Yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalnızlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Eylül 2020 Cumartesi

Yeni Bir Sonbahar

Nelerden uzak kalmadım ki senden de uzak kalmayayım sevgili Blog. Bu sefer çok geri plana attım seni. Elimde değildi. Ya da elimdeydi... Yazmadım. Yazamadım. İçimden gelmedi daha çok; ama boş vermem, ötelemem, önemsememem... sanırım daha baskın sebepler oldu. Ve şimdi bir sonbahar başlangıcıyla buradayım. O yüzden merhaba. 😊

Bugün yaşadığım ufak bir şeyle başlayayım. İşten otobüsle gelirken yanıma bir çocuk oturdu. 7-8 yaşlarında erkek bir çocuk. Önümüzdeki koltuğa da dedesi. Bir ara çocuğun midesi bulanır gibi oldu, dedesinden poşet istedi. Ben direkt elimi çantama attım, tesadüftür kabımı koyduğum bir poşet vardı. Ben veriyim dedim, direkt verdim zaten dedesi açana kadar ortalık batardı. Sonra dedesi de verdi ondaki poşeti, bendeki pek yetmedi gibi. Çocuk biraz rahatlayınca, çantamdaki ıslak mendilleri de verdim. Çocuk, maşallah, gayet terbiyeli yetiştirilmiş ki "teşekkür ederim abi" dedi birkaç kere. Üstüne de dedesinin "Allah razı olsun" deyip gülümsemesi; sabahki vardiyadaki yaşadığım gereksiz durumları silip süpürdü. Tabi diğer yolcular böyle her şeye dikkat edermişler gibi "korona" havası yarattılar kısmen. Neyseki maskemi artık tamamen rahatça takabiliyorum havalar az serinledi diye. Yoksa biliyorsun, fazla terleme durumum yüzünden zor nefes alıyorum, daralıyorum direkt maskeyle. Bugünün en güzel yanı buydu. "Hak eden" ve "zor durumda kalmış" birinin yardımına yetişmiş ve bunun memnuniyetini görmüş olmaktı. Belki çoğu insana göre basit kalır; ama beni mutlu etti. Çünkü ben o çocuğun yerinde olsaydım yardım eden olmazdı muhtemelen...

Bazı şeyleri artık kabul etmiş durumdayım Blog. Mesela, vazgeçtiğim o kadar şey varmış ki sırf o yüzden salmış halde yaşadığımı fark ettim. Ne sağlığıma ne hayatıma önem vermediğimi, benim huzurumu azıcık bile bozan şeylere fazla tepki gösterdiğimi fark ettim. Kendi kendime gereksiz bir şekilde çok yüklendiğimi fark ettim. Sonuç olarak ruhsal anlamda daha çok yıpratır olmuşum kendimi.

İş çok yoruyor. Bazı yönetici arkadaşların haddinden fazla yükleniyor oluşunu artık sadece ben değil başkaları da fark eder oldu. Anlamadıkları nokta, 32 yaşında ve gayet ciddi şeker hastası olduğum. Yine de yoruldum onlardan da. İşin kötü yanı, bunların yaşanmasına en alttakinden en üsttekine kadar herkesin izin veriyor oluşu. O yüzden bırakıyorum savaş vermeyi. Kendimce tepkimi gösterip sessizce devam etmeyi yeğliyorum.

Sana yazarken demleyip içtiğim yaseminli çayımı çok özlemişim. Havalar sıcak diye uzak duruyordum; bugünkü serinliğe bir de özlediğim çayımı ekleyeyim dedim. Artık sonbahar havalarına girdiğimize göre, yeşil, beyaz ve oolong çaylarıma dönebilirim. Bazen düşünüyorum; seneler önce başka bir yoldan yürüseydim şimdi nerede olurdum diye. Belki hiçbir şeye vaktim kalmazdı, belki daha rahat ve özgür olurdum. En son Kadıköy'e ne zaman gittiğimi bile hatırlayamıyorum. 1 günlük izin günümde de gitmeye gücüm yetmiyor. Çünkü o gün sadece omuz ağrımın, ayaklarımdaki kas ağrılarımın geçmesini bekleyerek geçiriyorum. Her gün eve dönünce yaşadığım durum gibi...

Artık bazı kararları uygulamaya koymak zorundayım. Nasıl bir vazgeçiş yaşıyorsam; hiçbir şeye adım atamaz hale geldim. Yalnız kalmaya alıştıkça kendime bakmaktan vazgeçtim. İşe kapılıp gidince keyif aldığım başka şeyleri yapmaktan vazgeçtim. 2020 yılına Vazgeçiş Yılı desem benim için en güzel tanım olurdu sanırım.

Şimdilik bu kadar şeyle ayrılıyorum senden Blog. Geç olmadan saçımı keseyim ben. Uzamış biraz.

9 Temmuz 2020 Perşembe

Temmuz Yorgunluğu

1 Temmuz tarihinde işe döndüm sevgili Blog. Aylar sonra yaşadığım yalnızlıktan sonra bir anda insan içine çıkıyor olmak, bu korona döneminde epey garip geliyor. Zira kimsede bir "korona" havası yok...

Günler aşırı yorgun geçiyor. Hem fiziksel hem ruhsal... Yine de 1 Temmuz öncesi olsun, şimdi olsun, böyle arada ısrarla beni düşünüp nasıl olduğumu soran birkaç kişinin varlığı hayatıma az da olsa renk katıyor. Keşke uzağımda olmasalar. Görüşemeyeceğim kadar uzaktalar; ama olsun. Bir tanesi ısrarla saatlerce derdimi dinliyor. Ki ben de elimden geldiğince onun sorunlarına farklı bakış açılarıyla yaklaşmasına yardımcı oluyorum. Bazen hiçbir faydası olmasa bile konuşmak iyi geliyor. Belki de uzağımda oldukları için böyle uzun uzun dinliyorlar dertlerimi. Yakınlarımdakileri sanırım boğuyorum sorunlarımla konuşarak. Başka bir durum gelmiyor çünkü aklıma.

Ay sonuna doğru doğum günüm var. Biraz daha yaşlanıyorum. Çoğu zaman içim hala 20'lerimde olsa da, resmiyette 32'yi göreceğim. O kadar yorgunum ki buna ne sevinebiliyorum ne de üzülebiliyorum. Yeni ve son model bir iPhone ancak doğum günümü daha etkileyici kılardı galiba. 😅

Birkaç güne, bugün satın aldığım Türk kahvesi makinem gelecek. Artık annem, babam ve ben orta şekerli kahvelerimizi hızlı, pratik ve bol köpüklü şekilde içebileceğiz. Her ne kadar insanlar bu tip şeyleri çeyizlerine alsa da, ikimiz de öyle bir hayatımın olamayacağını biliyoruz Blog...

