Bugün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bugün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2019 Perşembe

Ben de Bilmiyorum

Şeyi fark ettim Blog, insanların egolarına tahammül edemediğimi... O kişileri direkt yok saydığımı, dediklerini önemsemediğimi ve o kişilerle bağlantısı olanlara da negatif yaklaşımlarda bulunduğumu fark ettim. Bu durum beni egoist yapmaz değil mi? Çünkü son aylarda aşırı derecede egolarıyla güzelleşmeye çalışan insanları görmeye başladım. Yoksa adına algıda seçicilik mi koymamız lazım, ne dersin?

Geçen hafta Erasmus'dan arkadaşım geldi İstanbul'a. Son yıllardaki olaylardan sonra ancak fırsat bulabildik, bir de açıkçası üşeniyordum galiba. Hazı şu sıralar zamanım bol iken aradan çıkartalım dedik ve İstanbul'u olabildiğince gezdirdim. Gayet beğendi; ama o kadar yoruldum ki anlatamam. Akşamları yürümeye mecalim kalmıyordu, hop yatıyordum hemen. Yastığa başımı koyduğum gibi uyumayı özlemişim, çok düşünmeden, diğer sorunlarla boğuşmadan... İyi geldi bana da. Hem de 10 yıla yakın zamandan sonra yabancı bir arkadaşımı görmüş oldum.

Kötü şeyler de oldu tabii ki. Mesela benim 5 yıllık antika telefonum artık ölmeye yüz tutmuştu ki bana 130₺'lık bir masraf çıkartarak tekrar hayata döndü. Telefon satın almamın zor olduğunu biliyorsun Blog. Mecburen tamir ettirdim. İnşallah daha problem çıkarmaz bana.

Öte yandan, sana uzun zamandır yazamadım. Çünkü kafam allak bullaktı. Şimdilerde enerjim çekiliyormuş gibi hissediyorum. Oturup saatlerce ağlayasım var mesela. Sebebi belli, insanlar. O yüzdendir ya hep bir kedi gördüğümde bütün dikkatim dağılıyor, kediye yapışıyorum. Hayvanlar daha iyi bence herkesten. O yüzden de evcil hayvanı olup kendini soyutlamış insanları daha merak uyandırıcı ve saygıya değer buluyorum. Bu da benim hüzünlü bakış açım. Hayvanlar en azından egoist değil ya da kendilerini insanlar gibi ısrarla olmadıkları birileriymiş gibi ya da fazla güzel göstermeye çalışmıyorlar.

Pazartesi doktora gideceğim, malum ilacımı kesmek için. Yarın sabah da Kadıköy'e gideceğim hem de yeni açılan banliyö hattı ile. Kime sorsam kullanmamış yenisini. Haliyle kendim tecrübe edineceğim. Yıllar önce binmiştim en son ben de gerçi... Sonra uzun bir süre uzaklaşmak istemiyorum bulunduğum konumumdan. İnsanlardan uzaklaşmak istiyorum sadece. Hafta sonu ablamla ayrıca bir planımız var. Pazartesiyle birlikte de artık kafamı gömdüğüm kumdan çıkarmayı planlıyorum. Bu sefer son kez deneyeceğim. Olmuyorsa da zorlamayacağım artık. Çünkü ben zorladıkça kendimle daha da savaşıyormuş gibi hissediyorum.

Geri kalan şeyler için pek diyebileceğim bir şeyim yok. Daha da yalnız kalmak dışında...

4 Şubat 2019 Pazartesi

Usulca Dokunan Kelimeler

Yakın zamanda gereksiz bir yakınlaşmaya girdim yine uzunca bir süredir ihtiyaç duymadığım duygu için. Aslında benim yapımdaki bir insanın hep ihtiyaç duyduğu bir duygu; ama ben öyle bir alıştırmışım ki kendimi, yalnızlık kelimesini adeta baştan tanımlamışım kendi içimde.

Küçük hesapların insanı olmak deyince belki çoğu kişiye ekonomik anlamda tabiri caizse cimri olan kişiler geliyor; ama ben bunun duygusal ve fiziksel etkileriyle yüzleştim. "Küçük" bir hesapla boğuştum "sevgi" kelimesinden önce. Tabi şimdi mecburen üstü kapalı anlatıyorum; zaten okuyanım yok da, maksat yeşillik(!) olsun, ben anlatınca rahatlıyorum, öyle düşünelim Blog. Demem o ki sevgiymiş, sevmekmiş, sevilmekmiş... benden cidden geçti o işler. Sevgi diye diye kaç bedende çürüttü insanlar duygularını Blog. Bir ben beceremedim zaten, sorun da orada...

Bugünle yeni bir sayfa açtım. Mecburen ve daha istikrarlı olarak açmış olduğum bir sayfa diyelim. Kaç haftadır başlayıp başlayıp ertesi güne bitirdiğim diyete döndüm. Hatta spor programımı da belirledim. Bunları anlatıyorum ki yine birileri okusun nazarlarını değdirsin, kendi içlerinde çemkirsin ya da "aman nasılsa yine başa döner" desin ve benim hakkıma girsin diye. Bak nasıl küçük hesapların insanı oldum bir anda, gördün mü Blog? Tabi ki amacım o değil. Yoksa 11 yıldır şurada seninle paylaştıklarım beni küçük bir şeytana çevirirdi bu kafada olsaydım.

Kullandığım ilaçları bırakmaya karar verdim bir de. Tabi kafama göre değil de, 2 hafta sonraki kontrolümde. Sonra gelsin daha duygusal Arif. Hallelujah! Şaka bir yana, vücuduma daha fazla zarar vermek istemiyorum. Bir tanesi adeta bel çevremde Simit Sarayı'nın şubesini açtı mübarek. Ben değil, doktor diyor öyle bir etkisinin olduğunu; ben sadece abartılı bir dille anlatıyorum.

Bugün bazı hedeflerimi uygulamaya koydum özetle Blog. Çünkü insanların bakışları, boş sözleri... böyle usul usul bana zarar veriyordu. Kulaklarımı bir yere kadar tıkayabiliyorum. Zaten aşırı üstü bir pozitif ya da egoist yapıya sahip olmalı ki insan anca başkalarının dediklerine yüzde yüz kulak tıkasın. O da ne yazık ki "henüz" ben de yok. Şimdiyse biraz kuru üzüm alıp Caché isminde bir Fransız filmi izlemeye gidiyorum.

26 Ocak 2019 Cumartesi

Yorumsuz Zamanlar

Sevmeyi kimden öğrendik Blog? Kim öğretti bize o duyguyu? Hadi O'nun ellerinden öpelim bu öğreti için; ama ya nefret duygusunun sahibi? O duygunun sorumlusu kim sence Blog? Kimi taşlamalıyız kalplerimizi kararttığı için? Yine çok sorular sormaya başladım değil mi? Farkındayım. 2-3 gündür üzerimdeki gereksiz kasvet, düşüncelerimdeki tıkanıklık, ne yaptığımın belli olmaması ve üstüne "sürekli yemek yiyip peşine uyuyor olmam" sanki nefes aldığım havayı karartıyormuş gibi geliyor. İçimdeki tüm renkleri solduruyor, sahte bir görünüme çeviriyor yaşadığım hayatı.

Hiç öyle yeni yıl hedefi belirleyemedim. Aksine daha da önümü tıkar gibi dikine gidiyorum iyi düşüncelerin, hayallerin, kaldıysa eğer umutların... Merak ediyorum acaba bir yerde beni bekleyen bir umut ışığı var mı? Ya da o "nefes alıyorsak umut var demektir" klasiği benim için hayatın hangi döneminde geçerli?.. Yine sorular, değil mi?

Konuyu değiştirmeye çalışıyorum şu anda; ama beceremiyorum Blog. Olmayan kanatlarımı çırpıyormuşum gibi geliyor. O yüzden boş verip bu kasvetli yazıma da devam edeceğim. Gitmiyor Blog. Hiçbir şey gitmiyorum. Bak "iyi gitmiyor" demiyorum; bizzat "gitmiyor" diyorum. Sanki bunun için aylarca uğraşıyormuşum gibi hissediyorum. Ve "evet Arif, tebrikler! Artık hiçbir şey gitmiyor" sözünü duyuyormuşum gibi geliyor herkesten, her şeyden...

Her şeyleri yolunda gidenlere soruyorum, "nasıl gidiyor" diye, iyi deyip geçiyorlar. Sonra içimde uzun bir sessizlik... Bende problem Blog. Bende...

