Bugün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bugün etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Temmuz 2020 Perşembe

Temmuz Yorgunluğu

1 Temmuz tarihinde işe döndüm sevgili Blog. Aylar sonra yaşadığım yalnızlıktan sonra bir anda insan içine çıkıyor olmak, bu korona döneminde epey garip geliyor. Zira kimsede bir "korona" havası yok...

Günler aşırı yorgun geçiyor. Hem fiziksel hem ruhsal... Yine de 1 Temmuz öncesi olsun, şimdi olsun, böyle arada ısrarla beni düşünüp nasıl olduğumu soran birkaç kişinin varlığı hayatıma az da olsa renk katıyor. Keşke uzağımda olmasalar. Görüşemeyeceğim kadar uzaktalar; ama olsun. Bir tanesi ısrarla saatlerce derdimi dinliyor. Ki ben de elimden geldiğince onun sorunlarına farklı bakış açılarıyla yaklaşmasına yardımcı oluyorum. Bazen hiçbir faydası olmasa bile konuşmak iyi geliyor. Belki de uzağımda oldukları için böyle uzun uzun dinliyorlar dertlerimi. Yakınlarımdakileri sanırım boğuyorum sorunlarımla konuşarak. Başka bir durum gelmiyor çünkü aklıma.

Ay sonuna doğru doğum günüm var. Biraz daha yaşlanıyorum. Çoğu zaman içim hala 20'lerimde olsa da, resmiyette 32'yi göreceğim. O kadar yorgunum ki buna ne sevinebiliyorum ne de üzülebiliyorum. Yeni ve son model bir iPhone ancak doğum günümü daha etkileyici kılardı galiba. 😅

Birkaç güne, bugün satın aldığım Türk kahvesi makinem gelecek. Artık annem, babam ve ben orta şekerli kahvelerimizi hızlı, pratik ve bol köpüklü şekilde içebileceğiz. Her ne kadar insanlar bu tip şeyleri çeyizlerine alsa da, ikimiz de öyle bir hayatımın olamayacağını biliyoruz Blog...

Yorgun olduğumdan bahsetmiştim değil mi? Yavaştan yatsam iyi olacak...

22 Haziran 2020 Pazartesi

Merhaba Yaz!

Merhaba!

Nasılsın? Nasıl gidiyor hayat? Savaşmaya devam mı? Yoksa barışıp karşılıklı acıları bölüşüyor muyuz? Sen de bilmiyorsun değil mi? Farkındayım...

1 Temmuz'da işime dönüyorum. Serviste ve çalışma ortamımda klima çalıştırılması yasak olduğu için, normalden daha da yorucu geçecek benim için çalışmak ve yaşamak. Derin derin nefesler alıyorum Blog. İşe "yaramıyor".

Karanti boyunca ne yaptım? Hımm. İngilizce'deki eksikliklerimi tamamlamaya çalıştım, Friends dizisine başladım ve şu anda 9. Sezondayım. Şaka gibi; ama Friends dizisini bitirince epey büyük bir boşluk hissedeceğim. Başka neler yaptım? Birçok kez diyete başlamaya çalıştım; ama beceremedim. 1-2 kitabı bitirmeye çalıştım; ama olmadı. Başka istediğim şeyleri yapamadığımı hatırlıyorum şu anda sadece. Üzgün bir hikaye yani.

1 hafta ne yapabilirim peki? Hımm. Yarın, yani pazartesi, diyete başlayabilirim. Telefonumdaki 1 yıllık premium üyeliği alınmış Balance isimli nefesle ilgili uygulamayı kullanabilirim artık. Ve ertelediğim yığınla şeyi kafamda oturtup ertelemekten vazgeçip harekete geçebilirim. Ve lanet k*çımı hareket ettirebilirim belki adamım!

Duygusal anlamda çok boşum Blog. Boşum yani. Ne gelen var ne giden. Pek arkadaşım da olmadığı gibi kalbime dokunan da yok. Kendi kendime takılıyorum hayatta. Bu arada kesin olmamakla birlikte temmuz ayında bazı konularda büyük değişiklikler olabilir. Ve hayır, bu sadece 22 Temmuz'da 32 yaşıma girecek olmam değil. Sorry not sorry.

17 Mayıs 2020 Pazar

Mayıs Ortası

Starbucks'lar 1 Haziran'da açılıyor sevgili Blog. Sana ne bundan demiyorsun, biliyorum. Açılması da maske, eldiven ve siperlik ile olacak. Mağazada olabildiğince az çalışan ile sadece al götür servis şeklinde olacak. Kahveyi ve çalışmayı özledim. Yine de bilemiyorum, bu şekildeyken gelen olacak mıdır?

Domain için 10$'lık bir yükleme yaptım bugün. Bir an "Arif ne gerek var aslında? Her sene satın alıyorsun; ama biz bizeyiz yani..." diye düşündüm. Sonra neyse dedim. 

Şimdi de aslında keyfim olmadığı, gerildiğim, moralim bozuk olduğu için buraya geldim. Detaylardan bahsetmeyeceğim. Biraz uyurum geçer. 

Bugün hava aşırı sıcaktı. İnsanların beni hiçbir zaman anlamayacağından eminim de, işte. Sıcaktı, durduğumuz yerde terliyoruz falan... Keşke şöyle arada bir oturup görüşebileceğim benim gibi rahatsızlığı olan biri olsaydı hayatımda. Konuşmadan anlasaydık derdimizi, bu sıcakların nasıl da hayatımızın içine ettiğini; ama yok öyle biri. Dünyanın herhangi bir yerlerinde var; ama çevremde yok.