Yorgun olduğumdan bahsetmiştim değil mi? Yavaştan yatsam iyi olacak...

22 Haziran 2020 Pazartesi

Merhaba Yaz!

Merhaba!

Nasılsın? Nasıl gidiyor hayat? Savaşmaya devam mı? Yoksa barışıp karşılıklı acıları bölüşüyor muyuz? Sen de bilmiyorsun değil mi? Farkındayım...

1 Temmuz'da işime dönüyorum. Serviste ve çalışma ortamımda klima çalıştırılması yasak olduğu için, normalden daha da yorucu geçecek benim için çalışmak ve yaşamak. Derin derin nefesler alıyorum Blog. İşe "yaramıyor".

Karanti boyunca ne yaptım? Hımm. İngilizce'deki eksikliklerimi tamamlamaya çalıştım, Friends dizisine başladım ve şu anda 9. Sezondayım. Şaka gibi; ama Friends dizisini bitirince epey büyük bir boşluk hissedeceğim. Başka neler yaptım? Birçok kez diyete başlamaya çalıştım; ama beceremedim. 1-2 kitabı bitirmeye çalıştım; ama olmadı. Başka istediğim şeyleri yapamadığımı hatırlıyorum şu anda sadece. Üzgün bir hikaye yani.

1 hafta ne yapabilirim peki? Hımm. Yarın, yani pazartesi, diyete başlayabilirim. Telefonumdaki 1 yıllık premium üyeliği alınmış Balance isimli nefesle ilgili uygulamayı kullanabilirim artık. Ve ertelediğim yığınla şeyi kafamda oturtup ertelemekten vazgeçip harekete geçebilirim. Ve lanet k*çımı hareket ettirebilirim belki adamım!

Duygusal anlamda çok boşum Blog. Boşum yani. Ne gelen var ne giden. Pek arkadaşım da olmadığı gibi kalbime dokunan da yok. Kendi kendime takılıyorum hayatta. Bu arada kesin olmamakla birlikte temmuz ayında bazı konularda büyük değişiklikler olabilir. Ve hayır, bu sadece 22 Temmuz'da 32 yaşıma girecek olmam değil. Sorry not sorry.

26 Nisan 2020 Pazar

Yalnızız

Şu anda ezan okunuyor mesela sevgili Blog. Kafam karman çorman. Oruç tutamıyor oluşumun verdiği eksiklik, acaba dinimden daha ne kadar kopabilir oluşumun düşüncesi, dertleşecek kimsemin olmayışı... son dediğimin altını farazi olarak çiziyorum.

"Hani yalnızlık güzeldi Arif?!" dediğini duyar gibiyim. Evet sevgili Blog. Yalnızlık hala güzel. Hatta sevgi aradığım ortamın aslında bir et pazarı olduğunu bildiğimden dolayı hala daha bana yalnızlık güzel geliyor; ama bu demek değil ki içimdekileri paylaşacağım kimseye ihtiyaç duymayayım. Son birkaç gündür böyle elime telefonu alıp birilerini arayıp saatlerce konuşasım var. Böyle her şeyimi anlatayım ki ben yengeç burcuyum, normalde iyi bir dinleyici olduğumdan dolayı dinleyen taraf genelde ben olmuşumdur; ama arayamıyorum kimseyi. Telefona bakıyorum, telefon bana bakıyor. Aramayı istediğim kişiler bazı şeyleri zamana bırakmayı tercih ediyor. Ne kadar zaman kaldı ki diyorum içimden, zaten 31, bu yaz da 32 olacağım. İçim sıkılıyor yani. Anlatamıyorum derdimi, içimdekileri... Bir arkadaş edinip anlatmak da istemiyorum, biliyor musun? Çünkü sıra benim derdimi dinlemeye gelince o kişiler dertlerini çözmüş ve çoktan uzaklaşmış oluyorlar.

Bilemiyorum. Zaman aleyhime işlemeye başlayalı çok oldu da, bu kadar baskısını hissetmiyordum sanırım. Ve karantinadan dolayı ruh halim böyle suyun üzerinde yüzdürülen kağıttan kayıklar gibi Blog. Su alıp batması an meselesi. Keşke birçok insan gibi sürekli yenileyebilsem o kayıkları.

Kafamdan sevgilimin olması düşüncesini sanırım tamamen silmeliyim, evet. Sonra da iyi bir dostumun olması düşüncesini silmeliyim. Bu gidişle en sonunda hiçbir şey kalmayacak kafamda. Pırıl pırıl bir beyin...

Beynimdeki, kalbimdeki, ruhumdaki sessizlik beni boğuyor Blog.
Çok yalnızız ikimiz de.

13 Nisan 2020 Pazartesi

Kimsesiz Beklentiler

Tuhaf bir şekilde geçmişe dönük hatıralar ve eleştiriler aklıma geliyor. O kadar fazla hale gelmeye başladılar ki geceleri uyutmaz oldular. Durduramıyorum. Bazen rahat bırakır gibi oluyorlar; sonra 1 saat daha devam ediyorlar bana eziyet etmeye. Çoğunluğu kötü hatıralar...

Kendimi kitap okumaya, temizlik yapmaya ve sanırım blog yazmaya verdim. İki gündür de burayı düşünüyorum. daha doğrusu burayla ilgili... Merak ediyorum, neden hayatıma giren insanların, flört ettiklerimin ya da sevdiklerimin, hiçbiri son 11 yılımın özeti gibi olacak şu günlükten hallice blogumu açıp okuma zahmetine girmediler? Ben sosyal medya hesaplarını, sırf geçmişinde nasıl biriymiş diye merak edip de delik deşik ederken, neden bir kez olsun da Arif ne yazmış ya da ne yapmış şu lanet dünyanın bir gününde diye açıp bakmadılar? Okumak mı zor geldi acaba? Ya da aynı şekilde önemsemiyor muyuz? Ben okurdum ya. Hatta keşke böyle biri olsaydı hayatımda. Ve evet bir şekilde hepsinin blogumundan haber oluyor. Girip bakıp tekrar de uğramıyorlar.

Yine yalnızları oynuyoruz Blog. Alışkın olduğum bir durum aslında. Yıllarca dolu hayallerle; ama boş bekleyişlerle o popüler uygulamalarda bir yer edinmiştim. Bir süredir bakmıyorum bile. Korkuyorum çünkü. Bunu da yeni keşfettim. Korkuyormuşum meğer. Güvenecek kimseyi bulamamaktan korkuyormuşum. O yüzden uzak duruyorum, sırf beklentiye girmemek için, üzülmemek için. Yine birileri gelip beynimin içinde kendi mikserini kullanıp gitmemesi için. Ya da benden veremeyeceğim şeyleri istemelerinden korkuyorum. Çünkü benim gibi beklentisi olan yok denecek kadar az.

