Yorumsuz Durumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yorumsuz Durumlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kasım 2019 Perşembe

Neyi Takip Ediyorum?

Ertesi güne uyanmamın benim için ne kadar önemli olduğundan emin değilim artık mesela. Nefes alışımın ne kadar faydalı olduğu, cebime giren parayla ne yapacağım, insanlarla tartışmalarımın sonrası, attığım mesajların etkileri ya da ne kadar sevildiğim konuları da beni bağlamıyor mesela. Kardelen gibi yaşamak varken, bir ineğin faydalanacağı bir ot gibi yaşamak var uzun bir süredir gündemimde. Elimde mi? Hayır.

Çok bilmiş insanların ya da "büyüklerimizin" hayat konusunda verdiği vaazlarına maruz kalıyorum çoğu zaman. Gerçi yaklaşık 6-7 aydır onlar da beni rahat bırakmış durumda. Sessizliğimi koruyorum ben de çoğu zaman. Etkiye tepki misali belki de. Belirsiz yani durumum. Öylesine her şey.

Geçen gün yaşadıklarımın etkisindeyim Blog. Bana yöneltilen "e senin pek arkadaşın da yok" cümlesi bir anda bende "bu kişi beni tanıdığını düşünüyor; ama hem yanılıyor hem de nasıl oldu da hayatıma bu nebze yorum yapacak kadar girebildi" tepkisi yarattı. Biraz afalladım ve o an bir süredir yaptığım şeyi yapıp "başımla onayladım". Şu sıralar bunu da güzel yapıyorum. Bırakıyorum insanlar kendi dünyalarının patronları olmaya devam etsinler.

Özlediğim şeyler çok. Yalnız oluşum en büyük sebebi aslında. Uğraştığım hastalıklar, iş meseleleri, insanlar... evden mutlu bir şekilde çıkıp mutsuz ve isyankar bir şekilde dönüşlerim... birçok şeyin kötü olmasının sebebi aslında. Bunları değiştirmek benim elimde mi? Evet. Haliyle yazımın başındaki duruma da dolayı yoldan etki ettiği için "her şey benim elimde" gibi bir sonuç çıkıyor. Bu konuda başarılı mıyız Blog? Hayır. En azından şimdilik değiliz. Bu ay sonuna kadar yani yaklaşık 2 haftalık bir zaman dilimim var. Kendime verdiğim bir süre bu. Sonra ya "bir süre daha böyle gitsin" ya da "hayır Arifcim, daha fazla uzatmanın bir anlamı yok" deyip bir karar alacağım. Ve bunu kendim için yapacağım. Yapmak zorunda olduğum için.

Hayatın zorluğundan bahsetmiyorum hiç. Hayat zor mu? Zor olan parasızlık mı? Yoksa insanın sağlıklı olmayışı mı? Bence hayatın zor oluşunun bunlar üzerine tartışılması gerekiyor. Sağlık elbetteki ki sadece fiziksel olanı kapsamıyor. Hepsini içeriyor demek istediklerim.

Bilmiyorum Blog. Aksilikler mi var yoksa her şey yolunda gidiyor da ben mi aksilikleri görüyorum sadece... bilmiyorum. Bulanık bazı şeyler. Ben de çomak sokup iyice karıştırmamaya çalışıyorum. Yoksa iyice kontrolümü kaybedeceğim.

Hiç mi güzel şey yok diyorsun hayatında, değil mi? Varsa bile bunları paylaşmamaya çalışıyorum artık galiba. Ya da bunu da farkedemeyecek kadar dolu gözlerimin önü.

18 Eylül 2019 Çarşamba

Neredeyim?

Hep yazasım geldi sana Blog; ama tuttum kendimi biraz. Çünkü şu anda yazarken yıllardır beklediğim heyecanı yaşamak istedim seninle. Hani hep bir Macbook Pro'muz olsun istiyordum; hatta saf saf para biriktirme heyecanları yaşıyordum başarılı olamayacağını bile bile. İşte şu anda o hep hayalini kurduğum laptopımdan yazıyorum sana; ama bolca melankolik bir ruh hali içinde...

Epey bekledim bir Macbook Pro sahibi olmayı. Şu anda böyle incecik defter havasında, kucağıma almaya bile kıyamıyorum. Neredeyse 13799₺ verecektim. Sonra Apple Eğitim indirimlerine denk geldim. Derken Açıköğretim'e kaydoldum, o arada başka bir yere denk geldim ve 10899₺'ye aldım. Dell ve HP'nin 1-2 modeli arasında çok gidip geldim; ama hayalim buydu ve iyi ki şu anda bir Macbook Pro sahibiyim. Şu sayfada laptopımın özellikleri mevcut. 4 Eylül'den beri kullanıyorum; ama hala daha öğrenmeye çalışıyorum. Yine de hızı ve kullanım hissi çok güzel be Blog. Allah benim kadar çok isteyenlere de nasip etsin. Tek diyebileceğim bu olurdu ek olarak...

Ve ruh halim. Şunu kesinleştirdim şu son üç haftada: Karşıma en doğru insan diye beklediğim kişi de çıksa, O'na güvenemeyeceğim doğru düzgün. O'nun hatalarını gözümde büyüteceğim, zaten paramparça olan kalbimin bir parçasını emanet edemeyeceğim; belki yoracağım O'nu da kendim kadar. Belki O vazgeçecek benden, "bu çocuk bana güvenecek diye kendiyle koca bir savaş veriyor" deyip. Bunları fark ettim işte Blog. Yalnızlığa ne kadar alıştığımı, ne kadar bağlandığımı, kopamayacak oluşumu fark ettim. En kötü yanı da, bunu ömrüm boyunca yaşayacak olacağım gerçeği. Çünkü şu anda bile "doğru insan" denen kişiyi bulamazken, bir de bulup böyle güven savaşlarıyla kaybedecek olmak çok zor ve ağır geliyor. O yüzden en kolayına kaçıyorum belki de: Yalnızlığa.

Bugün de İstanbul'un 1-2 semtindeydim arkadaşlarımla. Yine her Kadıköy ya da karşıda bir semte gidince hissettiğim şeyi hissettim: Bir yere ya da duyguya ait olamama hissi. Çok isteyip de becerememe ya da yanlış otobüse binmiş olduğum hissi.

Ütopik hayaller kurduğum dönemlere gitmeye başlayacağım galiba. "Acaba benim gibi kendi halinde, yalnızlığını benimsemiş; ama yine de ondan kurtulmak isteyen biri var mıdır?" diye düşünerek geçecek belki de önümüzdeki zaman. Yine de korkularımı örtmeye çalıştım bir sürü cümleyle. Oysa şimdi çıksa biri karşıma, yine kapılır giderim büyük bir hasretle...

Aslında sonbahar da geldi. Ne güzel olur şimdi sevmeler be Blog!

28 Temmuz 2019 Pazar

Yeni Yaşımın İlk Keşke'si

Geçtiğimiz pazartesi yeni yaşımı kutladım. Yepyeni bir yaş ve birkaç yeni şeyin hevesi ve heyecanıyla girdim yeni yaşıma; ama ne kadar şanslı olduğumu biliyoruz Blog. 1 hafta içinde bir ilişkinin başlamasının ve bitmesinin yarattığı tuhaf, nefret edici, keşke'lerle dolu böyle tarif edemediğim bir ruh hali içinde yeni yaşıma girdim. Diyorum ya şanslıyım diye. Zaten ite kaka 4 senedir kendi yalnızlığımla barışmış çoktan kendi iç dünyamda başka evrenlere hareket etmiştim, ne zorum vardı ki bozmaya? Kendi halinde yaşıyordum, ne gerek vardı zaten paramparça olmuş sol tarafımın kırık bir parçasını da gereksiz yere kaybetmeye? Kaşınıyordum sanırım tabir-i caizse. Bile bile ladesti yalnız benimki. Suç kimde Blog? Tabi ki bende. Sanki tecrübesiz, insanların ne mal olduğunu anlamayan biriymişim gibi iki saf söze kanacak kadar aç bir hale gelmişim duygusal anlamda.

