4 Ocak 2026 Pazar
Ve Yeni Yıl
3 Ocak 2021 Pazar
Hoş Geldin 2021!
Nasıl geldiğin konusunda çok bir bilgim yok ya da umursamıyorum; ama geldiğin için teşekkürler sevgili 2021. Çünkü ben de dahil bütün insanların senden aşırı fazla umudu var. Malum, 2020 yılı ilginç(!) bir yıl idi.
20'lik dişimi aldırarak girdim yeni yıla. 1 hafta beni ağrısından öldüren bir diş düşün Blog. Hatta şöyle görselini de ekleyeyim de hatıra kalsın. Görselde yan yatmış şekilde duran dev bir diş var. Heh, o benim 20'lik dişim oluyor ve şu anda yok ağzımda. Sanırım yok, ne olduğunu bilmiyorum, ama cerrahi bir operasyonla adeta "yontularak" alındı o diş. Şu anda alınmayı bekleyen dikiş ipleri var ağzımın bir tarafında. Yeni yıla bir diş eksik girdim; ama çok şükür en değerli varlıklarım hayatımda. 🌿2021 yılı için olan hedeflerimi geçen ay belirlemiştim. Buraya not almak yerine bu sefer direkt uygulamaya başladım. Geçen hafta bir önizleme şeklinde deneme yaptım. Pazartesiden itibaren de kesin şekilde başlıyoruz Blog.
Çok garip bir yıl oldu 2020. Yine de geçmişe dönük bir değerlendirme yapasım hiç yok Blog. Artık geçmişi sürekli irdelemekten yoruldum. Geleceğime dönük şeyler yapmaya başlama zamanım geldi; ama daha çok yaşadığım an'ın kıymetini bilmeliyim.
Bir tane Hitit duasına denk geldim geçen günlerde. Bunu uygulamalıyım dedim kendi kendime. O yüzden buraya da bırakarak senden sakince uzaklaşıyorum sevgili Blog.
"Tanrım,
beni yavaşlat.
Aklımı sakinleştirerek kalbimi dinlendir…
Zamanın sonsuzluğunu göstererek bu telaşlı hızımı dengele…
Günün karmaşası içinde bana sonsuza kadar yaşayacak tepelerin
sükunetini ver.
Sinirlerim ve kaslarımdaki gerginliği, belleğimde yaşayan akarsuların
melodisiyle yıka, götür.
Uykunun o büyüleyici ve iyileştirici gücünü duymama yardımcı ol…
Anlık zevkleri yaşayabilme sanatını öğret; bir çiçeğe bakmak için
yavaşlamayı, güzel bir köpek ya da kediyi okşamak için durmayı, güzel bir
kitaptan birkaç satır okumayı, balık avlayabilmeyi, hülyalara
dalabilmeyi öğret…
Her gün bana kaplumbağa ve tavşanın masalını hatırlat.
Hatırlat ki yarışı her zaman hızlı koşanın bitirmediğini, yaşamda hızı
arttırmaktan çok daha önemli şeyler olduğunu bileyim…
Heybetli meşe ağacının dallarından yukarıya doğru bakmamı sağla.
Bakıp göreyim ki, onun böyle güçlü ve büyük olması yavaş ve iyi
büyümesine bağlıdır…
Beni yavaşlat Tanrım ve köklerimi yaşam toprağının kalıcı değerlerine
doğru göndermeme yardım et.
Yardım et ki, kaderimin yıldızlarına doğru daha olgun ve daha sağlıklı
olarak yükseleyim.
Ve hepsinden önemlisi…
Tanrım,
bana değiştirebileceğim şeyleri değiştirmek için cesaret,
değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmek için sabır,
ikisi arasındaki farkı bilmek için akıl ve
beni aşkın körlüğünden ve yalanlarından koruyacak dostlar ver…"
Hoş geldin tekrar 2021 ve Blogumla birlikte olan 13. yılımız... 😇
22 Haziran 2020 Pazartesi
Merhaba Yaz!
Nasılsın? Nasıl gidiyor hayat? Savaşmaya devam mı? Yoksa barışıp karşılıklı acıları bölüşüyor muyuz? Sen de bilmiyorsun değil mi? Farkındayım...
1 Temmuz'da işime dönüyorum. Serviste ve çalışma ortamımda klima çalıştırılması yasak olduğu için, normalden daha da yorucu geçecek benim için çalışmak ve yaşamak. Derin derin nefesler alıyorum Blog. İşe "yaramıyor".
Karanti boyunca ne yaptım? Hımm. İngilizce'deki eksikliklerimi tamamlamaya çalıştım, Friends dizisine başladım ve şu anda 9. Sezondayım. Şaka gibi; ama Friends dizisini bitirince epey büyük bir boşluk hissedeceğim. Başka neler yaptım? Birçok kez diyete başlamaya çalıştım; ama beceremedim. 1-2 kitabı bitirmeye çalıştım; ama olmadı. Başka istediğim şeyleri yapamadığımı hatırlıyorum şu anda sadece. Üzgün bir hikaye yani.
1 hafta ne yapabilirim peki? Hımm. Yarın, yani pazartesi, diyete başlayabilirim. Telefonumdaki 1 yıllık premium üyeliği alınmış Balance isimli nefesle ilgili uygulamayı kullanabilirim artık. Ve ertelediğim yığınla şeyi kafamda oturtup ertelemekten vazgeçip harekete geçebilirim. Ve lanet k*çımı hareket ettirebilirim belki adamım!