Neyse, kitap okuyayım biraz. Belki iyi gelir.

9 Nisan 2020 Perşembe

Pes Etmek ya da Vazgeçmek

Aynı anda kusmayı, kahkaha atmayı, ağlamayı ve küfretmeyi istiyorum Blog. Nedenini uzun uzun anlatmama gerek yok nasılsa, bildiğin her şeyi, karmakarışık şekilde yaşadığımı ve hissettiğimi düşün. Geçen senelerde en çok kullandığım kelime vardı ya hani " yorulmak" onu kullanmayacağım bu sefer. Çünkü yetersiz kalır...

Sanırım bugün kalbim kırıldı. Ondan sanırım bu ağlama isteği. Kedi gördüm 3-4 tane ve onları besleyen bir hayvansever. Bir de arada gördüğüm bir kedi var karşı binanın orta katlarında camdan etrafı izleyip güneşle ısınan. Kahkaha atma isteğimi buna yoruyorum; çünkü kediler... Geçen sene sonunda tanıştığım biri bana bu kedi sevgimle ilgili kalp kırıcı bir şeyler demişti sinirlenip. O geldi aklıma. Neyse. Küfretme isteğimi bugün bana "biraz mesafeli durabilir misiniz beyefendi?" diyen yanımdaki müşteriye borçluyum. Embesilsin. Yüzüne diyemedim. Hem sıramı almana hem de sorumsuz tepkine o an yanımda annem var diye belki de bir şey diyemediğim için de kendime kızıyorum. Kusma hissine gelirsek, bunları bugün yaşamış olmam ve hala daha etkisinde oluyor oluşuma bağlıyorum. Bir de bu saf halime.

Ne yapsam acaba, insanların iyisine kötüsüne bakmadan, hepsine karşı gaddar mı olsam? Yalnız başına yaşayan, depresif bir yaşlı mı olurum ilerde acaba? Kesinlikle bir kedim olur. Aha da buraya yazıyorum!

Yorulmadım anlayacağın. Böyle birikmiş yığınla şey var içimde. Bir tane Allah'ın kuluna yapışıp, yalandan da olsa sevildiğimi sanıp hepsini unutmaya çalışıyorum her tanıştığım kişide. Yok ama. Olmuyor Blog. Çok mu şey istiyorum yahu? Sanırım o kişilerin istediklerini veremiyorum bazı konularda. O yüzden. Yoksa eli yüzü düzgün normal biriyim ben de. Neden bana yıllardır Blog yazdırıyor ki insanlar? Neden yani?

Son 10 aydır yaşadığım ve hayatın bana dibine kadar öğrettiği şeylerden birini daha da benimser oldum: Az'la yetinmek. Sosyal çevre, maddi gelir, alınan nefes, fiziksel ve ruhsal sağlık... Bir süredir duygusal anlamda da kimseyi aramaz haldeyim. Zaten buldum sandığım kişiler başka beklentilere yöneliyorlar ya da aramaya devam ediyorlar. Savaşacak gücüm olmadığını belirtmişimdir muhtemelen önceki yazılarımda. O yüzden sıra bir sonraki seviyeye geldi: Kabullenme.

Evet, pes ediyorum. Şu anki sahip olduğum her şeyi kabul ediyorum. Hak etmediğimi düşünsem de çoğunu, kabul ediyorum. Savaşmıyorum. Savaşamıyorum. Tekim kendi yolumda. Ve emeği geçenlere de teşekkürlerimi sunuyorum. Bu hale tabi ki kendi başıma gelmedim. Şimdi her zamanki gibi, yine beni yalnız bırakabilirler.

6 Nisan 2020 Pazartesi

2020 Nisan'ı

Yağmurlu geçiyor günler, haftalar... İçimde kopan fırtınalar sanki gerçek hayata yağmurlarını bırakıyormuş gibi geliyor. Korona virüsün etkisini gösterdiği şu aylarda, korkuyorum, sanki içimde baskıladığım yığınla şey varmış da hepsi ilk fırsatta açığa çıkmayı bekliyormuş gibi... Yalnız yaşıyor olsaydım, belki gidip bir hastanenin karanti bölgesinde her gün durup sürekli insanlarla iç içe yaşayıp sonra da "evet, sanırım virüsü kaptım. Şimdi gidip ölümü bekleyebilirim" derdim. Eh, intihar cesaret ve farklı bir ruh sağlığı bozukluğu istiyor. Onlar da yoksa zaten geriye ölümün size gelmesini bekliyorsunuz.

Çok şey istiyorum Blog. Benim istediğim mutluluk sanırım fazla "şey" belli ki, baksana. Ne yapmalıyım sence? Bütün renklerimi gösterek yaşamalı mıyım ailemin çizgisiyle hiç alakam yokmuşçasına? Ya da öylesine girdiğim bir işte neredeyse 1 yılımı dolduracak olmamı iyice sindirmeli miyim? Ya da bana merhaba deyip yakınlaşan birine fazla anlam yükleyen Arif modunda kendimi kandırarak devam mı etmeliyim yaşamaya? Ya da böyle fazla sorgulamayı bırakmalı mıyım, öylesine yaşamalı mıyım, diğer insanlar gibi o an'ı yaşıyorum diyerek daha da mı bencil olmalıyım sırf kendi mutluluğumu düşünmeye devam edip?

En güzel yaptığım şeyi yapayım ben en iyisi. Herkesi uzaklaştırayım kendimden. Bunu çünkü yıllardır çok iyi yapıyorum. Son 2 senedir birkaç kişi kalsın diye savaş verdim; ama onlar da kendileri kendince sebepleriyle set çektiler. Ben de kalanları uzaklaştırayım artık. Çünkü kaçmayı çok güzel beceriyorum. Ve tuhaftır kaçtıkça daha sakin oluyor dünyam, düşüncelerim, duygularım. Mutluluk ve mutsuzluk kaynağımın insanlar olmasını nasıl beceriyorum, hiçbir fikrim yok.

Hiçbir şey için keyfim yok. Öylesine yaşıyorum bazen. Artık savaşmıyorum bile. Yenilgiyi kabul ettim hayat. N'olur kına yak. En azından beni tınladığını bileyim.