Yine de bugün bitmiş olan şeyin şu iyi yanından bakıyorum: Cesaret herkeste olmuyor Blog. Sözünün arkasında durmak, büyük konuşmamak, kendinden emin olabilmek, kendine güvenmek ve karşındakine güven verebilmek çok güzel erdemler. Olmuyorsa demek ki zorlamamak gerekiyor. Bu yanından düşünmeye çalışıyorum sadece şu son 2 günde yaşadıklarımı.

Ben bi' 4 sene daha yalnız kalacağım belli ki. Ya da bir daha kimseye güvenmeyeceğim sevgi konusunda. Gününü gün eden biri de olamadığıma göre, beni ben yapan tüm duygusallığımı silip atacağım içimden. Zaten son 1 senedir bunun acısını çekiyordum. Belki de buna vesile olmuş oldu bu yaşadığım şey. ŞEY.

Nasıl içimde büyük bir keşke çığlığı büyüyor bilsen Blog. Keşke diyorum hiç bozmasaydım 1 hafta önceki halimi. İyi kötü bir umudum vardı. Kendimi kandırıyordum en azından bu hayatta yaşarken. Şimdi ne hissetmem gerektiğini bilemeyecek kadar yalnızım içimde. Yine de kendimi suçluyorum. Sırf içimde nefret olsun, daha sert olabileyim diye.

Sana yazınca rahatladım biraz. Çünkü gidip omzunu gözyaşlarımla ıslatacağım bir arkadaşım yok yakınımda.


14 Mart 2019 Perşembe

Ben de Bilmiyorum

Şeyi fark ettim Blog, insanların egolarına tahammül edemediğimi... O kişileri direkt yok saydığımı, dediklerini önemsemediğimi ve o kişilerle bağlantısı olanlara da negatif yaklaşımlarda bulunduğumu fark ettim. Bu durum beni egoist yapmaz değil mi? Çünkü son aylarda aşırı derecede egolarıyla güzelleşmeye çalışan insanları görmeye başladım. Yoksa adına algıda seçicilik mi koymamız lazım, ne dersin?

Geçen hafta Erasmus'dan arkadaşım geldi İstanbul'a. Son yıllardaki olaylardan sonra ancak fırsat bulabildik, bir de açıkçası üşeniyordum galiba. Hazı şu sıralar zamanım bol iken aradan çıkartalım dedik ve İstanbul'u olabildiğince gezdirdim. Gayet beğendi; ama o kadar yoruldum ki anlatamam. Akşamları yürümeye mecalim kalmıyordu, hop yatıyordum hemen. Yastığa başımı koyduğum gibi uyumayı özlemişim, çok düşünmeden, diğer sorunlarla boğuşmadan... İyi geldi bana da. Hem de 10 yıla yakın zamandan sonra yabancı bir arkadaşımı görmüş oldum.

Kötü şeyler de oldu tabii ki. Mesela benim 5 yıllık antika telefonum artık ölmeye yüz tutmuştu ki bana 130₺'lık bir masraf çıkartarak tekrar hayata döndü. Telefon satın almamın zor olduğunu biliyorsun Blog. Mecburen tamir ettirdim. İnşallah daha problem çıkarmaz bana.

Öte yandan, sana uzun zamandır yazamadım. Çünkü kafam allak bullaktı. Şimdilerde enerjim çekiliyormuş gibi hissediyorum. Oturup saatlerce ağlayasım var mesela. Sebebi belli, insanlar. O yüzdendir ya hep bir kedi gördüğümde bütün dikkatim dağılıyor, kediye yapışıyorum. Hayvanlar daha iyi bence herkesten. O yüzden de evcil hayvanı olup kendini soyutlamış insanları daha merak uyandırıcı ve saygıya değer buluyorum. Bu da benim hüzünlü bakış açım. Hayvanlar en azından egoist değil ya da kendilerini insanlar gibi ısrarla olmadıkları birileriymiş gibi ya da fazla güzel göstermeye çalışmıyorlar.

Pazartesi doktora gideceğim, malum ilacımı kesmek için. Yarın sabah da Kadıköy'e gideceğim hem de yeni açılan banliyö hattı ile. Kime sorsam kullanmamış yenisini. Haliyle kendim tecrübe edineceğim. Yıllar önce binmiştim en son ben de gerçi... Sonra uzun bir süre uzaklaşmak istemiyorum bulunduğum konumumdan. İnsanlardan uzaklaşmak istiyorum sadece. Hafta sonu ablamla ayrıca bir planımız var. Pazartesiyle birlikte de artık kafamı gömdüğüm kumdan çıkarmayı planlıyorum. Bu sefer son kez deneyeceğim. Olmuyorsa da zorlamayacağım artık. Çünkü ben zorladıkça kendimle daha da savaşıyormuş gibi hissediyorum.

Geri kalan şeyler için pek diyebileceğim bir şeyim yok. Daha da yalnız kalmak dışında...

26 Ocak 2019 Cumartesi

Yorumsuz Zamanlar

Sevmeyi kimden öğrendik Blog? Kim öğretti bize o duyguyu? Hadi O'nun ellerinden öpelim bu öğreti için; ama ya nefret duygusunun sahibi? O duygunun sorumlusu kim sence Blog? Kimi taşlamalıyız kalplerimizi kararttığı için? Yine çok sorular sormaya başladım değil mi? Farkındayım. 2-3 gündür üzerimdeki gereksiz kasvet, düşüncelerimdeki tıkanıklık, ne yaptığımın belli olmaması ve üstüne "sürekli yemek yiyip peşine uyuyor olmam" sanki nefes aldığım havayı karartıyormuş gibi geliyor. İçimdeki tüm renkleri solduruyor, sahte bir görünüme çeviriyor yaşadığım hayatı.

Hiç öyle yeni yıl hedefi belirleyemedim. Aksine daha da önümü tıkar gibi dikine gidiyorum iyi düşüncelerin, hayallerin, kaldıysa eğer umutların... Merak ediyorum acaba bir yerde beni bekleyen bir umut ışığı var mı? Ya da o "nefes alıyorsak umut var demektir" klasiği benim için hayatın hangi döneminde geçerli?.. Yine sorular, değil mi?

Konuyu değiştirmeye çalışıyorum şu anda; ama beceremiyorum Blog. Olmayan kanatlarımı çırpıyormuşum gibi geliyor. O yüzden boş verip bu kasvetli yazıma da devam edeceğim. Gitmiyor Blog. Hiçbir şey gitmiyorum. Bak "iyi gitmiyor" demiyorum; bizzat "gitmiyor" diyorum. Sanki bunun için aylarca uğraşıyormuşum gibi hissediyorum. Ve "evet Arif, tebrikler! Artık hiçbir şey gitmiyor" sözünü duyuyormuşum gibi geliyor herkesten, her şeyden...

Her şeyleri yolunda gidenlere soruyorum, "nasıl gidiyor" diye, iyi deyip geçiyorlar. Sonra içimde uzun bir sessizlik... Bende problem Blog. Bende...