Duygusal anlamda çok boşum Blog. Boşum yani. Ne gelen var ne giden. Pek arkadaşım da olmadığı gibi kalbime dokunan da yok. Kendi kendime takılıyorum hayatta. Bu arada kesin olmamakla birlikte temmuz ayında bazı konularda büyük değişiklikler olabilir. Ve hayır, bu sadece 22 Temmuz'da 32 yaşıma girecek olmam değil.
10 Mayıs 2020 Pazar
Yaz Geliyor
Karantinadan dolayı sürekli kafamda geçmişi deşme gibi eylemlerle yüzleşiyorum; ama iyi yanından bakıyorum bu duruma. Ne istediğimi daha iyi anlıyorum insanlardan artık. Ve ne istemediğimi de. Mesela öyle uzaktan uzaktan hayatımdaki insanların "aklımdasın aslında arayıp sormuyorum, hatta dertlerini dinlemekten özellikle kaçıyorum, kusura bakma ama, sini siviyirim cinim"'larını çekmemeye karar verdim. Uzaktaysanız, benim için uzakta kalın güzel kardeşim. Bu ailemi de kapsıyor. Kimse kusura bakmasın. Artık siz gibi olmaya karar verdim: Bencil. Beni telefonunuza Bencil Arif diye de kaydedebilirsiniz. Size kalmış. Blogumu bile ağlama duvarıma çevirdim. Beni salsın artık şu evrenin yanlış enerjileri.
Güzel bir haberi paylaşayım dedim. Bunların dışında blogumun yıllık domain ödeme vakti geldi. Dolar kuru böyle olmuşken tabi güzel bir masraf olmuyor; ama olsun. Sana değer Blog.
Şimdi yaseminli beyaz çayımı demlemeye geçiyorum.
Kaçtım!
25 Şubat 2018 Pazar
Kakaolu Sade Karışık Kek Tarifi
Önceden kek konusunda deneyimlerim oldu tabi ki. Bir keresinde havuçlu cevizli kek yapmıştım. Çok deneyimsizdim. Yani en basitinden bir kekin kabarmasını istiyorsak içine yoğurt; kabarmamasını istiyorsak çok fazla, süt koymamız gerektiğini bile bilmiyordum. Hatta un, kabartma tozu ve vanilyayı eklerken güzelce havalanması için elekten elememiz gerektiğini, sıvı karışıma ekledikten sonra da tahta kaşıkla karıştırmamız gerektiğini bilmiyorum. Metal değmemesi önemli o anda mesela.
Bir ara kakaolu pudingli keke tav olmuştum, onu yapıyordum sürekli. Bu sefer de, böyle içinden kakao sürprizli sade bir kek yapayım dedim. Ve bulduğum bir tarife bir şey ekleyip kekimi yaptım. Gayet de güzel oldu. ellerime sağlık diyerekten tarifi not düşeyim şuraya, ilerde lazım olur:
Malzemeler:
- 3 adet yumurta
- 1.5 su bardağı toz şeker
- Yarım su bardağı sıvı yağ
- 1 su bardağı süt
- 2 yemek kaşığı yoğurt
- 3 su bardağı un
- 1.5 paket kabartma tozu
- 2 yemek kaşığı kakao tozu ve 1 yemek kaşığı süt
- İsteğe göre 1 paket vanilya ve 1 portakal kabuğunun rendelenmiş hali
Yapılışı:
Öncelikle tüm malzemeler oda sıcaklığında olmak zorunda. Bir kabın içinde 3 yumurta ve şekeri köpük köpük olana kadar çırpıyoruz. Sıvı yağ, süt ve yoğurdu ekleyip 1 dakika kadar daha çırpıyoruz güzelce karışana kadar. Daha sonra ayrı bir kapta elekten geçirdiğimiz unu, kabartma tozunu ve dilerseniz bir paket vanilyayı sıvı karışıma ekliyoruz ve bir tahta kaşık yardımıyla topaklıkları gidene kadar karıştırıyoruz. Hazırlanan bu karışımı ikiye bölüp bir tanesine isteğe göre portakal kabuğu rendesi, diğerine de 2 yemek kaşığı kakao tozunu ve 1 yemek kaşığı süt ekliyoruz. Ayrı ayrı karıştırdığımız bu karışımları önceden yağladığımız kek kalıbına önce sadesini sonra kakaolu olanı olmak üzere döküyoruz. Ve önceden 150 derecede ısıttığımız fırınımıza koyup yaklaşık 45 dakika pişiriyoruz. Bir ara kürdanla kontrol edebiliriz içinin pişip pişmediğini; ama 45 dakika yeterli oluyor hemen hemen her fanlı ayarlı fırın için. Fırından çıkartınca kalıpta soğumasını bekliyoruz, daha sonra servis yapılabilir. Afiyet olsun. Bu da dilimlenmiş hali kekimin:
8 Ocak 2018 Pazartesi
Eee... Bu Geçen Senenin Aynısı!
