Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2018 Çarşamba

Nereden Nereye

Nereden başlasam bilemiyorum. Yazma aralıklarım seyrekleştikçe bazen yaşadıklarım çok birikiyor ve "acaba şunu mu önce desem, bunu demesem mi" ikilemlerinde kalabiliyorum. Bir de korkuyorum nazar değer diye. Nazara inanıyoruz ya hani. 😁

Geçtiğimiz zaman içerisinde güzel şeyler oldu. O yüzden uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp bu yazımda sadece hayatımda olan güzel şeyleri yazacağım. Öncelikle ben kitap çekilişlerine daha da yoğunlaşır oldum. Çünkü bir hediye almak, kitap olan bir hediye almak çok mutlu ediyor. Bağımlılık gibi düşünebiliriz, evet. Haliyle benim tuhaf şansımla güzel kitaplar edindim; ama kitaplardan daha ötesi de oldu: O kitap okuyan, bookstagram olarak bildiğimiz Instagram güzelleriyle harika bir buluşma gerçekleştirdik. Geçtiğimiz cumartesini Kadıköy'de onlarla birlikte geçirdim. Tabi birbirimizi sadece Instagram üzerinde tanıdığımızdan çekinmeler olmuş olabilir, her ne kadar ben epey alışkın ve rahat olsam da, belki diğer arkadaşlar yaşamış olabilirler. Gözlemlerime göre insanların sempatisini de kazanmış olabilirim, sevgisini de. 😳 Aslında o kadar çok şey demek istiyorum ki o güne dair; ama kelimelerim yetmiyor. Çok mutlu olarak geçirdiğim bir gün oldu. Zira ciddi anlamda uzun bir zaman olmuştu bu şekilde sosyalleşmem. Kısmen zorunlu asosyal olduğumdan... neyse.

Öte yandan yine çekilişle kazandığım harika bir el emeği oyuncağa sahip oldum. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Çünkü baştan sona el emeği, maddi açıdan da değerli bir oyuncak; ama manevi açıdan çok daha değerli. Ben adını Şahika koydum. Masamın üzerinde sabahları kalkarken ve geceleri yatarken bakışıyoruz. 😁 İşin daha da ilginç yanı, benim dayanamayıp bu harika bebekleri yapan kişinin workshop programına katılacak olmam Blog. 5 dakika içinde karar alıp "aman n'olacak ya, kırk yılda bir böyle harika bir etkinliğe katılacağım, değer parasına da" deyip kaydoldum. Önümüzdeki pazar bi aksilik olmazsa ben yine Kadıköy yollarında, bir atolyede diğer 7-8 kişiyle yılbaşı temalı bir oyuncak figür yapacağım. Kendisi bana programı anlattı, çok heyecanlıyım. İnşallah süper bir gün olarak geçer hayatımda. Şahika'mın fotoğrafını da paylaşıyorum, kendisi bir metalci. Yani müzik zevklerimiz uymuyor arkadaşımla Blog. 😁


Bir diğer güzel haberimi de verip hayatımdaki şu son 1 ayda olan üst mutluluk anlarımı paylaşmış olayım. Gebze'de geçen sene güzel bir gurme burger yeri vardı. Daha sonra o kapanmış, daha doğrusu yerini değiştirmiş hatta ismini de değiştirmiş. Oraya gitmeyi planlarken karşıma çok daha başka ve yaklaşık 3 ay önce açılmış bir gurme burger sayfasının çekilişi çıktı. Evet Instagram'da. 😂 Ama tabi kazanamadım. Sonuçlar açıklanınca üzgün emoji yollamıştım sayfaya, sağ olsunlar mı diyeyim, ne diyeyim bilemedim, sayfa yöneticisi ki sanırım sahibi oluyor, beni davet etti. Ben de bugün gittim, kendisi yoktu; ama oradakilere bilgi vermiş ücretsiz servis yapacaklarına dair. Tek kelimeyle: BA-YIL-DIM! Yani öylesine demiyorum bunu. Cidden hoşuma gitti, hem mekan hem hizmet hem de daha önemlisi hamburger olarak... İsmi Shelby Burger House. Mekan çok güzel bir konumunda Gebze'nin, hamburgerleri lezzetli ki bunu birçok gurme yerde yemiş biri olarak söyleyebilirim. Fiyatları da gayet ideal. İstanbul'da yediğim gurme yerdekilerden çok daha iyi diyebilirim. Muhakkak tekrar gideceğim. Yazıma muhtemelen ulaşamayacaklar; ama memnun bir burger delisi var şu anda sana yazan Blogcum. 🍔🍟

Sanırım şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımı daha erken yazacağım, umarım. 😜

28 Ağustos 2018 Salı

Bir Kedi Yalnızlığı

Bir kedi yalnızlığı bendeki Blog. Bir yere ait olmak istememe; ama bundan da rahatsız olma durumu. Belki biraz nankörce, ama sevimlice bir yalnızlık bendeki. Çok doldum aslında. Hem anlatacak bir kişi oldu hayatımda hem de anlatacak kimsem olmadı şu sana yazamadığım 2.5 aylık dönem içerisinde. Yine de merhaba diyeyim, tabii kabul edersen...

Temmuz ayından başlayayım. Hayatımın en tuhaf doğum gününü geçirdim galiba. 30 oldum bu arada. Kutlanmadı, kutlamadık, kutlayamadık. Allah sağlık versin yeter ki, dedim geçtim. Yani şu halime ne kadar daha sağlık(!) verebilirse... Bir psikologum oldu, hatta yarın üçüncü görüşmemi yapacağım. Hayatımdaki son 5 senedir, belki de 10, beni doğru düzgün dinleyen tek kişi. İster o O'nun işi de, istersen para için yapıyor de, ister öylesine dinliyor de... Hiç fark etmiyor benim için. Mis gibi devletimin hastanesindeki bir psikolog. Zamanında özelde gittiğim psikologtan çok da farkı yok. Bunun dışında babam emekli oldu, çok şükür. Haliyle Ankara'nın en ücra köşesindeki ilçesinden Gebze'ye taşınma dönemi başladı bizim için. Evin tamiratları, yeni eşyalar vs. Birkaç haftaya veda edeceğim Nallıhan ismindeki Ankara'nın ilçesine... Hayatımın yarısından çoğunun geçtiği ilçeye yani.

Gönül kapım kaç yıldır kapalı acaba... Onu da unuttum. Belki bana yasak sevmek/sevilmek, belki hak etmiyorum(!), belki geçti gitti benim için... bilemeyiz. Hayatımızın öncelikleri hep başka başka oldu kimilerine göre çünkü. Sonuçta hayatını kuramamış biri var sana yazan sevgili Blog.

Nallıhan deyince aklıma sayısız şey geliyor tahmin edersin ki; ama sanırım şu son 1 yılda bana az biraz huzur veren birkaç sevimli canlıyı özleyeceğim en çok. Her zaman sahip olmak isteyip de hep sokaklarda sevgisini paylaştığım kedileri diyorum. Her gördüğümü minnoş, gel pisi pisi diye çağırıp sevdiğim hayvanları yani. Hele turuncu olanı... Sesimi uzakta duysa koşa koşa geliyor. Ellerimi kollarımı bazen cırmalasa da yine de seviyorum doya doya. İnatla kucağıma alıyorum yatırıyorum. Çok hoşuna gidiyor çünkü. O yüzden diyorum işte, bendeki de Bir Kedi Yalnızlığı...

Ağlamasam bari ayrılırken. Bu arada blogumun instagram profilini epey yoğun kullanmaya başladım. Kişisel hesabıma bakmaz oldum. Sürekli kitap çekilişlerine katılıyorum. Kazanırsam eğer çok mutlu oluyorum. Seviniyorum çünkü şanslı hissettiğimde, sanki çok şanssız biriymişim gibi...