1 Ocak 2019 Salı

2019: Blogumla Benim Birlikte 11. Senemiz

Aslında 2009'dan önce de yazıyordum; ama tabi bir hışımla sildiğimden her sene başı kutlayışımda pişmanlığını yaşıyorum. Yine de 11. senemize girdik sevgili Blog. Son 2 aydır yazamadım doğru düzgün. Bir takım değişikliklere zorluyordum kendimi o dönem içerisinde. Taşınmış olmamızın tam olarak oturmasını bekliyordum biraz da. O dönemde annemin, anneanneme geçmesi, benim o çok istediğim kitapları Instagram'daki çekilişlerden kazanmış olmam, yeni insanlarla tanışmış ve arkadaşlığımı bir kahve muhabbetine çıkarmış olmam, iki hafta süren tuhaf bir grip yaşamış olmam... gibi şu anda aklıma gelmeyen başka şeyler oldu. Özetle 2018'in sonları benim ve ailem için daha çok, kısmen büyük değişiklikleri getirdi beraberinde. Ruhsal sağlığım için aldığım doğru kararım, bence en önemlisiydi 2018 için. Çünkü geri kalan şeyleri hep gölgeli görüyorum.

2019'dan bu sefer "şunlar bunlar" diye bir gazla hedefler belirlemeyeceğim. Aklımda olan şeyler var tek tük tabi ki; geri kalan şeyleri tamamen akışına bırakarak "cool" takılmayı düşünüyorum. Becerebilirsem.

Sağlık çok önemli Blog. 2018'de bir anda bütün hayat enerjisini kaybeden insanlar gördüm. Çok sevdikleri yakınlarını kaybedenlerle tanıştım. Yani hayatın "her an ne olacağını bilemeyeceğimiz" gerçek yüzlerine şahit oldum. Ders çıkartabildim mi, emin değilim; ama biliçaltımda yer edindi hepsi. Hazır daha çok imkanımın olduğu bir şehre taşınmışken, aklımdaki "gurme burger" yapan mekanları gezme planımı gerçeğe döktüm mesela. Olabildiğince farklı yerlerde hamburger tadımlarına gidiyorum. Ya da farklı bir kafenin, kahvrulmuş kahve kokusunu çekiyorum ciğerlerime saatlerce.

Yalnız geçirdiğim bir sene oldu. Zaten aksi konusunda da bir umudum yok, biliyorsun. Bundan sonrası için de yine o cool modumu tercih ediyorum. Mecburen.

Ve kediler... 2018 benim için kedi yılıydı bence. Kedilere olan sevgimin ve ilgimin aşırı arttığı bir yol oldu. Nerede bir görsem böyle gidip sevesim geliyor saatlerce. Keşke bir kedi besleyebilseydim diyorum kedisi olan arkadaşlarıma bakıp...

Internet bağlantısına da kavuştum bu arada. Evimizde bir adet Vodafone fiber internet bağlantısı var. Şimdilik iyi. Ama bir harddiske ihtiyacım var. Aklımda hep SSD almak vardı, ama yıllardır fiyatlarının düşmesini bekledim. Fiyatları aslında düşse de bu sefer de döviz kurlarıyla savaş vermek zorunda kalıyorum. O yüzden biraz eski usül harddisklere bakınıyorum şu sıralar. Bir de diyorum aman boş ver.

2018'i olabildiğince derinlere inmeden anlattım. Bakalım bu sene Arif'i neler bekliyor sevgili Blog.

Sevgiyle ve benimle kalman dileğiyle...

21 Kasım 2018 Çarşamba

Nereden Nereye

Nereden başlasam bilemiyorum. Yazma aralıklarım seyrekleştikçe bazen yaşadıklarım çok birikiyor ve "acaba şunu mu önce desem, bunu demesem mi" ikilemlerinde kalabiliyorum. Bir de korkuyorum nazar değer diye. Nazara inanıyoruz ya hani. 😁

Geçtiğimiz zaman içerisinde güzel şeyler oldu. O yüzden uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapıp bu yazımda sadece hayatımda olan güzel şeyleri yazacağım. Öncelikle ben kitap çekilişlerine daha da yoğunlaşır oldum. Çünkü bir hediye almak, kitap olan bir hediye almak çok mutlu ediyor. Bağımlılık gibi düşünebiliriz, evet. Haliyle benim tuhaf şansımla güzel kitaplar edindim; ama kitaplardan daha ötesi de oldu: O kitap okuyan, bookstagram olarak bildiğimiz Instagram güzelleriyle harika bir buluşma gerçekleştirdik. Geçtiğimiz cumartesini Kadıköy'de onlarla birlikte geçirdim. Tabi birbirimizi sadece Instagram üzerinde tanıdığımızdan çekinmeler olmuş olabilir, her ne kadar ben epey alışkın ve rahat olsam da, belki diğer arkadaşlar yaşamış olabilirler. Gözlemlerime göre insanların sempatisini de kazanmış olabilirim, sevgisini de. 😳 Aslında o kadar çok şey demek istiyorum ki o güne dair; ama kelimelerim yetmiyor. Çok mutlu olarak geçirdiğim bir gün oldu. Zira ciddi anlamda uzun bir zaman olmuştu bu şekilde sosyalleşmem. Kısmen zorunlu asosyal olduğumdan... neyse.

Öte yandan yine çekilişle kazandığım harika bir el emeği oyuncağa sahip oldum. O kadar mutlu oldum ki anlatamam. Çünkü baştan sona el emeği, maddi açıdan da değerli bir oyuncak; ama manevi açıdan çok daha değerli. Ben adını Şahika koydum. Masamın üzerinde sabahları kalkarken ve geceleri yatarken bakışıyoruz. 😁 İşin daha da ilginç yanı, benim dayanamayıp bu harika bebekleri yapan kişinin workshop programına katılacak olmam Blog. 5 dakika içinde karar alıp "aman n'olacak ya, kırk yılda bir böyle harika bir etkinliğe katılacağım, değer parasına da" deyip kaydoldum. Önümüzdeki pazar bi aksilik olmazsa ben yine Kadıköy yollarında, bir atolyede diğer 7-8 kişiyle yılbaşı temalı bir oyuncak figür yapacağım. Kendisi bana programı anlattı, çok heyecanlıyım. İnşallah süper bir gün olarak geçer hayatımda. Şahika'mın fotoğrafını da paylaşıyorum, kendisi bir metalci. Yani müzik zevklerimiz uymuyor arkadaşımla Blog. 😁


Bir diğer güzel haberimi de verip hayatımdaki şu son 1 ayda olan üst mutluluk anlarımı paylaşmış olayım. Gebze'de geçen sene güzel bir gurme burger yeri vardı. Daha sonra o kapanmış, daha doğrusu yerini değiştirmiş hatta ismini de değiştirmiş. Oraya gitmeyi planlarken karşıma çok daha başka ve yaklaşık 3 ay önce açılmış bir gurme burger sayfasının çekilişi çıktı. Evet Instagram'da. 😂 Ama tabi kazanamadım. Sonuçlar açıklanınca üzgün emoji yollamıştım sayfaya, sağ olsunlar mı diyeyim, ne diyeyim bilemedim, sayfa yöneticisi ki sanırım sahibi oluyor, beni davet etti. Ben de bugün gittim, kendisi yoktu; ama oradakilere bilgi vermiş ücretsiz servis yapacaklarına dair. Tek kelimeyle: BA-YIL-DIM! Yani öylesine demiyorum bunu. Cidden hoşuma gitti, hem mekan hem hizmet hem de daha önemlisi hamburger olarak... İsmi Shelby Burger House. Mekan çok güzel bir konumunda Gebze'nin, hamburgerleri lezzetli ki bunu birçok gurme yerde yemiş biri olarak söyleyebilirim. Fiyatları da gayet ideal. İstanbul'da yediğim gurme yerdekilerden çok daha iyi diyebilirim. Muhakkak tekrar gideceğim. Yazıma muhtemelen ulaşamayacaklar; ama memnun bir burger delisi var şu anda sana yazan Blogcum. 🍔🍟

Sanırım şimdilik bu kadar. Bir sonraki yazımı daha erken yazacağım, umarım. 😜

15 Ekim 2018 Pazartesi

Belki, Sadece Belki

Böyle her şey güzel olacak diye düşünmeye çalıştıkça, hani arkadan zeki bir ses "yorulmadın mı bu kendini kandırma yönteminden? Hayır yani yaratıcı olabiliyorsun bence, daha etkilisini bulabilirsin artık" der ya, bendeki de o misal. Böyle o sesler ara ara gelip gidiyor. Sonra bir bakmışım, acıkmadığım halde elimde bir şey yiyerek kendimi mutlu etme çalışıyor oluyorum ya da uyuyor oluyorum bir köşeye kıvrılmış.