Neyse, toparlanayım ben.

10 Mayıs 2020 Pazar

Yaz Geliyor

Bu hafta çok garip şeyler oldu. Yıllardır konuştuğum bir arkadaşımla bağımı kopardım. Ve hiçbir pişmanlığım yok. Zira bence birine yapılmaması gereken bir şeyi yaptı. Öte yandan 6 senedir konuşmadığım bir arkadaşımla da artık konuşmaya başladım. Onunla olan kalp kırıklığı, zamanında bitirdiğim arkadaşlıklarımınki gibi değildi. Belki de ondan hiçbir şey olmamışçasına 2 saati geçkin telefon konuşmasıyla arayı kapatmaya çalıştım. Yani benim için gayet güzeldi. Garip diye nitelendirmem, birinin gelip birinin gidişinden ötürü sadece. Yoksa gayet güzel güzeldi Blog.

Karantinadan dolayı sürekli kafamda geçmişi deşme gibi eylemlerle yüzleşiyorum; ama iyi yanından bakıyorum bu duruma. Ne istediğimi daha iyi anlıyorum insanlardan artık. Ve ne istemediğimi de. Mesela öyle uzaktan uzaktan hayatımdaki insanların "aklımdasın aslında arayıp sormuyorum, hatta dertlerini dinlemekten özellikle kaçıyorum, kusura bakma ama, sini siviyirim cinim"'larını çekmemeye karar verdim. Uzaktaysanız, benim için uzakta kalın güzel kardeşim. Bu ailemi de kapsıyor. Kimse kusura bakmasın. Artık siz gibi olmaya karar verdim: Bencil. Beni telefonunuza Bencil Arif diye de kaydedebilirsiniz. Size kalmış. Blogumu bile ağlama duvarıma çevirdim. Beni salsın artık şu evrenin yanlış enerjileri.

Güzel bir haberi paylaşayım dedim. Bunların dışında blogumun yıllık domain ödeme vakti geldi. Dolar kuru böyle olmuşken tabi güzel bir masraf olmuyor; ama olsun. Sana değer Blog.

Şimdi yaseminli beyaz çayımı demlemeye geçiyorum.
Kaçtım!

26 Nisan 2020 Pazar

Yalnızız

Şu anda ezan okunuyor mesela sevgili Blog. Kafam karman çorman. Oruç tutamıyor oluşumun verdiği eksiklik, acaba dinimden daha ne kadar kopabilir oluşumun düşüncesi, dertleşecek kimsemin olmayışı... son dediğimin altını farazi olarak çiziyorum.

"Hani yalnızlık güzeldi Arif?!" dediğini duyar gibiyim. Evet sevgili Blog. Yalnızlık hala güzel. Hatta sevgi aradığım ortamın aslında bir et pazarı olduğunu bildiğimden dolayı hala daha bana yalnızlık güzel geliyor; ama bu demek değil ki içimdekileri paylaşacağım kimseye ihtiyaç duymayayım. Son birkaç gündür böyle elime telefonu alıp birilerini arayıp saatlerce konuşasım var. Böyle her şeyimi anlatayım ki ben yengeç burcuyum, normalde iyi bir dinleyici olduğumdan dolayı dinleyen taraf genelde ben olmuşumdur; ama arayamıyorum kimseyi. Telefona bakıyorum, telefon bana bakıyor. Aramayı istediğim kişiler bazı şeyleri zamana bırakmayı tercih ediyor. Ne kadar zaman kaldı ki diyorum içimden, zaten 31, bu yaz da 32 olacağım. İçim sıkılıyor yani. Anlatamıyorum derdimi, içimdekileri... Bir arkadaş edinip anlatmak da istemiyorum, biliyor musun? Çünkü sıra benim derdimi dinlemeye gelince o kişiler dertlerini çözmüş ve çoktan uzaklaşmış oluyorlar.

Bilemiyorum. Zaman aleyhime işlemeye başlayalı çok oldu da, bu kadar baskısını hissetmiyordum sanırım. Ve karantinadan dolayı ruh halim böyle suyun üzerinde yüzdürülen kağıttan kayıklar gibi Blog. Su alıp batması an meselesi. Keşke birçok insan gibi sürekli yenileyebilsem o kayıkları.

Kafamdan sevgilimin olması düşüncesini sanırım tamamen silmeliyim, evet. Sonra da iyi bir dostumun olması düşüncesini silmeliyim. Bu gidişle en sonunda hiçbir şey kalmayacak kafamda. Pırıl pırıl bir beyin...

Beynimdeki, kalbimdeki, ruhumdaki sessizlik beni boğuyor Blog.
Çok yalnızız ikimiz de.

13 Nisan 2020 Pazartesi

Kimsesiz Beklentiler

Tuhaf bir şekilde geçmişe dönük hatıralar ve eleştiriler aklıma geliyor. O kadar fazla hale gelmeye başladılar ki geceleri uyutmaz oldular. Durduramıyorum. Bazen rahat bırakır gibi oluyorlar; sonra 1 saat daha devam ediyorlar bana eziyet etmeye. Çoğunluğu kötü hatıralar...

Kendimi kitap okumaya, temizlik yapmaya ve sanırım blog yazmaya verdim. İki gündür de burayı düşünüyorum. daha doğrusu burayla ilgili... Merak ediyorum, neden hayatıma giren insanların, flört ettiklerimin ya da sevdiklerimin, hiçbiri son 11 yılımın özeti gibi olacak şu günlükten hallice blogumu açıp okuma zahmetine girmediler? Ben sosyal medya hesaplarını, sırf geçmişinde nasıl biriymiş diye merak edip de delik deşik ederken, neden bir kez olsun da Arif ne yazmış ya da ne yapmış şu lanet dünyanın bir gününde diye açıp bakmadılar? Okumak mı zor geldi acaba? Ya da aynı şekilde önemsemiyor muyuz? Ben okurdum ya. Hatta keşke böyle biri olsaydı hayatımda. Ve evet bir şekilde hepsinin blogumundan haber oluyor. Girip bakıp tekrar de uğramıyorlar.