12 Haziran 2018 Salı

Evde Yokum

Allah'dan blogumu takip eden kimse yok. Buna şükredeceğimi düşünmezdim yıllar önce blog yazmaya başladığımda, ama demek ki şükredecek yanı da varmış bu durumun. Şükretmemin de çok sebebi var, şimdi saymayayım, sonra dönüp okuyabiliyorum zamanın bir döneminde.

Geçen hafta içinde Instagram profilimi sıfırladım. Sildim fotoğraflarımı. Kullanmıyorum zaten. Profillerimi tamamen silemediğimi aylardır ancak kavrayabildiğim için, sıfırlama yoluna gittim sosyal hesaplarımı. Öylesine duruyor varlıkları. Tam da istediğim gibi yani.

Ramazan ayı bitmek üzere Blog. Son 10 gününü boş yere geçirmişim gibi hissediyorum. Yani boş yere aç kalıyormuşum gibi. Allah daha iyi bilir tabi de, bendeki hissiyat bu şekilde. Son 5 gündür de hava hiç olmadığı kadar sıcak ve gittikçe daha da ısınıyor. Tabi ki zorlanıyorum, ama bir önemi yok. Dün akşam biriyle yüzyüze dertleştiğimde sorunumun/sorunlarımın ne kadar önemsiz ve değersiz olduğunu duydum. Öyleymişler, hatta çok bencil biriymişim be Blog. Öyleymişim yani...

2018 için verdiğim sözlerin ne kadarını tutabildiğimi düşünüyorum şu anda. O yüzden böyle daha fazla kendime mahcup olmamak adına, sana da yazmayı düşünmüyorum artık Blog. Keşke domainini de yenilemeseydim. Neyse.

Şuraya da şarkımı bırakayım...

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Depri (Depresyon)

Adına Depri demeye karar verdim Blog. Sanırım mezuniyetimle başlayıp inişli çıkışlı bir şekilde hayatımın bir parçası olarak devam eden ruhsal durumumdan bahsediyorum: Depresyon. Belki benim farkında olmamam gerekebilir bu durumu; ama bilemiyorum artık ne derece içli dışlı olduysam...

Dün mesela genel temizliğe gittim yine. Aslında bunun sebebi depresyon değil galiba ya. Yani Twitter, Instagram, Facebook vs. kullanmak istemiyorum ben Blog. Cidden istemiyorum. Arada atasım geliyor bir şeyler. Twitter'ı sırf sanatçıları takip ederken kullanıyorum, Facebook'u tutmamım sebebi ise bazı arkadaşlarımla tek bağım orası. Instagram bazen eğlenceli olabiliyor, ama sadece o kadar. Kökten silemiyorum hesaplarımı ama. O hani ismime özel kullanıcı adını kaybetmek istemiyorum. Dondurunca silinmese hepsi, kapatacağım. Ama Twitter siliniyor. Diğerleri silinmiyor ama bu sefer de mükemmelliyetçiliğim tutuyor: "Kapanacaksa hepsi kapanacak!" Twitter'ımı temizledim. Instagram'a da çok gereksiz postlar atmışım ara ara, onları uçurdum. Facebook ise Allah'a emanet...

Ramazan'ın ilk orucunu da tutmuş bulunuyorum. Hatta şu anda taze zencefilli yeşil çayımı ve koca koca hurmalarımı yiyerekten yazıyorum sana tüm Deprisiliğimle Blogcum. Bugün güneş banyosuna büründüm, susuzluğumun iyice artacağını ve başımın ağrıdan çatlayacağını bile bile. Çok güzeldi hava ama. Kıyamadım. Epey tatlı bir sıcak, rüzgarlı güzel bir hava vardı. Tam istediğim "en sıcak hava" modu yani. Daha fazlası, malum, bana göre değil.

Geçen anneler günüydü. Orada burada herkes annesiyle fotoğrafını paylaşmıştı. Sanırım zincirleme çoğaldı o gün bu etkinlik. Eskiden o tarz paylaşımlar yoktu çünkü. Bana çok cliché geldi. Fransızcasını yazdım, zira son 1 haftadır aşırı Fransızca bürünmüş haldeyim. Tabi bunda Madame Monsieur'nün Eurovision şarkısı Mercy'nin etkisi var. İsrail'in kazanmasına üzüldüm, çünkü benim favorim Kıbrıs idi ki çok daha iyiydi. İsrail bence, insanlarını bilemem de, ülke olarak siyaseten bir şeyleri hak etmiyor. Onca insanın ölümüne sebep olan, üstelik 2018 yılında ki bunun yılı bile olmaz aslında da işte, cani bir ülke... Amerika'nın oraya taşınması birçok şeye gebe duruma soktu bence. Eminim iyice oraya yerleşir ve askeri bir üs de kurarlar bol kapsamlı. Ortadoğu'da daha iyi bir konum bulamazlar bence. Yani ben olsaydım öyle yapardım. Neyse...

İyi değilim Blog. Tam, iyi oldum, diyorum; bir aksilik, bir duygusuzluk, bir aileden gelen ters tepki çıkıyor. İyi ki dostum dediğim kimsem yok. Çünkü ben yine salak gibi bu kötü halimdeyken bile başkalarının dertleriyle ilgileniyor olurdum.

Şuraya Madame Monsieur'ye ait bir şarkının canlı performansını bırakayım.

Bu arada 2009'dan beri başvurduğum Green Card çekilişini yine kazanamadım. Kazansaydım da gidemezdim bu halde eminim. Olsun.

24 Ağustos 2017 Perşembe

Ağustos Biterken

Hayatımı daha az acı verecek şekilde nasıl geçirebilirim diye sordum kendime bugün. Hazır son 3-4 gündür serinken havalar ve haliyle daha az eziyetli geçirirken günleri... bu soruyu sorayım dedim. Bu düşüncelere nereden bulaştığımla başlayayım. Tabii ki Instagram ve Facebook. Başka nereler olabilir ki? Hatırlarsın Blog, şu yazımda ve o günde sosyal hesaplarımı kapatmıştım. Sonra minik bir neden yüzünden şu yazımda ve o günde tekrar geri açtım. Yani şöyle 1.5 ay olmuş olmamış.

Uzaktan bakılınca tabii tek derdimin bu aç kapa meselesi olduğu düşünülebilir. Yalnız yatak odam, pencerem ve laptopımın dilleri olsaydı daha fazlasını anlatabilirlerdi. Ben her ne kadar çoğu şeyimi buraya aktarıyor olsam da, asıl özel şeyleri anlatamıyorum. Böylesi daha iyi belki. En azından kendimle olan belli bir çizgiyi aşmamış oluyorum.

"Kapat gitsin o zaman, neden açık tutuyorsun?" diye ben de kendime soruyorum sürekli; ama dile getirmesem de, kendi kendime hiçbir şey yapmayıp beklesem de, adına "umut" koyup bekliyorum. Gerçekten bir umut olsa, neyse diyeceğim...

Sanırım işin en büyük sırrı, kişinin kendini ne olursa olsun sevmesi ve saygı duymasıyla alakalı. O zaman, en azından, kendine verdiği sözleri tutabiliyor. Bende hangisi eksik ya da daha eksik, henüz çözemiyorum. 4-5 gün sonra ablamgil gelecekler, bayramda diğer ablamgil. Hayata sanırım en çok, yeğenlerimle birlikte olunca, renkli bakabiliyorum.

Bu hayattaki sınavım da bunlar sanırım. Yani yaşadığım şeyler, burada dile getiremediklerim. Bunlara da şükür diyorum çoğu zaman, ama öyle anlar geliyor ki isyan etmemek için zor tutuyorum kendimi. İpini koparmamış, düzgün bir birey olmakla kime faydam dokunuyor ya da nasıl bir pozitif sonuç elde ediyorum, inan hiç bilmiyorum Blog. Hani aksi durumuna sıcak baktığım ya da bakacağım, hatta bakabileceğimden değil de; daha çok sorguluyorum sadece.