Epey bir kilo aldım. Yüzüm hala sevimli ama çok şükür. Yine de işe yaramıyor bence. Bugün son kez hamburger yedim diyete başlamak için. Biliyorum çok klasikleşti bu yalanlar, ama bu sefer son. Gerçekten!

Sanırım ayda 1 ya da 2 kez bloguma yazı yazmak benim için daha rutin ve hoş olacak. Sen ne dersin Blog? Merak etme, seni de kediler kadar çok seviyorum!

1 Ocak 2018 Pazartesi

Birlikte Nice 10 Senelere

 
Evet! 🎉 Her ne kadar 2009'dan önce de uzun yıllar blog yazmış ama ne yazık ki silmiş olsam da, şu anki blogumla 10. yılımı kutluyorum! 🎊 2018'e girmekle bu günleri de görmüş oldum. 2009 yılının bir ocak ayında başladığım, O, Ben ve Diğerleri isimli bloguma, geçmişimdeki defalarca söylediğim "artık yazmayacağım" şeklindeki isyanlarımı geride bırakıp yazmaya devam edeceğim.🎈

Bir yandan 2018 yılı için aklımdaki hayaller ve hedefleri düşünüp diğer yandan da geçmişimi "geçmişte" bırakmanın bir yolunu aradığım 2017 Aralık'ında, artık dur deyip blogumdaki son yazdığım birkaç üzücü yazıyı taslağa çevirmiş ve 2018 yılının açılışını bu yazımla yapma kararı aldım.

Hayatımızdaki en monoton geçen yıl olan 2017 yılını artık geride bıraktık Blog. Bunu sana yazdığım yazılarda da anlayabilirsin zaten. En az yazı yazdığım ikinci senem oldu 2017. Aslında 2015'i askerlikle geçirdiğim için saymamalıyım. Haliyle aşırı vasat bir yıl geçirdik. Keşke'ler her ne kadar çok fazla da olsa, yine bol bol şükrettiğim bir seneydi.

2017, hayatımda en fazla sinemaya gidip film izlediğim sene oldu. Aynı zamanda hayatımdaki en yalnız geçirdiğim, en kalbimi bomboş hissettiğim, en az yazı yazdığım, en az geleceğimi düşündüğüm, en az faydalı işler yaptığım vb. birçok konuda negatif bir yıl oldu benim için. AMA artık BİTTİ! 😀

2018 birçok açıdan artık kendime dur diyeceğim, taze bir başlangıç yapacağım, yeni bir hayata başlayacağım, yeni insanlarla tanışacağım, duygusal yalnızlığımı daha da çok seveceğim bir yıl olacak benim için. Hepsinden ötesinde, artık an itibariyle geçmişimdeki her hatayı tecrübeler rafına almış ve daha fazla keşke dememek için savaşıyorum.

2017 için galiba en önemli aldığım karar, geriye dönüp baktığımda, bana bir şekilde az ya da çok zarar vermiş herkesi affediyor olmam... İnsanlar tarafından kin tutmak gibi algılansa da bazen, ben genelde geçmişimdeki olayları unutamıyorum. Hele ki biri benim canımı acıttıysa bir şekilde... Ama artık geçmişimdekileri de bundan sonrakileri de tamamen affediyorum ve kendi benliğimden çıkartıp daha yüce makamlara yolluyorum. 🎭

Hayat belli ki çok zor. Ve ben daha doğru düzgün yolun başına bile geçememişken, böylesine geçmişe takılıp en dolu yaşamam gereken saniyeleri israf etmemeliyim. O yüzden bu sene başlangıcında aldığım en doğru karar olarak görüyorum bu durumu...

2018 için yapacaklarım çok belli. 22 Temmuz'u bekliyorum en basitinden. Çünkü 30 olacağım. 😀 Söylerken garipsedim bir an. Hazır 2017 en çok sinemaya gittiğim sene olmuşken, diyorum ki 2018 de en çok kitap okuduğum sene olsun. En uzun süre ideal kilomda kaldığım sene olsun. En pozitif düşündüğüm ve en iyimser olduğum sene olsun. Aklımda başka şeyler de var şu anda hepsini yazamasam da. Zira 2017'nin son 20 gününden beri düşünüyorum 2018'i.

Yine de her şeyden önce Allah bana ve aileme sağlık sıhhat versin. Devletime zeval vermesin; milletimi ve değerlerimizi yüceltsin.

Bir de 2018 en çok sana yazdığım sene olsun Blog.
💝

17 Eylül 2017 Pazar

Neredesin Sonbahar?

Neredeyse eylül bitecek. Havalar bir ara ağustosta soğuktu resmen, peki şu anda neden cehennem gibi sıcak? Üstelik akşam saatleri olmasına rağmen. Çöl sıcakları diye bir şeydir gidiyor geliyor. Sanırım buraları çöle çevirmeden, temelli gitmeyecek... 💦

Geçen hafta yeni iPhone'lar tanıtıldı. iPhone X iyi güzel de, iPhone 8 çıkarmaya ne gerek vardı diye düşünmedim değil. Şimdi tasarım olarak farklı deyip muhtemelen 300-400 TL farktan dolayı iPhone X'e yanaşmayacak mı insanlar? Muhtemelen iPhone 9, iPhone X tasarımıyla devam edecek. Ben alacak olsaydım iPhone X alırdım. Face ID mi barnak izi mi diye düşünürdüm tabii. Sonra ekran özelliklerini baz alıp iPhone X'e giderdim. Super Retina denen şey var sonuçta. 😋 O değil de, benim ayfoncuğum artık güncelleme alamayacak, ama şu haliyle bile çatır çatır çalışıyor. Zira iPhone 4S zamanında güncelleme almayı kestiğindeki halini görmüştüm. Onu yaşamıyorum çok şükür. Şimdilik böyle güzeliz biz. 💖 Zaten telefonu neredeyse hiç kullanmıyorum. Ne sevgili ne de sürekli iletişimdeki arkadaşlar(!) var. Biliyorsun öyle merhaba/merhaba deyip telefonlaşan biri değilim Blog. 💩

Ben yine diyete başladım Allah seni inandırsın. Bu sefer artık bozamayacağım hale geldim çünkü. Şimdilik güzel gidiyor. Pek zorlanacağımı da zannetmiyorum. Çünkü yemek yemekten bile sıkıldım. Durumlar çok ciddi.

Cuma günü termal devremülkümüze gidiyoruz Blog. Her ne kadar ben termal yanını çok kullanmakla ilgilenmesem de, temiz hava, faydalı su ve kafa dinleme şeklinde maksimum çıkarım sağlamayı hedefliyorum iki hafta boyunca. Sarot Termal Vadi çok eğlenceli olmasa da, işte... 😐

Korkuyorum artık. Her şeyin böyle devam edeceğinden, bir anda gözümün dönüp her şeyden vazgeçeceğimden... tamamen pes edeceğimden. Umudumun tamamen tükenmesinden korkuyorum yaşama dair. Geçen gün hastanede birini görmüştüm. Çok etkilendim ondan. Halime şükretmeye utandım. Allah yardımcısı olsun diye dua ettim. Benden daha gençti, ben belki evden çıkamazdım onun yaşadığını yaşasaydım. O herkesin garip bakışlarına rağmen kendi işini yapmak için oradaydı. Bilmiyorum. Allah ona kolaylık versin her işinde...

Bana da yardım etsin...
Eder mi sence Blog?
Senelerdir bekliyorum çünkü.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Sıcak

Yaz mevsiminin son ayındayız Blog. Sıcak havalar beni sanırım en çok bu sene bunalttı, bütün hayatım boyunca yani. Sıcak yani, başka bir açıklaması yok. Ellerim için yıllar önce olduğum ameliyattan eser kalmadı desem yeridir. Olabildiğince sakin kalmaya çalışıyorum. Çünkü yani agresif biri haline dönüştürüyor yaşadığım bu durum. Birilerine anlatmaya tahammül bile edemiyorum. Ne anlayacaklar? Nasıl anlayabilirler ki?