Yine yalnızları oynuyoruz Blog. Alışkın olduğum bir durum aslında. Yıllarca dolu hayallerle; ama boş bekleyişlerle o popüler uygulamalarda bir yer edinmiştim. Bir süredir bakmıyorum bile. Korkuyorum çünkü. Bunu da yeni keşfettim. Korkuyormuşum meğer. Güvenecek kimseyi bulamamaktan korkuyormuşum. O yüzden uzak duruyorum, sırf beklentiye girmemek için, üzülmemek için. Yine birileri gelip beynimin içinde kendi mikserini kullanıp gitmemesi için. Ya da benden veremeyeceğim şeyleri istemelerinden korkuyorum. Çünkü benim gibi beklentisi olan yok denecek kadar az.

Neyse, kitap okuyayım biraz. Belki iyi gelir.

6 Nisan 2020 Pazartesi

2020 Nisan'ı

Yağmurlu geçiyor günler, haftalar... İçimde kopan fırtınalar sanki gerçek hayata yağmurlarını bırakıyormuş gibi geliyor. Korona virüsün etkisini gösterdiği şu aylarda, korkuyorum, sanki içimde baskıladığım yığınla şey varmış da hepsi ilk fırsatta açığa çıkmayı bekliyormuş gibi... Yalnız yaşıyor olsaydım, belki gidip bir hastanenin karanti bölgesinde her gün durup sürekli insanlarla iç içe yaşayıp sonra da "evet, sanırım virüsü kaptım. Şimdi gidip ölümü bekleyebilirim" derdim. Eh, intihar cesaret ve farklı bir ruh sağlığı bozukluğu istiyor. Onlar da yoksa zaten geriye ölümün size gelmesini bekliyorsunuz.

Çok şey istiyorum Blog. Benim istediğim mutluluk sanırım fazla "şey" belli ki, baksana. Ne yapmalıyım sence? Bütün renklerimi gösterek yaşamalı mıyım ailemin çizgisiyle hiç alakam yokmuşçasına? Ya da öylesine girdiğim bir işte neredeyse 1 yılımı dolduracak olmamı iyice sindirmeli miyim? Ya da bana merhaba deyip yakınlaşan birine fazla anlam yükleyen Arif modunda kendimi kandırarak devam mı etmeliyim yaşamaya? Ya da böyle fazla sorgulamayı bırakmalı mıyım, öylesine yaşamalı mıyım, diğer insanlar gibi o an'ı yaşıyorum diyerek daha da mı bencil olmalıyım sırf kendi mutluluğumu düşünmeye devam edip?

En güzel yaptığım şeyi yapayım ben en iyisi. Herkesi uzaklaştırayım kendimden. Bunu çünkü yıllardır çok iyi yapıyorum. Son 2 senedir birkaç kişi kalsın diye savaş verdim; ama onlar da kendileri kendince sebepleriyle set çektiler. Ben de kalanları uzaklaştırayım artık. Çünkü kaçmayı çok güzel beceriyorum. Ve tuhaftır kaçtıkça daha sakin oluyor dünyam, düşüncelerim, duygularım. Mutluluk ve mutsuzluk kaynağımın insanlar olmasını nasıl beceriyorum, hiçbir fikrim yok.

Hiçbir şey için keyfim yok. Öylesine yaşıyorum bazen. Artık savaşmıyorum bile. Yenilgiyi kabul ettim hayat. N'olur kına yak. En azından beni tınladığını bileyim.

25 Mart 2020 Çarşamba

Farklı Bir Zaman: 2020

Sana yazmamak için kendimi zor tuttum epeydir; ama işte buradayım yine. Geçen haftadan beri tüm Starbucks mağazaları kapanmış durumda. Hatta bizim mağaza böyle 7/24 açık olan bir mağaza idi ve ben hep merak ederdim "bir gün buranın kapısını kilitleyecek miyiz" diye. Bana kısmetmiş son kapanış vardiyası. Güzeldi aslında, kısmen korkutucuydu; çünkü gelen bir kararla mağazanın hızlı bir şekilde temizlenip kapanışının yapılması gerekiyordu. O gün bugündür, korona virüsüyle dolup taşıyor dünyam.

İşime geldi açıkçası. Çünkü çok yorucu bir mağaza ve benim koşullarımda biri için ektra yorucu olabiliyor. Bazen dinlenmeye gerçekten ihtiyaç duyuyorum ve bunu izin ya da olağandışı bir durum olmadığı sürece gerçekleştiremiyorum. O yüzden seviniyorum kapalı kalmasına bir süre de olsa.

İtalya'nın durumuna üzülmüyor değilim. Kısmen korkuyorum da bizim ülke de öyle bir sona ulaşacak diye. Bilmiyorum Blog. Kendi rahatsızlıklarımı bile umurmıyorken çoğu zaman, koronanın etkilerine, kendimi evde izole etmeye çalışmak dışında bir şey yapamıyorum. Zaten yapmam da beklenmiyor.