Yarın cuma günü. En sevdiğim gün, değil mi? Hesaplarımı tekrar kapatsam daha mantıklı galiba, değil mi Blog? Kullanmıyorum çünkü. Hiçbir şekilde kullanmıyorum yani, değil mi?

11 Mart 2017 Cumartesi

İşsizlik

Evet. İşsizlik.

İnanır mısın Blog, bir tek sen bana sormadın neden çalışmadığımı, neden işe girmediğimi... bir tek sen zamanla soğumadın benden ya da işsizsin/paran yoktur diye düşünüp bunu dile getirmeyip de saçma bahanelerin arkasına sığınmayan... bir tek sen kasmadın beni.

Son 1 sene içinde konuştuğum yeni tanıştığım ya da eskiden tanışmış olduğum bütün insanlar, ailem haricinde, bana "para yiyen, paramı yiyecek, geleceği belli olmayan vb. türde" ithamlarda bulundu. Dile getirmese de çoğu, bariz hissedilir boyutta oldu. İlk tanışmada insanlar birbirini tanımaya çalışır mesela normalde, ama konu "Arif neden çalışmıyor?" şekline dönüştü her defasında. Bir de eskiden tanıştıklarım var mesela, onlar da zamanında benzeri şeylerden ilgilerini yitirmişler demek ki "Arif'in geleceği belli değil, ne yapayım onunla" demişler herhalde, o yüzden karşılaşınca ya da konuşunca konu "ben de işte öyleydim, hayat da zor be Arif, yarın ne olacağımız belli değil" ya da "evet adım atmalısın 'kardeşim'(!)"...

O yüzden ilk kez biriyle tanışmadan önce özellikle belirtiyorum "iş mevzusundan konuşmayalım ne olur diye" ama konuyu illaki oraya getiriyorlar hep be Blog. Ve o soğuyan muhabbetler, düşen suratlar... Gördükçe üzülüyorum. Ne yapıyorsun Arif diyorum. Ne yapıyorsun kendine?

Sahi ne yapıyorum ben Blog? Ne zaman pes edeceğim? Bugün duş alırken bunu düşündüm. "Artık kapatmalısın bu defteri Arif. Artık sana malum konuda mutluluk yok. Sen yalnızsın ve yalnız kalacaksın." İnsanların saçma sapan bahaneleri, istekleri, beklentileri, korkuları, tahammül edilemez tuhaflıkları, seninle örtüşmeyen yaşam biçimleri...

100 kişiden 5 kişi mantıklıysa, bunlardan sanırım 1 tanesi %20'lik bir ihtimalle benim için yaratılmış oluyor adeta. Ömür yetmez be Blog.

Neyse.

Sinemia üyeliğim sayesinde zamanım dolu geçiyor. Eğlenceli de. 24 Mart'da bitiyor. Ne yapacağım diye düşünmeye başladım çoktan. Zira uzatamam, o kadar lüksüm yok. Geçen gün 8. filme de gittim. Bu sekiz filmin biri VIP salonda, biri de IMAX formatında. Haftaya da 4DX formatında bir film izlemeye gideceğim Marmara Forum'a. Buradan nasıl gideceğimi az çok öğrendim. O değil de tek başıma epey takılır oldum. Eskiden zorlardı beni ama neyse...

VIP salondaki rahatlığımın fotoğrafını koyayım dedim. Vallahi kıçımı devirdim yattım öyle izledim çoğu zaman filmi. Lion'u izlemiştim o salonda.

Yarın iki yeğenim de bana emanet tüm gün. Pazar günü yine yalnız bir şekilde yollara vuracağım kendimi. Muhtemelen yine Akasya AVM'ye giderim. Hatta erken kalkarsam Moonlight'a giderim. Belki hızımı alamaz karşıya bile geçerim. Hatta Çorlulu Ali Paşa Medresesi'nde nargilemi içer dönerim. Belki de hiçbir şey yapmaz evde kalır dizi izlerim. 😔

10 Ağustos 2016 Çarşamba

İzlerken...

Her uzun bir asosyallik döneminden arkadaş ortamına girdiğimde olan şey oldu geçtiğimiz günlerde. Çenem durmadı. Çok konuştum; çok güldüm, çok güldürdüm... Sonra yine eve dönünce garip oluyorum. Tıpkı şimdiki gibi.

İçimdeki havayı vakumla alıyormuş gibi hayat adeta. Ya da içime çekiliyorum, daha çok kendi dünyama dönüyorum gibi oluyor. Daha da sessizleşiyorum. Ne gülmek ne de konuşmak geliyor içimden. Hele bir de Ankara'nın uzak bir köşesinden dünyaya bakmaya çalışınca daha da karamsar gözüküyor. Eh ruhsal durumumun daha farklı olması beklenemezdi bu şartlarda.

Ankara'da yaptığım tipik şeylerden bahsetmeme gerek yok galiba Blog. Zaten hepsini az çok tahmin edebilirsin. Ufak tefek değişiklikler dışında aynıydı. Aynı olmasına rağmen eğlenebiliyorum; ama hep arkamdan dürten "geri döneceksin" şeklindeki sesin bendeki etkisiyle eğlendim diyeyim.

İnsanın elinin kolunun bağlı olması kötü bir şey. Bu benim hayatımın birçok bölümünde geçerli. Aynı anda çevremdekiler için de geçerli; ailem, arkadaşlarım, benimle tanışmak isteyenler...

Şu kalbimi dinleme mevzusunu denedim bu arada. Beceremedim sanırım tam olarak. Havaların sıcaklığı beni nasıl boğuyor anlatamam Blog. Aslında birçok şekilde anlattım bugüne kadar da, acaba sen de mi diğer insanlar gibi anlamamazlıktan geldin? Neyse.

Hazır Ankara'dayken 1-2 şey de aldım. Bol bol yedim içtim Blog. Ve pişman değilim. Yine de eksiklik hep vardı. Sanırım yalnız olduğum sürece eksiklik hep olacak. Tabii şu anda tek umursamamız gereken nasıl para kazanırım sorusu olmalı, değil mi?..

29 Mayıs 2016 Pazar

Sevgisiz Blog

Bazen düşünüyorum, acaba sana karşı da bencil miyim diye. Korkuyorum bazen de, acaba başkalarında sevmediğim karakterleri kendim de mi taşıyorum diye. Bazen de susuyorum, acaba beni dinleyen var mı diye...

Bugün böyle şeker komasına girecek kadar şeker tükettim. Bir yandan tüketiyorum, bir yandan sana yazıyorum. Tarçınlı yeşil çay da içiyorum. Bütün günü dışarıda geçirebilecekken evde oturdum. En gereksiz işleri yaptım belki de bugün. Diyarbakır'dayım Çarşamba akşamından beri. Salı günkü boğaz ağrım sınavla daha da kötülemiş, üstüne Pegasus firmasıyla gelmek gibi yaptığım bir başka hatayla ekstra kötülemişti. Çünkü İstanbul'da 1.5 saat havalanında, bir kısmı uçağın içinde, bekleyip hızlı hızlı 1.5 saatte gelmek için ekstra kasan pilotlar sayesinde altüst oldu dengem. Bunlardan yakınınca insanlar ilk kez uçağa biniyormuşum tepkisi veriyor. Yahu ben senede ortalama 2-4 kere uçağa biniyorum, şöyle bir geçmişe bakınca. O değil de iyi mil yapmışım ha. Velhasıl yeni düzeldim. Tabii geldiğim günden beri arada ablamla gezdim. Ben geldim diye başbakanımız ve cumhurbaşkanımız da geldi. Daha ne olsun değil mi? Tabii.