28 Şubat 2020 Cuma

Yalnızlık

2015 yılından beri yaşadığım en kötü yalnızlığı geçiriyorum. İç huzurum var; ama içimdeki ve dışımdaki yalnızlık daha ağır basıyor, onu anladım bugün. Çünkü bugün farklı bir mağazada destek amaçlı çalıştım. Sevmediğim bir ortamı olan mağaza. Her yerde beyaz yaka olan bir mağaza. Bilmem anlatabiliyor muyum Blog?

İlk mağazama tekrar döndüm. Zaten geçici bir mağaza değişikliğiydi. Şimdi tekrar boğaz manzarası bir yerde çalışıyorum. Günlerce yüzlerce insanla geçiyor günüm. Bol bol konuşuyorum. Zaman hızlıca akıp gidiyor. Sonra gün bitiyor ve yorgun şekilde dönüyorum eve. Kafamda yığınla yüz, mimik, muhabbet...

Diğer hayatımın yalnız geçmesi daha çok istenilen hale geliyor çalışma şeklimden dolayı. Yine de sor bana istiyor muyum bu sonucu? Hayır.

İşte, bugün çok yalnız hissettim. Çevremin kalabalık olması; ama aslında kimsemin olmayışı, doğru dürüst dertleşecek kimsemin olmayışı -aslında olanların da olmayışları, benim yüzümden,- gibi şeyler... Sevmiyorum, yarı buçuk şeyleri sevmiyorum. Yarı buçuk insanları da sevmiyorum. Arkadaşım, dostum dediğim kişileri zamanında göremeyince kötü hissediyorum. Ne anlamı var ki o zaman, diyorum kendi kendime. Ve uzaklaşıyorum, uzaklaştırıyorum onları. Bu durum, flört ettiklerim için de geçerli. O yüzden yalnızım.

Yalnızım. İstediğim sahip olmak ya da sahip olunmak değil. İstediğim tutunmak. Az da olsa birilerine, bir şeylere tutunmak istediğim. Ve son aylarda en çok yaşadığım sorun oldu bu. Sürekli bundan yakınıyorum buraya gelip. Çünkü gidecek başka yerim yok. Sene başında aldığım kararları bozmak durumdayım Blog. Sürekli gelip böyle eksiklerimi sana not almayı istemiyorum artık.

Uzaklaşıyorum yine. Sildim gereksiz profillerimi de. Kısmetsizim, tuhaf bir şansım var ve alakasız bir şekilde doğuyor güneş dünyama... bunları kabul ederek uzaklaşıyorum.

Ve her kimsen, blogumu vpn kullanarak ziyaret eden sevgili şahıs, artık stalklamana gerek yok. Yazmayacağım çünkü. Madem konuşmaya cesaretin yok benimle, bundan sonra da zahmet etme stalklamak için.

Gittim.

22 Şubat 2020 Cumartesi

Yoluna Gidemeyenler

Bir iş arkadaşım var. Onun hayatını düşündüm bugün iş çıkışında. Kendi halinde bir dünyada, yalnız, ailesi var sadece. 1-2 maddi koşuşturması ve birkaç hayali var. Bir an 6-7 sene sonraki halimi gördüm. Garip hissettim o an. Beni en çok yalnız olacağım kısmı etkiledi. Ne kazandığım para ne sahip olduklarım... Yalnız olacağım kısmı.

Herkes yalnız olabilir, kimse bunun garantisini vermiyor elbette. Hatta ben bir dönem aşırı keyif alıyordum yalnız olmaktan. Şimdilerde ısrarla keyif almaya çalışıyorum; ama beceremiyorum. Olmuyor. Üstüne gittikçe daha da eksik hissediyorum o konuda kendimi. Çok zorlamıyorum; ama içim acıyor. Senelerdir bir şey hissetmeye çalıştıkça kaçıyor elimden şanslar, azla yetinen birine ulaşamıyorum. Hep fazlasını istiyor, eksiklere odaklanıyor karşımdakiler. Diyeceksin ki belki "olması gerekenler" isteniyor... belki. Belki.

Şu anda o kadar kötü durumdayım ki öylesine hoşlandığım biri bana tekrar yazsa kapılıp giderim yine. Kötü yanlarımdan biri de bu. Zamanında örneği yaşandı çünkü. Neyseki 4-5 senedir kendim çalıp kendim oynuyorum, seni de okuyan pek yok biliyorsun Blog.

Neyse... Şu sıralar bir tane powerbank alma planım var; ama oturup doğru düzgün araştırmasını yapmış değilim. Xiaomi'nin bir modeli var aslında aklımda. Yine de araştırmam lazım. Yarın yani pazar günü izin günüm. Hatta haftaya cumartesi ve pazar günleri de izin günüm. Haftasonunu izinle geçirmek fena değil gibi. Acaba diyorum haftaya cumartesi bir yerlere mi kaçsam buralardan. Yine alsam başımı gitsem. Yarın için de planım yok. Yalnızlık çok kötü bir şey Blog. Böyle anlık error verdiriyor benimki gibi bünyelere...

Sezen Aksu'nun yeni şarkısını paylaşıp kaçayım ben.

12 Şubat 2020 Çarşamba

Sevgililer... Neyiydi O?

Yazıma başlamadan önce geçmiş yıllarda 14 Şubat tarihinde neler yaptığıma bakayım dedim; ama birkaç yıldan sonra anladım ki yalnızlık ömür boyu. Evet sevgili Blog, aylardır biriyle belki hala flörtleşir gibi konuşuyor olabilirdim, yani kendimi kandırıyor ya da kendi kendime öyle devam ediyor olabilirdim; ama onun yerine yalnızlığı seçtim yine, sırf daha az üzülmek için. Pişman mıyım bilmiyorum, çünkü özlediğim şeyler var; ama ne önemi var ki kendi kendine yaşarken bunları?

En son ne zaman 14 Şubat'da hayatımda biri vardı hatırlamıyorum. Aslında en son ne zaman hayatımda biri vardı onu bile unuttum Blog. Bundan sonra da böyle devam edecek sanırım. İyimser olamıyorum bu konuda.

Akşam bir umut tekrar bir profil edindim, sonra tekrar kaldırdım. Yapamadım, itici geldi, iğrendim, kendimi dışlanmış ya da ait değilmiş gibi hissediyorum. Beceremiyorum, ayak uyduramıyorum. Yarım kalmış gibi hissediyorum. Zaten böyle olduğum için de insanlar "bizden olmaz" tavırlarıyla uzak duruyorlar o konuda benden.

İyi şeyler olmuyor mu? Oluyor gibi sanırım. Yeni mağazamda işimi daha çok sever oldum Blog. Gelen misafirlerden ziyade kendime dönük çalıştığımı fark ettim. Kendi dünyamda hareket ettiğimi fark ettim. Daha da içime döndüğümü, yalnızlaştığımı fark ettim ya da kabullendim diyeyim.