Şeyi fark ettim, belirsizlik beni çok yoruyormuş ruhsal anlamda. Çünkü ev modu ne kadar işime gelse de, ortamdaki belirsizlik beni huzursuz etti bugün. O yüzden biraz da buraya yazmak istedim. Sonra fark ettim ki ikili ilişkilerimde eğer karşımdakini çok ciddiye alıyorsam ve onda bana karşı bir belirsizlik oluştuğunu görüyorsam, bundan çok rahatsız olabiliyormuşum. Hatta o ilişkimi fazla uzatmadan, canımı yaksa bile, bitirebiliyormuşum. Böyle beynimin arka kısmında "acaba niye böyle bana karşı" diye bir düşünme döngüsünü ortadan kaldırmış oluyorum. Kendimce huzur sağlamaya çalışıyorum belki de...

İnsanlar genelde birbirini tüketmek amaçlı tanışıyor, bu da uzun bir zaman sonucunda edindiğim bir başka deneyim. Onlara istediklerini vermediğiniz zaman işe yaramaz olabiliyorsunuz ya da gelecekte "bu benim tarzım olmayacak bir insan" diye düşünmeye başladıklarında, size karşı olan enerjileri bir anda kesilebiliyor. Ben neden böyle değilim sence Blog? Neden kıyamıyorum? Neden ufak şeylerle bile yürütmeye razı geliyorum ilişkilerimi? Ve daha da kötüsü, neden böyle olmama rağmen karşımdakiler daha da belirsiz ve vazgeçişlere meyilli?

Sen ne zaman büyüyeceksin, diyorsun değil mi? Acaba mental anlamda büyümüş olsaydım sana göre, bu kadar hassas yaklaşmıyor mu olurdum olaylara? Ya da büyümek bunu mu gerektiriyor? 😕

Neyse, eski yazılarıma bakarken şu yazımı gördüm. Böyle açıp okudum ve "ya tabi Arifcim, 2020 böyle oldu kesinlikle" diye düşündüm. 2020 için beklentilerim vardı, 2019 sonlara doğru güzeldi; ama 2020 değil... Daha bitmedi biliyorum; belki daha güzel olacağı içindir böyle geçiyor olması...

Geçen gün keşfettim şu müzik grubunu. İsimleri Efendi. Güzel şarkıları var. Birini de şöyle bırakayım şuraya:

28 Şubat 2020 Cuma

Yalnızlık

2015 yılından beri yaşadığım en kötü yalnızlığı geçiriyorum. İç huzurum var; ama içimdeki ve dışımdaki yalnızlık daha ağır basıyor, onu anladım bugün. Çünkü bugün farklı bir mağazada destek amaçlı çalıştım. Sevmediğim bir ortamı olan mağaza. Her yerde beyaz yaka olan bir mağaza. Bilmem anlatabiliyor muyum Blog?

İlk mağazama tekrar döndüm. Zaten geçici bir mağaza değişikliğiydi. Şimdi tekrar boğaz manzarası bir yerde çalışıyorum. Günlerce yüzlerce insanla geçiyor günüm. Bol bol konuşuyorum. Zaman hızlıca akıp gidiyor. Sonra gün bitiyor ve yorgun şekilde dönüyorum eve. Kafamda yığınla yüz, mimik, muhabbet...

Diğer hayatımın yalnız geçmesi daha çok istenilen hale geliyor çalışma şeklimden dolayı. Yine de sor bana istiyor muyum bu sonucu? Hayır.

İşte, bugün çok yalnız hissettim. Çevremin kalabalık olması; ama aslında kimsemin olmayışı, doğru dürüst dertleşecek kimsemin olmayışı -aslında olanların da olmayışları, benim yüzümden,- gibi şeyler... Sevmiyorum, yarı buçuk şeyleri sevmiyorum. Yarı buçuk insanları da sevmiyorum. Arkadaşım, dostum dediğim kişileri zamanında göremeyince kötü hissediyorum. Ne anlamı var ki o zaman, diyorum kendi kendime. Ve uzaklaşıyorum, uzaklaştırıyorum onları. Bu durum, flört ettiklerim için de geçerli. O yüzden yalnızım.

Yalnızım. İstediğim sahip olmak ya da sahip olunmak değil. İstediğim tutunmak. Az da olsa birilerine, bir şeylere tutunmak istediğim. Ve son aylarda en çok yaşadığım sorun oldu bu. Sürekli bundan yakınıyorum buraya gelip. Çünkü gidecek başka yerim yok. Sene başında aldığım kararları bozmak durumdayım Blog. Sürekli gelip böyle eksiklerimi sana not almayı istemiyorum artık.

Uzaklaşıyorum yine. Sildim gereksiz profillerimi de. Kısmetsizim, tuhaf bir şansım var ve alakasız bir şekilde doğuyor güneş dünyama... bunları kabul ederek uzaklaşıyorum.

Ve her kimsen, blogumu vpn kullanarak ziyaret eden sevgili şahıs, artık stalklamana gerek yok. Yazmayacağım çünkü. Madem konuşmaya cesaretin yok benimle, bundan sonra da zahmet etme stalklamak için.

Gittim.

19 Ocak 2020 Pazar

Acaba Neler Oluyor?

Eskisinden daha açık sözlü oldum Blog. Nasıl ve neden oldu, anlamış değilim; ama eskisinden daha da emin bir şekilde -o nasıl oluyorsa artık- açık sözlü oldum. İnsanlara karşı, kısmen kendime karşı, hayata karşı... Pat pat söylüyorum içimdekileri. Kaybedecek bir şeylerim yokmuşçasına adeta. Yine de konuşacak kimse tutmadığım için etrafımda, geriye sadece kendim kalıyorum açık sözlü olmak için.