Öte yandan içim boğuluyor Blog. Şunu daha iyi fark ediyorum, hayatım orada burada, yollarda ya da sürekli işle meşgul olsa, ben duygularıma hiç zaman ayıramasam; bu dünyada benden mutlusu ve güzeli olmazmış. Öbür türlü tökezliyorum hep. Her geçen gün "benden bir bok olmaz" ve "taşı bile sıksan suyu çıkar, beni sıksan paramparça olurum" felsefelerini kabullenir oldum. Bunları birine demeye de gelmiyor Blog. Hemen psikologa sarıyorlar. Sanırsın hepsi bilgili, hepsi görmüş geçirmiş, hepsi seçici geçirgen(!).

Şu anda balkonda oturmuş yine diyetimin içine etmiş bir halde sana yazıyorum. Yine sırtımda günahlarım, pişmanlıklarım, göz yaşlarım, hayallerim, umutlarım, vazgeçtiklerim ve daha nicesi var.

Sen de sevgisiz kaldın ben de yani...

9 Mayıs 2016 Pazartesi

Alo? Aloooo???

Saçmalıyorum Blog. Artık kendime de gülmüyorum. Böyle gülüp gülüp geçerdim eskiden, ama yok, artık onu da yapmıyorum. Allah böyle durumlara tekrar düşürmez inşallah gelecekte. O gelecek geldiğinde, bu zamanlara bakıp bakıp yine gülüp gülüp geçerim inşallah; ama yazık yine de bana.

Böyle sinir krizleri geçiresim var, ama ilacım izin vermiyor. Ve ben bunu biyolojik anlamda idrak edebilecek bilinçteyim. Bari bunu anlayamıyor olsaydım???

Cesaret güzel bir şey, ama gerçekten elde edebileceğinden adın gibi eminken korkularının arkasına saklanmak daha da kötü. Bunu kendim için söylemiyorum. Birkaç ay önceki yaşadığım bir durum için diyorum. Yoksa bende zaten cesaret yok. Nasıl olsun ki? Misal, geleceğime yönelik adım atmaya cesaretim yok. Bana biri çıkıp dese, "1500-2000 TL maaşlı işin olacak şu küçük kasabada, minik ama huzurlu-güzel bir evin olacak kiralık, gider misin?" ben "valizlerimle hazırım" demez miyim? Derim. Ama ne öyle bir iş, ne de bana böyle bir teklif sunan var.

1 ay sonra doktor kontrolüm var. Haftaya Gebze'ye geçmem lazım sınavım var. Diyarbakır'a gidip her şeyden uzak durasım var. Kilo vermeye devam edip daha sağlıklı ve ideal bir ölçüde olasım var. Sonra ise işe giresim var. Adım atasım var. Sevesim var Blog. Sevilesim var...

5 Şubat 2016 Cuma

Nefret

İlacımın dozunu 3 aydır yanlış kullandığımı söyledi Sakarya'daki doktorum. Yaklaşık 5 kat daha fazla kullanıyorum gün içinde toplam, 2-3 gündür. Ben yarıya düşürür diye beklerken hele de, 5 katına çıktı. Ne kadar komik değil mi?

2 gündür içimde büyük bir nefret, kusma isteği, aşırı negatiflik, hırçınlık, aynı zamanda büyük bir sessizlik; herkese karşı aşırı bir ön yargı, kızgınlık, küfür etme isteği... daha nice negatif şeyler var. Tuhaftır, normalde bu tip durumlarda böyle ya eskiden bir şekilde hayatıma giren insanlar aklıma gelir "keşke onlar yanımda olsa" derdim, ama şu anda en fazla onlara nefretim var galiba. Canları cehenneme yani Blog. He ilaçtan.

Saçma salak insanlarla muhabbet etmişim, bir şeyler paylaşmaya çalışmışım bunca zaman. Kendinin ne olduğumu bilmeyeni mi dersin, embesil olanı mı dersin, psikopat olanı mı dersin... her türlüsü var. Ne zorum vardı acaba da konuşmuşum, yemin ederim şaşırıyorum kendime. Bir de salak gibi her birinden sonra hayattan soğumalarım falan... Yaklaşık 1 haftadır hiç bozmadan, kaldığım yerden, kalan umudumla devam ediyorum doğru insanı beklemeye bir yerlerde. Misal, bakıyorum bir başka embesil yazıyor, hiç cevap bile vermiyorum. Niye kendime eziyet ediyorum?

Eski sevgilim bana demez mi bir de "niye bu kadar takıyorsun sevgili işlerine?" diye. Yahu, ben bu insanla nasıl çıkmışım? Zerre beni anlamamış! Hala daha konuşuyorum arkadaş olarak.

Ne küfürler yazdım şu yazımı yazarken, ama sildim, bilsen Blog.

Özet geçiyorum: Ben sevmeyi beceremiyorum. Şimdi defolabilirler ilgili kişiler. Sevmeyin beni. *küfür* Aynı şekilde öğretmemişler bize sevmeyi. Siz sevmeyi, peşinde koşturmak, ego tatmini, kondom vb. diğer şeyler sanırken hele.

Yazmıyorum bundan sonra. Şuraya yazmaktan bile nefret eder oldum artık. Telefonumu da kullanmamayı düşünüyorum bundan sonra. Boş yere niye her ay yükleme yapıyorum ki mal gibi? Maaşım mı var? Nasılsa aradığım/arayanım falan da yok. *küfür*

6 Kasım 2015 Cuma

Oh Cuma!

Bugün cuma. Evet, cuma günü ve ben uzun bir süredir geride bıraktığım cumalarda hissedemediğim huzuru hissettim biraz da olsa. Son yaşadıklarımdan sonra, konuyla ilgili yazımı kaldırdım yazdıktan 1-2 saat sonra, daha farklı bir pencereden bakmaya çalışıyorum hayata. Biraz daha soft renklere bürünüyorum. Ya da öyle hissetmeye çalışıyorum, emin değilim. Güzel yine de.

Dün akşam Facebook profilimde paylaştığım şu duamdan sonra:

Allah kimseyi zor gününde; sağlık, vefa, vicdan, sevgi ve saygı konularında sınamasın ve geçmişini unutturmasın. Amin.

Ve arkadaşlarımın çoğunun genel anlamda daha öncesinden beri bana karşı olan ilgisini görünce, bazı şeylere ne kadar yönelmem gerektiğini anladım biraz da. Tabii bir de bugünkü Cuma Namazı'nda ettiğim dua sonrası bir yerde gördüğüm Şems-i Tebrizi'nin şu cümlesiyle daha da sanki böyle "doğru yoldayım galiba" der oldum:
Bir kişi, Allah'tan başka kimseye ihtiyacı olmadığına inanırsa; Allah da onu başkasına muhtaç etmez.
Sonra yüzümde bir gülümsemeyle evde geçirdim vaktimi. Şimdi de seninle paylaşıyorum bunu Blog'um.

Dün Ellie Goulding'in epeydir beklediğim albümü yayınlandı. Adele'in albümü çıkana kadar onunla takılacağımdan hiç şüphen olmasın Blog. Ama Adele başka tabii. Neyse, beğendiğim şarkıları oldu, ama şunu paylaşmak istiyorum burada:


"Is there anybody out there waiting for me on my way?
If that somebody is you, then baby, I just wanna say,
Tonight, nothing will bring us down,
Tonight, we're at the lost and found."