Şimdi de şundan korkuyorum. Bu şekilde devam ederken çıkıp gelecek yine biri, yine dayanamayıp kapılıp gideceğim, yine dertlerini dert bileceğim kendime, hep görmek isteyeceğim. Her boş vaktimi onunla geçirmek isteyeceğim. Zamanımı ona göre ayarlayacağım çünkü zamanın en kıymetli şey olduğunu onunla anlayacağım. Sonra "ben seni öyle sevmiyorum, diğer türlü çok seviyorum ama" laflarını duyacağım. Sözde canımın acımasının istenmemesi niyetiyle daha büyük bir acıyı yerine bırakacaktır biri. Sonra tekrar küseceğim bir şeylere. Yine de içim elvermiyor bu durumuma, yine diyorum yalnız kalmayayım, olsun biri...

O yüzden bir sevgililer şeyi vardı. Neyiydi o sahiden? Ne yapardı insanlar o günde? Sessizce oturur muydular bir arabanın içinde? Birbirlerinin ellerini tutar mıydılar? Ya da gözleri dolar mıydı ayrılıktan bahsederken? Hatırlamıyorum neydi...

3 Şubat 2020 Pazartesi

Bende Bir Problem Var

Kabul ediyorum, istersen adına depresyon de Blog, ama kabul ediyorum: İnsanlardan yana düzgün bir sonuç elde edemememin sorumlusu BENİM. Çünkü hem başka sebep bulamıyorum bu yalnızlığıma hem de birileriyle tanışıp ilerletme kısmında gördüğüm ve yaşadığım durumlara şöyle baktığımda ben hatalı buluyorum kendimi.

Geçen hafta düşünüp aldığım kararı biraz ertelemiştim. Ta ki bu akşama kadar. Tinder gibi bir platforma bile şöyle bir baktım; ama sonra dayanamadım onu da öncekileri de kaldırdım telefonumdan. Yoruldum aslında. Bunlar hep bahaneler Blog. Şimdiyse geriye, merdivenlerden inerken ya da çıkarken biriyle öylesine bir çarpışmayla tanışma ihtimalim kaldı. Ya da öncekilerden birinin çıkıp yine özür dileyip ya da özlediğini söyleyerek hayatıma tekrar girmesi ihtimali kaldı. Eh bunu da 4 seneyi aşkındır yaşamadığımı düşünürsek, geriye bir sen bir ben kalıyoruz. Bence acınası bir halimiz var. Gelip geçici ya da anlık zevkler için o kadar güzel ve masum şeyleri kenara itiyoruz ki... Yine de suçlusu ben olayım. Başkaları devam etsin.

Bitecekken vazgeçip devam ettirdiğim bir iş hayatım da var. En azından şükür listem dolu Blog. Farklı bir ortam ve insanlar bana iyi geldi 1-2 aydır. O yüzden mutluyum. Özlediğim kişiler var, özlediğim anlar var, özlediğim duygular var 1-2 ay öncesine kadar sahip olduğum... Ama işte. Neyse. Şöyle bir şarkıyla bitireyim şubat ayının ilk yazısını. Bu arada 9 gün sonra 14 Şubat. Önemli değil, biliyorum.

27 Ocak 2020 Pazartesi

Az Daha Uzak

Beğenilmek güzel bir şey. Güzel şeyler duymak, biri tarafından istenilmek, biri için üzülmek... o kişiyi önemsemek. Bunları yaşayabildiğiniz kişiyi bulmak daha da güzel bir şey. Güzel olmayan şey ise, bunları yaşayacak birini bulamamak ya da siz yaşarken karşınızdakinin çok başka dünyada olması.

Herkesin o meşhur "arayışı" farklı işte. Çoğunluğa ayak uyduramayan biri olduğum için ve kendimi üzmeye meyilli olduğum için, kötü sonu yaşayan da ben oluyorum genele bakınca. Geçtiğimiz dönemden edindiğim tecrübelerden sonra artık sıra duygusal arayışlardan da tamamen uzaklaştığım zamana dönmekte sanırım. Nasılsa kendi takılan bir Arif oluşturdum 2020 yılı için. Tıpkı 2011-2012 dönemindeki gibi uzaklaşma zamanı da geldi tamamen bazı şeylerden. Hem belli mi olur, bu sefer de şanslı çıkarım, başka birisi çalar kapımı yine. Gerçi kimi kandırıyorum, hepiniz, hepimiz, aynı şeyin farklı tonlarındaki lacivertleriyiz. Kıymet bilmek, değer vermek, güzel 1 şeyi 5 yapmak gibi şeyler yok bizde. Hep eksik arama, daha iyisini bulurum nasılsa beklentisi...

Beni üzen şeyleri hayatımdan uzaklaştırmaya çalışıyorum Blog. Belki severek çok mutlu olacak birini binde 1 bulma ihtimalim var; ama onun için de yoruldum. Hem eskisi gibi beğenilmiyorum, hem de beğendiğim ki ben dış görünüşe de takılan biri değilim, kişiler benden uzaklaşıyor ya da benim uzaklaşmamı(!) istiyorlar.

Neyse siz mutlu olun. Benim mutlu olacağım asıl şey başka demek ki. 😊

Bu arada aldığım laptoptan bir kez daha memnun kaldım. Zira ablamgil gelmişlerdi uzaklardan. Lenovo marka bir laptop almıştı önceden, sisteminde sorun olmuş ve gelirken getirmiş. Format at vs derken iki günüm gitti. Ve ekrana bakınca, kendi laptopımı özlüyordum. Maşallah laptopıma benim. Elindekilere hep şükreden biriyim; ama anlayamıyorum neden insanlar konusunda şanssızım. Sanırım sorun sadece bende...

19 Ocak 2020 Pazar

Acaba Neler Oluyor?

Eskisinden daha açık sözlü oldum Blog. Nasıl ve neden oldu, anlamış değilim; ama eskisinden daha da emin bir şekilde -o nasıl oluyorsa artık- açık sözlü oldum. İnsanlara karşı, kısmen kendime karşı, hayata karşı... Pat pat söylüyorum içimdekileri. Kaybedecek bir şeylerim yokmuşçasına adeta. Yine de konuşacak kimse tutmadığım için etrafımda, geriye sadece kendim kalıyorum açık sözlü olmak için.