Epeydir yazamadım sana Blog. Sebebi malum: Gebze'ye taşınma evresi. Bahanem belki de bu oldu, ama biraz da yazasım gelmedi. Zira şu anki ruh halimi yakalayabilmek için bile gecenin bir vaktini seçtim, akşamdan uyudum ki gözlerimle savaşmayayım.

Kedimi daha doğrusu kapımızın önündeki tüm kedilerimi özledim. Havalar soğudu, ne yapıyorlardır diye düşünüyorum; ama elimden bir şey gelmiyor. Sokakta kedi görünce sevmeye çalışıyorum mesela. Aslında sevilmeye duyduğum ihtiyacı ne kadar baskılarsam, kedilere o kadar çok düşüyorum. Bu da bu gecenin itirafı olsun Blog.

Uzun bir süredir şahsi sosyal medya hesaplarımdan uzak kaldım. Başlarda kasıtlı olarak uzak duruyordum, ama son aylarda artık umursamaz boyuta geldi. Blogumun Intagram profili dışında ilgilenmiyorum hiçbir şeyle. Kitap okuyorum, bol bol kitap çekilişlerine katılıyorum. Demiştim hani, o şanslı kişi olma sevinci bana uzunca bir süre etkili olarak yetiyor. Hatta arada çok hoş muhabbetlerim de oluyor diğer kitapseverlerle. Bence insanlar arasındaki en zararsızları onlar.

Diyet meselesinden, psikologtan vs. bahsetmeyeceğim hiç. Her biri kendi içinde epey dallanıp budaklanabilecek durumda çünkü. Onlar değil de, önümüzdeki zaman diliminde beni neler bekliyor epey merak ediyorum. Ve feci şekilde Kadıköy'e gitmeyi istiyorum. Uzun bir zaman oldu başımı alıp o taraflara gitmeyeli. Oysaki fırsatım da vardı hep. Hatta şöyle güzel bir kahve içmeyeli de uzun bir zaman oldu. Yeni biriyle tanışmayalı da. Hiçbir şey yapmamışım adeta. Bu konuya da hiç girmeyeyim. Uzun aralar verince böyle özet geçer gibi oluyor Blog. Biliyorsun. O değil de 2018 senesi de bitince ne yapacağız biz? Bunu düşünelim bir ara seninle.

28 Ağustos 2018 Salı

Bir Kedi Yalnızlığı

Bir kedi yalnızlığı bendeki Blog. Bir yere ait olmak istememe; ama bundan da rahatsız olma durumu. Belki biraz nankörce, ama sevimlice bir yalnızlık bendeki. Çok doldum aslında. Hem anlatacak bir kişi oldu hayatımda hem de anlatacak kimsem olmadı şu sana yazamadığım 2.5 aylık dönem içerisinde. Yine de merhaba diyeyim, tabii kabul edersen...

Temmuz ayından başlayayım. Hayatımın en tuhaf doğum gününü geçirdim galiba. 30 oldum bu arada. Kutlanmadı, kutlamadık, kutlayamadık. Allah sağlık versin yeter ki, dedim geçtim. Yani şu halime ne kadar daha sağlık(!) verebilirse... Bir psikologum oldu, hatta yarın üçüncü görüşmemi yapacağım. Hayatımdaki son 5 senedir, belki de 10, beni doğru düzgün dinleyen tek kişi. İster o O'nun işi de, istersen para için yapıyor de, ister öylesine dinliyor de... Hiç fark etmiyor benim için. Mis gibi devletimin hastanesindeki bir psikolog. Zamanında özelde gittiğim psikologtan çok da farkı yok. Bunun dışında babam emekli oldu, çok şükür. Haliyle Ankara'nın en ücra köşesindeki ilçesinden Gebze'ye taşınma dönemi başladı bizim için. Evin tamiratları, yeni eşyalar vs. Birkaç haftaya veda edeceğim Nallıhan ismindeki Ankara'nın ilçesine... Hayatımın yarısından çoğunun geçtiği ilçeye yani.

Gönül kapım kaç yıldır kapalı acaba... Onu da unuttum. Belki bana yasak sevmek/sevilmek, belki hak etmiyorum(!), belki geçti gitti benim için... bilemeyiz. Hayatımızın öncelikleri hep başka başka oldu kimilerine göre çünkü. Sonuçta hayatını kuramamış biri var sana yazan sevgili Blog.

Nallıhan deyince aklıma sayısız şey geliyor tahmin edersin ki; ama sanırım şu son 1 yılda bana az biraz huzur veren birkaç sevimli canlıyı özleyeceğim en çok. Her zaman sahip olmak isteyip de hep sokaklarda sevgisini paylaştığım kedileri diyorum. Her gördüğümü minnoş, gel pisi pisi diye çağırıp sevdiğim hayvanları yani. Hele turuncu olanı... Sesimi uzakta duysa koşa koşa geliyor. Ellerimi kollarımı bazen cırmalasa da yine de seviyorum doya doya. İnatla kucağıma alıyorum yatırıyorum. Çok hoşuna gidiyor çünkü. O yüzden diyorum işte, bendeki de Bir Kedi Yalnızlığı...

Ağlamasam bari ayrılırken. Bu arada blogumun instagram profilini epey yoğun kullanmaya başladım. Kişisel hesabıma bakmaz oldum. Sürekli kitap çekilişlerine katılıyorum. Kazanırsam eğer çok mutlu oluyorum. Seviniyorum çünkü şanslı hissettiğimde, sanki çok şanssız biriymişim gibi...

Epey bir kilo aldım. Yüzüm hala sevimli ama çok şükür. Yine de işe yaramıyor bence. Bugün son kez hamburger yedim diyete başlamak için. Biliyorum çok klasikleşti bu yalanlar, ama bu sefer son. Gerçekten!

Sanırım ayda 1 ya da 2 kez bloguma yazı yazmak benim için daha rutin ve hoş olacak. Sen ne dersin Blog? Merak etme, seni de kediler kadar çok seviyorum!

16 Mayıs 2018 Çarşamba

Depri (Depresyon)

Adına Depri demeye karar verdim Blog. Sanırım mezuniyetimle başlayıp inişli çıkışlı bir şekilde hayatımın bir parçası olarak devam eden ruhsal durumumdan bahsediyorum: Depresyon. Belki benim farkında olmamam gerekebilir bu durumu; ama bilemiyorum artık ne derece içli dışlı olduysam...

Dün mesela genel temizliğe gittim yine. Aslında bunun sebebi depresyon değil galiba ya. Yani Twitter, Instagram, Facebook vs. kullanmak istemiyorum ben Blog. Cidden istemiyorum. Arada atasım geliyor bir şeyler. Twitter'ı sırf sanatçıları takip ederken kullanıyorum, Facebook'u tutmamım sebebi ise bazı arkadaşlarımla tek bağım orası. Instagram bazen eğlenceli olabiliyor, ama sadece o kadar. Kökten silemiyorum hesaplarımı ama. O hani ismime özel kullanıcı adını kaybetmek istemiyorum. Dondurunca silinmese hepsi, kapatacağım. Ama Twitter siliniyor. Diğerleri silinmiyor ama bu sefer de mükemmelliyetçiliğim tutuyor: "Kapanacaksa hepsi kapanacak!" Twitter'ımı temizledim. Instagram'a da çok gereksiz postlar atmışım ara ara, onları uçurdum. Facebook ise Allah'a emanet...

Ramazan'ın ilk orucunu da tutmuş bulunuyorum. Hatta şu anda taze zencefilli yeşil çayımı ve koca koca hurmalarımı yiyerekten yazıyorum sana tüm Deprisiliğimle Blogcum. Bugün güneş banyosuna büründüm, susuzluğumun iyice artacağını ve başımın ağrıdan çatlayacağını bile bile. Çok güzeldi hava ama. Kıyamadım. Epey tatlı bir sıcak, rüzgarlı güzel bir hava vardı. Tam istediğim "en sıcak hava" modu yani. Daha fazlası, malum, bana göre değil.