Beni gerçekten tanıyan bilir. Kimseden beklemem öyle küçük dağları benim için yaratmalarını. En kötü, ne verdiysem onu beklerim, ama çok yakın arkadaşım dediğim bazı arkadaşlarımı, onların tavırlarından anladığım kadarıyla, ben zorlamışım arkadaşlığa ki şu geçirdiğim zor/ağır zamanlarımda basit bir WhatsApp mesajını bile çok görür oldular. Ve lanet olsun ki yengeç burcu olup da geçmişini unutmayan kişi BENİM, onlar DEĞİL! Yarın bir gün hiçbir şey olmamış gibi Facebook'dan vesaire yazmazlar umarım bana. Zira ben üstünden zaman geçtikçe unutmuyorum. Daha da yerleşiyor.

Velhasıl, bir de diyete ve spora, yarından itibaren daha şiddetli şekilde başlıyorum Blog. Son geçirdiğim rahatsızlığımdaki kan tahlillerimdeki iki seferde de açlık anı şeker seviyemin yüksek çıkması bana "oh my God! Are you made of candy or you're really getting a fat *ss?!" çanları çaldırdı, ama ikimiz de çok tatlı olduğumu ve artık kan değerlerimin de bunu kabul ettiğini biliyoruz Blog. Yine de göbeğimden kurtulmamız lazım. HEMEN! 

Ah bu arada şunu söylemem gerekiyor. Sevgili Doğalsan, buradan sana teşekkürlerimi sunuyorum. Zira, ben bütün Dukan Diyeti'm boyunca Doğalsan'ın yulaf kepeklerini kullanmış biri olarak, geçen aylarda aldığım ve çok kısa sürede ağzı kapalı olmasına rağmen bozulan bir üründen dolayı, benimle epey ilgilendiler. Ben bozulan ürünü görünce epey şiddetli bir çıkış yapmış olabilirim ki genelde bu tip durumlarda ilgili ürünleri fotoğraflayıp firmaya mailliyorum, aynısını da yulaf kepeğim için yapmıştım. Doğalsan da gayet ilgilendi ve bugün telafi amaçlı yulaf kepeği gönderdiler bana.

Firmalar bu şekilde ilgili olunca müşterileriyle, eminim daha çok kazanıyorlardır. Yani inşallah kazanıyorlardır, diyeyim.

Dipnot: Bugün ettiğim duada Allah'dan ufak bir şey rica ettim. Ya içimdeki sevgi için doğru kişiye beni emanet etmesi ya da içimdeki bu savaşı sonlandırması yönünde. Çünkü ben kendimi hırpalamaktan çok yoruldum. Ve belli ki diğerlerinin yaptığını yapıp "amaan boş ver! Sıradaki???" diyemiyorum, diyemeyeceğim de.

16 Ağustos 2015 Pazar

Aman, Benden Uzakta Olsun!

Yapamıyorum yahu! Cidden olmuyor. YAPAMIYORUM! Diğer insanlar nasıl beceriyor hiçbir fikrim yok, ama ben yapamıyorum, beceremiyorum yaşamayı. YAPARIM, EDERİM, YAPACAĞIM gibi çıkışlara sahip olmakla da olmuyor o işler sevgili diğer insan(-lar). Ben beceremiyorum.

Çözümü çok basit. Basit, ama g*tüm yemiyor yapmaya. Çünkü kolay değil, geride koca bir aile var, geride Allah korkusu var. O var, bu var... saymakla bitmez. Cesaret yok yani anlayacağın Blog.

Aslında çok dolu, belli konularda çok yetenekli, iyi bir bakış açısına sahip ve daha bir sürü olumlu özelliğe sahip biriyim. Yok ama, olmuyor. Olmuyor arkadaş!

Kilo vermem lazım. Bildiğin acil bir şekilde diyete başlamam lazım. Yiyorum sürekli. Çünkü depresyondayım. Başka hiçbir şey mutlu etmiyor. Ben ne yapayım?

Bir de insanlardan iyice yaka silker oldum. Yahu arkadaş spor yapıyorsun da neden gidip bunu fotoğraflıyorsun? Protein tozlarıyla şişirdiğin vücudunu neden paylaşıyorsun orada burada? Hiç mi bilmiyoruz nasıl olduğunu o işlerin? Hiç mi gitmedik spor salonuna sence? Ya da bu dedikodu merakı nedir arkadaş? Kadınların adı çıkmış, kısmen haklı da söyleyenler, peki ya da erkekler? Hemcinsimin dedikoducu olanı kadından daha beter, Allah sizi inandırsın "a dostlar(!)" diyesim geldi. Makam-mevki için g*tünü yırtan insanlara ne demeli? Peki sizinle ilgilenip sonradan bunu rutin şekilde birçok insana yapan türdeki şıpsevdilere ne demeli? Yeminle hepinize küfredesim var ağız dolusu. Hiç yapmadım gerçi, ama kulağa rahatlatıcı geliyor.

İşimden ayrılabilirim. İşsiz, depresif ve yalnız kalabilirim. O yüzden ilgiye ihtiyacım var. Nazımı çekebilecek birine ihtiyacım var. Beni sevgiye doyuracak birine ihtiyacım var.

Benim O'na ihtiyacım var.

16 Mayıs 2015 Cumartesi

Naneli Hayat

Çok acımasız olabiliyorum bazen; ama başkalarına karşı değil, kendime karşı… Acı çektirmeyi seviyorum garip bir şekilde. Ruhum acı çekmekten çok hoşlanıyor belli ki. Öyle çok hoşlanıyor ki yalnız kalmaktan deli gibi nefret etmeme rağmen ısrarla etrafımdaki insanları uzaklaştırıp “acaba ne zaman yalnızlığın dibine vuracağım da sadist bir şekilde zevk alacağım” diye bekliyor.

Eh bende de acı çekmek için, kendimi üzmek için yığınla malzeme var. Tek tek saymak yanlış olur, zaten sayacak gücüm de kalmadı. Birilerine ya da bir şeylere açılmaktan yoruldum. O yüzden uzaklaştırıyorumdur belki de insanları kendimden. İçimde pişmanlık olmuyor uzaklaştırdığım zamanlarda; ama sonrasında kötü oluyorum.

Bugünlerde küçük bir çocuğun ağlamasına bile dayanamıyorum. Üzülüyorum yani. Kendime ne kadar üzüldüğümün haddi hesabı yok. Ha iş “kendini sev” olayına gelince, çok güzel seviyorum kendimi. Oh tatlım! Buna hiç şüphen olmamalı. Zira kendimi öyle çok seviyorum ki kendimi mutlu etmekten çok kendimi üzüyorum.

Şu sıralar hayat kurma çabaları içindeyim. Bana uygun bir iş ya da bulduğum bir işe uygun olma çabalarındayım. Ki kendimi biliyorum, bir işe başlarsam en güzel şekilde yerine getiririm görevimi; ama işte acaba nerede ve nasıl bir iş üstünden devam edeceğim hayatıma…

Ailemleyim 1-2 gündür Blog. Yani bildiğin annem ve kardeşlerimleyim. Her şeyin başladığı şekildeyim belki de bir bakıma. Daha güzel bir “yeni sayfa açma” olabilir mi sence? Emin değilim. Yine de bunu da denemeyi düşünüyorum. Bir de bugünü denemeyi düşünüyorum yeni bir başlangıç için.