Laptopımı söktüm bugün. Yani 8 yıldır kullandığım laptopım bile sıcak havalarla boğuşuyor inatla, çok şükür. Laptopımın parçalarını temizlerken bu sefer ilk kez soğutucu fana ekstra önem verdim. İşlemcimle olan bağlantısına kadar söküp temizledim. Değişikliği fark edebiliyorum. Bir süre de böyle gidelim Blog. Bilgisayarım bari beni yarı yolda bırakmasın. Yeni bir bilgisayar için, daha doğrusu hayalimdeki bilgisayar için, herhangi bir bütçem yok çünkü. 6000TL'den bahsediyorum.

İnsanların saçma sapan iyimserlikleri artık beni baymaya başladı. "Her şey güzel olur, yeter ki pozitif düşün" ya da "daha güzel şeyler olacaktır, sabret" gibi sözlere gerçekten inandıklarından şüpheliyim. Böyle küfredesim geliyor artık. Ama içimden ediyorum. Duysalar. 😊

İşin bir de şu kısmı var. Ben normalden fazla açık sözlü ve dürüst bir hale dönüştüm. Bu durumum, diğer durumlarımla birleşince, insanlar beni "depresyonda mısın?" diye sorgulamaya başladılar. Depresyon ve ben? Yok artık. 😀

Çok yenilik yok hayatımda Blog. Eskiden görüştüğüm ya da bir şekilde hayatımda olan ve artık olmayan 2 kişi bana yazmışlardı son 1 hafta içinde. Aynı muhabbetler, aynı hikayeler, kısmen aynı yalanlar... "Peki" deyip geçiyorum. Yoruldum, sonuçta ben de insanım. Ve yıl olmuş 2017. Bu saatten sonra güvenden bahsedecek değilim.

Aklıma 2010 yılında İspanya'da gezerkenki zamanlarım geldi. Sonra fotoğraflara bakarken şu fotoğrafımı gördüm. Saçlarım çok ve uzunken 😂 Bir de güneş yakmıştı her yerimi. Ama Barselona güzeldi. Bence Barselona hala güzeldir...


3 Mart 2017 Cuma

Hassasiyet

Sevgili Blog,

Bugün...

Böyle yazıya mı başlanır ya? İnsanlara, Blog yazıyorum ben arada, dediğimde yüzüme bakıp "hehehe ne yazıyon, sevgili günnük bugün hava çok gözeldi" diye espiri yapıyorlar. Normalde tepkim epey büyük olurdu ama sustum. Ne gerek var? Blog yazdığımı bile bile beni sevdiğini söyleyip açıp okumayan, okuduğu için meraktan neden okuyorsun diye sorduğumda bana, sanki onunla sevgili olacakmışım da bunun önüne geçmek için açık açık set çeken insanlar olduktan sonra ne yapayım ben gereksiz birine tepki verip. Vermiyorum o yüzden.

Vermeyeceğim de.

Yıllardır yazıyorum Blog. Ahan da görüyorsun. Sence bir gün oldu mu "hadi beni birileri okusun, gidip kendime yorum arkadaşı bulayım, bir şeyler yapayım" diye? Eskiden Instagram, Twitter falan yoktu. O zamanlar blog yazanların bir kısmının tek derdi egolarını şişirmek için yazdıklarına yorum yapılmasını, paylaşılmasını sağlamaktı. Şimdi geçti tabii o işler. Şimdinin blog yazarları da "ayh işte nerede o eski bloggerlar" diyor. Lan?

Benim blog yazmamın iki sebebi var. Bunlardan biri kısmen de olsa deşarj olmam, diğeri de bir gün cidden bana değer veren biri olursa geçmişime dönüp bakması içindir. Yoksa ben çoktan geçtim, yazılarım sayesinde birinin bana ulaşmasından. Anlatabildim mi benimle dalga geçen ve blogumun adresini bile soramayan ya da beni sevdiğini söyleyen ama blogumu hiç okumamış olan ve diğerleri?..

Neyse.

Geçen hafta, sırf kendimi dışarı çıkarmak adına bir etkinlik olması ve insan içine çıkmam için Sinemia üyeliğine başvurdum 1 aylık. Kampanya vardı Blog. Yalan değil. Zaten epeydir de istiyordum, ama pek sinema salonunda film izleme kültürüm olmadığı ve çalışmadığım için elimdeki parayı idareli kullanmam gerektiğinden ötürü imrenerek bakıyordum. Velhasıl, 50 TL'ye benim de Sinemia üyeliğim oldu. Ve geçen haftadan bugüne tam 4 filme gittim. Daha gideceğim filmler de var. Üyeliğimin parasını çoktan çıkardım tabii, ama yine de bazen daha uzaktaki sinema salonlarına gitmem gerektiği için, git gel, bir şeyler ye falan derken bazen harcamam oluyor; ama işin daha da güzel yanı var: Artık yalnızlığımdan daha çok keyif almaya başladım Blog. Mecburen. Ben ki dışarıda yalnız gezmekten, yeyip içmekten, bir şeyler yapmaktan hoşlanmayan, istemeyen ve sıkılan kişiyken, şimdi yanıma aldığım küçük IKEA poşetine koyduğum çerezimle İstanbul'un bir ucundaki sinema salonuna gidip tek başıma film izliyorum. En son izlediğim filmde, yanıma birer çift oturdu hatta. Sağımdaki sevgilisinin omzuna, solumdaki de sevgilisinin omzuna koydu başını öyle izlediler filmlerini. Ben de işte, saf saf...

Neyse boş ver Blog. Aslında yazmak istediğim öyle çok şey var ki. Olur da bir gün biri hepsini okumak isterse, bir kısmını kendi yaşamış olacağı için, okurken sıkılmasın diye yazmıyorum. 😊

4 Eylül 2016 Pazar

Yitik Hayaller

Ve benim mevsimim geldi... Sonbahar!

Kendimi en çok bütünleştirdiğim mevsim sanırım. Şu anki hallerimi de anlatıyor. Renklerini yavaş yavaş kaybediyor her şey. Soluyor renkleri çiçeklerin. Bulutlar sanki bütün yaz boyunca tozun toprağın içinde oynamışçasına, pis bir şekilde geziniyor gökyüzünde.

Hüzün var havada. Öyle anlar geliyor ki bardaktan boşalırcasına ağlıyor gökyüzü. Sonrasında gelen biraz rahatlamayla, az biraz güneşi yüzüne yansıtıp etrafa renklerini saçıyor gökkuşağıyla. Adeta dans ediyor duyguları... doğanın.

Aynı ben, değil mi Blog? Bence de.

Seviyorum bu mevsimi. Çünkü içinde iyi ya da kötü ne varsa gösteriyor. En çok da gözyaşlarını gösteriyor. Hani şu çoğumuzun sakladığı gözyaşlarını...

*****************

Bugün kötü bir haber öğrendim. Yani üzerinden 1 ay geçmiş olsa da ben yeni öğrendim. Hala daha etkisindeyim. Annem ve babamın haberleri yok. Duyduklarında epey kötü olacak... Nasıl dua edeceğimi de şaşırdım. Tabii her şeyden önce Allah sağlık versin, ama bir anda altüst olmayı hak etmeyen insanların hayatı söz konusu olunca, ne bileyim be Blog. Herkesin sınavı bir başka oluyor bu hayatta.