Geçen anneler günüydü. Orada burada herkes annesiyle fotoğrafını paylaşmıştı. Sanırım zincirleme çoğaldı o gün bu etkinlik. Eskiden o tarz paylaşımlar yoktu çünkü. Bana çok cliché geldi. Fransızcasını yazdım, zira son 1 haftadır aşırı Fransızca bürünmüş haldeyim. Tabi bunda Madame Monsieur'nün Eurovision şarkısı Mercy'nin etkisi var. İsrail'in kazanmasına üzüldüm, çünkü benim favorim Kıbrıs idi ki çok daha iyiydi. İsrail bence, insanlarını bilemem de, ülke olarak siyaseten bir şeyleri hak etmiyor. Onca insanın ölümüne sebep olan, üstelik 2018 yılında ki bunun yılı bile olmaz aslında da işte, cani bir ülke... Amerika'nın oraya taşınması birçok şeye gebe duruma soktu bence. Eminim iyice oraya yerleşir ve askeri bir üs de kurarlar bol kapsamlı. Ortadoğu'da daha iyi bir konum bulamazlar bence. Yani ben olsaydım öyle yapardım. Neyse...

İyi değilim Blog. Tam, iyi oldum, diyorum; bir aksilik, bir duygusuzluk, bir aileden gelen ters tepki çıkıyor. İyi ki dostum dediğim kimsem yok. Çünkü ben yine salak gibi bu kötü halimdeyken bile başkalarının dertleriyle ilgileniyor olurdum.

Şuraya Madame Monsieur'ye ait bir şarkının canlı performansını bırakayım.

Bu arada 2009'dan beri başvurduğum Green Card çekilişini yine kazanamadım. Kazansaydım da gidemezdim bu halde eminim. Olsun.

2 Mayıs 2018 Çarşamba

Bilgisayarıma Neler Oluyor?

Ah Blog! Hiç sorma. Sormuyorsun zaten de, neyse. 2-3 hafta önce başlayan bir sorun yaşıyorum laptopcığımda. Sebebini bir türlü çözememiştim. Windows 10'un kullandığım, o zamanlar henüz yayınlanmamış, sürümü yüzünden zannettim önce. Sonra Windows 7 kurdum, onunla denedim ama sorun devam etti. O arada "bilgisayarımın temizlenme zamanı gelmiş" dedim içimden, hani bir umut belki temizlenince düzelir gibisinden; açtım içini ve bahar temizliği yaptım. Fan kısmını bu sefer epey bir söktüm ve temizledim. O kadar toz nasıl birikmiş orada yahu, diye kendi kendime söylenirken temizliği bitirip tekrar topladım ve kapattım laptopımı. Ama yok! Sorun devam ediyor. Derken çözdüm. Ama sorunun kaynağını buldum, çözüm kısmı ne yazık ki yok. Galiba harddiskimin anakart ile olan soketlerinde problem var. Çünkü o kısma bastırınca bilgisayar ya kilitleniyor ya da kendi kendine kapanıp tekrar açılıyor.

Bilgisayarımı taşırken yaralı bir kuşu taşırmış gibi taşıyorum adeta. Köşelerinden tutma hakkım yok bile. Mukavemetten kaybediyor, direkt basınç alıp o bölge etkileniyor. Eh bilgisayarım da haklı, kusura bakmayalım. 2009 yılından beri kullanıyorum. Allah'ıma şükürler olsun yarı yolda bırakmadı beni bugüne kadar. Ki sürekli kullanıyorum. TV izleyen biri değilim, haliyle bilgisayar benim dış dünyaya açılan bir pencerem gibi adeta.

Keşke diyorum, Sony firması, laptop üretmeyi bırakmamış olsaydı. Tekrar Sony marka bir laptop alırdım, yalan yok. Her ne kadar hayalimde Macbook Pro almak olsa da, Sony deyince bir durup düşünürdüm.

Şu anda tabi Sony yok, ama IBM'in bilgisayar bölümünü satın almış Lenovo var. Eğer olur da Apple marka bir bilgisayarım olmazsa, bir gün alacağım bilgisayarımın markası Lenovo olurdu.

Şimdilik böyle yaralı kuşumla yaşamaya devam edeceğiz. İnşallah daha da ilerlemez problemi. Şu anda harddisk soketine müdahale etmeyi düşünmüyorum. Bilgisayar bilgim o kadar derin değil. Elimde kalmasın yani. 😁

Dipnot: Bu arada diş tedavim de tamamlandı. O arada yeni bir de gözlüğüm oldu. Allah bağışlasın ikisini de. Ne diyeyim...

20 Nisan 2018 Cuma

Ahh Dişim!

Geçen pazar günüydü sanırım, arkadan bir dişimin ağrısı tuhaf bir şekilde dünyamın içine etmeye başladı. Evet, dişim başıma bela oldu durduk yere. Durduk yere diyorum, çünkü ben dişlerimi fırçalamadan sabahları su bile içemeyen biriyim, rahatsız hissediyorum ağzım temiz olmayınca. Geceleri fırçalamadan yatamam, yatacağım aklıma gelirse moralim bozuluyor ya da vicdan azabı çekiyorum falan. Öyle değişik bir konumdayım diş konusunda; ama geldi mi geliyor ağrı.

Özel doktora gitmeden önce devlet hastanesine gideyim dedim. Pek espirili ve komik bir doktor muayenesi sonrasında ilaç yazdı önce. İlaçlarla daha da tuhaflaştı ağrım. 2 gün sonra tekrar gittim. Adam daha tam dinlemeden iğneyi yaptı. Hazır yani çekmeye. Ben gülüyorum içimden dışıma belli etmesem de. Yalnız öyle bir ağrıyla uyanmıştım ki o sabah, Allah tekrar göstermesin. Sabah 04:45'te uyandım ağrıya, ağrı kesici içtim 5 gibi uyudum galiba. 7'de sanırım dişlerimi sıkmışım ki başka bir ağrıyla tekrar uyandım. Böyle içimden "oooy çekin alın bu dişi!" diyorum. Dışımdan deseydim işte o gün ikinci kez gittiğim doktor hazır uyuşturmuşken çekecekti. Sonra arkada bir boşluk...

Özel doktora gittim o gün. Hatta devlet hastanesindeki doktor "şu doktora gidin, hatta selamımı söyleyin hazır uyuşturmuşken baksın" diyerek yönlendirdi. Ben yarısı uyuşuk yüzümle gülüyorum. Derken özeldeki doktor o iğrenç sesli cihazıyla girişti ve başladık bir serüvene. İlaçlarıma devam etmemi istedi, bugün tekrar gittim, "kanallarım darmış, onları genişletti" ve 2 gün sonraya tekrar gelmek için randevulaştık. Bir aksilik olmazsa, inşallah olmaz, minimum iki kere daha gidince tamamlanmış olacak işlem.

Diş sağlığı çok başka Blogcum. Yurt dışında, özellikle Amerika'da, masraflarını düşününce halime şükretmeye çalışıyorum yine de. Üzülerek söylüyorum ki 2 haftam da öyle geçecek...

Windows 10'un bahar güncellemesi yüzünden bilgisayarımla da ayrı bir meselemiz var ama ona girmeyeceğim. Çünkü bekliyorum bakalım, Microsoft da şöyle Apple gibi daha sağlam bir sistem çıkarsa ne güzel olurdu diyorum bir yandan da. Ben de görebilecek miyim acaba elimin altında istediğim model bir Macbook Pro, merak ediyorum. 6-7 bin ₺ az değil, malum...

Geçen hafta babamla alakalı üzücü bir durum oldu. Onun da detaylarına girmek istemiyorum. Aslında böyle detaylara girmeyen bir havaya büründüm nedense. Hatta aklımda sana yazmak da yoktu Blog, ama elim gitti.

İyi oldu ama. Şöyle de bir şarkı bırakayım bunun şerefine.