2011’deki başlangıcım gibi olmasını istiyorum galiba Blog. Ciddi anlamda her şeyden uzak olmayı istiyorum benim dünyamı altüst eden anlamında. Ve bu sefer birinin gelip bozmasını da istemiyorum. İzin vermek de istemiyorum. Çünkü gerçekten yoruldum. Hiçbir şey yapmamaktan, kendimi boğmaktan, birilerine inanmaya çalışmaktan, elimdeki sevgi için tek taraflı savaşmaktan, sağlık sorunlarımın hayatımın içine etmesinden ve benim buna izin vermemden, elimdeki yığınla artı’yı kocaman bir EKSİ yapmaktan… hepsinden yoruldum. Askerlik denen şeyden de geçmiş olmama rağmen bazı şeylerin hala aynı ARİF olarak kalmasından da yoruldum.

Bazen saatin aynı rakamları geldiğinde “acaba beni mi düşünüyor” diyemediğim bir durumdayım. “Acaba beni kim düşünüyor” diyorum. Ya da gerçekten acaba beni kim düşünüyor? Belki birinin hayalindeyimdir ve “bir gün onunla karşılaşacağım ve bütün renklerim tamamlanmış olacak” diyordur benim için. Bense o gün geldiğinde “artık geç kaldın” diyeceğimdir kesin.

Neyse. Neyse…

16 Ekim 2014 Perşembe

Biz

O, ben ve diğerleri değiliz artık. Sadece "biz" var. Bir süredir bunu düşünüyorum. Okuduğum bir kitaptan etkilenip böyle düşünmeye başladım. Bir şeyleri ya da birilerini ayırmak bana bir şey kazandırmıyor; aksine daha da bölünüyorum.

Durum bu şekilde tam olarak. Çok bölündüm, çok paylaşıldım, çok ayrıldım parçalara. Adım attığım anda koşar olduğumu fark ettim bazen, bazen de geriye doğru çekildiğimi gördüm.

Şu anda 2013'un sonundan 2014'ün ortasına kadar ömrümü geçirdiğim şehrin, Diyarbakır'ın, farklı bir akşamından yazıyorum sana Blog. Burada olanları medyanın göster(-e)meyişi mi diyeyim yoksa buranın farklı bir dünya mı oluşu diyeyim... beni değişik hissettiriyor. Ama gördüğün üzere zorlamıyorum.

İnternette takip ettiğim sayfalar var askerlikle ilgili. Kafamda binbir tane şey var, ama içimde adeta duru bir göl havası hakim. Takip ettiğim sayfalardaki diğer insanların yaşadığı değişik heyecanı/paniği ben henüz yaşamıyorum. Gerçi seneler boyunca yaptığım sıkıntının/stresin haddi hesabı da yok. Sonuçta boş veriyorum biraz.

O değil de cidden kafamı toparlayamıyorum. Toparlamaya çalışıyorum, ama olmuyor. Yine bir başka kitap okuyorum bana huzur vermesi için. İşe yarar gibi duruyor, ama kafamdaki düşünce yoğunluğu çok başka bir boyutta duruyor. Bilmiyorum nasıl geçer, geçer mi ya da...

2 haftam kaldı gibi bir şey. Benden daha çok merak edenler var askerliğimin nereye çıkacağını. Ben de merak ediyorum. Ama içimdeki tek umut, olabildiğince hızlı bir şekilde uyum sağlamak. Ne kadar çabuk alışırsam o kadar iyi olacak benim için. Geride bıraktıklarım da olacak.

Acaba şu anda depresyonun daha farklı bir evresini mi yaşıyorum? Yoksa iyi mi hissediyorum? Bilmiyorum.

Bazen sadece kendi kendime konuşuyormuşum gibi hissediyorum. Bazen de çok sevildiğimi hissediyorum. Bazen birilerinin beni izlediğini düşünüyorum uzaktan; ama hepsini iyi niyetli düşünüyorum.

Haftaya da İstanbul'da takılıyor olacağım. Bodrum'dan sonra Ankara'ya git gel yapışlarım, Diyarbakır'a gelişim ve İstanbul'da da olacak olmam... kapanışı yine evde yapacağım gerçeğini değiştirmiyor. Yani... sanırım.

Beni uzaktan izleyen varsa eğer bana ulaşıp "ben seni izliyorum" dese iyi olur. Şizofreniye bağlamamı istemeyiz. Değil mi Blog?

23 Eylül 2014 Salı

Ve Sonbahar...

Hoş geldin sonbahar. Bütün yaz boyunca seni bekliyordum. Serinliğini, renksiz gibi görünen ama aslında daha koyu renkleri gösteren hallerini, yağmurlarını, getirdiğin koyu bulutları, insanların üzerinde yarattığın kötümser ve negatif etkini... Seni bekliyordum, çünkü benim dünyamla bütünleşen ikinci mevsimsin. Beni anlayan, bana nefes aldıran, beni umutlandıran tek mevsimsin diğer bakımdan. Çünkü peşinden kış geliyor. Korkmayacağım ve rahatça yaşayabileceğim bir mevsimin habercisisin adeta. Hoş geldin o yüzden.

Benim de içime sonbahar geldi Blog. Yine yapraklarımın döküldüğü, renklerimin koyulaştığı, ruhumun daraldığı bir sonbahar geldi her şeyime. Yağmur yağıyor fırtınalı şekilde tam sol yanımda. Üst taraflar zaten hep yağmurdan kaçan insanların oluşturduğu kalabalık gibi. İçimde durum böyleyken, dışımda bir o kadar yalnız devam ediyorum hayatıma. Çok değer verdiğim ve aynı değeri gördüğümü zannederek kendimi uzunca bir zaman avuttuğum birini kaybettikten sonra hele daha da hissediliyor içimdeki sonbahar. Ve her anımda kendini hissettiren yalnızlığım.

Ailenin önemini tartışacak değilim. Hiçbir zaman da tartışmadım kimseyle. Çünkü değişmeyecek bir durum: Aile önemlidir. Peki neden insanlar sevdikleri birini ailesi gibi görmekte zorlanıyor? Ya da biri bana bunu açıklayabilir mi: Neden ben ailem gibi görebilirken, başkaları ailesi deyince beni geri plana atabiliyor? Sence bu ikiyüzlülük mü yoksa bencillik mi Blog? Ya da boş verelim. Nasılsa yüzüncü kez de konuşulsa değişmeyecek insanların düşünceleri ya da değer yargıları.

Aile, her zaman önemli midir peki? Gerçekten, en zor anında yanında olabilir mi? Her düşünceni, her duygunu destekler mi aileler? Peki ya kimse anlamazsa, ailen anlar mı en azından seni? Böyle sorunca da ailenin de belli bir yere kadar önemi oluyor değil mi Blog?..

Kapatıyorum kendimi yavaş yavaş. Kasım'dan itibaren uzun bir zaman olmayacağım hiçbir yerde, hiçbir şekilde. Belki alışacağım şeyler arasına, sevmemeyi, birine ihtiyaç duymamayı, ailemden başkasını görmemeyi sokabilirim o uzak olduğum zaman zarfında. Belki öyle daha az düşünen biri olurum. Peki bana yazık olmaz mı Blog? Zaten içten davranan o kadar az insan varken bu rengarenk(!) dünyada, benim de zamana karışıp yokulup gitmeme yazık olmaz mı? Ya da bunu da boş verelim. Zaten benim bu konudaki mutluluğum kimin umrunda.

Hayattan ve insanlardan çok şey istemediğimi söylememe gerek yok sanırım. Bilmem kaç kere dile getirdim. Sanırım artık ne hayattan ne de insanlardan hiçbir şey beklemez oldum. Vur deyince biraz öldüren bir yapım var konu duygular olunca. Bu halimden pişmanlık duymadım hiç. Umarım yaşamam da öyle bir pişmanlığı. Ama biri üzünce, en çok üzülen de ben oluyorum.