Benimki karışmadı tabi. Yoksa bu enerjiyi nereden bulacağım karışsaydı. Ben 2018 beklentilerimden bir kısmına zaten 2017'de başladığım için devam ettirmekteyim. Bir kısmı henüz bir tekeri sendeleyen 3 tekerlekli araç gibi; ama az kaldı, o da düzelecek. Dur sen. 😀
Geçen aylardan beri evde edindiğim ev hanımı rolüm hala devam ediyor.
İş. 2018'de edineceğim inşallah, dediğim şeylerden biri.
Hatta şu dostum dediğim ve sadece ben onlara ulaşmaya çalıştıkça bana ulaşan eskileri bile affettim. Anlıyor musun Blog? Tabi ki. Çünkü ben senim, sen de bensin. 💓
Malum diyettim Blog. Ve abur cubur yemiyorum. Hani yıllar önce şekeri bırakmıştım ya, şu içeceklerime kattığımdan bahsediyorum. Heh işte, tıpkı onun gibi abur cuburu da bıraktım. O zaman da bu kadar kendimden emin konuşuyordum, şimdi de konuşabiliyorum. Çünkü Arif olmak bunu gerektirir. Markette rafların önünden geçerken cipslere gözüm takılıyor, sonra da çikolatalı şeylere, Eti marka olan ama, lütfen. Sonra geçip gidiyorum. Benimki göz tiryakiliği. 😁
Şu sıralar böyle durumlar Blog. Havalar da soğudu. Moralim iyi ama. Bozuk olsaydı bile iyi olurdu. Sebebi için çok şey sayabilirim artık...
1 Ocak 2018 Pazartesi
Birlikte Nice 10 Senelere
Bir yandan 2018 yılı için aklımdaki hayaller ve hedefleri düşünüp diğer yandan da geçmişimi "geçmişte" bırakmanın bir yolunu aradığım 2017 Aralık'ında, artık dur deyip blogumdaki son yazdığım birkaç üzücü yazıyı taslağa çevirmiş ve 2018 yılının açılışını bu yazımla yapma kararı aldım.
Hayatımızdaki en monoton geçen yıl olan 2017 yılını artık geride bıraktık Blog. Bunu sana yazdığım yazılarda da anlayabilirsin zaten. En az yazı yazdığım ikinci senem oldu 2017. Aslında 2015'i askerlikle geçirdiğim için saymamalıyım. Haliyle aşırı vasat bir yıl geçirdik. Keşke'ler her ne kadar çok fazla da olsa, yine bol bol şükrettiğim bir seneydi.
2017, hayatımda en fazla sinemaya gidip film izlediğim sene oldu. Aynı zamanda hayatımdaki en yalnız geçirdiğim, en kalbimi bomboş hissettiğim, en az yazı yazdığım, en az geleceğimi düşündüğüm, en az faydalı işler yaptığım vb. birçok konuda negatif bir yıl oldu benim için. AMA artık BİTTİ! 😀
2018 birçok açıdan artık kendime dur diyeceğim, taze bir başlangıç yapacağım, yeni bir hayata başlayacağım, yeni insanlarla tanışacağım, duygusal yalnızlığımı daha da çok seveceğim bir yıl olacak benim için. Hepsinden ötesinde, artık an itibariyle geçmişimdeki her hatayı tecrübeler rafına almış ve daha fazla keşke dememek için savaşıyorum.
2017 için galiba en önemli aldığım karar, geriye dönüp baktığımda, bana bir şekilde az ya da çok zarar vermiş herkesi affediyor olmam... İnsanlar tarafından kin tutmak gibi algılansa da bazen, ben genelde geçmişimdeki olayları unutamıyorum. Hele ki biri benim canımı acıttıysa bir şekilde... Ama artık geçmişimdekileri de bundan sonrakileri de tamamen affediyorum ve kendi benliğimden çıkartıp daha yüce makamlara yolluyorum. 🎭
Hayat belli ki çok zor. Ve ben daha doğru düzgün yolun başına bile geçememişken, böylesine geçmişe takılıp en dolu yaşamam gereken saniyeleri israf etmemeliyim. O yüzden bu sene başlangıcında aldığım en doğru karar olarak görüyorum bu durumu...
2018 için yapacaklarım çok belli. 22 Temmuz'u bekliyorum en basitinden. Çünkü 30 olacağım. 😀
Yine de her şeyden önce Allah bana ve aileme sağlık sıhhat versin. Devletime zeval vermesin; milletimi ve değerlerimizi yüceltsin.
Bir de 2018 en çok sana yazdığım sene olsun Blog.
💝
15 Temmuz 2017 Cumartesi
29'a Az Kala
31 Temmuz 2016 Pazar
Kalbimi Dinliyorum
Hayatımda kalbimi dinlediğim çok zaman oldu elbette. Hele benim gibi duygusal bir erkek çoğu zamanda kalbini, sezgilerini ve sonra mantığını dinliyordur Blog. Bu konuda şüphen olmasın; ama bu sefer galiba bütün dikkatimi vermem gerekiyor. Şimdi böyle deyince "bu çocuk ne istediğini bilmiyor" gibi bir şey çıkmasın. Benim istediklerim öyle fuşya öyle toz pembe ki... en masum çocuk bile hayal etmemiştir.
Malum geçen hafta 28 yaşıma girdim. Artık her yerde 28 sayısı beliriyor yaş kısmında.