8 Nisan 2018 Pazar

Yine Bahar Geldi

Nisan ayının ilk haftasını da bitirdik Blog. Önümüzdeki cuma günü Miraç Kandili. Hz. Muhammed'in göğe yükselerek Allah'ın huzuruna kabulü olarak geçiyor. Üç aylar dediğimiz aylardayız ya hani, ne çabuk gelip geçiyor diyorum her sene. Sonra nasıl yaşlandım diyorum, nasıl geçti onca zaman, sene... yaşadığım aynı tekrarlar. Böyle devam ediyor dediklerimin listesi. Aslında okkalı bir tokata ihtiyacım var, ama o Allah'ın tokatı olmamalı. Olmaz inşallah diye dua ediyorum korkarak. Çünkü onun tokatı gibi bir şeye ihtiyacım var, ama o kadar da olsun istemiyorum. Şimdi niye tokata ihtiyacı var bu adamın diyorsun biliyorum. Hatta nereden geldik bu konuya diye de diyorsundur. Ben böyleyim işte. 5 cümle buraya yazıyorum; ama içimden bir roman girişi geçiyor.

Hava güneşli birkaç gündür. Böyle geçse en fazla sıcaklar diyorum keşke; ama çok zor. Bu sene her seneden daha da sıcak olacak hava. Ve beni yine bir ben, bir Allah, bir de benim gibi olanlar anlayacak. Diğerleri ise sadece bakıp ya boş boş yargılayacak ya da hafife alacaklar yaşadıklarımızı...

Geçen hafta İstanbul tarafındaydık. Malum yazın taşınılacak, yeni eşyalar falan filan aldılar şimdiden bizimkiler. Yepyeni bir sayfa olacak onlar için. İnşallah ömürleri boyunca beklediklerinden de güzel ve rahat bir hayatları olur. Ben kendimi yakın gelecekte ölmüş ya da ölmeme sebep olacak olaylar zinciri içinde görüyorum. Mutluluk, huzur ya da sağlık pek ufukta yok. Gece gece ne kötümser/karamsar olduk yine Blog.

O değil de bizimkilerin lojmanda şefle birlikte 5-6 tane tavuk horoz falan hayvanları vardı. Döndüğümüzde 1 gecede hepsinin öldüğünü öğrendik. Meğersem komşuların tavukları da telef olmuş. Bir süre önce de çamurumsu bir hava yağışı vardı. O sıralar arıların da öldüğü haberleri dolanıyordu ortalarda. Bitmedi daha dur, ben ablamgildeyken bir hasta oldum ki görmen lazımdı. Salgın mı varmış neymiş. Hayatımda öyle ishal olduğumu hatırlamıyorum. Buraya dönünce de devam etti. Gece 2-3 gibi kalkıp lavaboda 1 saat geçirdim. Çok eğlenceliydi diyemem. Annem de rahatsız oldu benzeri şekilde. Hatta benzeri semptomlarda olan başkalarını da duyduk. Yani neler oluyor çözebilmiş değilim, ama hiçbiri hayra alamet değil Blog.

Öte yandan ben nasılım bilmiyorum. İyiyim herhalde. Bana bunu soran kimsem olmadığı için kendime de soramıyorum. Çünkü kapalı bir kutunun içinde 4-5 tane 10 cm çapında delik açılmış da oradan hava almaya çalışıyormuş gibiyim. Kutuyu tıklatan bile yok: Yaşıyor musun hala?

Yaşıyorum hala Blog.

Ramazan gelmeden Ankara'daki 1-2 yere gitmek istiyorum son kez. Gündemim başkayken buralardan taşınıyor oluşumuz belki daha iyidir. Fazla şeyin hatıra olarak yaşandığı bu şehri arkada bırakmak zor olurdu öbür türlü. Bak şimdi, ilkokul dördüncü sınıftayken ayrıldığımız Akçaabat/Trabzon geldi aklıma. Oradaki lojman ve bahçe hala aklıma. Bir gün gidesim var. Bulur muyum gittiğimde bıraktıklarımı, bilemem tabi ama işte.

Neyse, gece gece... Geldi bahar ayları, gevşedi gönül yayları. Gecenin sözü de bu olsun Blog.

Öperim.

17 Mart 2018 Cumartesi

Kivi Gibi Hissetmek

Epeydir yazamadım yine. Elim gitmedi diyelim. Gerçi bir süredir elim hiçbir şeye gitmiyor, sebebini de anlayabilmiş değilim. Ve hayır, bu hiç iyi bir şey değil.

Blog'umdan uzak olduğum için Blogger ile ilgili gelişmeyi de henüz öğrenebiliyorum. Eskiden http şeklinde başlayan bağlantı adresim artık diğer siteler gibi şifreli bir bağlantı sağlayabiliyor ve https şeklinde girebiliyorum. Yani tabi bloguma ziyaretçi gelmediği için, kendim pişirip kendim yiyorum bu güzelliği de. Olsun.

Kivi gibi hissediyorum bir süredir. Böyle asıl yetişmem gereken topraklarda olmayıp normalde yenilmemesi gereken bir mevsimde yeniyormuşum gibi hissediyorum. Normalde daha tatlı olmam gerekirken daha ekşi hissediyorum. Kivi gibi hissediyorum işte. Bilmiyorum Blog. Kiviyi seviyorum. Bu kış boyunca en çok yediğim meyve oldu; belki de o yüzden biraz kivi gibi hissediyorumdur...

Haftaya İstanbul'a doğru gidiyoruz. Bu benim "nefes alma" şeklim diye tabir ettiğim bir gezme tozma durumu olacak. Çünkü uzunca bir süredir içimde tuttuğum şeyleri yapmayı planlıyorum. Bunların başında tabiki mideme yönelik faaliyetler var. Hamburger gibi. Güzel bir yerde tabi.

Bir süredir kendimi verdiğim sözleri tutamama durumum var Blog. Tabi bu bende biraz negatif düşünme şeklinde bazı durumları ortaya çıkarıyor. 1-2 haftadır kitap okuyamıyorum bile. Kendimi Scandal izlemeye verdim. Sanki kaçıyormuş gibi dizi.

Geçen gün artık ne kadar ihtiyacım olduğunu önemsememekten vazgeçip kendime bir adet Apple şarj cihazı aldım. Tabi 90₺ gidip bayılmadım. Arif bayılır mı? Bayılmaz. 2 yıl Apple Türkiye garantili, yani kendi sitesindeki fiyatı dahil aynı özellikte olan şarj cihazını neredeyse yarı fiyatına getirdim. Bir de Aliexpress'den Ugreen marka kaliteli bir başka şarj cihazı aldım 5$'a. Onu telefonum dışındaki şeylerde kullanmayı düşünüyorum. Şu anda kendi iPhone şarj cihazım bozulduğundan beri kullandığım çakma Samsung cihazıyla şarj ediyorum her şeyimi. Ve tırsmaktan beter durumdayım. Ya telefonum ya powerbankim ya geçenlerde aldığım Mi Wifi 2 Router isimli cihazım ya da Mi Band 2'm bozulacak, Allah korusun yani. Bu arada Mi Band 2'yi satmayı düşünüyorum. Nasıl satacağım konusunda da bilgim yok. Çünkü gözümün önünde durdukça moralim bozuluyor. Ve bir yığın emekle Aliexpress'den zamanında aldığım bu bilekliği birine öylece veresim gelmiyor. Bir arada kondisyon bisikleti meselesi vardı. O daha da ilginçti ama sağ olsun eniştemle onu satabildik LetGo'da. Belki orayı kurcalarım bir ara ben.

O değil de bu yazıyı yazarken 2 tane kiviyi mideye götürdüm. 😅

Şuraya şu tuhaf ama ilgi çekici olan, İsrail'in Eurovision 2018'e katılacağı şarkıyı da bırakıp yazımı bitireyim:


17 Şubat 2018 Cumartesi

Arif'in Soyu Sopu


Helllooooğğğ!

Böyle giriş yapınca sempatik mi olunuyor sevgili Youtuberlar? Hayır, benim ihtiyacım yok sempatik olmaya da merak ettim. Şahsen bir erkek için bile bazen fazla sempatik olabiliyorum. Hiç olmamaktan iyidir yine de.

Son günlerde bir herkes devletimizin yeni elektronik hizmeti sayesinde soy ağacına ulaşmaya çalışıyor. İlk günlerde ne yazık ki sistemi kitleyecek boyuta geldiğinden, geçici olarak kapattılar tabi. Sonra açıldı. Ben de sonra bakarım demiştim ki sonra baktım ve soyuma ulaştım.

VEEEE!..

