25 Mart 2020 Çarşamba

Farklı Bir Zaman: 2020

Sana yazmamak için kendimi zor tuttum epeydir; ama işte buradayım yine. Geçen haftadan beri tüm Starbucks mağazaları kapanmış durumda. Hatta bizim mağaza böyle 7/24 açık olan bir mağaza idi ve ben hep merak ederdim "bir gün buranın kapısını kilitleyecek miyiz" diye. Bana kısmetmiş son kapanış vardiyası. Güzeldi aslında, kısmen korkutucuydu; çünkü gelen bir kararla mağazanın hızlı bir şekilde temizlenip kapanışının yapılması gerekiyordu. O gün bugündür, korona virüsüyle dolup taşıyor dünyam.

İşime geldi açıkçası. Çünkü çok yorucu bir mağaza ve benim koşullarımda biri için ektra yorucu olabiliyor. Bazen dinlenmeye gerçekten ihtiyaç duyuyorum ve bunu izin ya da olağandışı bir durum olmadığı sürece gerçekleştiremiyorum. O yüzden seviniyorum kapalı kalmasına bir süre de olsa.

İtalya'nın durumuna üzülmüyor değilim. Kısmen korkuyorum da bizim ülke de öyle bir sona ulaşacak diye. Bilmiyorum Blog. Kendi rahatsızlıklarımı bile umurmıyorken çoğu zaman, koronanın etkilerine, kendimi evde izole etmeye çalışmak dışında bir şey yapamıyorum. Zaten yapmam da beklenmiyor.

Şeyi fark ettim, belirsizlik beni çok yoruyormuş ruhsal anlamda. Çünkü ev modu ne kadar işime gelse de, ortamdaki belirsizlik beni huzursuz etti bugün. O yüzden biraz da buraya yazmak istedim. Sonra fark ettim ki ikili ilişkilerimde eğer karşımdakini çok ciddiye alıyorsam ve onda bana karşı bir belirsizlik oluştuğunu görüyorsam, bundan çok rahatsız olabiliyormuşum. Hatta o ilişkimi fazla uzatmadan, canımı yaksa bile, bitirebiliyormuşum. Böyle beynimin arka kısmında "acaba niye böyle bana karşı" diye bir düşünme döngüsünü ortadan kaldırmış oluyorum. Kendimce huzur sağlamaya çalışıyorum belki de...

İnsanlar genelde birbirini tüketmek amaçlı tanışıyor, bu da uzun bir zaman sonucunda edindiğim bir başka deneyim. Onlara istediklerini vermediğiniz zaman işe yaramaz olabiliyorsunuz ya da gelecekte "bu benim tarzım olmayacak bir insan" diye düşünmeye başladıklarında, size karşı olan enerjileri bir anda kesilebiliyor. Ben neden böyle değilim sence Blog? Neden kıyamıyorum? Neden ufak şeylerle bile yürütmeye razı geliyorum ilişkilerimi? Ve daha da kötüsü, neden böyle olmama rağmen karşımdakiler daha da belirsiz ve vazgeçişlere meyilli?

Sen ne zaman büyüyeceksin, diyorsun değil mi? Acaba mental anlamda büyümüş olsaydım sana göre, bu kadar hassas yaklaşmıyor mu olurdum olaylara? Ya da büyümek bunu mu gerektiriyor? 😕

Neyse, eski yazılarıma bakarken şu yazımı gördüm. Böyle açıp okudum ve "ya tabi Arifcim, 2020 böyle oldu kesinlikle" diye düşündüm. 2020 için beklentilerim vardı, 2019 sonlara doğru güzeldi; ama 2020 değil... Daha bitmedi biliyorum; belki daha güzel olacağı içindir böyle geçiyor olması...

Geçen gün keşfettim şu müzik grubunu. İsimleri Efendi. Güzel şarkıları var. Birini de şöyle bırakayım şuraya:

28 Şubat 2020 Cuma

Yalnızlık

2015 yılından beri yaşadığım en kötü yalnızlığı geçiriyorum. İç huzurum var; ama içimdeki ve dışımdaki yalnızlık daha ağır basıyor, onu anladım bugün. Çünkü bugün farklı bir mağazada destek amaçlı çalıştım. Sevmediğim bir ortamı olan mağaza. Her yerde beyaz yaka olan bir mağaza. Bilmem anlatabiliyor muyum Blog?