Genel anlamda kendimden beklentilerim var, aşamıyorum çoğunu hala. Öyle büyüklerimizin dediği gibi "senin de vardır bir yerde nasibin" şekildeki iyimserliğimi korumaya çalışıyorum en azından. Bu da bir şeydir, değil mi?
İnsanlardan beklentim de var. Vatansever, hayvansever vb. türdeki sevgi konularında beklentilerimi elbette bir kenara bırakarak diyorum. Güvenmek istiyorum Blog. Öyle böyle değil. Hiç bu kadar birine güvenme ihtiyacına girmemiştim hayatımda. Aynı zamanda da cesaret. Çünkü ikisinde de korku ve eksiklik yaşıyorum. Bunları birinde görmeye ihtiyacım var. Sadece görmeye de değil tabii ki yaşamaya da...
Başka başka... Windows 10 Yıldönümü Güncellemesi geliyor 2 güne. En basitinden Edge'i kullanmak istiyorum; ama sırf eklenti desteği olmadığı için uzak duruyordum şimdiye kadar. Yıldönümü güncellemesi diyor Microsoft ama bana kalırsa bildiğin Servis Paketi. Benim için tek önemli olan Edge yani.
Bir de Steam'i tekrar yükledim 2-3 gün önce. Zamanında satın aldığım ama şu anki bilgisayarımda biraz kasan, hayatımdaki en sevdiğim ve hala daha özlemle bakıp oynadığım hemen hemen tek oyun olan Age of Empires II: HD Edition'ı tekrar yükledim. Meğer benim uzak kaldığım dönem boyunca ekstra 2 eklenti paketi de çıkarmış ve daha da önemlisi güncellenmiş ve şu anda kasmıyor. Geçen oynadığımda, ki oynuyorum hala, 4 saat boyunca gayet güzel oyunu kazanarak bitirmiştim.
Benim hayatım şimdilik böyle. Sakin kendimce. Yazamadım bir süredir. Yazmak da istemedim. Küstüm, senden bile kaçtım; ama biliyorsun ki aklımdaydın Blog, ben zaten "kaçtım, kapattım, gittim" dediğime bakma sen.
Neyse, senden naber?
4 Ocak 2016 Pazartesi
Kardan Adam
Ne güzel değil mi? Her taraf kar. En azından burada öyle...Bugün dışarı çıktım, epeydir yapmadığım şeyi yapıp. Pazara gittim bizimkilerle. Tabii yolun karlarla kapalı olması, insanların dolmuşa doluştuğunu görmek ve en önemlisi de etrafta bir heyecanla kardan adam yapan çocukları ve yetişkinleri görmek...
Pazar güzeldi. Klasik pazardı işte. Tezgahlar, meyveler; ürünlerini satmaya çalışan insanlar ve müşterileri, ben... Soğuktu hava; ama güzeldi. Yılın bu ayında, eskiden doğru düzgün kar görmezdik. Yani ben pek görmediğimizi hatırlıyorum daha çok. Aralık ya da şubat gibi olurdu, ama yeni yıla girerken kar yağdığını görmek nadirdi. En azından benim 27 yıllık hayatımın hatırlayabildiğim 20 yılı içinde.
Yeni yıl... 2016! Çok şey söylenebilir benim açımdan. Bir umut var şu sıralar içimde bazı şeyler konusunda. O yüzden sessizliğimi koruyup kendimce sesleniyorum: 2016 GÜZEL OLACAK!
Tabii seslenerek olmuyor o işler. Ya da oluyor mu? Hiç seslenerek olmasını denedim mi? Ya bir şey olmazsa?
2015'imin son yazısındaki 2016 yılı için beklentilerimi yazmıştım. O yüzden tekrar yazmayacağım, Blog. Sen de duymaktan sıkıldın yıllardır, biliyorum.
Bu arada yeşil çaysız kalmıştım 1 haftadır. Bugün çok şükür alabildim kargodan çaylarımı. Ki bu mevzuya hiç girmeyeceğim, zira Yurtiçi Kargo beni deli etti! Bir de ilk kez birinin Blog'umdaki her yazıyı okumaya çalıştığına şahit oluyorum şu sıralar. Bunu da okuyordur belki. Allah bilir.
Bir de geçen günlerde bir şeyle tanıştım: Revolut. Okunuşu revölü. Fransızca gibi sanki, değil mi? İngiltere'den çıkışlı. Bu "kısmen" bizim Enpara.com ve Cebteteb hizmetlerine,
Neyse, şu şarkıyla ayrılayım ben:
27 Aralık 2015 Pazar
Kendine iyi bak 2015!
Sonra Türkiye içerisindeki ilk iş tecrübem, hayatımın da ikinci iş tecrübesini geçirdim 2015 yılı içinde. Benim için zor olan bir mevsimde, kendimle çırpınışlarım arasında, ama çok güzel iki arkadaş edindiğim bir iş deneyimi oldu. Çok çok kısa sürdü, ama olması gerekiyordu. Yoksa başka nasıl anlayabilirdim şu anki durumumu... Şirket geçmişinin, yapısının önemini; çalışanlara verilmesi gereken önemin değerini ve daha birçok şeyin kıymetini anladım. Özel sektörlerin daha ne kadar gelişmeye ihtiyacı olduğunu ve insanların yakındıkları kadar olduğunu da gördüm. Patronların nasıl rahat bir hayat sürdüğünü, çalışanların "sözde" mutluluklarıyla ilgilendiklerini ve neyi daha çok önemsediklerini gördüm. Ve bitti.