Pazartesi sözümde durdum ve Kadıköy'e gittim. Marmaray'ın o saatlerdeki saçma kalabalığı yerini Kadıköy'ün kendine has, her telden çalan kalabalığına bıraktı. Bir yerlerde hamburger yedim. Sonra dedim ki "Arif, bence vapura binmelisin. Çünkü 'Keşke Kadıköy'de olsam da vapurla karşıya geçsem' diyen birçok insan vardır şu an" ve Karaköy'e geçtim. Kahvemi de Karaköy'de bir kafede içtim Blog. Ve bunları zorla tek başına takılmaya ittiğim kendimle yaptım. Pazartesinin o yüzden bir anlamı vardı bende: Tek başına gezen Arif'i tekrar geri getirmek. Kaçıyordum bu durumdan malum. Ben yalnız olmaya mahkumum. Ne zaman biri için "heh bu sefer yanımda olacak galiba" desem, uçup gidiyor kendi dünyasına ve ben bir parçası eksilmiş gibi geride kalıyorum. Bunlara kendi bırakıp gittiklerim de dahil. Çünkü o sefer de ben yerleştirmeye çalışıyorum o kişiyi bir yere. Sonra dönüp kendi halime acıyorum, üzülüyorum, hatta sinirleniyorum bile; neden beni bu hale soktu diye... Hepsinin sonunda geriye özlem kalıyor. Onunla 1 gün de geçirsem, 10 gün de geçirsem, 1 ay da geçirsem. Bazı yerler hala çok saf ve temiz içimde, o yüzden birilerini o konumlara yerleştirirken aynı saflığı koruyorum ister istemez. Sonra çıkartırkenki üzüntüm dışardan bakılınca "Arif çok abartıyorsun bence" oluyor.

Abartıyorum diyelim Blog. En güzeli kimseyi yerleştirmemek. Şimdilik öylesine bir yerlerde profil tutuyorum. Zaten bana hep ilişkisi olan ve arkadaş olmak isteyenler yazdığı için problem de olmuyor.

Az önce yine saçlarımı kestim. Kısmen onun yenilenmiş hissi ile yazdım sana. Galiba 2020 yılı, sana en çok yazdığım yıllardan biri olacak. Neyse, bunlar hep yalnızlıktan...

11 Ocak 2020 Cumartesi

Ve İki Bin Yirmi...

Bence 2020 en iyi senin için geçiyor aramızda, sevgili Blog. Bak ikinci haftası oldu. Dünyam tepe taklak bir halde. Havanın yağmurlu hali, insanların umursamaz ve anlık zevkler derdine düşen hali, sağlığımın artık daha da önemsemediğim hali... Her şeyi boş vermiş gibi duruyorum oradan değil mi? Yine de hayır, beklettiğim dizilerimi izliyorum bol bol. Tek düzenli giden bu. Vallahi bak.

Yazmak istediğim insan-lar(?) var; ama yine beklentilere düşüp üzüleceğimi bildiğim için yazmıyorum. Hatta artık silsem iyi olacak. Birilerine ciddi gözle de bakamıyorum. Bakasım da gelmiyor, midemi bulandırıyor herkes. Duygusal bir boşluğum da var anlayacağın.

Sana yazayım dedim. Henüz şizofreni boyutuna ulaşmadan senle konuşuyorum sadece. Bu arada epeydir Kadıköy'e gitmedim biliyor musun? Şeker hastalığım çıkınca bir kere sanırım bir arkadaşımla buluşmuştum. En son o da kendi dertlerine dönünce tamamen, ona da yazmaz oldum. Pazartesi gitmek istiyorum. Hatta gideceğim. Güzel bir hamburger yerim. Sonra gider bir kahve içerim. Biraz sahilde gezer, insanları izler, dönerim evime. Kulağa çok zevkli geliyor; sanki epeydir yapmamışım gibi... Yağmur yağmaz inşallah o gün, bugünkü gibi güneşli olur hatta umarım. Şemsiyem yok çünkü.

Beni koruyan bir şemsiyem bile yok Blog.

25 Aralık 2019 Çarşamba

Ve Bir Son

Seni kimsenin okumuyor oluşu ne güzel bir şey biliyor musun? Bana kısmen güç veriyor, sana anlattıklarımı aslında kimsenin fark etmiyor ya da önemsemiyor olması yani... Hayatımı tek başıma sürdürmeye alıştırıyorum çünkü yıllardır kendimi. Bununla yüzleşeceğim yarın ya da diğer bir gün. Şimdi her ne kadar kendi içimde yalnız olsam da, hatta çevremde de yalnız olsam da, bir gün yanımda o hep duran "ailem" de olmayacak. Ve ben asıl yalnızlığı o zaman yaşamaya başlayacağım...

Kaç yıldır hayatımda hiçbir hikaye mutlu sonla bitmedi Blog. Ya olumsuz geçti ya anlamsız ya da bana büyük zararlar vererek... Yine öyle birer hikaye yaşıyorum bugünlerde. Yine bir vazgeçiş. Ve o yetmezmiş gibi 2020'ye işsiz bir Arif olarak giriyorum. Günlerdir uyuyamıyorum. Saçma sapan kabuslar görüyorum. Bir keresinde hatta uyanıp ağlamaya başladım. Saçma bir hale geldi ruh halim yani. Ne yapacağım konusunda hiçbir fikrim yok bundan sonrası için de. Ve konuşabileceğim kimsenin olmadığı dönemlere geri döndüm. Hoş geldim diğer bir ifadeyle. Ya da hoş geldin.