İlk mağazama tekrar döndüm. Zaten geçici bir mağaza değişikliğiydi. Şimdi tekrar boğaz manzarası bir yerde çalışıyorum. Günlerce yüzlerce insanla geçiyor günüm. Bol bol konuşuyorum. Zaman hızlıca akıp gidiyor. Sonra gün bitiyor ve yorgun şekilde dönüyorum eve. Kafamda yığınla yüz, mimik, muhabbet...

Diğer hayatımın yalnız geçmesi daha çok istenilen hale geliyor çalışma şeklimden dolayı. Yine de sor bana istiyor muyum bu sonucu? Hayır.

İşte, bugün çok yalnız hissettim. Çevremin kalabalık olması; ama aslında kimsemin olmayışı, doğru dürüst dertleşecek kimsemin olmayışı -aslında olanların da olmayışları, benim yüzümden,- gibi şeyler... Sevmiyorum, yarı buçuk şeyleri sevmiyorum. Yarı buçuk insanları da sevmiyorum. Arkadaşım, dostum dediğim kişileri zamanında göremeyince kötü hissediyorum. Ne anlamı var ki o zaman, diyorum kendi kendime. Ve uzaklaşıyorum, uzaklaştırıyorum onları. Bu durum, flört ettiklerim için de geçerli. O yüzden yalnızım.

Yalnızım. İstediğim sahip olmak ya da sahip olunmak değil. İstediğim tutunmak. Az da olsa birilerine, bir şeylere tutunmak istediğim. Ve son aylarda en çok yaşadığım sorun oldu bu. Sürekli bundan yakınıyorum buraya gelip. Çünkü gidecek başka yerim yok. Sene başında aldığım kararları bozmak durumdayım Blog. Sürekli gelip böyle eksiklerimi sana not almayı istemiyorum artık.

Uzaklaşıyorum yine. Sildim gereksiz profillerimi de. Kısmetsizim, tuhaf bir şansım var ve alakasız bir şekilde doğuyor güneş dünyama... bunları kabul ederek uzaklaşıyorum.

Ve her kimsen, blogumu vpn kullanarak ziyaret eden sevgili şahıs, artık stalklamana gerek yok. Yazmayacağım çünkü. Madem konuşmaya cesaretin yok benimle, bundan sonra da zahmet etme stalklamak için.

Gittim.

22 Şubat 2020 Cumartesi

Yoluna Gidemeyenler

Bir iş arkadaşım var. Onun hayatını düşündüm bugün iş çıkışında. Kendi halinde bir dünyada, yalnız, ailesi var sadece. 1-2 maddi koşuşturması ve birkaç hayali var. Bir an 6-7 sene sonraki halimi gördüm. Garip hissettim o an. Beni en çok yalnız olacağım kısmı etkiledi. Ne kazandığım para ne sahip olduklarım... Yalnız olacağım kısmı.

Herkes yalnız olabilir, kimse bunun garantisini vermiyor elbette. Hatta ben bir dönem aşırı keyif alıyordum yalnız olmaktan. Şimdilerde ısrarla keyif almaya çalışıyorum; ama beceremiyorum. Olmuyor. Üstüne gittikçe daha da eksik hissediyorum o konuda kendimi. Çok zorlamıyorum; ama içim acıyor. Senelerdir bir şey hissetmeye çalıştıkça kaçıyor elimden şanslar, azla yetinen birine ulaşamıyorum. Hep fazlasını istiyor, eksiklere odaklanıyor karşımdakiler. Diyeceksin ki belki "olması gerekenler" isteniyor... belki. Belki.

Şu anda o kadar kötü durumdayım ki öylesine hoşlandığım biri bana tekrar yazsa kapılıp giderim yine. Kötü yanlarımdan biri de bu. Zamanında örneği yaşandı çünkü. Neyseki 4-5 senedir kendim çalıp kendim oynuyorum, seni de okuyan pek yok biliyorsun Blog.

