25 Ağustos 2026 Salı

Nedense...

Hareketli şarkılar dilerken, bir şarkıyla burada buluyorum kendimi gözlerim dolu bir şekilde. Sanırım sebebi; etrafımda üzüntümü ya da geçirdiğim kötü şeyleri anlatacak, beni gerçek bir samimiyetle dinleyecek kimsenin olmayışı...

38 yaşında oluşumla yazıyorum sana sevgili Blog. Hava çok sıcak ve ellerimin terlemesi klavyeden beni soğutsa da mecburen yazıp en azından "belki" bu şekilde ruhsal anlamda rahatlarım umuduyla yazıyorum. Yoksa, yaşım zaten bana "Ah Arif, boş ver artık yazmayı" diyor bile.

Ablamgil tatile gittiği için onların kedilerine baktım yaklaşık bir haftadır. Onlar da dönüyorlar yarın. Kedi sevgim bilindiği üzere benim için bir zevkti. O arada gözlerim için muayene olmuştum. Biri -1 derece, diğeri de yaklaşık -1 derece bozulmuş durumda. Astigmatlarım iyileşmiş; ama bir faydası olmadığını söyledi şu durumda gözlükçüm. Sağ olsun her cam ve çerçevemi ondan aldığım için, bu sefer de epey indirim yaparken en iyi camları hazırladı benim için. Tabii cebimden gitmiş oldu 20 bin TL. Bir de iPhone 18 Pro meselesi var. Onu da şimdiden satın aldım 67 bin TL'ye. 1399$ fiyatında olacakmış. Biliyorum, daha hiçbir şey açıklanmadı; ama almama yardımcı olan kişi ve açıklamaları -uzun uzun anlatamayacağım- bu şekilde olacağını söyledi. İş yerinin sağladığı senelik 3 telefon hakkından birini ben almış oldum. Akbank'dan kazandığım telefonu satmam ve faizi getirisi vs. derken iPhone 18 Pro bana ücretsiz gelmiş olacak. İnşallah iPhone 17 Pro gibi kötü olup beni hayal kırıklığına uğratmaz.

Geçen gün eski iş arkadaşımla karşılaştım otobüste. Bana birinden bahsetti, çok rahatsızlanmış vs. Sırf onun için Instagram profilimi geri açtım. Geçmiş olsun diledim; ama kapatmadım. Uygulamayı sessize aldım. Değişen hiçbir şey yok. İnsanlar hala sahte mutluluklarını paylaşıyorlar...

Turuncu uygulamayı da kurmuştum. İyi ve 'kötü' türde birileriyle tanışmak için. Yok... Sorun bende. Tamamen uzaklaşmalıyım. Olur da biriyle çarpışırsam, masallardaki gibi, belki öyle devamı gelir kalan ömrümde.

21 Temmuz 2026 Salı

Merhaba 38!

Bu yazımı biraz parça parça yazdım farklı günlerde ve doğum günümden bir gün önce, yani 37. yaşımın son günü paylaşmaya bıraktım kaderini...

38. yaşıma giriyorum Blog. Geçmiş yıllarda merak ederdim "acaba yolun yarısı nasıl olacak" diye. Şimdi 40'ıma yaklaşıyorum. Çoğu kişi "hiç göstermiyorsun" diyor her sene. Evet, biraz heyecanlı, deli dolu, çocuksu yapım var ucundan ucundan... Ama böyle ruhum sanki ölmüşüm de ağlayanım yok gibi.

Hayatımın son 5 senesi çok farklı geçti. Böyle geçmesini hiç istemezdim. Bunu şu an söyleyebiliyorum. Çünkü sebebini henüz anladım. 4 yıl süren, daha doğrusu benim o kadar sürdüğünü sandığım; ama toplasak sadece ilk 1 senesi ilişki sayılabilecek, bir dönem ile ayrılık sonrası hüzünleriyle ve çıkarılacak dersleriyle geçen son 1 sene oldu. Bu ilişkiden hiçbir şey öğrenmediğimi düşünürdüm. Boşa geçen zaman derdim hatta. Yanılmışım... Tek bir şey öğrenmişim: Bir insanı olduğu gibi kabul etmek gerekiyor. Eğer gerçekten sevecekse/sevilecekse böyle olmalıymış. İki tarafın da en büyük hatası bu olmuş sanırım. Ben sevgimden görememişim çoğu şeyi, onu değiştirmeye çalıştığım zamanlar olmuş, o da beni bu halimle kabullenememiş. Her tartışmamızın asıl sebeplerinden biri bu olmuş aslında. Benim kolayca unutmam, onunsa her sefer bir sonraki tartışmayı kafasında bitiriş sebebi hanesine eklemesi... Ben kendim için "duygusal yaklaşıyorum" onun içinse "mantığıyla yaklaşıyor" derdim. Oysa ki hiç alakası yokmuş. Ben onun için en başından beri uygun biri değilmişim zaten. O ise benim için "evet, o da böyle biri; ama belki değişir zamanla ya da ben böyle devam ettirebilirim" diye devam ettirmişim, içimde sahiplenme duygusu varmış meğerse. Anlayacağın, ne yazık ki başka dünyaların insanıymışız. Ben yine de devam edebilirdim. Çünkü bu da benim değiştiremediğim ve bana zarar veren huyum belli ki. Sonuç olarak ben ayrılsam bile 1 senemi böyle sorgulayarak, üzülerek geçirdim. O ise benden ya da bu toksik ilişkiden kurtulduğuna sevinmiş şekilde hayatına devam etti/ediyor...