Çok değil, 1 tane hikayem mutlu sonla bitsin istedim. Hani sürekli devam eden bir mutluluktan vazgeçeli çok oldu zaten de, bari bitenlerden biri mutlu sona ulaşmış olsaydı keşke. Olmadı, olmayacaktı da aslında. Çünkü beklentilerime yenik düşmüştüm her zamanki gibi... Çok parça parça anlattım olanları sanırım. Çünkü paramparça olmayan hiçbir düşüncem kalmadı Blog.

Şimdi yeni yılı kutlarım kesin.

15 Aralık 2019 Pazar

2019'a Not

Mecburi yalnızlık bence benimkisi. Tek sorunum bu gibi sanki değil mi Blog?

Mecburi işçilik bence daha çok... İşçiyim şu anda çünkü. Herkesin müdürcülük oynadığı bir iş dünyasının içindeyim. Başka bir alana adım atamayışımın verdiği bir ağırlık, yoğun geçen bir yalnızlık, bağırsam kimsenin duyamayacağı bir iç dünya...

Boğucu, paramparça edici bir ilerleyiş... Yaşımın verdiği, daha doğrusu veremediği bir ağırlık var üzerimde. Susmayı tercih etmek, elimden gelen tek şey. Ya da birkaç damla gözyaşı ile yoğun geçen bir duygusal savaşı atlamaya çalışmak. Zaten sürekli bir savaş halimdeyim.

Yıllardır aynı şeylerden yakınıyorum Blog. Değiştirmek için bazen az bazen çok uğraştım; ama kendimi kandırmış bile olabilirim bu konuda. Değişmeyeceğini, düzelmeyeceğini bildiğim halde uğraşıyorum, kendi yerimde tepiniyorum adeta.

Böyle koca bir günü hıçkırarak ağlayarak geçirmek istiyorum. Onu da yapamıyorum. O yüzden susuyorum, yine içime atıyorum. Bir gün bir yerde birine ya da bir şeye patlamak üzere sırasını bekliyor hepsi...

2019 nasıl geçti anlamadım. 2020 için zaten fazla beklenti oluşturmuş değilim. En kötü yerimde sayarım ya da daha da dibe çekilirim...

14 Kasım 2019 Perşembe

Neyi Takip Ediyorum?

Ertesi güne uyanmamın benim için ne kadar önemli olduğundan emin değilim artık mesela. Nefes alışımın ne kadar faydalı olduğu, cebime giren parayla ne yapacağım, insanlarla tartışmalarımın sonrası, attığım mesajların etkileri ya da ne kadar sevildiğim konuları da beni bağlamıyor mesela. Kardelen gibi yaşamak varken, bir ineğin faydalanacağı bir ot gibi yaşamak var uzun bir süredir gündemimde. Elimde mi? Hayır.

Çok bilmiş insanların ya da "büyüklerimizin" hayat konusunda verdiği vaazlarına maruz kalıyorum çoğu zaman. Gerçi yaklaşık 6-7 aydır onlar da beni rahat bırakmış durumda. Sessizliğimi koruyorum ben de çoğu zaman. Etkiye tepki misali belki de. Belirsiz yani durumum. Öylesine her şey.

Geçen gün yaşadıklarımın etkisindeyim Blog. Bana yöneltilen "e senin pek arkadaşın da yok" cümlesi bir anda bende "bu kişi beni tanıdığını düşünüyor; ama hem yanılıyor hem de nasıl oldu da hayatıma bu nebze yorum yapacak kadar girebildi" tepkisi yarattı. Biraz afalladım ve o an bir süredir yaptığım şeyi yapıp "başımla onayladım". Şu sıralar bunu da güzel yapıyorum. Bırakıyorum insanlar kendi dünyalarının patronları olmaya devam etsinler.

Özlediğim şeyler çok. Yalnız oluşum en büyük sebebi aslında. Uğraştığım hastalıklar, iş meseleleri, insanlar... evden mutlu bir şekilde çıkıp mutsuz ve isyankar bir şekilde dönüşlerim... birçok şeyin kötü olmasının sebebi aslında. Bunları değiştirmek benim elimde mi? Evet. Haliyle yazımın başındaki duruma da dolayı yoldan etki ettiği için "her şey benim elimde" gibi bir sonuç çıkıyor. Bu konuda başarılı mıyız Blog? Hayır. En azından şimdilik değiliz. Bu ay sonuna kadar yani yaklaşık 2 haftalık bir zaman dilimim var. Kendime verdiğim bir süre bu. Sonra ya "bir süre daha böyle gitsin" ya da "hayır Arifcim, daha fazla uzatmanın bir anlamı yok" deyip bir karar alacağım. Ve bunu kendim için yapacağım. Yapmak zorunda olduğum için.

Hayatın zorluğundan bahsetmiyorum hiç. Hayat zor mu? Zor olan parasızlık mı? Yoksa insanın sağlıklı olmayışı mı? Bence hayatın zor oluşunun bunlar üzerine tartışılması gerekiyor. Sağlık elbetteki ki sadece fiziksel olanı kapsamıyor. Hepsini içeriyor demek istediklerim.

Bilmiyorum Blog. Aksilikler mi var yoksa her şey yolunda gidiyor da ben mi aksilikleri görüyorum sadece... bilmiyorum. Bulanık bazı şeyler. Ben de çomak sokup iyice karıştırmamaya çalışıyorum. Yoksa iyice kontrolümü kaybedeceğim.

Hiç mi güzel şey yok diyorsun hayatında, değil mi? Varsa bile bunları paylaşmamaya çalışıyorum artık galiba. Ya da bunu da farkedemeyecek kadar dolu gözlerimin önü.

18 Eylül 2019 Çarşamba

Neredeyim?