Neyse... Şu sıralar bir tane powerbank alma planım var; ama oturup doğru düzgün araştırmasını yapmış değilim. Xiaomi'nin bir modeli var aslında aklımda. Yine de araştırmam lazım. Yarın yani pazar günü izin günüm. Hatta haftaya cumartesi ve pazar günleri de izin günüm. Haftasonunu izinle geçirmek fena değil gibi. Acaba diyorum haftaya cumartesi bir yerlere mi kaçsam buralardan. Yine alsam başımı gitsem. Yarın için de planım yok. Yalnızlık çok kötü bir şey Blog. Böyle anlık error verdiriyor benimki gibi bünyelere...

Sezen Aksu'nun yeni şarkısını paylaşıp kaçayım ben.

12 Şubat 2020 Çarşamba

Sevgililer... Neyiydi O?

Yazıma başlamadan önce geçmiş yıllarda 14 Şubat tarihinde neler yaptığıma bakayım dedim; ama birkaç yıldan sonra anladım ki yalnızlık ömür boyu. Evet sevgili Blog, aylardır biriyle belki hala flörtleşir gibi konuşuyor olabilirdim, yani kendimi kandırıyor ya da kendi kendime öyle devam ediyor olabilirdim; ama onun yerine yalnızlığı seçtim yine, sırf daha az üzülmek için. Pişman mıyım bilmiyorum, çünkü özlediğim şeyler var; ama ne önemi var ki kendi kendine yaşarken bunları?

En son ne zaman 14 Şubat'da hayatımda biri vardı hatırlamıyorum. Aslında en son ne zaman hayatımda biri vardı onu bile unuttum Blog. Bundan sonra da böyle devam edecek sanırım. İyimser olamıyorum bu konuda.

Akşam bir umut tekrar bir profil edindim, sonra tekrar kaldırdım. Yapamadım, itici geldi, iğrendim, kendimi dışlanmış ya da ait değilmiş gibi hissediyorum. Beceremiyorum, ayak uyduramıyorum. Yarım kalmış gibi hissediyorum. Zaten böyle olduğum için de insanlar "bizden olmaz" tavırlarıyla uzak duruyorlar o konuda benden.

İyi şeyler olmuyor mu? Oluyor gibi sanırım. Yeni mağazamda işimi daha çok sever oldum Blog. Gelen misafirlerden ziyade kendime dönük çalıştığımı fark ettim. Kendi dünyamda hareket ettiğimi fark ettim. Daha da içime döndüğümü, yalnızlaştığımı fark ettim ya da kabullendim diyeyim.

Şimdi de şundan korkuyorum. Bu şekilde devam ederken çıkıp gelecek yine biri, yine dayanamayıp kapılıp gideceğim, yine dertlerini dert bileceğim kendime, hep görmek isteyeceğim. Her boş vaktimi onunla geçirmek isteyeceğim. Zamanımı ona göre ayarlayacağım çünkü zamanın en kıymetli şey olduğunu onunla anlayacağım. Sonra "ben seni öyle sevmiyorum, diğer türlü çok seviyorum ama" laflarını duyacağım. Sözde canımın acımasının istenmemesi niyetiyle daha büyük bir acıyı yerine bırakacaktır biri. Sonra tekrar küseceğim bir şeylere. Yine de içim elvermiyor bu durumuma, yine diyorum yalnız kalmayayım, olsun biri...

O yüzden bir sevgililer şeyi vardı. Neyiydi o sahiden? Ne yapardı insanlar o günde? Sessizce oturur muydular bir arabanın içinde? Birbirlerinin ellerini tutar mıydılar? Ya da gözleri dolar mıydı ayrılıktan bahsederken? Hatırlamıyorum neydi...

3 Şubat 2020 Pazartesi

Bende Bir Problem Var

Kabul ediyorum, istersen adına depresyon de Blog, ama kabul ediyorum: İnsanlardan yana düzgün bir sonuç elde edemememin sorumlusu BENİM. Çünkü hem başka sebep bulamıyorum bu yalnızlığıma hem de birileriyle tanışıp ilerletme kısmında gördüğüm ve yaşadığım durumlara şöyle baktığımda ben hatalı buluyorum kendimi.