Sonra 1 kere daha epileptik bir kriz geçirdim. Epilepsi demiyorum, çünkü dememi gerektirecek bir seviyede değil. Bununla birlikte dostum dediğim 2-3 bayan arkadaşımı da hayatımdan çıkardım. Dostluk nasıl bir şey diye sorgulamama neden oldu 2015.
Askerden dönünce ayrıldığım sevgilim... Şu anda kimseyle birlikte olmamam gerektiğini düşünüyorum hala daha. Çünkü bence ben beceremiyorum sevgili işlerini. Bunu da öğretti 2015.
90 kg olacak kadar strese girip mutluluğu yemekte aradım. Her ne kadar 6 haftadır diyet ve spor yaparak 5-6 kg vermiş olsam da, en başta şişmanlamamam gerektiğini tekrar tekrar öğretti 2015.
1 yıl daha yaşlandım. Manevi anlamda 5 yıl daha diyelim. Çocuksu hayallerimin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini öğrendim. Bana O'ndan başka kimsenin yardım edemeyeceğini, bana verdiği bu zorlukların O'ndan geldiğini ve kabullenmem gerektiğini öğrendim. Yalnız olduğumu, ailemin de bir yere kadar yanımda olduğunu ve nasıl ki bu dünyaya beni O getirdiyse, bundan sonra da O'nunla olacağımı ve O'nun emriyle öleceğimi öğrendim bu yıl içerisinde.
2016 yılından:
- Her şeyden önce huzurlu olmayı; ruhen öncelik olarak, sonra da beden olarak sağlıklı olmayı
- Kendi ayaklarımın üzerinde durabilmeyi
- Gülerken sadece yüzümün değil; kalbimin de gülmesini
- Çevremde hep iyi niyetli ve temiz kalpli insanların olmasını ve benim bunu fark edebiliyor olmamı
- Daha az üzülmeyi, daha az ağlamayı, daha az konuşmayı, daha az dinlemeyi, daha az söylenmeyi, daha az sinirlenmeyi, daha az düşünmeyi
- Daha çok sevmeyi ve daha çok sevilmeyi istiyorum ve bekliyorum.
24 Kasım 2015 Salı
Son Haberler!
Bu haftanın konuları arasında en önemlisi olan diyet ve spor mevzusunda seviye atlamış olduğumu söylemekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Zira sağlıklı beslenen ve her şeyden uzak Arif moduma geçebildiğim için aşırı aşırısı mutluyum. Hedefim, önümdeki iki ay içerisinde 6-7 kg vermek.
Bir diğer önemli olan konu'm ise vefa. Bu konuda da mutluyum. Çünkü şu anda bu durumdayken yanımda olan insanlar bana kendilerini hissettiriyorlarsa bu demektir ki hala daha umut var.
Duygusal anlamdaki halime gelirsek eğer, yani şu yeni halimi sevmeye başladım. Kullandığım ilacın amacı başka da olsa, bir yandan bana verdiği his yüzünden bile kullanmaya devam edebilirim. Zira verdiğim kararlar daha mantıklı, daha kararlı ve daha bana dönük oluyor. Belki de güzel Allah'ım yanımdadır.
Bir de ceviz yemeye sardım şu sıralar. ÇÜNKÜ IVIR ZIVIR YEMEMEM LAZIM. Ve kahvem ya da yeşil çayımın yanına 2-3 bilemedin 4-5 tane ceviz eşlik ediyor. Tuhaftır cevizi bir böyle sade seviyorum bir de ballı cevizli pastada seviyorum. Bak gece gece yine konu yemeye geçti. Neyse.
O değil de, benim Blog arkadaşı edinmem gerektiğini hissettirdi bana Blogcuğuma aldığım son yorumlar. Hani beni okuyan olsun, bol bol takip edileyim gibi düşüncelerim olmadı Blog, biliyorsun. Senle ben senelerdir yazışıyoruz gördüğün üzere. Hoş, daha çok ben yazıyorum, sen sunuyorsun onu dünyaya, insanlara, yolunu şaşırmışlara... Bilemedim.
Ben askerdeyken şubat ayında, takip ettiğim İtalyan bir sanatçı albüm yayınlamış. Ve ben onu müzik arşivimi düzenlerken fark ettim. Kapanışı o albümünden bir video kliple yapalım Blog.
Dipnot: Blogumda güncelleme yaptım minik çaplı. Başlıkların ve tarihlerin yazı tipini, metin yazı tipim ve en sevdiğim yazı tipi olan Calibri yaptım. Zira bir öncekinde Türkçe karakterleri çıkartmadığı için gözüme çarpıp duruyordur son yıllarda.
17 Kasım 2015 Salı
Sevgili O, Bir Sen Yoksun!
- 3 gündür devam ettiğim diyetimi daha da yoğunlaştırıyorum. Ki 3 gündür epey aerobik yapıyoruz küçücük yeğenimle.
- Aklımda bazı şeyler var geleceğime dair, onlara yoğunlaşmayı düşünüyorum.