*****************

Yoruldum insanlardan. Karşıma hep aynı saçmalıkta insanlar çıkıyor. Kimse sevilmeye değmiyor, belli ki ben cidden yalnız kalacağım hep. Başka biri olsa neyse de, ben beceremiyorum yalnız olmayı be Blog. "Daha ne kadar yalnız olabilirsin ki?" diyorsun, değil mi? Doğru, ama işte.

Vurdumduymaz biri olmayı isterdim. Ne bileyim işte, o lisedeyken aşırı solcu olan, bazen yolunu şaşırıp aşırı komünist olan, eylemlerden eylemlere giden bir tip olan biri olsaydım. Ya da sürekli içip o ortamlarda olsaydım. Ya da mesela lise sona doğru Allah inancımı bir kenara bırakıp kendime değişik sıfatları yakıştırıp yoluma devam edebilseydim. Vicdanımı sadece insanlık olgusunun bağlı tuttuğu bir hayata bırakabilseydim, yani Allah korkusu falan olmasaydı... Böyle olsaydı gerçekten daha rahat bir Arif mi olurdu? Oysaki bunların hiçbirine sahip olmadığım için şükrediyorum ve çok mutluyum şu anki halimden. Ama ya öyle olsaydım?

****************

Ölmeyi bekliyorum Blog. Durumumu haykırmıyor olsam da etrafa, şu anda yaptığım tek şey bu. Ölmeyi bekliyorum. Aynı ilkbaharda açıp bütün yaz etrafa neşe saçıp sonbahara doğru yavaşça kendi huzura bırakan bir çiçek gibi...

10 Ağustos 2016 Çarşamba

İzlerken...

Her uzun bir asosyallik döneminden arkadaş ortamına girdiğimde olan şey oldu geçtiğimiz günlerde. Çenem durmadı. Çok konuştum; çok güldüm, çok güldürdüm... Sonra yine eve dönünce garip oluyorum. Tıpkı şimdiki gibi.

İçimdeki havayı vakumla alıyormuş gibi hayat adeta. Ya da içime çekiliyorum, daha çok kendi dünyama dönüyorum gibi oluyor. Daha da sessizleşiyorum. Ne gülmek ne de konuşmak geliyor içimden. Hele bir de Ankara'nın uzak bir köşesinden dünyaya bakmaya çalışınca daha da karamsar gözüküyor. Eh ruhsal durumumun daha farklı olması beklenemezdi bu şartlarda.

Ankara'da yaptığım tipik şeylerden bahsetmeme gerek yok galiba Blog. Zaten hepsini az çok tahmin edebilirsin. Ufak tefek değişiklikler dışında aynıydı. Aynı olmasına rağmen eğlenebiliyorum; ama hep arkamdan dürten "geri döneceksin" şeklindeki sesin bendeki etkisiyle eğlendim diyeyim.

İnsanın elinin kolunun bağlı olması kötü bir şey. Bu benim hayatımın birçok bölümünde geçerli. Aynı anda çevremdekiler için de geçerli; ailem, arkadaşlarım, benimle tanışmak isteyenler...

Şu kalbimi dinleme mevzusunu denedim bu arada. Beceremedim sanırım tam olarak. Havaların sıcaklığı beni nasıl boğuyor anlatamam Blog. Aslında birçok şekilde anlattım bugüne kadar da, acaba sen de mi diğer insanlar gibi anlamamazlıktan geldin? Neyse.

Hazır Ankara'dayken 1-2 şey de aldım. Bol bol yedim içtim Blog. Ve pişman değilim. Yine de eksiklik hep vardı. Sanırım yalnız olduğum sürece eksiklik hep olacak. Tabii şu anda tek umursamamız gereken nasıl para kazanırım sorusu olmalı, değil mi?..

31 Temmuz 2016 Pazar

Kalbimi Dinliyorum

Şu sıralar kalbimi dinlemeye çalışıyorum. Hani hep derler ya "kalbini dinle" tarzında şeyleri sürekli insanlara, işte onu denemeye çalışıyorum. Bariz bir şekilde denemeye çalışıyorum bu sefer ama: Ben gerçekten ne istiyorum?

Hayatımda kalbimi dinlediğim çok zaman oldu elbette. Hele benim gibi duygusal bir erkek çoğu zamanda kalbini, sezgilerini ve sonra mantığını dinliyordur Blog. Bu konuda şüphen olmasın; ama bu sefer galiba bütün dikkatimi vermem gerekiyor. Şimdi böyle deyince "bu çocuk ne istediğini bilmiyor" gibi bir şey çıkmasın. Benim istediklerim öyle fuşya öyle toz pembe ki... en masum çocuk bile hayal etmemiştir.

Malum geçen hafta 28 yaşıma girdim. Artık her yerde 28 sayısı beliriyor yaş kısmında. Acımasızca.

Genel anlamda kendimden beklentilerim var, aşamıyorum çoğunu hala. Öyle büyüklerimizin dediği gibi "senin de vardır bir yerde nasibin" şekildeki iyimserliğimi korumaya çalışıyorum en azından. Bu da bir şeydir, değil mi? Umarım.

İnsanlardan beklentim de var. Vatansever, hayvansever vb. türdeki sevgi konularında beklentilerimi elbette bir kenara bırakarak diyorum. Güvenmek istiyorum Blog. Öyle böyle değil. Hiç bu kadar birine güvenme ihtiyacına girmemiştim hayatımda. Aynı zamanda da cesaret. Çünkü ikisinde de korku ve eksiklik yaşıyorum. Bunları birinde görmeye ihtiyacım var. Sadece görmeye de değil tabii ki yaşamaya da...

Başka başka... Windows 10 Yıldönümü Güncellemesi geliyor 2 güne. En basitinden Edge'i kullanmak istiyorum; ama sırf eklenti desteği olmadığı için uzak duruyordum şimdiye kadar. Yıldönümü güncellemesi diyor Microsoft ama bana kalırsa bildiğin Servis Paketi. Benim için tek önemli olan Edge yani.

Bir de Steam'i tekrar yükledim 2-3 gün önce. Zamanında satın aldığım ama şu anki bilgisayarımda biraz kasan, hayatımdaki en sevdiğim ve hala daha özlemle bakıp oynadığım hemen hemen tek oyun olan Age of Empires II: HD Edition'ı tekrar yükledim. Meğer benim uzak kaldığım dönem boyunca ekstra 2 eklenti paketi de çıkarmış ve daha da önemlisi güncellenmiş ve şu anda kasmıyor. Geçen oynadığımda, ki oynuyorum hala, 4 saat boyunca gayet güzel oyunu kazanarak bitirmiştim.

Benim hayatım şimdilik böyle. Sakin kendimce. Yazamadım bir süredir. Yazmak da istemedim. Küstüm, senden bile kaçtım; ama biliyorsun ki aklımdaydın Blog, ben zaten "kaçtım, kapattım, gittim" dediğime bakma sen.

Neyse, senden naber?

9 Haziran 2016 Perşembe

Ramazan...

Hoş geldi tabii ki Ramazan ayı.

Tutamam diyordum ya hani belki? Heh işte, tutuyorum çok şükür. İlk gün zorlamıştı aşırı derecede. Ablamgil tutma sen dediler, ama tuttum. Ne ki, en fazla susuz kalıyorum. Beni en fazla o zorlardı, malum ciddiyete varabilecek bir rahatsızlığım var her ne kadar ben sallamasam da ve ilaç kullanıyor olsam da. Yine de üçüncü gününü de geçirdim. Haliyle o sabır taşı da çatladı.

Şu son 1-2 aydır sana çok sardım Blog. Farkındayım. Beni sanırım mutlu eden mi diyeyim, rahatlatan mı diyeyim; yoksa hiçbir şey demeyip sessizce sana mı yazayım bilmiyorum; ama yine buradayım, dışarıda davul sesi, sahuru beklerken, uyku tutmamışken; "bugün de sahura kadar ayakta durayım" demişken... bir yandan da sana yazıyorum.