Geçen hafta düşünüp aldığım kararı biraz ertelemiştim. Ta ki bu akşama kadar. Tinder gibi bir platforma bile şöyle bir baktım; ama sonra dayanamadım onu da öncekileri de kaldırdım telefonumdan. Yoruldum aslında. Bunlar hep bahaneler Blog. Şimdiyse geriye, merdivenlerden inerken ya da çıkarken biriyle öylesine bir çarpışmayla tanışma ihtimalim kaldı. Ya da öncekilerden birinin çıkıp yine özür dileyip ya da özlediğini söyleyerek hayatıma tekrar girmesi ihtimali kaldı. Eh bunu da 4 seneyi aşkındır yaşamadığımı düşünürsek, geriye bir sen bir ben kalıyoruz. Bence acınası bir halimiz var. Gelip geçici ya da anlık zevkler için o kadar güzel ve masum şeyleri kenara itiyoruz ki... Yine de suçlusu ben olayım. Başkaları devam etsin.

Bitecekken vazgeçip devam ettirdiğim bir iş hayatım da var. En azından şükür listem dolu Blog. Farklı bir ortam ve insanlar bana iyi geldi 1-2 aydır. O yüzden mutluyum. Özlediğim kişiler var, özlediğim anlar var, özlediğim duygular var 1-2 ay öncesine kadar sahip olduğum... Ama işte. Neyse. Şöyle bir şarkıyla bitireyim şubat ayının ilk yazısını. Bu arada 9 gün sonra 14 Şubat. Önemli değil, biliyorum.

27 Ocak 2020 Pazartesi

Az Daha Uzak

Beğenilmek güzel bir şey. Güzel şeyler duymak, biri tarafından istenilmek, biri için üzülmek... o kişiyi önemsemek. Bunları yaşayabildiğiniz kişiyi bulmak daha da güzel bir şey. Güzel olmayan şey ise, bunları yaşayacak birini bulamamak ya da siz yaşarken karşınızdakinin çok başka dünyada olması.

Herkesin o meşhur "arayışı" farklı işte. Çoğunluğa ayak uyduramayan biri olduğum için ve kendimi üzmeye meyilli olduğum için, kötü sonu yaşayan da ben oluyorum genele bakınca. Geçtiğimiz dönemden edindiğim tecrübelerden sonra artık sıra duygusal arayışlardan da tamamen uzaklaştığım zamana dönmekte sanırım. Nasılsa kendi takılan bir Arif oluşturdum 2020 yılı için. Tıpkı 2011-2012 dönemindeki gibi uzaklaşma zamanı da geldi tamamen bazı şeylerden. Hem belli mi olur, bu sefer de şanslı çıkarım, başka birisi çalar kapımı yine. Gerçi kimi kandırıyorum, hepiniz, hepimiz, aynı şeyin farklı tonlarındaki lacivertleriyiz. Kıymet bilmek, değer vermek, güzel 1 şeyi 5 yapmak gibi şeyler yok bizde. Hep eksik arama, daha iyisini bulurum nasılsa beklentisi...

Beni üzen şeyleri hayatımdan uzaklaştırmaya çalışıyorum Blog. Belki severek çok mutlu olacak birini binde 1 bulma ihtimalim var; ama onun için de yoruldum. Hem eskisi gibi beğenilmiyorum, hem de beğendiğim ki ben dış görünüşe de takılan biri değilim, kişiler benden uzaklaşıyor ya da benim uzaklaşmamı(!) istiyorlar.

Neyse siz mutlu olun. Benim mutlu olacağım asıl şey başka demek ki. 😊

Bu arada aldığım laptoptan bir kez daha memnun kaldım. Zira ablamgil gelmişlerdi uzaklardan. Lenovo marka bir laptop almıştı önceden, sisteminde sorun olmuş ve gelirken getirmiş. Format at vs derken iki günüm gitti. Ve ekrana bakınca, kendi laptopımı özlüyordum. Maşallah laptopıma benim. Elindekilere hep şükreden biriyim; ama anlayamıyorum neden insanlar konusunda şanssızım. Sanırım sorun sadece bende...

19 Ocak 2020 Pazar

Acaba Neler Oluyor?

Eskisinden daha açık sözlü oldum Blog. Nasıl ve neden oldu, anlamış değilim; ama eskisinden daha da emin bir şekilde -o nasıl oluyorsa artık- açık sözlü oldum. İnsanlara karşı, kısmen kendime karşı, hayata karşı... Pat pat söylüyorum içimdekileri. Kaybedecek bir şeylerim yokmuşçasına adeta. Yine de konuşacak kimse tutmadığım için etrafımda, geriye sadece kendim kalıyorum açık sözlü olmak için.

