22 Mayıs 2026 Cuma

Kendi Halimde

Tam bir haftadır nereden kaptığımı bilmediğim bir virüsle boğuşuyorum. Sürekli uyku hali, burun/boğaz akıntısı... hayatım boyunca üretmediğim balgamla ve sümükle savaş veriyorum. Oysa özellikle bu hafta ve önümüzdeki hafta için çok güzel planlarım vardı. İnşallah hazır hafta sonu da yağışlıyken iyileşirim.

Çok yazmayı istedim buraya içimdekileri; çünkü paylaşamıyorum öyle kolay kolay kimseyle. Yapım sağ olsun "dinlemeye" meyilli olduğu için, karşımdakilere dert anlatmaya başlayınca konu onların problemlerine dönüyor. Ben de peki deyip dinlemeye devam ediyorum... Yazamadım 1 aydır, yazmayacaktım aslında. "Dışardan" bakınca yazdıklarım sanki "Arif haykırışta" ya da "yalvarıyor" belki de "ağlıyor" şeklinde gözüküyor gibi düşünmeye başladım. Kendi dünyamdaki olup bitenleri azıcık buraya yansıtmayı herhangi bir art niyetle yapmadım bugüne kadar; ama 1 ay kadar önceki bir durum bana bunu hissettirdi garip bir şekilde.

Geçen yaz biten, daha doğrusu 1-2 sene önce biten ve benim yeni fark edip ya da daha da doğrusu "kabullenmeye çalışıp" bitsin diye silip geçtiğim eski ilişkimle ilgili bir şey oldu bu ay başında. Henüz tanıştığım aşırı egoist birinin beni sözde tanımlamasına sinirlenip ve kendimi tutamayıp gidip eski sevgilime mail yazmıştım. 1-2 maildi geçen muhabbet. Normalde yıllardır rahatça ağlayamayan biri olmuşumdur nedense, hala sebebini bilmem; ama o mailler sonunda epey bir ağladım. Biri için o kadar ağlamayı ben Amerika'dayken yaşamıştım. Ve elimden hiçbir şey gelmiyordu. Kuzu kuzu uçağa binip geri dönmüştüm buraya. Şimdi hatıra olarak kaldı. Bu da hatıra olarak kalacak. Tabii aramda okyanus yok, olsun... Bu arada diyeceksin ki sen silip gitmişsin; ama öyle değil aslında. İlişkinin son 1 senesinde iki yabancı gibi sarılıyorduk birbirimize yalancı gülüşlerle. "N'oldu?" diye sormalarıma yüzünü kızartıp "bir şey yok" diye cevap alıyordum. Onlara rağmen gözüm kördü, anlayamıyordum, istemiyordum ilişkinin bitmiş oluşunu...

O mailler bana şunu gösterdi, daha doğrusu emin oldum kendimden, bak karşımdakinden demiyorum. Çok sevmişim; o kişiyi de önceki kişileri de. O iyi günde/kötü günde ifadesine çok bağlanmışım. Benim dünyamdaki ilişkilerde görülmesi neredeyse imkansız olan o "sevgiyle bağlanma" olayına çok tutunmuşum. Mantık insanı değilmişim ben ilişkiler konusunda. Değilmişim abi. Yani kaç yaşında olursam olayım, maddi anlamda ne seviyede olursam olayım ya da karşımdaki nasıl olursa olsun; sağlık konusunda ne derece olursak olalım... öyle bir gün gelip eksik bırakamıyormuşum yanımdakini. Bu ifadeye bile içimde aslında böyle bakıyormuşum "yanımdaki". Yani "karşımdaki" değil...

O mailleri atana kadar içimde hala "Arif, okyanus yok aranızda bu sefer" diye bir ses vardı, varmış daha doğrusu. Saf halimle yazmışım; ama yazmasaydım göremeyecektim "kendimi". Sebebi dengesiz biri oldu mail atmamın, biliyorum. Yine de asıl sebebi başkaymış. Zaten aldığım cevaptan sonra anladım ve okudum ki aramızda okyanus değil çok başka bir boşluk oluşmuş. Şöyle bir cümle yazmıştı: "Biz denedik, uğraştık ve bir noktada ilişki tükendi." Okuyunca önce gülümsedim. Sonra başladım sessizce ağlamaya. Biz diye yazmıştı cümleye; ama hissettiğim o yorgunluğu tarif edemem. Biz... Yoksa ben miydim? Neyse, gözlerimdeki yaşların sebebi de o cümle oldu zaten. Sonra da uzaklaştım. Buradan, kendimden... Yeni insanlarla tanışmaya çalıştım daha fazla. Yok, beceremedim, iğrendim. Oradan da uzaklaştım. Şimdi dua etmeye yüzüm olmayan Allah'a ne diyebilirim? Kalbiyle yaklaşan birini mi dileyeyim? 

Çok dilemiştim zamanında Blog. Artık gerçekten yoruldum. Yüzümün gülmesi ya da birinin yüzünü güldürme düşüncesi bile yoruyor beni. Uzak geliyor. Ve bu halimle kimse bana yaklaşmaz muhtemelen.

Sana yazmak için tutuyordum o mailleri. Son kez okuyup sildim. Ona da demiştim, bazı şeyleri kolayca boş veremiyorum. En azından onun kadar hızlıca...

17 Nisan 2026 Cuma

Ve Eskişehir!