- Bir süredir düşündüğüm şeyi yavaştan gerçekleştirmeye çalışacağım: Artık O'nu beklememeyi öğrenmeyi deneyeceğim. O, her kim ise, birgün olur da gelirse hayatıma, göreceği şey, son kullanma tarihi epey bir geçmiş ve kötü kokan bir Nutella kavanozu olacaktır... Bunu yapmak zorundayım galiba. Çünkü ben umut edip beklemekten başka bir şey yapamıyorum ve birine olan ihtiyacımı dizginleyemiyorum. Bu da beni çok yıpratıyor.
- Instagram'daki içinde insan olan bütün fotoğraflarımı sildim, klini açtım. Twitter profilim de aynı şekilde. Sana özgü profillerimi biliyorsun Blog, hemen sağ kolonda (bana göre) bulunuyor linkleri.
- Windows 10'un 10586 numaralı sürümünü yükledim. Ve Allah seni inandırsın, daha da hızlandı laptopım. Ben varya, iyi ki almışım bu bilgisayarımı Amerika'dan. Beni daha götürür bu,
inşallah. - Artık hemen hemen canımı sıkan her şeyi rahat bir şekilde boş verebiliyorum. Ve bu durumdan mutluyum. Kafama takmıyorum mesela, çok yoğunlaşmıyorum, bozmuyorum moralimi.
6 Kasım 2015 Cuma
Oh Cuma!
Dün akşam Facebook profilimde paylaştığım şu duamdan sonra:
Allah kimseyi zor gününde; sağlık, vefa, vicdan, sevgi ve saygı konularında sınamasın ve geçmişini unutturmasın. Amin.
Bir kişi, Allah'tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa; Allah da onu başkasına muhtaç etmez.Sonra yüzümde bir gülümsemeyle evde geçirdim vaktimi. Şimdi de seninle paylaşıyorum bunu Blog'um.
Dün Ellie Goulding'in epeydir beklediğim albümü yayınlandı. Adele'in albümü çıkana kadar onunla takılacağımdan hiç şüphen olmasın Blog. Ama Adele başka tabii. Neyse, beğendiğim şarkıları oldu, ama şunu paylaşmak istiyorum burada:
5 Mart 2014 Çarşamba
Bahaaaar! Nerelerdesin?
5 Ocak 2014 Pazar
Yine mi Yeni Yıl?
Yazmadan önce eski yazılarımı okudum. Yani her seneye nasıl başladığıma dair yazdıklarımı okudum demeliyim.
- 2009 yılı için: rf(+)cht - Giriş
- 2010 yılı için: Dengeli olmali insan
- 2011 yılı için: Hosgeldin 2011!
- 2012 yılı için: Merhaba 2012!
- 2013 yılı için: Önden Buyur 2013
6 Temmuz 2013 Cumartesi
Nokta Koyabilirim Bazen
* Ramazan ayı geliyor. Ve tüm dileklerimle, dualarımla, olabildiğince nefsimle hazırım. Kabul olur-olmaz. Ben tüm inancımla hazırım.
*Gönül işleri var bilirsin Blog. O işler fedakarlık istiyor bilirsin. Bilirsin fedakarlıkta nasılım. Anladın sen onu Blog.
* Şu sıralar 6 sene öncede olsam ne yapardım diye düşünüyorum. Bir de 6 sene sonra dönüp ne yapardım diye sorabilme ihtimalim olan şeyleri düşünüyorum. Düşünüyorum Blog.
* O değil de, Ramazan ayı geliyor tüm kudretiyle.
* Geçen Perşembe, neredeyse 2-3 yıldır ayak basmadığım Kızılay'a gittim. Oradan Tunalı'ya... Yanımda O ve Diğerleri vardı Blog. Mutluydum. Son 2-3 ayımın buhranının hepsini attım. Çok iyi oldu. Yine olsun, yine gideyim.
* Eteklerim tutuşmadan yapmam gereken şeyler var Blog. Ramazan'ı bomba gibi geçirmeliyim Blog. Beni dinliyor musun sen blog??!!
* Devremülkten döndüğümden beri kitaplarım bana küsmüşler gibi. Elime almıyorum okumak için. Neden? Tam 9 Türkçe romanım var bitmeyi bekleyen. Ayda 4-5 kitap okuyorum ortalama dersek. Bilemedim...
* Özetle. ÇOK İYİYİM! *gülensurat*
* Son iki günde bir şey keşfettim Blog. Ona uymayı düşünüyorum o yüzden.
Öperim.
17 Haziran 2013 Pazartesi
Masumiyet (Çalışkan Duygu)
Sözümü tutuyorum Blog. Hayatıma girmiş çıkmış kimsenin ne yaptığını merak etmiyorum sana söz verdiğimden beri. Bakmıyorum sosyal ağlarında ne yaptıklarına. Bazen merak bastırsa da 1-2 saniye içinde geçiyor hepsi. Gerçekten de, nasıl bitirdiğimizi hatırlayınca, daha da uzak durasım geliyor bütün internetten. O yüzden kafam rahat Blog. Mutluyum bu açıdan. Eskide yaşananların hepsi, eskide kaldı, anılarıyla birlikte...
Şu sıralar nasılım sorusunu cevaplamalıyım belki de. 1-2 kelimeyle sıralayabilirim senin için:
*Ümitsizlik
*Pişmanlık
*Hayal kırılığı
*Güvensizlik
*Masumiyet
*Huzur...