Son 2-3 gündür Diyarbakır'ın hava trafiği epey yoğun. Bugün sanırım en az 3 kez, ışıkları sönük bir şekilde kalkış ve iniş yapan askeri uçaklar gördüm. Gittim geldim yine bir yerlere. Korkuyorum, ülkemizin savaşa sürüklenmesinden korkuyorum. Korkuyorum, çünkü bir partinin başkanı çıkıp neredeyse "teröristler canımızdır, onlar da insan" diyor. Ve belli bir kesim, buna karşı olmasına rağmen, sırf Atatürk'ün hatrına ve başka da güçlü bir sol görüşü destekleyen parti olmadığı için, sesini çıkarmıyor. Beni biliyorsun Blog. Siyasetten hoşlanmıyorum. Çünkü kavga ve gürültüden başka hiçbir şey getirmiyor. Pek bir görüşü desteklediğim de söylenemez aslında. Aklımda dengeli şeyler var, ama yine de şu parti diyemiyorum galiba, ama ben milliyetçi biriyim. Irkçı değilim tabii. Ülkemi seviyorum, bayrağımı kimseye dayatmıyorum, ama o bayrak Türkleri temsil etmiyor sadece, bunu biliyorum ve herkesin de bunun bilincinde olmasını istiyorum. Haliyle 1 senedir verilen şehitler az buz değil; ve hükümet düşmanlığı öyle bir boyuta gelmiş durumdaki insanlara neler yaptırıyor, neler dedirtiyor, şaşıyorum. Ve üzülüyorum da. İşte, sorun olduğu düşünülen görüşler bu şekilde saldırgan tavırlarla çözülmemeli. Yanlış olduğu düşünülen şeyleri koyun dediğiniz kişiler yapıyorsa eğer, bunu onlara anlatmaya çalışmakla düzeltebilirsiniz. Yapamıyorsanız da kusura bakmayın "oy vermemek" dışında hiçbir şey yapamazsınız. Yapmaya hakkınız yok. Ve eğer sorun gerçekten o "koyunlarda" değilse, aynaya bakmanız gerekiyor. Çünkü KİMSE SİZE ÇOBAN OLMA HAKKINI VERMİYOR BU HAYATTA.

Üşüdüm bu arada. 2. ve 3. günü epey serin geçti Diyarbakır'da. Gülümsüyorum bir yandan. Çünkü seviniyorum. Bu durum benim için daha az su kaybı demek, daha rahat oruç tutmak demek. "Normal" insan kadar. Çünkü ben anormalim su kaybı konusunda...

Şu sıralar gülüyorum Blog. Dışım; gözüm, kulağım, ağzım.. mutlu; ama içim değil. Değil işte. Bilmiyorum. Evet, Diyarbakır'a gelince böyle oluyor, onu da fark ettim. İlacımı bırakmak istiyorum. Sadece rahat bir şekilde üzülmek için, samimi bir şekilde üzüntümü yaşamak için bırakmak istiyorum; ama bırakamıyorum. Olur da yine krize bağlarsam evdekileri üzmeyeyim diye bırakamıyorum.

Üzüntümü bile yaşamıyorken, bazen merak ediyorum ne için yaşıyorum diye.

5 Mayıs 2016 Perşembe

Sevil(-e)memek

Geçtiğimiz Miraç Kandili'nin olduğu akşam biraz moralim bozuktu Blog. 2009 yılında Amerika'ya gidip geldiğimden beri ısrarla başvurduğum ve çıkarsa "ya hazır orada ne güzel arkadaşlarım var, bana yardımcı olabilirler" diye de avunduğum; ama yine çıkmayan Green Card içindi kendimi kötü hissedişim. Çıkmadı yani. Her sene "çıkarsa ne kadar zorlanacağımı hesaba katarak" hayal kursam da, bu sene de çıkmadı. Dua da etmiştim camideyken. Şimdi tek tesellim, aslında öyle olmasını umuyorum daha çok, bu sonucun benim için daha hayırlı olması. Yine de bir Amerikan Rüyası daha son buldu.

Schengen vize serbestisi olayı var bir de. Avrupa ve vize meselesi aklıma gelince her defasında lanet okurum 80'li yıllardaki darbelere. Şimdiki terör olaylarına okuduğum gibi. "Ülkemiz seyahate uygun değil" havası yaratan bütün olaylara ve Orhan Pamuk gibi kişilere. Hele hele hayatının hiçbir döneminde ülkenin doğusunda bulunmamış insanların konuşması ayrıca sinir ediyor... Velhasıl, vizeler kalkıyor. İnsanın üzerinde, daha önce seyahet edenler için söylüyorum, "hele şükür!" etkisi yaratıyor. Benim üzerimde?..

Bilemiyorum. Yani zamanında çok şükür, memur çocuğu olmama rağmen, kısıtlı bütçemize rağmen, Erasmus gibi bir lütufla ben de gezdim az çok, en çok görmek istediğim yerleri en azından. Şimdi "nereye gideceksin ki Arif?" sorusu geliyor aklıma ve boş boş bakıyorum haberlere. Benim için en güzeli yanımda sevdiğim biri olunca gideceğim zamanlar olabilir en fazla. O da yani ikimiz de biliyoruz durumu Blog. Benim seyahatle ilgili tek hayalim var: İrlanda turuna katılmak. O da çok pahalı ve yine vizeye takılan bir durum. O yüzden hayal belki de...

Şu günlerdeki güzel şeylerden biri sanırım kilo verebiliyor olmam. Öyle saçma sapan kısıntılara girmeden hem de, ama hamburgeri çok özledim. Ankara'daki favori yerimdeki hamburgeri özledim. Artık Ankara'da kimsemin olmayışı ve muhtemelen olamayacak olması da, bu durumu daha da özlem dolu hale getiriyor. Tek başıma gider miyim onu da bilmiyorum.

Bugün epeydir beklediğim filmi izledim: How to Be Single. Yani ilk beni çeken Rebel Wilson olmuştu, ama filmi izleyince başka şeyin çektiğini anladım. O da bazen yalnız olmak daha güzel olabiliyor. Bu da benim ömrüm boyunca alışmam gereken bir gerçek olduğu için de haliyle film epey güzel geldi.

O değil de şu sıralar böyle "ben sevmek istiyoruuuum!" diye bağırıyor bünyem.

Korkuyorum.

Bu da izlediğim filmin kapanış şarkısı:

30 Nisan 2016 Cumartesi

Nisan da Bitti..

Mutluyum. Çünkü:

+ Blogumun birkaç yerinde minik değişiklikler yaptım ve hoşuma gitti.
+ Bir süredir belli kiloda takılı kalmıştım. O kilonun altına düşebildim sonunda.
+ Doğru insanı tekrar aramaya başladım kendimce, çizgimi bozmadan... Ve ararken duyduğum güzel sözler paramparça olmuş gururumu ve önemsemesem de egomu okşamakta.
+ Baharın gelmesi, etrafın yeşermesi, kelebeklerin çoğalması, kuşlar, kapımızdaki kedimiz Minnoş'un hep aç olup sürekli miyavlaması...
+ Dini anlamda güzel ayları geçiriyor olmam.
+ Kendime ve dış görünüşüme daha çok dikkat etmeye çalışıyor olmam... ve diğer sebepler.

Kendime kızgınım. Çünkü:

- İlk telefonuma sahip olduğum 2005 yılından beri toplam 14 adet numara değiştirdiğimi öğrendim e-devlet sitesinden. Hangi operatörü hangi tarihler arasında kullandığıma kadar detaylandırmışlar. Ben tabii ŞOK! Hepsi kapalı sonuncusu haricinde. Haliyle onu kullanıyorum. Buraya da ekliyorum ki bu sayısı 15 yapmayayım.