1 ay önce bugün hızlı tren bileti aldığım, Eskişehir'e yolculuğumu dün gerçekleştirdim. Sabah çıkışımdan akşam dönüşüme kadar -çok şükür- çok rahat, huzurlu ve "işte buydu istediğim ya" dediğim bir gün geçirdim. Ne saçma sapan kıskançlık krizi mağduru, ne ağlamalar, ne tartışmalar, ne de bir başka günün içine edilmesine sebep olacak bir şey oldu. Bir önceki gidişimde bunlar olmuştu çünkü. En çok istediğim hamburgercimin önünden geçmiştim sadece. Neden? Hatırlamıyorum bile! Gereksiz bir sebepti çünkü.

Önce gittim otobüs kartımı aldım; orada da engelli kartına sahip olabiliyorum haliyle ve nasılsa her fırsatta gideceğim Eskişehir'e. Sonra, bir önceki gittiğim kafeye gittim: Hey Joe Coffee Co. Boş ve güzeldi. Kahvem de gayet güzeldi. Yani orada eğer 1-2 saat daha kalsaydım birileriyle tanışacaktım; ama çeşitli bahanelerle sadece iltifatları alıp günümü yalnız geçirdim. Artık bir sonraki gidişime... 🙋 Merak etmiştim sonuçta, Eskişehir'de ortam nasıl.

Şansıma hava da gayet güzeldi. Etrafta başka kafeler de vardı; ama midemi tamamen hamburgercime saklıyordum sevgili Blog. Yani HMBRGR! Hangi şubesine gideyim diye düşünüyordum ki en yakını Espark'dakiydi. Dedim iyice acıktırmayayım kendimi. Çünkü karnımın gurultularını kalabalıktan bile duyabilirdim; hissetmekten öte. 😅 Bir de benim onları etiketlediğim paylaşımım sonrasında, İstanbul şubelerini Mayıs ayında açacaklarını yazmışlar. 😍 Maltepe Park ve Watergarden!

Ve o büyük AVM'ye girdim. Yalnız şunu söylemeliyim ki Gebze ve Eskişehir insanlarının genel yapısı ile İstanbul ve Eskişehir insanlarının genel yapısı şeklinde iki farklı kıyaslamada bulundum hep caddeleri gezerken. Hani bana zaten Eskişehir, Türkiye'nin Avrupa ülkesi gibi gelmiştir; ama dün biraz daha böyle içim ısındı. Dün tüm gün mutlu geçti zamanım ve buna gerçekten çok ihtiyacım varmış, bunu anladım. Aylardır Kadıköy vs. gibi yerlere gitmiyorum. Gidesim gelmiyor artık eski anıların geçtiği yerlere; ama Eskişehir'e bunu yapmak istemedim. Harcamamalıydım o şehri; o yüzden gittim biraz da. Henüz tekrar bilet almadım; ama fazla uzun bir ara vermeyeceğim tekrar gidişim için. 🙆

Yediğim hamburgeri, patatesleri, sosları... benim için nasıl bir zevk, anlatamam. Bunu beni tanıyanlar biliyor; ama hepsi, hayatıma girenler de dahil "evet, Arif hamburgeri seviyor" şeklinde biliyorlar. Nasıl bir tutku var içimde keşke "anlayabilseler"... İnşallah öyle biri çıkar karşıma bir gün. Amin.

Biraz daha dolaştıktan sonra tren garına geçtim. Tabii hüzün hiç yoktu. Diyorum ya içim mutluluk doluydu! Bundan sonra da böyle devam edecek inşallah. 😌

Bugünden itibaren aldığım ve uygulayacağım bazı kararlar da var. Dün kahvemi içerken, trenle dönerken onları düşündüm. Hayır, diyet yapmak vs. değil. 😁 Ama bir süre buradan ayrı kalacağım. İnşallah döndüğümde daha güzel haberleri paylaşırım. Bu arada Sezen Aksu bugün albümünü yayınladı. Göksel de 1 ay sonra çıkarıyor. Daha güzel ne olabilir?

Haydi kaçtım! 😘

Dipnot: Şu şarkıyı Gülben Ergen'den dinlemeye alışmıştık; ama o yeni albümünde tekrar seslendirmiş. Sözlerini şimdi daha iyi anlıyorum, ne yazık ki...

6 Nisan 2026 Pazartesi

Nisan da Geldi!

Arada rüyalarıma giriyor... Ne zaman kalbimden ya da aklımdan tamamen atacağımı bilmiyorum. Keşke onun gibi ben de mantığımla yaklaşabilseydim bu ilişkiye. "Olmuyorsa olmuyor" deyip yoluma bakabilseydim. Keşke sevmek ne demek anlatmaya çalışırken, "bak böyle hızlı koşma sonra yorulup bıkacaksın" derken beni gerçekten anlayabilseydi.

Sabah uyandığımda hatırladığım sadece, rüyama girdiği ve benim hayatımla dalga geçip sonra gittiği oldu. Keyfim kaçmıştı; ama şansıma dışarıda hava o kadar güneşliydi ki. Bir süre dışarıyı izledim. Sonra klasik günlük işlerime döndüm...

Çok magazin takibinde olan biri değilimdir; ama tuhaf bir şekilde Taylor Swift'in evleneceğini okudum ve sevindim. Bana neyse, değil mi? Sevgilisiyle çok yakışıyorlar bence. Bilmem kaç milyon dolarlık malikanesinde olacak şekilde, yakın çevresi davetli olarak bulanacakmış düğününde. Güzel aslında. Benim yaşımda kısmen o yüzden de seviniyorum. Oysa ki bana ne, değil mi?

Bugün Fransızca dersinde gelecek zamanı öğrendik. Yani hani Almanca kelimelerin uzunluğuna bakıp zor falan diyoruz ya, tamam, belki kelimeler uzun değil Fransızca'da; yalnız o telaffuzlar? Bazı fiillerin tamamen değişmesi çekimlenirken? Oh mon Dieu!

Olsun, iyi kötü olacak, bakalım. 🔑