Pazartesi sözümde durdum ve Kadıköy'e gittim. Marmaray'ın o saatlerdeki saçma kalabalığı yerini Kadıköy'ün kendine has, her telden çalan kalabalığına bıraktı. Bir yerlerde hamburger yedim. Sonra dedim ki "Arif, bence vapura binmelisin. Çünkü 'Keşke Kadıköy'de olsam da vapurla karşıya geçsem' diyen birçok insan vardır şu an" ve Karaköy'e geçtim. Kahvemi de Karaköy'de bir kafede içtim Blog. Ve bunları zorla tek başına takılmaya ittiğim kendimle yaptım. Pazartesinin o yüzden bir anlamı vardı bende: Tek başına gezen Arif'i tekrar geri getirmek. Kaçıyordum bu durumdan malum. Ben yalnız olmaya mahkumum. Ne zaman biri için "heh bu sefer yanımda olacak galiba" desem, uçup gidiyor kendi dünyasına ve ben bir parçası eksilmiş gibi geride kalıyorum. Bunlara kendi bırakıp gittiklerim de dahil. Çünkü o sefer de ben yerleştirmeye çalışıyorum o kişiyi bir yere. Sonra dönüp kendi halime acıyorum, üzülüyorum, hatta sinirleniyorum bile; neden beni bu hale soktu diye... Hepsinin sonunda geriye özlem kalıyor. Onunla 1 gün de geçirsem, 10 gün de geçirsem, 1 ay da geçirsem. Bazı yerler hala çok saf ve temiz içimde, o yüzden birilerini o konumlara yerleştirirken aynı saflığı koruyorum ister istemez. Sonra çıkartırkenki üzüntüm dışardan bakılınca "Arif çok abartıyorsun bence" oluyor.

Abartıyorum diyelim Blog. En güzeli kimseyi yerleştirmemek. Şimdilik öylesine bir yerlerde profil tutuyorum. Zaten bana hep ilişkisi olan ve arkadaş olmak isteyenler yazdığı için problem de olmuyor.

Az önce yine saçlarımı kestim. Kısmen onun yenilenmiş hissi ile yazdım sana. Galiba 2020 yılı, sana en çok yazdığım yıllardan biri olacak. Neyse, bunlar hep yalnızlıktan...

11 Ocak 2020 Cumartesi

Ve İki Bin Yirmi...

Bence 2020 en iyi senin için geçiyor aramızda, sevgili Blog. Bak ikinci haftası oldu. Dünyam tepe taklak bir halde. Havanın yağmurlu hali, insanların umursamaz ve anlık zevkler derdine düşen hali, sağlığımın artık daha da önemsemediğim hali... Her şeyi boş vermiş gibi duruyorum oradan değil mi? Yine de hayır, beklettiğim dizilerimi izliyorum bol bol. Tek düzenli giden bu. Vallahi bak.

Yazmak istediğim insan-lar(?) var; ama yine beklentilere düşüp üzüleceğimi bildiğim için yazmıyorum. Hatta artık silsem iyi olacak. Birilerine ciddi gözle de bakamıyorum. Bakasım da gelmiyor, midemi bulandırıyor herkes. Duygusal bir boşluğum da var anlayacağın.

Sana yazayım dedim. Henüz şizofreni boyutuna ulaşmadan senle konuşuyorum sadece. Bu arada epeydir Kadıköy'e gitmedim biliyor musun? Şeker hastalığım çıkınca bir kere sanırım bir arkadaşımla buluşmuştum. En son o da kendi dertlerine dönünce tamamen, ona da yazmaz oldum. Pazartesi gitmek istiyorum. Hatta gideceğim. Güzel bir hamburger yerim. Sonra gider bir kahve içerim. Biraz sahilde gezer, insanları izler, dönerim evime. Kulağa çok zevkli geliyor; sanki epeydir yapmamışım gibi... Yağmur yağmaz inşallah o gün, bugünkü gibi güneşli olur hatta umarım. Şemsiyem yok çünkü.

Beni koruyan bir şemsiyem bile yok Blog.