- Kabak çekirdeğine sardım. neredeyse her akşam yer oldum. Ki yemek istemiyorum. Karatay'ım ye dese de ben istemiyorum.
- Birkaç konuda kendime verdiğim sözleri tutmuyorum.
- Sabah daha erken kalkmam lazım, ama kalkmıyorum.
- Bitirmem gereken romanlarım var, ama okumuyorum.

Havalar da ısındı hani. Bilemedim.

18 Nisan 2016 Pazartesi

Son Güncellemeler


Geçtiğimiz 2 ayın sonunda olan bitenler:
  • Telefon numaramı değiştirdim. Öyle olması gerekiyordu.
  • Twitter, Instagram, Swarm... öyle aktif bir şekilde kullanmıyor olsam bile profillerimi silip tekrar oluşturdum. Az çok kullanıyorum sonuçta.
Bu ikisini ilk zamanlarda yaptım.
  • Eskiye dair düşüncelerimi, hayallerimi ve beklentilerimi de eskide bıraktım. Ve kaldığım yerden devam ediyorum Blog. Geçen sürede sadece kendime yazık ettiğimi daha iyi anladım, o yüzden sevgiye dair umuduma daha çok sahip çıkmaya karar verdim. Ve hayır, eski sevgililerimden birine dönmedim Blog. Hala yalnızız ikimiz de. Merak etme aramaya devam ediyorum.
  • Diyet ve spor yapıyordum epeydir, yalnız bir kiloda takılı kalmıştım. O da tamamen "az az, sık sık beslen" saçmalığından dolayıymış. Yaklaşık 1 haftadır Karatay'ı daha çok dikkate alarak uyguluyorum. Tek derdim kilolarım değil tabii.
  • KPSS ne yazık ki artık başka bir bahara kaldı.
Bu üçünü son zamanlarda yaptım.

Uzun bir süredir yapmamam gereken şeyleri yaptım belki... Girmemem gereken muhabbetlere girdim, olmayacak hayaller kurdum, düşüncelerimi ya da zamanımı harcadım. Uzak kaldığım bu süre zarfında haddinden fazla kendime dönük ve izole şekilde yaşadım. Bir ara annem İstanbul'a geçtiği için ev erkeği moduna tam anlamıyla girmiştim. Neyi, nasıl ve ne amaçla yapmam gerektiği konusunda daha rahat düşündüm. 

Etrafım olumsuz şeylerle doluyken, birinin bana uzatacağı ufacık bir olumlu duruma ne kadar aç kaldığımı ve karşımdaki kişi için bu açlığımı kullanmasına izin verip ne çok şeyden taviz verebileceğimi gördüm.

Etrafım belki hala olumsuzlukların pençesinde. Belki daha kötüye gidecek, belki olmadığı kadar iyi olacak. Hiçbir fikrim yok ve dua etmek dışında bir beklentim de yok.

Her ne olursa olsun, aynaya baktığımda gördüğüm kişi hala aynı kişi: Hala mükemmel bir kalbe sahip, inatla bekliyor.

Dipnot: Blog'umun kapak fotoğrafını tekrar dizayn ettim yaklaşık 1 hafta önce. Çizimleri Yoyo isimli birine ait olan robot temalı böyle kapak fotoğrafı çıktı ortaya. Benim içime epey sindi. Umarım sen de beğenmişsindir Blog.

18 Şubat 2016 Perşembe

Zaman

Zaman geçiyor sanki çok hızlı bir şekilde. Üzülüyorum, böylesine yalnız ve eksik gibi hissetmekle geçtiğinden dolayı. Çok şükür ailem var, az çok arkadaşlarım var; ama işte gece yastığa başımı koyduğumda beni bir süre uyutmayan düşüncelerim, hayallerim, tükenmeyen umutlarım da var.

Acıyorum kalbime. Yine iyi çekiyor kahrımı. Beynim de öyle. İkisi bile artık ortak bir noktada buluşmaya çalışmaktan pes etmiş durumdalar. Bense ısrarla devam ediyorum.

Bazı konularda çok git-gellerim olduğunu biliyorum, ama son gidişimde tamamen kurtulup da gidiyorum. En azından o huyum var. Tabii gidip gelirkenki eziyeti benle başkaları da yaşıyor. Bazen de tekrar dönmemeye yemin ediyorum. O zaman kendime verdiğim yemine tutunmaya çalışıyorum. Yoksa gidip yine dönerim, biliyorum kendimi. Bu sefer de bana dönülsün diye olan beklentim artıyor. Ne kadar safım değil mi? Oysa bekleyerek, beklentiye girerek de hep kendime ediyorum. Bunu beynim kabul etse, kalbim izin vermiyor durmasına. Çünkü bekleyerek ben yıpranıyorum, üzülüyorum. Sonra susuyorum.

Uzunca bir süredir düşünüyorum. Aklımda tamamen bırakıp gitmek var, uzak durmak var. Yolda, aynı şemsiyenin altına girmek zorunda kalsak bile, ıslanmayı tercih edecek kadar uzak duran biri olma düşüncesi var. Bu beni korkutuyor. Bırakıp gitmek, pes etmek, vazgeçmek... Onca şeye rağmen ısrarla umudumu korumaya çalışırken, ne kadar paramparça olduğumu görebiliyorum artık. Fotoğraflardaki bakışlarımı insanlar bile okur olmuş. Son 1 yıl içinde sürekli gidip geldim, bırakmaya çalıştım. Sanırım bu da kısmen ayrıldığım birine tekrar dönme durumumdaki bir paralellikte oldu. Ve artık sonlarına yaklaşırmış gibi hissediyorum. Artık tamamen uzaklaşacakmışım gibi bir his var içimde. Ya da yoğun bir istek. Böyle "haydi Arif, bırakabilirsin, neredeyse 30 oldun, artık sadece kendine dönük beklentilere girebilirsin" diyor gibi her şey. Bana "niye bu kadar takıyorsun" diyen de oldu. Herkesin ruhunun beslendiği bir şeyler var bu hayatta. Benimki de bu. Neden maddiyata dönük biri haline dönüşmemi bekler ki insanlar?

Kendime bir tarih vermek istemiyorum. Kısıtlamak da istemiyorum, ama cumartesi günü Ankara'ya arkadaşıma gidiyorum. Pazar dönerim diye plan yaptım. Ve Pazartesi dolunay varmış. Yani sanırım son şansım ya da kendime verdiğim son umut bu hafta sonu olacak. Yani ben de beklemiyorum aynı otobüs durağında fark etmeden yan yana durmayı ya da aynı mekanda kahve içiyor olmayı; ya da çarpışıp tanışmayı... Aramadan, sormadan, etmeden olmuyor. O yüzden eve döndüğümde ya her şeyden uzaklaşmış olacağım ya da daha umut dolu olacağım. Bu hafta sonu benim için birçok şeye son nokta koymak da olacak. Yoksa bana yazık oluyor sadece.

13 Şubat 2016 Cumartesi

Sevgililer Günü

Yine geldi o lanet gün! Doldurun kafeleri, sokakları, caddeleri... böyle el ele tutuşup öpüşün falan hatta. Sizi gidi pis sevgili çiftler!

Evet, doğru bildin Blog, yine sevgilim yok, yalnızım. N'apacaksın işte, beğenemiyorum(!) kimseyi, hep ondan.