Pazartesi sözümde durdum ve Kadıköy'e gittim. Marmaray'ın o saatlerdeki saçma kalabalığı yerini Kadıköy'ün kendine has, her telden çalan kalabalığına bıraktı. Bir yerlerde hamburger yedim. Sonra dedim ki "Arif, bence vapura binmelisin. Çünkü 'Keşke Kadıköy'de olsam da vapurla karşıya geçsem' diyen birçok insan vardır şu an" ve Karaköy'e geçtim. Kahvemi de Karaköy'de bir kafede içtim Blog. Ve bunları zorla tek başına takılmaya ittiğim kendimle yaptım. Pazartesinin o yüzden bir anlamı vardı bende: Tek başına gezen Arif'i tekrar geri getirmek. Kaçıyordum bu durumdan malum. Ben yalnız olmaya mahkumum. Ne zaman biri için "heh bu sefer yanımda olacak galiba" desem, uçup gidiyor kendi dünyasına ve ben bir parçası eksilmiş gibi geride kalıyorum. Bunlara kendi bırakıp gittiklerim de dahil. Çünkü o sefer de ben yerleştirmeye çalışıyorum o kişiyi bir yere. Sonra dönüp kendi halime acıyorum, üzülüyorum, hatta sinirleniyorum bile; neden beni bu hale soktu diye... Hepsinin sonunda geriye özlem kalıyor. Onunla 1 gün de geçirsem, 10 gün de geçirsem, 1 ay da geçirsem. Bazı yerler hala çok saf ve temiz içimde, o yüzden birilerini o konumlara yerleştirirken aynı saflığı koruyorum ister istemez. Sonra çıkartırkenki üzüntüm dışardan bakılınca "Arif çok abartıyorsun bence" oluyor.

Abartıyorum diyelim Blog. En güzeli kimseyi yerleştirmemek. Şimdilik öylesine bir yerlerde profil tutuyorum. Zaten bana hep ilişkisi olan ve arkadaş olmak isteyenler yazdığı için problem de olmuyor.

Az önce yine saçlarımı kestim. Kısmen onun yenilenmiş hissi ile yazdım sana. Galiba 2020 yılı, sana en çok yazdığım yıllardan biri olacak. Neyse, bunlar hep yalnızlıktan...

11 Ocak 2020 Cumartesi

Ve İki Bin Yirmi...

Bence 2020 en iyi senin için geçiyor aramızda, sevgili Blog. Bak ikinci haftası oldu. Dünyam tepe taklak bir halde. Havanın yağmurlu hali, insanların umursamaz ve anlık zevkler derdine düşen hali, sağlığımın artık daha da önemsemediğim hali... Her şeyi boş vermiş gibi duruyorum oradan değil mi? Yine de hayır, beklettiğim dizilerimi izliyorum bol bol. Tek düzenli giden bu. Vallahi bak.

Yazmak istediğim insan-lar(?) var; ama yine beklentilere düşüp üzüleceğimi bildiğim için yazmıyorum. Hatta artık silsem iyi olacak. Birilerine ciddi gözle de bakamıyorum. Bakasım da gelmiyor, midemi bulandırıyor herkes. Duygusal bir boşluğum da var anlayacağın.

Sana yazayım dedim. Henüz şizofreni boyutuna ulaşmadan senle konuşuyorum sadece. Bu arada epeydir Kadıköy'e gitmedim biliyor musun? Şeker hastalığım çıkınca bir kere sanırım bir arkadaşımla buluşmuştum. En son o da kendi dertlerine dönünce tamamen, ona da yazmaz oldum. Pazartesi gitmek istiyorum. Hatta gideceğim. Güzel bir hamburger yerim. Sonra gider bir kahve içerim. Biraz sahilde gezer, insanları izler, dönerim evime. Kulağa çok zevkli geliyor; sanki epeydir yapmamışım gibi... Yağmur yağmaz inşallah o gün, bugünkü gibi güneşli olur hatta umarım. Şemsiyem yok çünkü.

Beni koruyan bir şemsiyem bile yok Blog.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Ve Bir Son

Seni kimsenin okumuyor oluşu ne güzel bir şey biliyor musun? Bana kısmen güç veriyor, sana anlattıklarımı aslında kimsenin fark etmiyor ya da önemsemiyor olması yani... Hayatımı tek başıma sürdürmeye alıştırıyorum çünkü yıllardır kendimi. Bununla yüzleşeceğim yarın ya da diğer bir gün. Şimdi her ne kadar kendi içimde yalnız olsam da, hatta çevremde de yalnız olsam da, bir gün yanımda o hep duran "ailem" de olmayacak. Ve ben asıl yalnızlığı o zaman yaşamaya başlayacağım...

Kaç yıldır hayatımda hiçbir hikaye mutlu sonla bitmedi Blog. Ya olumsuz geçti ya anlamsız ya da bana büyük zararlar vererek... Yine öyle birer hikaye yaşıyorum bugünlerde. Yine bir vazgeçiş. Ve o yetmezmiş gibi 2020'ye işsiz bir Arif olarak giriyorum. Günlerdir uyuyamıyorum. Saçma sapan kabuslar görüyorum. Bir keresinde hatta uyanıp ağlamaya başladım. Saçma bir hale geldi ruh halim yani. Ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok bundan sonrası için de. Ve konuşabileceğim kimsenin olmadığı dönemlere geri döndüm. Hoş geldim diğer bir ifadeyle. Ya da hoş geldin.

Çok değil, 1 tane hikayem mutlu sonla bitsin istedim. Hani sürekli devam eden bir mutluluktan vazgeçeli çok oldu zaten de, bari bitenlerden biri mutlu sona ulaşmış olsaydı keşke. Olmadı, olmayacaktı da aslında. Çünkü beklentilerime yenik düşmüştüm her zamanki gibi... Çok parça parça anlattım olanları sanırım. Çünkü paramparça olmayan hiçbir düşüncem kalmadı Blog.

Şimdi yeni yılı kutlarım kesin.

14 Kasım 2019 Perşembe

Neyi Takip Ediyorum?

Ertesi güne uyanmamın benim için ne kadar önemli olduğundan emin değilim artık mesela. Nefes alışımın ne kadar faydalı olduğu, cebime giren parayla ne yapacağım, insanlarla tartışmalarımın sonrası, attığım mesajların etkileri ya da ne kadar sevildiğim konuları da beni bağlamıyor mesela. Kardelen gibi yaşamak varken, bir ineğin faydalanacağı bir ot gibi yaşamak var uzun bir süredir gündemimde. Elimde mi? Hayır.

Çok bilmiş insanların ya da "büyüklerimizin" hayat konusunda verdiği vaazlarına maruz kalıyorum çoğu zaman. Gerçi yaklaşık 6-7 aydır onlar da beni rahat bırakmış durumda. Sessizliğimi koruyorum ben de çoğu zaman. Etkiye tepki misali belki de. Belirsiz yani durumum. Öylesine her şey.