Hep yazasım geldi sana Blog; ama tuttum kendimi biraz. Çünkü şu anda yazarken yıllardır beklediğim heyecanı yaşamak istedim seninle. Hani hep bir Macbook Pro'muz olsun istiyordum; hatta saf saf para biriktirme heyecanları yaşıyordum başarılı olamayacağını bile bile. İşte şu anda o hep hayalini kurduğum laptopımdan yazıyorum sana; ama bolca melankolik bir ruh hali içinde...

Epey bekledim bir Macbook Pro sahibi olmayı. Şu anda böyle incecik defter havasında, kucağıma almaya bile kıyamıyorum. Neredeyse 13799₺ verecektim. Sonra Apple Eğitim indirimlerine denk geldim. Derken Açıköğretim'e kaydoldum, o arada başka bir yere denk geldim ve 10899₺'ye aldım. Dell ve HP'nin 1-2 modeli arasında çok gidip geldim; ama hayalim buydu ve iyi ki şu anda bir Macbook Pro sahibiyim. Şu sayfada laptopımın özellikleri mevcut. 4 Eylül'den beri kullanıyorum; ama hala daha öğrenmeye çalışıyorum. Yine de hızı ve kullanım hissi çok güzel be Blog. Allah benim kadar çok isteyenlere de nasip etsin. Tek diyebileceğim bu olurdu ek olarak...

Ve ruh halim. Şunu kesinleştirdim şu son üç haftada: Karşıma en doğru insan diye beklediğim kişi de çıksa, O'na güvenemeyeceğim doğru düzgün. O'nun hatalarını gözümde büyüteceğim, zaten paramparça olan kalbimin bir parçasını emanet edemeyeceğim; belki yoracağım O'nu da kendim kadar. Belki O vazgeçecek benden, "bu çocuk bana güvenecek diye kendiyle koca bir savaş veriyor" deyip. Bunları fark ettim işte Blog. Yalnızlığa ne kadar alıştığımı, ne kadar bağlandığımı, kopamayacak oluşumu fark ettim. En kötü yanı da, bunu ömrüm boyunca yaşayacak olacağım gerçeği. Çünkü şu anda bile "doğru insan" denen kişiyi bulamazken, bir de bulup böyle güven savaşlarıyla kaybedecek olmak çok zor ve ağır geliyor. O yüzden en kolayına kaçıyorum belki de: Yalnızlığa.

Bugün de İstanbul'un 1-2 semtindeydim arkadaşlarımla. Yine her Kadıköy ya da karşıda bir semte gidince hissettiğim şeyi hissettim: Bir yere ya da duyguya ait olamama hissi. Çok isteyip de becerememe ya da yanlış otobüse binmiş olduğum hissi.

Ütopik hayaller kurduğum dönemlere gitmeye başlayacağım galiba. "Acaba benim gibi kendi halinde, yalnızlığını benimsemiş; ama yine de ondan kurtulmak isteyen biri var mıdır?" diye düşünerek geçecek belki de önümüzdeki zaman. Yine de korkularımı örtmeye çalıştım bir sürü cümleyle. Oysa şimdi çıksa biri karşıma, yine kapılır giderim büyük bir hasretle...

Aslında sonbahar da geldi. Ne güzel olur şimdi sevmeler be Blog!

28 Temmuz 2019 Pazar

Yeni Yaşımın İlk Keşke'si

Geçtiğimiz pazartesi yeni yaşımı kutladım. Yepyeni bir yaş ve birkaç yeni şeyin hevesi ve heyecanıyla girdim yeni yaşıma; ama ne kadar şanslı olduğumu biliyoruz Blog. 1 hafta içinde bir ilişkinin başlamasının ve bitmesinin yarattığı tuhaf, nefret edici, keşke'lerle dolu böyle tarif edemediğim bir ruh hali içinde yeni yaşıma girdim. Diyorum ya şanslıyım diye. Zaten ite kaka 4 senedir kendi yalnızlığımla barışmış çoktan kendi iç dünyamda başka evrenlere hareket etmiştim, ne zorum vardı ki bozmaya? Kendi halinde yaşıyordum, ne gerek vardı zaten paramparça olmuş sol tarafımın kırık bir parçasını da gereksiz yere kaybetmeye? Kaşınıyordum sanırım tabir-i caizse. Bile bile ladesti yalnız benimki. Suç kimde Blog? Tabi ki bende. Sanki tecrübesiz, insanların ne mal olduğunu anlamayan biriymişim gibi iki saf söze kanacak kadar aç bir hale gelmişim duygusal anlamda.

Yine de bugün bitmiş olan şeyin şu iyi yanından bakıyorum: Cesaret herkeste olmuyor Blog. Sözünün arkasında durmak, büyük konuşmamak, kendinden emin olabilmek, kendine güvenmek ve karşındakine güven verebilmek çok güzel erdemler. Olmuyorsa demek ki zorlamamak gerekiyor. Bu yanından düşünmeye çalışıyorum sadece şu son 2 günde yaşadıklarımı.

Ben bi' 4 sene daha yalnız kalacağım belli ki. Ya da bir daha kimseye güvenmeyeceğim sevgi konusunda. Gününü gün eden biri de olamadığıma göre, beni ben yapan tüm duygusallığımı silip atacağım içimden. Zaten son 1 senedir bunun acısını çekiyordum. Belki de buna vesile olmuş oldu bu yaşadığım şey. ŞEY.