Sevgililer günü çok ideal bir güne geliyor. Pazar günü her yer tıka basa dolar şimdi. Allah'tan bu hafta sonu gidemedim, ama önümüzdeki hafta sonu Ankara'da, merkezinde yani, yaşayan bir arkadaşımın yanına gideceğim bir aksilik olmazsa. Kendisinin yakın zamanda yaşadığı ayrılığı biraz olsun hafifletmek, İNSAN İÇİNE ÇIKMAK ve aklımda beni ve midemi mutlu edecek şeyler yapmak gibi planlarım var. Yani demem o ki bu hafta sonu dışarı çıkıp usanan herkes önümüzdeki hafta sonu evinde oturur. Böylece ben de kafamı dinleyebilirim kısmen.

Yarınki sevgililer gününü dolu geçirebilirdim aslında Blog, ama işte. Bilmiyorum, kısmet olmamış. Zaten kısmetsizim, biliyorsun.

Geçen gün Beypazarı'na gittik, oradaki hastanede, burada olmayan bir bölüm olduğu için. Geçtiğimiz haftayı hayatımdaki en agresif olabilecek bir şekilde geçirdiğimin farkındasın zaten. Doktor değişikliği güzel bir şey. İlacım normal insan boyutuna düştü çok şükür. Ve gördüğün üzere aşırı pozitifim. Şimdi beni öpebilirsin Blog.

Yarını dolu geçirmem için bir çözümün yok, değil mi? Hem bak her şeye çok açık bir ruh halindeyim. Tamam, peki. *üzgünsurat*

15 Ocak 2016 Cuma

Alevli Dondurma

Yağmur vuruyordu camıma. "Kış vakti kar beklerken bu yağmurda nereden çıktı?" diye soruyordum yastığa başımı dayamış hayal kurarak uyumaya çalışırken... Hayal kuruyordum her gece olduğu gibi. Üstelik bir haberde hayal kurarak uyumak zararlıdır! diye okuduğumu hatırlamama rağmen... "Aman olsun! Tek mutluluğum hayal kurmak! Onun için de beynimi vermeye razıyım! Yeter ki biraz olsun huzur bulduğumu hissedebileyim, başrolünde BEN olduğum..." 

Diye düşünürken uyudum yine bir gece. Birazdan yine gidip başka bir dünyanın Arif'ini hayal ederek uykuya dalarım. Kısmetse...

Önümüzdeki hafta içi Ankara'ya geçecektim Blog. Biliyorsun ki dağın başında, deli hapishanesi gibi bir durumda nefes almaya çalışıyorum. Pazartesi ve cuma günleri evdeyim adeta. Kapının önüne ismini Minnoş koyduğumuz bir kediye bakmaya gidiyorum en fazla. Haliyle "insan içine çıkmak" ifadesine ihtiyaç duyuyorum.

Sağ olsunlar, Ankara'ya gitme sebeplerimin her bir sahibi, yaprak dökümü misali çıktılar hayatımdan. Sevaptır yahu! İnsan en basitinden öyle düşünür! Bu çocuğa yazık değil mi?

Neyse... Birçok şeye olan, bunun başında sevgi geliyor, umuduma, böyle koca teneke yağın son damlasını kullanmaya çalışırmışçasına, ulaşmaya çalışıyorum. Kendime üzülüyorum. Bazen acıyorum. Boş ver diyorum ya da diğerlerinin dediği gibi "kendine bu kadar yüklenme" diyorum, ama diyorum da işte kime diyorum?

Ben gidip yatayım...

10 Ocak 2016 Pazar

Soluk Benizli

Bu akşam şunu fark ettim: Bende gurur çok zayıfmış Blog. Gurur yapmıyormuşum birçok insan gibi onu anladım. Demek ki ondan dolayı, hep, ayrılan ben olmama rağmen eski sevgililerime tekrar tekrar geri dönmüşüm. Bu durumu "belki yaşananlara kıyamamak" ya da "daha güzelini bulamayacağım korkusu" sebep de olabilir; ama böyle bile olsa insanda biraz gurur olur değil mi?

Peki bende neden yok?

Bu sorunun cevabını bilmiyorum Blog. Eskiden mesela "özür dileme" durumunu terbiye, saygı vs. duyguların içinde bulunmasından dolayı bende kolaylıkla dile geldiğini düşünürdüm. Haklı olsam da özür dileyebilecek kadar sakin ya da olması gereken davranış şekline sahip olduğumu düşünürdüm. Hoş, hala daha öyle düşünüyorum. Tek bir farkla: Artık buna sebep olan şeyin bendeki gurur yoksunluğu olduğuna da inanıyorum.

İnsanda biraz gurur olur yahu! dediğini duyar gibiyim Blog.

Olmayınca olmuyor işte. Ama işin daha da tuhaf ve canımı acıtan yanı ise bendeki bu duruma rağmen insanların ısrarla özür beklemesi, ısrarla geri dönmemi beklemesi hatta abartıp "aman Arif döner nasılsa" demesi...

O yüzden iyisi mi Allah ne veriyorsa hepsinin güzelini, iyisini ve hayırlısını versin. Gerisi boş. Hele hele insansa o mevzubahis olan... aman aman!

27 Aralık 2015 Pazar

Kendine iyi bak 2015!

Nasıl geçti bilmiyorum. Büyük bir kısmı, benim için zor olacağını düşünerek hep kaçmaya çalıştığım, askerlik görevimi yaparak geçti sayılır. Ve inanır mısın Blog, geceleri yatağıma yattığımda askerdeki günlerim gelir aklıma. Bir tane bile negatif şey gelmedi bugüne kadar. Ki yaşadığım olumsuzluklar da olmuştur, ama hiçbiri geçmiyor gözümün önünden. O derece güzeldi yani...

Sonra Türkiye içerisindeki ilk iş tecrübem, hayatımın da ikinci iş tecrübesini geçirdim 2015 yılı içinde. Benim için zor olan bir mevsimde, kendimle çırpınışlarım arasında, ama çok güzel iki arkadaş edindiğim bir iş deneyimi oldu. Çok çok kısa sürdü, ama olması gerekiyordu. Yoksa başka nasıl anlayabilirdim şu anki durumumu... Şirket geçmişinin, yapısının önemini; çalışanlara verilmesi gereken önemin değerini ve daha birçok şeyin kıymetini anladım. Özel sektörlerin daha ne kadar gelişmeye ihtiyacı olduğunu ve insanların yakındıkları kadar olduğunu da gördüm. Patronların nasıl rahat bir hayat sürdüğünü, çalışanların "sözde" mutluluklarıyla ilgilendiklerini ve neyi daha çok önemsediklerini gördüm. Ve bitti.



Sonra 1 kere daha epileptik bir kriz geçirdim. Epilepsi demiyorum, çünkü dememi gerektirecek bir seviyede değil. Bununla birlikte dostum dediğim 2-3 bayan arkadaşımı da hayatımdan çıkardım. Dostluk nasıl bir şey diye sorgulamama neden oldu 2015.

Askerden dönünce ayrıldığım sevgilim... Şu anda kimseyle birlikte olmamam gerektiğini düşünüyorum hala daha. Çünkü bence ben beceremiyorum sevgili işlerini. Bunu da öğretti 2015.

90 kg olacak kadar strese girip mutluluğu yemekte aradım. Her ne kadar 6 haftadır diyet ve spor yaparak 5-6 kg vermiş olsam da, en başta şişmanlamamam gerektiğini tekrar tekrar öğretti 2015.

1 yıl daha yaşlandım. Manevi anlamda 5 yıl daha diyelim. Çocuksu hayallerimin hiçbir zaman gerçekleşmeyeceğini öğrendim. Bana O'ndan başka kimsenin yardım edemeyeceğini, bana verdiği bu zorlukların O'ndan geldiğini ve kabullenmem gerektiğini öğrendim. Yalnız olduğumu, ailemin de bir yere kadar yanımda olduğunu ve nasıl ki bu dünyaya beni O getirdiyse, bundan sonra da O'nunla olacağımı ve O'nun emriyle öleceğimi öğrendim bu yıl içerisinde.