Geçen gün yaşadıklarımın etkisindeyim Blog. Bana yöneltilen "e senin pek arkadaşın da yok" cümlesi bir anda bende "bu kişi beni tanıdığını düşünüyor; ama hem yanılıyor hem de nasıl oldu da hayatıma bu nebze yorum yapacak kadar girebildi" tepkisi yarattı. Biraz afalladım ve o an bir süredir yaptığım şeyi yapıp "başımla onayladım". Şu sıralar bunu da güzel yapıyorum. Bırakıyorum insanlar kendi dünyalarının patronları olmaya devam etsinler.

Özlediğim şeyler çok. Yalnız oluşum en büyük sebebi aslında. Uğraştığım hastalıklar, iş meseleleri, insanlar... evden mutlu bir şekilde çıkıp mutsuz ve isyankar bir şekilde dönüşlerim... birçok şeyin kötü olmasının sebebi aslında. Bunları değiştirmek benim elimde mi? Evet. Haliyle yazımın başındaki duruma da dolayı yoldan etki ettiği için "her şey benim elimde" gibi bir sonuç çıkıyor. Bu konuda başarılı mıyız Blog? Hayır. En azından şimdilik değiliz. Bu ay sonuna kadar yani yaklaşık 2 haftalık bir zaman dilimim var. Kendime verdiğim bir süre bu. Sonra ya "bir süre daha böyle gitsin" ya da "hayır Arifcim, daha fazla uzatmanın bir anlamı yok" deyip bir karar alacağım. Ve bunu kendim için yapacağım. Yapmak zorunda olduğum için.

Hayatın zorluğundan bahsetmiyorum hiç. Hayat zor mu? Zor olan parasızlık mı? Yoksa insanın sağlıklı olmayışı mı? Bence hayatın zor oluşunun bunlar üzerine tartışılması gerekiyor. Sağlık elbetteki ki sadece fiziksel olanı kapsamıyor. Hepsini içeriyor demek istediklerim.

Bilmiyorum Blog. Aksilikler mi var yoksa her şey yolunda gidiyor da ben mi aksilikleri görüyorum sadece... bilmiyorum. Bulanık bazı şeyler. Ben de çomak sokup iyice karıştırmamaya çalışıyorum. Yoksa iyice kontrolümü kaybedeceğim.

Hiç mi güzel şey yok diyorsun hayatında, değil mi? Varsa bile bunları paylaşmamaya çalışıyorum artık galiba. Ya da bunu da farkedemeyecek kadar dolu gözlerimin önü.

18 Eylül 2019 Çarşamba

Neredeyim?

Hep yazasım geldi sana Blog; ama tuttum kendimi biraz. Çünkü şu anda yazarken yıllardır beklediğim heyecanı yaşamak istedim seninle. Hani hep bir Macbook Pro'muz olsun istiyordum; hatta saf saf para biriktirme heyecanları yaşıyordum başarılı olamayacağını bile bile. İşte şu anda o hep hayalini kurduğum laptopımdan yazıyorum sana; ama bolca melankolik bir ruh hali içinde...

Epey bekledim bir Macbook Pro sahibi olmayı. Şu anda böyle incecik defter havasında, kucağıma almaya bile kıyamıyorum. Neredeyse 13799₺ verecektim. Sonra Apple Eğitim indirimlerine denk geldim. Derken Açıköğretim'e kaydoldum, o arada başka bir yere denk geldim ve 10899₺'ye aldım. Dell ve HP'nin 1-2 modeli arasında çok gidip geldim; ama hayalim buydu ve iyi ki şu anda bir Macbook Pro sahibiyim. Şu sayfada laptopımın özellikleri mevcut. 4 Eylül'den beri kullanıyorum; ama hala daha öğrenmeye çalışıyorum. Yine de hızı ve kullanım hissi çok güzel be Blog. Allah benim kadar çok isteyenlere de nasip etsin. Tek diyebileceğim bu olurdu ek olarak...

Ve ruh halim. Şunu kesinleştirdim şu son üç haftada: Karşıma en doğru insan diye beklediğim kişi de çıksa, O'na güvenemeyeceğim doğru düzgün. O'nun hatalarını gözümde büyüteceğim, zaten paramparça olan kalbimin bir parçasını emanet edemeyeceğim; belki yoracağım O'nu da kendim kadar. Belki O vazgeçecek benden, "bu çocuk bana güvenecek diye kendiyle koca bir savaş veriyor" deyip. Bunları fark ettim işte Blog. Yalnızlığa ne kadar alıştığımı, ne kadar bağlandığımı, kopamayacak oluşumu fark ettim. En kötü yanı da, bunu ömrüm boyunca yaşayacak olacağım gerçeği. Çünkü şu anda bile "doğru insan" denen kişiyi bulamazken, bir de bulup böyle güven savaşlarıyla kaybedecek olmak çok zor ve ağır geliyor. O yüzden en kolayına kaçıyorum belki de: Yalnızlığa.

Bugün de İstanbul'un 1-2 semtindeydim arkadaşlarımla. Yine her Kadıköy ya da karşıda bir semte gidince hissettiğim şeyi hissettim: Bir yere ya da duyguya ait olamama hissi. Çok isteyip de becerememe ya da yanlış otobüse binmiş olduğum hissi.

Ütopik hayaller kurduğum dönemlere gitmeye başlayacağım galiba. "Acaba benim gibi kendi halinde, yalnızlığını benimsemiş; ama yine de ondan kurtulmak isteyen biri var mıdır?" diye düşünerek geçecek belki de önümüzdeki zaman. Yine de korkularımı örtmeye çalıştım bir sürü cümleyle. Oysa şimdi çıksa biri karşıma, yine kapılır giderim büyük bir hasretle...

Aslında sonbahar da geldi. Ne güzel olur şimdi sevmeler be Blog!

28 Temmuz 2019 Pazar

Yeni Yaşımın İlk Keşke'si

Geçtiğimiz pazartesi yeni yaşımı kutladım. Yepyeni bir yaş ve birkaç yeni şeyin hevesi ve heyecanıyla girdim yeni yaşıma; ama ne kadar şanslı olduğumu biliyoruz Blog. 1 hafta içinde bir ilişkinin başlamasının ve bitmesinin yarattığı tuhaf, nefret edici, keşke'lerle dolu böyle tarif edemediğim bir ruh hali içinde yeni yaşıma girdim. Diyorum ya şanslıyım diye. Zaten ite kaka 4 senedir kendi yalnızlığımla barışmış çoktan kendi iç dünyamda başka evrenlere hareket etmiştim, ne zorum vardı ki bozmaya? Kendi halinde yaşıyordum, ne gerek vardı zaten paramparça olmuş sol tarafımın kırık bir parçasını da gereksiz yere kaybetmeye? Kaşınıyordum sanırım tabir-i caizse. Bile bile ladesti yalnız benimki. Suç kimde Blog? Tabi ki bende. Sanki tecrübesiz, insanların ne mal olduğunu anlamayan biriymişim gibi iki saf söze kanacak kadar aç bir hale gelmişim duygusal anlamda.

