ilişkileri şeklindeler hep? Böyle olunca bitirmesi, unutması, boş vermesi kolay oluyor, biliyorum.

Neyse, uyumaya çalışayım. Başarabilirsem.