Tabi ki halis mulis Türküm. Zaten ne mutlu Türküm diyebilene. Öeh. Burada biraz dalga geçtim bazı insanlarla, yok efendim kimileri aşırı milliyetçiymiş de geçmişinde Rus/Ermeni falan filan varmış da... Amaaan! Ama yine de şuna sevindim, baba tarafımda hep aynı yerde kalmışlar, isimler tuhaf değil; anne tarafım da aynı yerde kalmışlar aynı şekilde. Yani baba tarafımdan Erzurum, anne tarafımdan da Kars olarak gözüküyorum. Doğulu deyince insanlar esmer birilerini bekliyor genelde; ben de kısmen "acaba geçmişte araya sarı birileri mi karıştı" diye düşünürdüm aynaya bakınca. "Böyle kumral ve ela gözlü olmak nereden geliyor güzelim(!)" diyordum aynada kendime. Oluyormuş. Bilemedim.

Teknolojik anlamda şişmiş durumdayım son zamanlarda. Çünkü 4.5 yılı geçen ayfonumun bataryasının şiştiğini fark ettim. Bildiğin şişmiş ve ekranı kaldırmış biraz. Yarın birgün patlar mı Allah korusun ama? Tırsıyorum kısmen, çoğu zaman da boş ver diyorum kendime. Şimdi eğer telefonumu bir yere verirsem batarya değişimi için, korkuyorum diğer tüketiciler gibi şikayetlere sahip olurum diye. Apple da bu modele bakmıyor sanırım, baksa da bilmem kaç ₺ ister ki daha fazla masraf yapmak istemiyorum bu telefona. Şimdilik zaten kullanmamı gerektiren bir hayatım da söz konusu değil.

2018 için olan "en fazla kitap okuduğum sene" hedefimde 6. kitabımı bitirmiş ve 7. kitabıma başlamış bulunmaktayım. Yerdeniz serisini okuyorum. 2. kitabındayım ve çok değişik bir havada ilerliyor ikinci kitapta. İlk kitap güzeldi. Ben 2. kitabı da 1.'nin kaldığı yerden devamı olur diye düşünmüştüm, ama okuduğum üzere biraz farklı ilerliyor olaylar. Aynı karakterler henüz yok okuduğum kısma kadar olan yerlerde. Bakalım neler olacak ilerleyen dönemlerde. Biraz gidip kitabımı okumaya devam edeceğim.

Bahsetmek istemezdim; ama 14 Şubat denen bir tarih var. Her ne kadar bahsedince, belli bir kesim tarafından "kapitalist gün" olarak adlandırılsa da, ben aslında o günden bahsedip asıl mevzuya dem vurmak istiyorum her sefer: Çünkü yalnızım Blog. Sevgili olarak değil de, biraz "sevgi" olarak yalnızım. Allah daha iyi etsin diyorum her duamda.

3 Şubat 2018 Cumartesi

Mevsimler Karıştı



Şubat ayındayız Blog. Ben epeydir yazamadım sana, sözde yazacaktım; ama fırsat olmadı. Daha doğrusu yazmamaya o kadar alışmışım ki bir anda o harekete geçemedim galiba. O arada değişik şeyler oldu. Şu iki ayda satın aldığım kitap sayısı biraz fazla oldu mesela. "En çok kitap okuduğum sene" diyebilmek için bir hedef koymuştum kendime. O hedef için de bulduğum romanı koltuğumun altına alıveriyorum. Ama epeydir beklediğim bir romanı iyi bir indirime denk getirip aldım. Romanlar desem daha doğru. Zira 6 tane romanı tek bir kitaba toplamışlar. Evet, Yerdeniz serisi. Beni 1-2 ay götüreceğini düşünüyorum en az. Daha ne olsun?

Benim 4.5 yıllık ayfoncuğumun güç adaptörü ömrünü doldurdu Blog. Bir anda şoke olmuştum. Şöyle bir nette dolandım alayım diye; ama yani fiyatlara bakınca cıks, değmez dedim. Aliexpress'den bazı güvendiğim markalara baktım; onlar da 40-50₺'ye geliyordu. Sonra evdeki başka kaliteli ve orijinal bir güç adaptörünün değerlerini kontrol edip onu kullanmaya karar verdim. Zira ömrünü doldurmuş bir telefona yatırım yapmak istemiyorum Blog. Çünkü kafamın arkasında "onun yerine kitap al Arif" diye bir ses yükseliyor.

Geçen günlerde yalnızlığım depreşti. Her ne kadar haddinden fazla alışmış olsam da, şöyle bir dürttü beni. Sonra göz ucuyla bir ortama bakındım ve tekrar içime kapandım. Eksik kalsın Arif dedim. Ne diyeyim ki başka?

Geçenlerde Gebze'ye gittik. Burger ihtiyacımı bir süreliğine gidermiş oldum. Zaten 6-7 ay sonra temelli taşınıyoruz buradan. Ben daha öncesinde de gidebilirim. Bilemeyiz. 😀

Arada Youtube'da karşıma çıkan ve eskisinden daha da fazla karşıma çıkan insan türlerini görür oldum. Mübarek herkes kameranın karşısına geçip gerekli gereksiz her şeyi videoya alıp paylaşır oldular. Yüzde 98 tek sebep ise para. Kolay kazanıyorlar, Google güzel ödüyor onlara. Arada gerçekten yararlı ve bilgi dolu videolar kaynıyor. En çok onlara üzülüyorum. Özetle biraz Youtube çöplüğe dönmeye başladı Blog. Çok şükür sen hala temizsin. En azından olabildiğince temizsin. 💜

Şu sıralar bir de sodaya taktım ben. Bulduğum fırsatta içiyorum. O niyeyse, anlamadım. Mineral eksikliğim mi var demek istiyor vücudum acaba? 😁

Hepsi bir yana, buraya kar yağmadı Blog. Resmen kış mevsimini pas geçti atmosfer. Bu da yaz mevsiminde beni cehennemlik günler bekliyor demek. Dünkü cuma namazında hoca kar duası yaptırdı. O da yani 30cm kar bekliyor. Çok isteyeyim az gelse de olur mantığında mı bilemedim, ama 5cm kar tutsa da razıyım ki ben... 😂

8 Ocak 2018 Pazartesi

Eee... Bu Geçen Senenin Aynısı!

2018'in ilk günlerinde insanda "evet! Oh içime bir enerji doluyor! Bir yerden aşk, bir yerden para geliyor! Allah'ım o da ne?! Sağlığım ultra süper olmuş!" beklentisi olabiliyor. 

Ama yok öyle bir dünya tatlı kız...

Beklentiler ve hayaller arasında galiba ipince, böyle nasıl desem, Roma'dayken meşhur bir pizzacıda yediğim pizzanın inceliğinde bir kalınlık var. Karıştırmamak lazım yani. Yine de karışıyor, değil mi?

Benimki karışmadı tabi. Yoksa bu enerjiyi nereden bulacağım karışsaydı. Ben 2018 beklentilerimden bir kısmına zaten 2017'de başladığım için devam ettirmekteyim. Bir kısmı henüz bir tekeri sendeleyen 3 tekerlekli araç gibi; ama az kaldı, o da düzelecek. Dur sen. 😀

Geçen aylardan beri evde edindiğim ev hanımı rolüm hala devam ediyor. Teşekkürler anne! Bu ayın sonunda annem inşallah dönecek ve ben de tam kapasite kendimi işime vereceğim.

İş. 2018'de edineceğim inşallah, dediğim şeylerden biri. Ay dur beni heyecan bastı. Aşk? Hımm zannetmiyorum. Şöyle bir ortama bakıyorum, sonra koşarak çıkıyorum ortamdan. Galiba ben hayatımda kimse olmadan devam edeceğim yoluma. Bu sözleri 2012 yılının başında da söylemiştim. O zamanlar tamamen uzaktım. Ne oldu? Ben aramazken başkası geldi buldu beni. Hay bulmaz olaydı! 😀 Çok sevdiğimden falan değil, yanlış anlaşılmasın. Meğersem ortama yeni katılan birini eğitmişim. Eğitmek de denmez, kendi yolunda ilerliyormuş. O yolun yolcusuymuş diyesim var; ama o kadar değil. Değildi yani. Sonradan ne oldu bilemem. Ama onu da affettim, vaktimi çaldığı ve beni ağlattığı için ayrılırken. Diğerlerini de.