Instagram hesabımı kapattım. Hastalık gibi, insanların yapmacık hallerinden, sırf başkalarına göstermek için profillerini ön plana çıkarmalarından ya da kapatıp açmalarından yoruldum. İletişim kurarım ya da 1-2 haber alırım diye tutuyordum; ama eksik kalsın dedim. Blogumun hesabından devam ediyorum faydalı sağlık konulu bilgileri takibe ya da Fransızca ile ilgili şeyleri mesela. Fransızca demişken, evet ikinci sınavı da geçtim. Artık A2 seviyesindeyim. Yani zor bir dil; ama devam ettirmeyi istiyorum tüm kalbimle. 🎈 Sınav adeta Toefl'a girermiş gibiydi. Konuşma, dinleme, yazma, çeviri, boşluk doldurma... Yani epeydir öyle bir sınava girmediğimden sanırım gereksiz yere heyacan ve stres yaşadım. Göstermem gereken daha iyi bir performans sergileyebilirdim. Özellikle konuşma konusunda. Telaffuzum iyi sonuçta. Fazla heyecanlıydım ama. Yine de gayet yüksek bir notla geçtim. İlk fırsatta bir Fransızla konuşmalıyım. ❤

5 sene önceki yaş günüm için sana yazdığım satırlara baktım. Hazır evde kimse yokken biraz gözlerimden yaşlar döküldü. Şu yazımda okudum. Olacakların çoğundan habersiz olmama rağmen yalnızlığım için ettiğim dualar, her aklıma geldiğinde beddua etmeme sebep olacak bir patron, her şeye rağmen az da olsa güzel bir başlangıçla yeni yaşıma girmem... Şu anda neredeyim?..

Ve tekrar yeni bir yaş... Abartmamak lazım, diyebilirsin; ama abartmayınca bende belli ki etkisi olmuyor bazı şeylerin. O yüzden şimdi sakince en sevdiğim sanatçılardan birinin yorumuyla yazımı sonlandırıyorum. 

Şimdi de hoş geldin 38. İnşallah her konuda 5 sene önceki halimden daha iyi ve kalıcı şekilde devam ettirirsin hayatımı...

30 Mayıs 2026 Cumartesi

Temizlik...

Bugün, bayram sonunda, odamı temizlemek istedim. Her gün gördüğüm, bazen yatağımdan bakıp uzaklara daldığım, bazen her sefer ayrı bir hikaye kurarak uykuya daldığım, bazen "ben de gidebilirdim seninle, neden bir kez daha tartıştık diye iş arkadaşınla plan yapmışsın ki hemen" diye yüzlerce kez kendi kendime söylediğim bazı eşyaları da kaldırmak istedim. Yapmak zorundaydım. Ona ait eşyaları etrafımdan, gözümün önünden; tıpkı ondan dolayı tanıştığım herkesi sildiğim gibi kaldırmak zorundaydım. Bana acı verdiğini bunu benden başka kimse bilemezdi çünkü. Hala daha bilemiyor da... işte.

Mayıs ayı beni çok yordu. Birçok anlamda beni çok yordu. Tek güzel şey galiba sırf güzel bir gün geçirmek ve favori burger mekanıma gidebilmek için Eskişehir'e gitmeme kısmen gerek kalmamış olması, diyebiliyorum. Çünkü artık HMBRGR Maltepe Park AVM'de de açıldı. Hatta geçen hafta biraz kendimi iyi hissedip gittim. Şube müdürüydü sanırım, gayet iyi biri karşıladı beni ve güzelce doydum. Onun dışında bir şey olmadı galiba. Yani iyi anlamda...

Uzun bir zamandır kitap okumuyorum. Daha sağlıksız besleniyorum. Nasıl bir süreçten geçtiğimi gayet iyi biliyorum; ama tek başımayken yıllar önceki edindiğim güçle hareket edemiyorum. O Arif yok ne yazık ki bu sefer. Çıkaramadım 1.5 yıldır.


Kaldırdığım şeylerden biri de onun bana ilk buluşmalardan birinde verdiği bu kitap oldu: 

Uzun uzun baktım tekrar. Ben birine deli gibi aşık olsaydım bile bunu yazarak böyle bir hediye veremezdim. Çünkü bunun 5 sene sonrasını düşünürdüm. Böylesine ağır bir şeyin altına girecek kadar gerçekten emin miyim bir şeylerden? Ya da az da olsa ihtimalinden emin miyim? Verebilecek olsaydım bile cümlelerimin ucunu öylesine açık bırakırdım ki bağlanıp gitmesin bir gün.

Kendisi bu kitabı 4 sene boyunca okumadığımı, şimdi de okuyamayacağımı bilmiyor. Çünkü her okumaya yeltendiğimde bu sayfa bütün dikkatimi dağıtıp beni gülümsetiyordu. Zaten odaklanamayan ben, hiç beceremiyordum okumayı. Hediye paketindeki süsü bile en az 2 sene dolabımın üstünde yapışmış halde tuttum; ama bilmiyor. Tek değerlendiği ona, onun istediği kadar "seni seviyorum" demiyor oluşum oldu.

Ama işte, denedik olmadı, değil mi? Tam 4 sene, hatta benim için 5 olmak üzere...

Bazen bakıyorum birilerinin bana dalan bakışlarına. Ya da bendeki paranoyak düşünceler sonrası oluşan bakışlara... "Yok ya beni bu halimle kabul etmez zaten, ben gibi olsa bile" diyorum. Oluşan düşünce sadece bu. İster birini suçlayalım, ister öz güvenimi kaybettim diyelim, istersek de tüm suçlusu ben olayım... Sonuç olarak 38 yaşına gelmek üzere bir Arif ve aynı heyecanları tekrar yaşaması zor olan bir başka gökkuşağı rengi var içimde.