2016 yılından:

  • Her şeyden önce huzurlu olmayı; ruhen öncelik olarak, sonra da beden olarak sağlıklı olmayı
  • Kendi ayaklarımın üzerinde durabilmeyi
  • Gülerken sadece yüzümün değil; kalbimin de gülmesini
  • Çevremde hep iyi niyetli ve temiz kalpli insanların olmasını ve benim bunu fark edebiliyor olmamı
  • Daha az üzülmeyi, daha az ağlamayı, daha az konuşmayı, daha az dinlemeyi, daha az söylenmeyi, daha az sinirlenmeyi, daha az düşünmeyi
  • Daha çok sevmeyi ve daha çok sevilmeyi istiyorum ve bekliyorum.
Önceki yıllarda ne olduğu, ne yaşandığı, ne bittiği... inan hiç umurumda değil Blog. Hepsini düşünmekten yoruldum. Ve boş verdim.

Gördüğün üzere ben bir insanım. Sevgi makinesi değil. Ya da insanlara bazı şeylerin hala daha var olduğu inancını korumaları için gönderilmedim bu dünyaya bence.

Ve sana ayrıca teşekkür ederim Blog.
7 yıl oldu! Koskoca 7 yıl! Keşke 7 yıldan önceki yazılarımı da silmeseydim. Şimdiye 10'u bulmuştuk birlikte. Olsun ama... Böyle de güzeliz.

2 Aralık 2015 Çarşamba

Buz Gibi

Donuyorum Blog. Güzel Allah'ım, DONUYORUM! Bütün senede en çok beklediğim anları yaşıyorum. Ankara'nın buz gibi soğuğu, her ne kadar ben kuzey batısında bir yerlerde olsam da, içime işliyor dışarı çıkınca... Ve KAR! Evet, bugün kar yağdı! Kardan adam yapacak kadar yağmadı tabii, ama yağdı. Kış geldi, diğer bir deyişle, en sevdiğim ikinci mevsim geldi.

Kışları seviyorum, çünkü yazlar gibi caydırıcı özelliği yok bana göre. Yani, mesela insanların samimiyetini giydikleri renkli kıyafetlerden, geceleri dışarı çıktıklarında görülebilecek eğlenceli davranışlardan ya da gerçek bakışlarını saklayabilecekleri güneş gözlüklerinden vb. yollarla filtrelenmiş şekilde anlamaya çalışmamış oluyorum. Çünkü kış mevsiminde gerçek sıcakkanlı insanlar üşümez, üşütmezler...

Ben şu sıralar hala "hayat güzel, insanlar güzel, müzikler güzel" modundayım. Ve duygularıma yenik düştüğüm çoğu şeyde biraz daha mantıklıyım, en azından her insanda olması gerektiği kadar. O yüzden iyiyim.

Pazar ve Pazartesi günlerimi Ankara'da geçirdim. Yani merkezde. Daha detaylı şekilde şöyle diyebilirim: Bahçelievler, Kızılay, Etlik. Listeme aldığım bir hamburgercide bulundum mesela. Ve bir dahakine kesinlikle yine Big Bang Burger'a giderim, %80. Yani Bahçelievler şubesi benim hoşuma gitti. Biraz daha aç gitmeliyim. Sanırım. Tabii ki 2 Tchibo şubesinde de bulunmuş, kahvesini içmiş, hatta iyi bir kahve kampanyasına denk gelip 2 kavanoz kahveyle eve döndüm.

Başka başkaaa... Rusya ile ilgili söylenecek çok şey var, ama ben üzülüyorum. Çünkü sürekli ülkemizle oynuyor başka ülkeler. Hani Avrupa-Asya köprüsüyüz ya, bize öyle öğrettiler ya hani ilkokuldan beri; ondan işte üzüntüm. Biz bu gidişle büyük bir savaşa gireriz. Üzüldüğüm diğer nokta ise hala da birlikten yoksun oluşumuz. Ne olursa olsun bir olmayı öğrenemedik hiçbir konuda. Hep "elmanın iki yarısı" diye öğretildi tüm birliktelikler. Hep birbirini tamamlayan türde olmamız gerekti; ama kimse bakmadı diğer açılardan hiç, elma yine elma...

Bu arada tıka basa yememe ve bol bol yürümeme rağmen yine de verdiğim kiloları geri almadım Ankara dönüşü. Dikkat etmeye devam ediyorum tabii ki Blog. Kendimize sözüm var.

Bu arada Blog'umda ısınamadım bu yazı tipine. En sevdiğim yazı tipi, ama sana yakışmadı mı nedir Blog? Bilemedim.

Ben seni ısıtırım yine, benimle kal sen Blog.

24 Kasım 2015 Salı

Son Haberler!

Sevgili Blog,

Bu haftanın konuları arasında en önemlisi olan diyet ve spor mevzusunda seviye atlamış olduğumu söylemekten büyük bir mutluluk duyuyorum. Zira sağlıklı beslenen ve her şeyden uzak Arif moduma geçebildiğim için aşırı aşırısı mutluyum. Hedefim, önümdeki iki ay içerisinde 6-7 kg vermek. 10 kg vermek istiyorum en az da çaktırma. Spor konusunda bana yardımcı olan, ama buradan sesimi duyuramayacağım Leslie Sansone ve Jessica Smith ablalarıma sevgilerimi ve fazla kilolarımı gönderiyorum.

Bir diğer önemli olan konu'm ise vefa. Bu konuda da mutluyum. Çünkü şu anda bu durumdayken yanımda olan insanlar bana kendilerini hissettiriyorlarsa bu demektir ki hala daha umut var.

Duygusal anlamdaki halime gelirsek eğer, yani şu yeni halimi sevmeye başladım. Kullandığım ilacın amacı başka da olsa, bir yandan bana verdiği his yüzünden bile kullanmaya devam edebilirim. Zira verdiğim kararlar daha mantıklı, daha kararlı ve daha bana dönük oluyor. Belki de güzel Allah'ım yanımdadır. İnşallah.

Bir de ceviz yemeye sardım şu sıralar. ÇÜNKÜ IVIR ZIVIR YEMEMEM LAZIM. Ve kahvem ya da yeşil çayımın yanına 2-3 bilemedin 4-5 tane ceviz eşlik ediyor. Tuhaftır cevizi bir böyle sade seviyorum bir de ballı cevizli pastada seviyorum. Bak gece gece yine konu yemeye geçti. Neyse.

Ha bu arada yalnızım, bekarım, kimsesizim, sevgilisizim vs. bütün -sız'lar/-siz'ler bende. Haber salıyorum herkese, uygun kişiler beni bulsun. O kişiler kendini bilir.

O değil de, benim Blog arkadaşı edinmem gerektiğini hissettirdi bana Blogcuğuma aldığım son yorumlar. Hani beni okuyan olsun, bol bol takip edileyim gibi düşüncelerim olmadı Blog, biliyorsun. Senle ben senelerdir yazışıyoruz gördüğün üzere. Hoş, daha çok ben yazıyorum, sen sunuyorsun onu dünyaya, insanlara, yolunu şaşırmışlara... Bilemedim.

Ben askerdeyken şubat ayında, takip ettiğim İtalyan bir sanatçı albüm yayınlamış. Ve ben onu müzik arşivimi düzenlerken fark ettim. Kapanışı o albümünden bir video kliple yapalım Blog.

Dipnot: Blogumda güncelleme yaptım minik çaplı. Başlıkların ve tarihlerin yazı tipini, metin yazı tipim ve en sevdiğim yazı tipi olan Calibri yaptım. Zira bir öncekinde Türkçe karakterleri çıkartmadığı için gözüme çarpıp duruyordur son yıllarda. Son yıllarda dedim resmen! Yaşlanıyoruz Blog!