Şimdi gelelim bunları açıklamaya.
Ümitsizim Blog. Kendim için ümidim çok az kaldı. Nefes aldığıma ve Allah'ın bana verdiklerine şükrederek geçiyor zamanım. Bir de sen varsın, ücretsiz psikologum gibisin, bana göre.
Pişmanlık var Blog. Son 1 senemin pişmanlığı, son ilişkilerimin pişmanlığı, zamanımı geçirdiğim şeklin pişmanlığı... Hani her günüm, sonraki günlerim için bir başlangıçmış gibi hissederek yaşamaya çalışıyorum. Sabahları erken kalkıyorum artık. Yine de pişmanlıklarımı gidermiyor bu durum. Ben de bilmiyorum nasıl telafi edeceğimi. Belki unutmalıyım, boşvermeliyim... Emin değilim. Yine de susuyorum Blog. Sana karşı, duygularıma karşı yaptığım en iyi şeyi yapıyorum belki de, susuyorum.
Hayal kırıklığım için ne desen haklısın. Çok anlam yüklediğim için oluyor, ben de biliyorum. Yine de hayata biraz daha renk katıyor be Blog. Hayal kırıklıklarına değiyor belki de. Emin değilim. Büyük bir şey kaybetmediğim sürece, her bir hayal kırıklığım beni daha da güçlendiriyormuş gibi. Bir de fark edebilsem...
Güvensizlik konusuna girmesem mi diye düşünüyorum Blog. Gezi Parkı eylemleri nedeniyle, artık en yakın arkadaşlarım, benim tepkisizliğime, onlar gibi sürekli bir şeyler paylaşmayışlarıma karşı düşündükleri şeylerle bütün güvenimi kaybettiler. Bir de tekrar tekrar ikinci baharları yaşattığım ilişkiler var. Hislerime güveniyorum, biliyorsun beni. Sana söylediğim beyaz yalanlarımı bir gün dönüp tekrar açıkladığımı da biliyorsun; ama biraz daha susmalıyım. Biraz daha beklemelisin Blog. Ben ne yapmalıyım sence? Her hafta bir başka şey oluyor beni sevdiklerime karşı soğutmaya iten. Söylesem tesiri yok; sussam gönül razı değil. Ne yapmalıyım Blog? Neden biraz olsun şu duygularım diğer insanlarınki gibi savurgan, boşvermiş değil? Yine susalım mı?..
Masumiyeti daha çok arar oldum Blog. Her gece kurduğum hayallerle uykuya dalıyorum. Gündüzleri en masum olan kitaplarımı alıyorum, 1-2 saat vakit geçiriyorum onlarla. Bazen babamla konuşuyorum sıradan şeyleri. Bazen balkona çıkıyorum. Aşağı doğru bakınca, 2 tane kalmış tavuklarımızdan birini görüyorum. Ekmek parçaları atıyorum ona. Ona imreniyorum bazen. Masumiyeti arıyorum hala. Bazen aynaya baktığımda görüyorum en azından. O zaman biraz içim ısınıyor yaşamaya karşı. Sonra kitaplarıma geri dönüyorum. Onlar da ben kadar sessiz duygularıma...
Huzurum var yine de biraz. Bazen tamamen yok oluyor, biliyorsun Blog. En azından buna şükredebiliyorum. Biraz da olsa huzurum var... Bazen diyorum kedim olsaydı keşke evimde. O zaman hiçbir kimsenin arkadaşlığına ihtiyaç duymazdım herhalde. İnsanlardan daha nankör olamazlar bence. İleride eğer kurulu bir hayatım olursa, muhakkak bir kedi beslerim. Öyle avutuyorum kendimi şimdilik.
Böyleyim şu sıralar Blog. Boynum bükük yazıyorum sana. Biraz gözlerim doluyor, sonra boşveriyorum. En azından sinirlenmediğime şükrediyorum sana yazarken. Bazen öfke kusan yazılarımı da çekiyorsun en azından. Böyle kal olur mu? Hiç tepki vermesen de ben anlıyorum seni. Senelerdir yazıyorum sana, yine yazarım ölene kadar. Sen yine de böyle kal lütfen. Hep benim...
30 Nisan 2013 Salı
Yaz Geldi? Hmm...
Güzel haberlerim yok ne yazık ki. Yine de kendimi mutlu ettiğim bir gündeyim. Biliyorum her şey b*ka sarıyor. Hiçbir çözüm yolum yok kendim için. Biliyorum, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Biliyorum parasız, pulsuz; sevgisiz olacağım. Biliyorum, niye tekrarlıyorsam?..
Ben her şeye rağmen umudumu yitirmedim Blog. Yok yani nasıl bitirebilirim ki? Bitirsem zaten cidden intihar lafı sadece lafta kalmaz; icraate binbir yolla geçerdi. Önümde cehennemi andıracak bir yaz var. Nasıl baş edeceğimi bilmiyorum; ama bu yazı kendime eziyet ederek geçirmeyeceğim. Terliyor olmam da olabildiğince gözümün önünde olmayacak. Nasıl başarırım bilmiyorum; ama bu yaz olmayacak. Zira geçen yaz şey diyordum, zayıflarsam daha az terlerim diye. Geçen yazı, bir önceki yazdan 10*15 kg daha az bir kilo ile geçirdim. Yani daha az terlemekten ziyade, daha fit ve seksi(!) gözükerek geçirdim ki geçen yaz fena değildi sanki. Neyse. Bu yaza nasıl gireceğim de sadece benim elimde.