Hatta şu dostum dediğim ve sadece ben onlara ulaşmaya çalıştıkça bana ulaşan eskileri bile affettim. Anlıyor musun Blog? Tabi ki. Çünkü ben senim, sen de bensin. 💓

Malum diyettim Blog. Ve abur cubur yemiyorum. Hani yıllar önce şekeri bırakmıştım ya, şu içeceklerime kattığımdan bahsediyorum. Heh işte, tıpkı onun gibi abur cuburu da bıraktım. O zaman da bu kadar kendimden emin konuşuyordum, şimdi de konuşabiliyorum. Çünkü Arif olmak bunu gerektirir. Markette rafların önünden geçerken cipslere gözüm takılıyor, sonra da çikolatalı şeylere, Eti marka olan ama, lütfen. Sonra geçip gidiyorum. Benimki göz tiryakiliği. 😁

Şu sıralar böyle durumlar Blog. Havalar da soğudu. Moralim iyi ama. Bozuk olsaydı bile iyi olurdu. Sebebi için çok şey sayabilirim artık...

1 Ocak 2018 Pazartesi

Birlikte Nice 10 Senelere

 
Evet! 🎉 Her ne kadar 2009'dan önce de uzun yıllar blog yazmış ama ne yazık ki silmiş olsam da, şu anki blogumla 10. yılımı kutluyorum! 🎊 2018'e girmekle bu günleri de görmüş oldum. 2009 yılının bir ocak ayında başladığım, O, Ben ve Diğerleri isimli bloguma, geçmişimdeki defalarca söylediğim "artık yazmayacağım" şeklindeki isyanlarımı geride bırakıp yazmaya devam edeceğim.🎈

Bir yandan 2018 yılı için aklımdaki hayaller ve hedefleri düşünüp diğer yandan da geçmişimi "geçmişte" bırakmanın bir yolunu aradığım 2017 Aralık'ında, artık dur deyip blogumdaki son yazdığım birkaç üzücü yazıyı taslağa çevirmiş ve 2018 yılının açılışını bu yazımla yapma kararı aldım.

Hayatımızdaki en monoton geçen yıl olan 2017 yılını artık geride bıraktık Blog. Bunu sana yazdığım yazılarda da anlayabilirsin zaten. En az yazı yazdığım ikinci senem oldu 2017. Aslında 2015'i askerlikle geçirdiğim için saymamalıyım. Haliyle aşırı vasat bir yıl geçirdik. Keşke'ler her ne kadar çok fazla da olsa, yine bol bol şükrettiğim bir seneydi.

2017, hayatımda en fazla sinemaya gidip film izlediğim sene oldu. Aynı zamanda hayatımdaki en yalnız geçirdiğim, en kalbimi bomboş hissettiğim, en az yazı yazdığım, en az geleceğimi düşündüğüm, en az faydalı işler yaptığım vb. birçok konuda negatif bir yıl oldu benim için. AMA artık BİTTİ! 😀

2018 birçok açıdan artık kendime dur diyeceğim, taze bir başlangıç yapacağım, yeni bir hayata başlayacağım, yeni insanlarla tanışacağım, duygusal yalnızlığımı daha da çok seveceğim bir yıl olacak benim için. Hepsinden ötesinde, artık an itibariyle geçmişimdeki her hatayı tecrübeler rafına almış ve daha fazla keşke dememek için savaşıyorum.

2017 için galiba en önemli aldığım karar, geriye dönüp baktığımda, bana bir şekilde az ya da çok zarar vermiş herkesi affediyor olmam... İnsanlar tarafından kin tutmak gibi algılansa da bazen, ben genelde geçmişimdeki olayları unutamıyorum. Hele ki biri benim canımı acıttıysa bir şekilde... Ama artık geçmişimdekileri de bundan sonrakileri de tamamen affediyorum ve kendi benliğimden çıkartıp daha yüce makamlara yolluyorum. 🎭

Hayat belli ki çok zor. Ve ben daha doğru düzgün yolun başına bile geçememişken, böylesine geçmişe takılıp en dolu yaşamam gereken saniyeleri israf etmemeliyim. O yüzden bu sene başlangıcında aldığım en doğru karar olarak görüyorum bu durumu...

2018 için yapacaklarım çok belli. 22 Temmuz'u bekliyorum en basitinden. Çünkü 30 olacağım. 😀 Söylerken garipsedim bir an. Hazır 2017 en çok sinemaya gittiğim sene olmuşken, diyorum ki 2018 de en çok kitap okuduğum sene olsun. En uzun süre ideal kilomda kaldığım sene olsun. En pozitif düşündüğüm ve en iyimser olduğum sene olsun. Aklımda başka şeyler de var şu anda hepsini yazamasam da. Zira 2017'nin son 20 gününden beri düşünüyorum 2018'i.

Yine de her şeyden önce Allah bana ve aileme sağlık sıhhat versin. Devletime zeval vermesin; milletimi ve değerlerimizi yüceltsin.

Bir de 2018 en çok sana yazdığım sene olsun Blog.
💝

17 Eylül 2017 Pazar

Neredesin Sonbahar?

Neredeyse eylül bitecek. Havalar bir ara ağustosta soğuktu resmen, peki şu anda neden cehennem gibi sıcak? Üstelik akşam saatleri olmasına rağmen. Çöl sıcakları diye bir şeydir gidiyor geliyor. Sanırım buraları çöle çevirmeden, temelli gitmeyecek... 💦

Geçen hafta yeni iPhone'lar tanıtıldı. iPhone X iyi güzel de, iPhone 8 çıkarmaya ne gerek vardı diye düşünmedim değil. Şimdi tasarım olarak farklı deyip muhtemelen 300-400 TL farktan dolayı iPhone X'e yanaşmayacak mı insanlar? Muhtemelen iPhone 9, iPhone X tasarımıyla devam edecek. Ben alacak olsaydım iPhone X alırdım. Face ID mi barnak izi mi diye düşünürdüm tabii. Sonra ekran özelliklerini baz alıp iPhone X'e giderdim. Super Retina denen şey var sonuçta. 😋 O değil de, benim ayfoncuğum artık güncelleme alamayacak, ama şu haliyle bile çatır çatır çalışıyor. Zira iPhone 4S zamanında güncelleme almayı kestiğindeki halini görmüştüm. Onu yaşamıyorum çok şükür. Şimdilik böyle güzeliz biz. 💖 Zaten telefonu neredeyse hiç kullanmıyorum. Ne sevgili ne de sürekli iletişimdeki arkadaşlar(!) var. Biliyorsun öyle merhaba/merhaba deyip telefonlaşan biri değilim Blog. 💩

Ben yine diyete başladım Allah seni inandırsın. Bu sefer artık bozamayacağım hale geldim çünkü. Şimdilik güzel gidiyor. Pek zorlanacağımı da zannetmiyorum. Çünkü yemek yemekten bile sıkıldım. Durumlar çok ciddi.

Cuma günü termal devremülkümüze gidiyoruz Blog. Her ne kadar ben termal yanını çok kullanmakla ilgilenmesem de, temiz hava, faydalı su ve kafa dinleme şeklinde maksimum çıkarım sağlamayı hedefliyorum iki hafta boyunca. Sarot Termal Vadi çok eğlenceli olmasa da, işte... 😐

Korkuyorum artık. Her şeyin böyle devam edeceğinden, bir anda gözümün dönüp her şeyden vazgeçeceğimden... tamamen pes edeceğimden. Umudumun tamamen tükenmesinden korkuyorum yaşama dair. Geçen gün hastanede birini görmüştüm. Çok etkilendim ondan. Halime şükretmeye utandım. Allah yardımcısı olsun diye dua ettim. Benden daha gençti, ben belki evden çıkamazdım onun yaşadığını yaşasaydım. O herkesin garip bakışlarına rağmen kendi işini yapmak için oradaydı. Bilmiyorum. Allah ona kolaylık versin her işinde...

Bana da yardım etsin...
Eder mi sence Blog?
Senelerdir bekliyorum çünkü.

24 Ağustos 2017 Perşembe

Ağustos Biterken

Hayatımı daha az acı verecek şekilde nasıl geçirebilirim diye sordum kendime bugün. Hazır son 3-4 gündür serinken havalar ve haliyle daha az eziyetli geçirirken günleri... bu soruyu sorayım dedim. Bu düşüncelere nereden bulaştığımla başlayayım. Tabii ki Instagram ve Facebook. Başka nereler olabilir ki? Hatırlarsın Blog, şu yazımda ve o günde sosyal hesaplarımı kapatmıştım. Sonra minik bir neden yüzünden şu yazımda ve o günde tekrar geri açtım. Yani şöyle 1.5 ay olmuş olmamış.