Yine de bugün bitmiş olan şeyin şu iyi yanından bakıyorum: Cesaret herkeste olmuyor Blog. Sözünün arkasında durmak, büyük konuşmamak, kendinden emin olabilmek, kendine güvenmek ve karşındakine güven verebilmek çok güzel erdemler. Olmuyorsa demek ki zorlamamak gerekiyor. Bu yanından düşünmeye çalışıyorum sadece şu son 2 günde yaşadıklarımı.

Ben bi' 4 sene daha yalnız kalacağım belli ki. Ya da bir daha kimseye güvenmeyeceğim sevgi konusunda. Gününü gün eden biri de olamadığıma göre, beni ben yapan tüm duygusallığımı silip atacağım içimden. Zaten son 1 senedir bunun acısını çekiyordum. Belki de buna vesile olmuş oldu bu yaşadığım şey. ŞEY.

Nasıl içimde büyük bir keşke çığlığı büyüyor bilsen Blog. Keşke diyorum hiç bozmasaydım 1 hafta önceki halimi. İyi kötü bir umudum vardı. Kendimi kandırıyordum en azından bu hayatta yaşarken. Şimdi ne hissetmem gerektiğini bilemeyecek kadar yalnızım içimde. Yine de kendimi suçluyorum. Sırf içimde nefret olsun, daha sert olabileyim diye.

Sana yazınca rahatladım biraz. Çünkü gidip omzunu gözyaşlarımla ıslatacağım bir arkadaşım yok yakınımda.


26 Haziran 2019 Çarşamba

Haziran'da Saplanan Bir Ruh

Beş kelimeden biri yalnızlıktı eskiden. Sonra 3 kelimeden biri oldu. Ve dillerden düşmeyen hale geldi. Yalnızlık... Hani etrafınızdaki sürekli gülüp eğlendiğiniz insan topluluğunun içindeyken bir tane yaprağın ağaçtan düşüşüne odaklandığınız ya da bir AVM'nin üst katında yüzlerce insanla yemek yerken oraya gereksizce koyulmuş saksıdaki çiçeğe baktığınız anlardaki yalnızlık... Duygularınızı bastırdığınız, "ben kendime yeterim" dediğiniz; ama yetmeyen bir durumun nedeni yalnızlık. Hadsizce kalbinizden beyninize doğru duyguları pompalayan, sizi yanlış tercihlere sürükleyen yalnızlık... Böyle işte yaşadığım. Başkaları gibi sahte bir maskeyi yüzüme takmadığım bir hayata yaklaşımımdan dolayı dilime ve şu anda yazıma pelesenk olan kelime, bir diğer deyişle.

Şimdilik hayatımızın asıl konuları çok başka sevgili Blog. Duygusal yaklaşımlarımdan benim değil de tuhaf bir şekilde çevremdekilerin rahatsız oluşunu baz alan bir dönemden geçiyorum. Çok tuhaf değil mi sence de? Onlara ne yani? Sonradan fark ediyorum ki, asıl rahatsız olunan şey olmayan olgunluk, sahip olunmayan duygusal yaklaşım, düşük beklentiler, robotlaşmış düşünce, biyolojik anlamda geçirilmiş yıkım ve son olaraksa öğrenilmiş çaresizlik.

Özel hayatımı kenara koyarsak, şu sıralar Dell ve Apple marka bilgisayarlar arasındaki ikilemim, hava sıcaklıklarındaki artış ve bulunduğum şehrin nem oranı, birazdan izleyeceğim The Handmaid's Tale'in yeni yayınlanan bölümü, okuduğum "Pempe Fili Düşünme" isimli kitap ve aklıma gelmeyen diğer geçici ve duygusal olmayan şeyleri de ele alabiliriz Blog. Tabii ki şaka yapıyorum. Ve yazımı sonlandırıp dizi moduma geçiyorum.

Önümüzdeki ay 31 yaşıma gireceğim. Belki o zamana kadar yazmayabilirim.

Lütfen sağlam ve benimle kal.

7 Haziran 2019 Cuma

Haziran da Geldi

Evet, yine sana yazamadım. Aslında bekledim biraz. 1 ay önce girdiğim işimden güzel haberlerle sana döneyim diye bekledim. Niye beklediysem, değil mi? Zira güzel bir haber de yok. İşle ilgili çok şey söylemek istiyorum sana Blog; ama o kadar çirkin satırları sende kayıtlı tutmak istemiyorum. Ben zaten içine atmaya alışkın, insani ilişkilerinde fazla beklentiye giren, olabildiğince açıksözlü olmaya çalışan biri olarak, bunu da içime atacağım. Beni saf saf dinleyen birkaç arkadaşım var sağ olsunlar. Onlarla paylaşıyorum sadece. Yine de en güzel şey şu galiba, eve gelince çantamda bile kalan o kahve kokusu... O kadar güzel ve masum bir şey ki. Tek tutunduğum şey bu şu anda. Keşke bunu seninle paylaşabilsem direkt sevgili Blog.

Çok yoruldum insanların "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığından. Gözümün içine baka baka ikiyüzlü bir şekilde nefes alışverişlerinden, çok azıcık bir maaş farkı için birbirlerini ezip geçmeye yetecek hallerinden, insanlara tepeden bakmaya çalışmalarından -oysa ki onlar da epey dipteyken- çok yoruldum. Özetle iş mevzusu, özel hayat... şu sıralar bu temel yapılarda hareket ediyor karşımdaki insanlardan bana doğru.

Büyüklere sorsam "hayat bu" ya da "her iş böyle" diyorlar. Değil aslında. Değil de, işte anlat anlatabilirsen Blog.

Hiç mi güzel bir şey olmuyor, diye sorarsan, ne cevap vereceğimi bilemiyorum; ama şu var, 2019 hedeflerimden en ciddi olanını hallettim. En azından bu güzel bir şey. Her sabah yeni bir güneş doğuşunu geride bırakıyor olmak güzel bir şey. Gittikçe daha da olgunlaşıyor olmak güzel bir şey.

Şimdilik bu kadar. Bu arada geçen gün 10$ daha ödedim senin için sevgili Blog. Sırf adımız O, Ben ve Diğerleri olarak kalsın diye. 🌞