Şimdilik bir çözüm yolum yok; ama bundan sonra mutsuz, karamsar, kötümser olmak istemiyorum. Evet, bu beni bile yordu.Şimdi bugün olanlara geçelim. Facebook ve Twitter hesaplarımı geri açtım. Last.Fm'de şarkı skroplamaya devam ediyorum. Hatta kaç gündür nasıl ulaşırım o şarkıya diyerek dolandığım Zaz'ın Cette Journée isimli şarkısını dayanamayıp satın aldım Itunes'da. Ve bilmem kaçtır dinliyorum, hala daha çalıyor. Velhasıl, internete düşmemiş bu şarkı.
Sabah bir de mail aldım GoodReads.com'dan. 2 gün önce yaptığım Librarian (kütüphaneci) başvurum kabul edilmiş. Beni Blog'umdan sonra mutlu eden 1-2 yerden biri de bu site. Tamamen kitap okumayı sevenlerin buluştuğu bir yer diyebilirim. Bazen okuduğum Türkçe romanların sayfalarını kendim ekliyorum; ama bazen roman kapaklarını düzenlemek istesem de Librarian olmadan herhangi bir romanın sayfasında düzenleme yapamıyorsunuz. Ben de o yüzden Librarian olarak bu işe el atıyorum. Bu site ile okuduğunuz kitabın kaldığınız sayfalarını düzenli olarak oraya ekleyebilirsiniz. Kitap yorumlarını görebilirsiniz, yorum yapabilirsiniz, başka okuyucularla tanışıp tartışabilirsiniz. Bu da benim profilim: http://www.goodreads.com/arifcihat

Mayıs ayı deyince aklıma Ales ve Zaz'ın yeni albümü geliyor. İkisinden hangisi beni daha çok mutlu ediyor diye sorarsan Blog, sorma bence. O kalsın, şunu göstereyim cevap olarak: Sanırım albümün tamamına ulaşana kadar bu şarkıyla idare ederim.
Şu anda aklımda yine çok şey var; ama bence zamanla düzelecek hepsi. Hepsinden önce benim depresyonumun geçmesi lazım ve bu da sadece benim elimde. O yüzden bugün başlangıç olsun diyorum. Bugün bir anda her şeyi değiştirmek yerine, değiştirebileceğim şeyler için başlangıç bir gün olsun diyorum. Sence yine fazla mı iyimserlik depoladım Blog? Neyse sorgulamayayım ve bir daha saçmalamayacağıma söz veriyorum. Tamam, bu kadar. Şimdi biraz kitap okusam iyi olur.
Elma yiyen?
16 Mart 2013 Cumartesi
Elma Sevgisi
Birilerinin nazarı değmesin diye kimseye anlatamadığım duygularım var Blog. Belki çevremdeki çoğu kişiye söyleyebileceğim bir durumu, kimsenin gözü kalmasın, bazı kişilerin de kalbi kırılmasın diye söylemiyorum, söyleyemiyorum. Rahatsız da değilim aslında. Böyle daha mutluyum. Önceki durumumu söyledim de ne oldu? Güya onu da saklamaya çalışıyordum.
Velhasıl, söylemiyorum, soranlara da "belki" anlatıyorum. Bilmesi gereken 2-3 kişi çevremde sürekli iletişim içinde olduğum. Onlar da biliyor zaten. Diğerlerine şimdilik söylemeyi düşünmüyorum. Özel hayatımı bilmek isteyen, kendini hissettirecek kadar ilgilenmeli benimle.
Şu kelimeyi kullanmak istemiyorum aslında; ama duygularımı özetleyen başka kelimem yok: mutluyum... İçimde huzur var, heyecan var, bir şeyleri başarma isteği var. Bunlar yoktu mesela bir süre öncesine kadar. Eksikliğini bildiğim şeye bağlıyordum. Haklıymışım.
Yine de büyük konuşmak istemiyorum. Ya da her şeyi o konuya bağlamak istemiyorum; ama hayatınızda biri olduğunda baktığınız pencere arka sokağa açılmıyor, aksine kocaman güzel bir bahçeye açılıyor. Bazen havası kapalı olan, bazen güneşli olan; ama hep yeşil kalan bir bahçeye...
Dipnot: Sevgili Blog'um, sen de bilmesi gerekenlerden olduğun için yazdım. Zaten seni takip eden biri de muhtemelen bilmesi gereken biridir.
Dipnot 2: Eski sevgililerimin hangisi acaba sevgili Blog'umu inceledi doğru düzgün diye düşünmüşümdür hep.
Dipnot 3: Bir önceki yazımda bulunan pasta tarifini yakın bir zamanda tekrar uygulamalıyım. Mesela Pazartesi? Tamam.
Dipnot 4: Türkiye'deki en çok sevdiğim şehir kesinlikle Eskişehir. Daha sonrasında memleketim Erzurum ve ikinci memleketim Trabzon geliyor.
Hop! Kaçtım ben!

