Uzaktan bakılınca tabii tek derdimin bu aç kapa meselesi olduğu düşünülebilir. Yalnız yatak odam, pencerem ve laptopımın dilleri olsaydı daha fazlasını anlatabilirlerdi. Ben her ne kadar çoğu şeyimi buraya aktarıyor olsam da, asıl özel şeyleri anlatamıyorum. Böylesi daha iyi belki. En azından kendimle olan belli bir çizgiyi aşmamış oluyorum.

"Kapat gitsin o zaman, neden açık tutuyorsun?" diye ben de kendime soruyorum sürekli; ama dile getirmesem de, kendi kendime hiçbir şey yapmayıp beklesem de, adına "umut" koyup bekliyorum. Gerçekten bir umut olsa, neyse diyeceğim...

Sanırım işin en büyük sırrı, kişinin kendini ne olursa olsun sevmesi ve saygı duymasıyla alakalı. O zaman, en azından, kendine verdiği sözleri tutabiliyor. Bende hangisi eksik ya da daha eksik, henüz çözemiyorum. 4-5 gün sonra ablamgil gelecekler, bayramda diğer ablamgil. Hayata sanırım en çok, yeğenlerimle birlikte olunca, renkli bakabiliyorum.

Bu hayattaki sınavım da bunlar sanırım. Yani yaşadığım şeyler, burada dile getiremediklerim. Bunlara da şükür diyorum çoğu zaman, ama öyle anlar geliyor ki isyan etmemek için zor tutuyorum kendimi. İpini koparmamış, düzgün bir birey olmakla kime faydam dokunuyor ya da nasıl bir pozitif sonuç elde ediyorum, inan hiç bilmiyorum Blog. Hani aksi durumuna sıcak baktığım ya da bakacağım, hatta bakabileceğimden değil de; daha çok sorguluyorum sadece.

Yarın cuma günü. En sevdiğim gün, değil mi? Hesaplarımı tekrar kapatsam daha mantıklı galiba, değil mi Blog? Kullanmıyorum çünkü. Hiçbir şekilde kullanmıyorum yani, değil mi?

10 Ağustos 2017 Perşembe

Sıcak

Yaz mevsiminin son ayındayız Blog. Sıcak havalar beni sanırım en çok bu sene bunalttı, bütün hayatım boyunca yani. Sıcak yani, başka bir açıklaması yok. Ellerim için yıllar önce olduğum ameliyattan eser kalmadı desem yeridir. Olabildiğince sakin kalmaya çalışıyorum. Çünkü yani agresif biri haline dönüştürüyor yaşadığım bu durum. Birilerine anlatmaya tahammül bile edemiyorum. Ne anlayacaklar? Nasıl anlayabilirler ki?

Laptopımı söktüm bugün. Yani 8 yıldır kullandığım laptopım bile sıcak havalarla boğuşuyor inatla, çok şükür. Laptopımın parçalarını temizlerken bu sefer ilk kez soğutucu fana ekstra önem verdim. İşlemcimle olan bağlantısına kadar söküp temizledim. Değişikliği fark edebiliyorum. Bir süre de böyle gidelim Blog. Bilgisayarım bari beni yarı yolda bırakmasın. Yeni bir bilgisayar için, daha doğrusu hayalimdeki bilgisayar için, herhangi bir bütçem yok çünkü. 6000TL'den bahsediyorum.

İnsanların saçma sapan iyimserlikleri artık beni baymaya başladı. "Her şey güzel olur, yeter ki pozitif düşün" ya da "daha güzel şeyler olacaktır, sabret" gibi sözlere gerçekten inandıklarından şüpheliyim. Böyle küfredesim geliyor artık. Ama içimden ediyorum. Duysalar. 😊

İşin bir de şu kısmı var. Ben normalden fazla açık sözlü ve dürüst bir hale dönüştüm. Bu durumum, diğer durumlarımla birleşince, insanlar beni "depresyonda mısın?" diye sorgulamaya başladılar. Depresyon ve ben? Yok artık. 😀

Çok yenilik yok hayatımda Blog. Eskiden görüştüğüm ya da bir şekilde hayatımda olan ve artık olmayan 2 kişi bana yazmışlardı son 1 hafta içinde. Aynı muhabbetler, aynı hikayeler, kısmen aynı yalanlar... "Peki" deyip geçiyorum. Yoruldum, sonuçta ben de insanım. Ve yıl olmuş 2017. Bu saatten sonra güvenden bahsedecek değilim.

Aklıma 2010 yılında İspanya'da gezerkenki zamanlarım geldi. Sonra fotoğraflara bakarken şu fotoğrafımı gördüm. Saçlarım çok ve uzunken 😂 Bir de güneş yakmıştı her yerimi. Ama Barselona güzeldi. Bence Barselona hala güzeldir...


27 Temmuz 2017 Perşembe

Ben (kalp) Salatalık

Nasıl desem, böyle 29 olunca hiçbir değişiklik olmuyor insanın hayatında. Geçen gün Facebook ve Instagram profillerimi geri açmak zorunda kaldım. Liseden, belki de en son evlenecek olan bir arkadaşım, düğün fotoğrafı paylaşmış. Ben ŞOK. Gençler evleniyor yahu. Ben de yaşlandım ya sanki.

Hesaplarımı geri kapatacaktım sonra yine vazgeçtim. Sanırım böyle kısır bir döngü bendeki bu durum. En son Facebook bana "yeter Arif." diyecek. Der mi sence Blog?

Demez... 

Gördüğün üzere Blog, artık sayfalarda reklam var. Normalde sana reklamları bulaştırmak istemiyordum; velhasıl, mecbur kaldım sanırım. Durumu fazla dramatize etmek istemesem de, biraz öyle. Google Adsense geçmişimizi biliyorsun. Uzun yıllar önce onay alınıp iptal olmuştu, sonra onay alamamıştım kaç kere, sonra vazgeçmiştik ki son başvurumda onay alabildim. Eh Google da mecburen, tarayıcılardaki reklam engelleyicilerle zor savaşıyordur herhalde ki, onay verdi. bir de Admatic var. Ama bu iki reklam da seni okumaya gelenleri rahatsız etmeyecek şekilde duruyorlar. Ne seni ne de okumaya gelecekleri... Kimse gelmiyor da işte. Neyse...

Yazıda paylaştığım saygıdeğer salatalık fotoğrafı, geçen akşam dikkatimi çekmişti. Malum şu sıralar mevsimi, böyle bol bol salatalık yiyoruz Blog. Önce dedim ki "bu tıpkı virgüle benziyor" sonra baktım "bence benimki gibi yarım kalmış bir kalbi tamamlamak için yaratılmış" Ben de hemen tamamladım. Çünkü benim tamamlayabildiğim sadece böyle şeyler... Velhasıl, Instagram profilimde paylaştım. Hazır epeydir yoktum, bunu paylaşayım dedim. Eh, tabii benim öyle "ay benim hayatım süper! Bak ne güzel her gün her gece farklı yerlerde farklı insanlarlayım" durumum yok. Olmasına da gerek yok. Şey gibi geliyor bana, insanlar hayatlarının bu şekilde olduğunu göstermeye "ısrarla" çalıştıkça, sırf o fotoğrafları paylaşabilmek adına yaşıyorlarmış gibi geliyor. Suçlu kim biliyor musun? O masum, güzel ve profesyonel fotoğraf makineleriyle aldığı zevki paylaşmaya çalışanlarda. Haliyle diğerleri de "benim de vardır muhakkak hayatta paylaşacağım bir şeyler" diyerek her bir haltı paylaşabiliyorlar.

Bu arada doğum günümdeki kuzenim kına gecesi ve erkeklerle olan akşam oturması pek eğlenceliydi. Tek hatırladığım, bir ara acıktığım ve midemi düşünürken, insanlara tabak hazırladığım sırada gözlerimin doymuş olmasıydı. Öyle ki kendime hazırladığım özel tabakla uzun süre bakıştım. Sarmalar, kete dilimleri, tatlılar ve çayımla sessiz bir seans geçirdik. Bu arada malum kimsem yok paylaşacağım, buradan sana söyleyeyim Blog. O gün biri dikkatimi çok çekti. Sonra kendime "boş ver Arif. Sen vazgeçeli çok oldu" dedim. Ve günü öylece bitirdim...

Çok sıcak be Blog. Neyse.