Yine susup köşeme çekilmek düşüyor bana. Sesim kısılana kadar bağırsam da duyulmuyor sesim çünkü.

Not: Deniz Seki'nin İz albümü en sonunda piyasaya sürüldü. Bir şarkısı çok hoşuma gitti. Biraz sanki umut aşılar gibi. Şarkıyı dinlemek için tıklayabilirsin.

Deniz Seki - Değerindesin şarkı sözleri

Bazen anlatacak şey bulamazsın ki,
Bazen de kendi kendine kızar durursun.
Elinden hiçbir şey gelmez olur,
Ne doğru ne yanlış o zaman görürsün.
Elinden hiçbir şey gelmez olur,
Araya araya buldum sanırsın.

Kısacık bir ömrün hikayesi,
Topla çıkar böl hep aynı sayısı.
Kalbin iyiyse, cennet burası,
Tanrı isterse gelir gerisi.

Üzülme, üzülme. Çünkü değerindesin.
Şu anda hikayenin tam orta yerindesin.

Nerde, nerde, canımın yarısı.
Dermanı ağır, ben ödedim, hevesin kıyısı.

Üzülme, üzülme. Çünkü değerindesin.

19 Ağustos 2014 Salı

Durul(-a)mayanlar

Ben kötümserlikten vazgeçsem de o benden vazgeçmeyecek sanırım. Şu son birkaç ayımı da bu konudaki savaşımla geçireceğim galiba. Olsun. Zaten zaman benden yana geçmiyor pek, alışkınım. Sorun değil.
+ Seni anlıyorum.  - Emin misin?..
Bugün yine bir arkadaşımla dertleşirken bilinçsizce kurduğum bir cümleye takıldım. Ona "Artık hissetmiyorum. Düşünmekten bile yoruldum. Öyle ki o düşüncelerimin hepsi uyuşmuş el gibi, varlıkları var; ama hareket ettiremiyorum. Ve sanki hep uyuşuk kalacaklar gibi. Çünkü gittikçe daha da kötüleşiyor."

Bitmedi lanet yaz! Sonbahar gelse de içimdeki olup biten her şeye en azından mevsimin tepki verdiğini görebilsem. En azından yağmur yağar, rüzgar eser; ağaçlar yapraklarını döker, insanların suratları asılır "yaz gelse ya" şeklinde saçma çırpınışlarına şahit olurdum.

Amsterdam'daki Hollandalı bir arkadaşımın bana ısrarla hayat rengi katmaya çalışması, aynı cümlelerle bile olsa, epey garip geliyor her sefer. İnsanların aynaya bakmadan yaptığı yorumlara bitiyorum. Gülesim geliyor sinirden ama beceremiyorum, ayıp olur diye.

+ Peki, seni anlıyormuş gibi yapsam benim olana kadar? - Ne kadar tatlısın. Bir o kadar da mal.
 Facebook'un arkadaş listende olmayanlara mesaj atarken seni üstü kapalı tehdit etmesine ne demeli? Ne zaman attığımı hatırlamıyorum, ama eski sevgilime attığım bir mesajı "Eğer şu kadar ücret ödersen eski sevgilinin Gelen Kutusu'na, eğer ödemezsen spam muamelesi gören mesajını Diğer klasörüne göndereceğim. Seçim senin." demesi üzerine, "f*ck you!" deyip normal şekilde göndermiştim. Aldı mı hatırlamıyorum. Ama bilgisayardan Facebook profiline girip özellikle mesaj kutusundan özellikle Diğer klasörüne bakmazsa, muhtemelen mesaj silinmiş bile olabilir. Ha çok önemli değildi zaten, ama bugün başka eski bir arkadaşıma yine aynı şeyi yapıyordu. Bu sefer "hiç göndermiyorum o zaman" dedim. Göndermedim.

+ Ya bir kere öpeyim n'olur? Belki seni anladığımı anlarsın. - Ben de seni benzinle yaksam bir kereliğine. O zaman ateşle oyun olmayacağını anlarız ikimiz de, olmaz mı?
Duygularım uyuştu özetle Blog. Birkaç aylık ömrüm kaldı. Sonra da isterse arkamdan ağlasınlar, isterseler gülsünler.

1 Ağustos 2014 Cuma

Tek Gidiyorum Bundan sonra. Sorusu Olan?


Yazmayacağım dedim, yine buradayım. Sorun tam olarak bu zaten Blog: Kendime verdiğim sözleri tutamıyorum/tutmuyorum.

Yazsam olmuyor, yazmasam içimde saklı duruyor... Kussam bir türlü. Sonra hasta mı oldun diyecekler. Ama kusasım var hep. Bazen sabahları özellikle midemin içine etmek için öksürüyorum derin derin, belki kusar da rahatlarım diye. Ama yok, olmuyor.

Neyse...

Bıktım Blog ya. Askere gitsem de elime o silahı verince önce bir kafamda denesem diye düşündüm bugün kısa bir süreliğine. Öyle bir potansiyelim var son yıllarda, biliyorsun. Ama ölüm kötü, ölüm üzücü, yıkıcı. Son bir hafta içinde halk otobüslerinin kazalarıyla ilgili okuduğum haberler epey fazlalaştı. Sonuncusundan sonra "hayatta ne olacağını bilemiyor insan" diyebiliyorum uzun uzun boş bakışlarla. Yine ölüm en büyük sondan bir önceki son bana göre. Bir şeylere son veriyor en azından. Allah rahmet eylesin...

Bugün birine söylerken fark ettim. Benim problemlerimin %75, en azından, benzerini yaşayan ve bunu atlatmış hiçbir kimse yok tanıdığım ya da bildiğim. O yüzden bana nasılsın diye sorup üstüne bir de "geçer bunlar yea" diyen insanların bende yarattığı samimiyet her geçen gün daha da eksilere düşüyor. Bakalım en son kime dayanamayıp yumruk atacağım. Bir de dönem arkadaşlarım yok mu? Daha geçen gün benden beter ağlıyorlardı halbuki, şimdi hayatları düzelmiş bir şekilde bana öğütler, tavsiyeler vs... OY! Dinleyemiyorum artık kimseyi. Çünkü BENİ HİÇBİRİ ANLAMIYOR! Tamam mı?

Şu anda saçmalamak dışında hiçbir şey yapmıyorum. Ama tam şu anda yapabileceğim en iyi şeyden bile daha iyi buraya yazmam.

Bu arada yalnız yürüyorum artık Blog. Yetti canıma. Boğazıma kadar doldum. Evet yaşım da geçiyor. Yalnızım bundan sonra. Blogumu rastgele okuyup da buna sevinip yakmak isteyen olursa, kına gönderebilirim. Mail atın adresinizi. Ne mal olduğunuzu görmüş olurum hem.

Yaşadıklarımın çok benzerini yaşayan tek bir arkadaşım var. Aklıma geldikçe ona da dua ederim hep. Çünkü ne hissettiğini biliyorum. O bayan arkadaşımın da işi zor. En azından onunla ilgili sevindiğim küçük bir ayrıntı var ki o da kadın olması. Çünkü ülkemizde bir erkek ve kadının, benim durumumdaki rahatlığı arasında çok fark var.

Ve dayanamayacağım kesiyorum yazımı burada. Son olarak da diyorum ki: Bazen sadece kusmak istersin.

Bir de, kendilerini 3-4 gündür keşfettim. Bütün depresif hallerime uygun çalıyorlar. Bütün albümlerini dinledim. Ve bugün yeni albümleri çıktı. Bu da son albümlerinden bir şarkısı. Ama en sevdiğim bu değil! Böö!