Evdeki sessizlik iki haftadır sürüyor. Annem ve babamın devre mülke gitmeleri nedeniyle oluşan "oleey parti zamanı" bende daha çok buhran, fırsat buldukça çamaşır yıkayıp kurutmak, dışarıdan yemek söyleyip yedikten sonra 2-3 saat uyumak... gibi şeylere döndü. Ne bekliyorsun ki? Hayatımın son 2 senesinden sonra "aa felaket bir şekilde sağlığıma çalışmalıyım. Daha fit olmalıyım; felaket dikkat etmeliyim!" gibi mi mesela? Lütfen...
İki hatta üç tane rahatsızlığım var. Dışarıdan bakınca kendini belli etmiyor; ama bir de yaşayana ve o yaşayanın hayatını paylaşanlara sor. Kaçıp gidenlere güle güle demekle meşguldüm. Diğerleri sağ olsunlar henüz beni kovmadılar. Yine de beterin beteri var be Blog. Şükrediyorum halime.
Yeni telefonum henüz bana ulaşmadı. Bu ay sonunda diye bekliyorum hasretle. Geçen hafta Bostancı'daki Apple Store'a gittim yakından görmeye. Siyah güzel bir telefondu. Oradaki bir çalışanla sohbet ettim. Mesela şunu öğrendim; eğer cihazı Apple'dan aldıysak, açsak bile 14 gün içinde iade edebiliyormuşuz. Başka bir yerden alındıysa bu hakkımız yokmuş. Yurt dışındaki Apple Store'lardan olsa bile. O yüzden ne olursa olsun cihazları Apple'dan almak lazım. Ben ilk kez bir Apple cihazımı başka bir kaynaktan alıyorum. Ve hala daha kılıf beğenemedim. Kılıf ücretleri de 3-4 bin lira... Ücret demişken, geçen aydan beri sigorta primimi ödüyorum. Epeydir işsizim malum. 11 bin lira, şu an için en düşük olan versiyonu. Bir işte olabilirdim. Birçok anlamda desteğine ihtiyacım duyduğum biri eğer yanımda olsaydı gerçek anlamda, şu anda farklı olabilirdim. Belki o en önemli adımı atmama yardımcı olsaydı sağlığım için, iş için... Çünkü bas bas bağırıyorum "Böyle bir desteğe ihtiyacım var. Maddi olarak değil." diye. Bana bakan biri bunu görebilirdi. Öyle 1-2 kez söyleyip susmazdı yani.
Şimdi kimseden herhangi bir şey istemez haldeyim. Böyle benden uzak olun hepiniz, diyor adeta bütün duygularım. Bazen şöyle anlık gelip gidiyor, sanki başka bir boyuta geçiyormuşum gibi; ama sonra kendime geliyorum, son yaşadıklarımdan sonra "hayır, bir kez daha ne 4 seneni, 4 gününü bile heba etmeyeceksin Arif!" diyorum. O arada belki benim gibi birinin sıcaklığını kaçırıyorumdur. Bilemem; ama cesaretim hiç kalmadı. Merhaba demeye, yalandan dahi olsa "pardon" deyip dokunmaya... kalmadı.
Şu anda ne yaptığımı bilmiyorum mesela. İtalyanca oldu başrolümüz bu sene de. Fransızca'ya göre ne kadar zorlayacak bakalım. Hocamız biraz hızlı girdi. Haftanın üç günü öyle geçiyor. En azından hayatımın bir bölümünde yeni bir şey var...