Nasıl içimde büyük bir keşke çığlığı büyüyor bilsen Blog. Keşke diyorum hiç bozmasaydım 1 hafta önceki halimi. İyi kötü bir umudum vardı. Kendimi kandırıyordum en azından bu hayatta yaşarken. Şimdi ne hissetmem gerektiğini bilemeyecek kadar yalnızım içimde. Yine de kendimi suçluyorum. Sırf içimde nefret olsun, daha sert olabileyim diye.

Sana yazınca rahatladım biraz. Çünkü gidip omzunu gözyaşlarımla ıslatacağım bir arkadaşım yok yakınımda.


26 Haziran 2019 Çarşamba

Haziran'da Saplanan Bir Ruh

Beş kelimeden biri yalnızlıktı eskiden. Sonra 3 kelimeden biri oldu. Ve dillerden düşmeyen hale geldi. Yalnızlık... Hani etrafınızdaki sürekli gülüp eğlendiğiniz insan topluluğunun içindeyken bir tane yaprağın ağaçtan düşüşüne odaklandığınız ya da bir AVM'nin üst katında yüzlerce insanla yemek yerken oraya gereksizce koyulmuş saksıdaki çiçeğe baktığınız anlardaki yalnızlık... Duygularınızı bastırdığınız, "ben kendime yeterim" dediğiniz; ama yetmeyen bir durumun nedeni yalnızlık. Hadsizce kalbinizden beyninize doğru duyguları pompalayan, sizi yanlış tercihlere sürükleyen yalnızlık... Böyle işte yaşadığım. Başkaları gibi sahte bir maskeyi yüzüme takmadığım bir hayata yaklaşımımdan dolayı dilime ve şu anda yazıma pelesenk olan kelime, bir diğer deyişle.

Şimdilik hayatımızın asıl konuları çok başka sevgili Blog. Duygusal yaklaşımlarımdan benim değil de tuhaf bir şekilde çevremdekilerin rahatsız oluşunu baz alan bir dönemden geçiyorum. Çok tuhaf değil mi sence de? Onlara ne yani? Sonradan fark ediyorum ki, asıl rahatsız olunan şey olmayan olgunluk, sahip olunmayan duygusal yaklaşım, düşük beklentiler, robotlaşmış düşünce, biyolojik anlamda geçirilmiş yıkım ve son olaraksa öğrenilmiş çaresizlik.

Özel hayatımı kenara koyarsak, şu sıralar Dell ve Apple marka bilgisayarlar arasındaki ikilemim, hava sıcaklıklarındaki artış ve bulunduğum şehrin nem oranı, birazdan izleyeceğim The Handmaid's Tale'in yeni yayınlanan bölümü, okuduğum "Pempe Fili Düşünme" isimli kitap ve aklıma gelmeyen diğer geçici ve duygusal olmayan şeyleri de ele alabiliriz Blog. Tabii ki şaka yapıyorum. Ve yazımı sonlandırıp dizi moduma geçiyorum.

Önümüzdeki ay 31 yaşıma gireceğim. Belki o zamana kadar yazmayabilirim.

Lütfen sağlam ve benimle kal.

7 Haziran 2019 Cuma

Haziran da Geldi

Evet, yine sana yazamadım. Aslında bekledim biraz. 1 ay önce girdiğim işimden güzel haberlerle sana döneyim diye bekledim. Niye beklediysem, değil mi? Zira güzel bir haber de yok. İşle ilgili çok şey söylemek istiyorum sana Blog; ama o kadar çirkin satırları sende kayıtlı tutmak istemiyorum. Ben zaten içine atmaya alışkın, insani ilişkilerinde fazla beklentiye giren, olabildiğince açıksözlü olmaya çalışan biri olarak, bunu da içime atacağım. Beni saf saf dinleyen birkaç arkadaşım var sağ olsunlar. Onlarla paylaşıyorum sadece. Yine de en güzel şey şu galiba, eve gelince çantamda bile kalan o kahve kokusu... O kadar güzel ve masum bir şey ki. Tek tutunduğum şey bu şu anda. Keşke bunu seninle paylaşabilsem direkt sevgili Blog.

Çok yoruldum insanların "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığından. Gözümün içine baka baka ikiyüzlü bir şekilde nefes alışverişlerinden, çok azıcık bir maaş farkı için birbirlerini ezip geçmeye yetecek hallerinden, insanlara tepeden bakmaya çalışmalarından -oysa ki onlar da epey dipteyken- çok yoruldum. Özetle iş mevzusu, özel hayat... şu sıralar bu temel yapılarda hareket ediyor karşımdaki insanlardan bana doğru.

Büyüklere sorsam "hayat bu" ya da "her iş böyle" diyorlar. Değil aslında. Değil de, işte anlat anlatabilirsen Blog.

Hiç mi güzel bir şey olmuyor, diye sorarsan, ne cevap vereceğimi bilemiyorum; ama şu var, 2019 hedeflerimden en ciddi olanını hallettim. En azından bu güzel bir şey. Her sabah yeni bir güneş doğuşunu geride bırakıyor olmak güzel bir şey. Gittikçe daha da olgunlaşıyor olmak güzel bir şey.

Şimdilik bu kadar. Bu arada geçen gün 10$ daha ödedim senin için sevgili Blog. Sırf adımız O, Ben ve Diğerleri olarak kalsın diye. 🌞

21 Nisan 2019 Pazar

Ölüm, Mavi Bir Renktir Aslında

Hani yazamıyorum ya buraya, bu da aslında yorulduğumun en büyük göstergelerinden biri Blog. Yıllardır, hatta silmeseydim en az 15 senedir, en çok sığındığım şeydi bu satırlar. Çünkü umursamazdım insanların tuhaf yorumlarını, ben sorunlarımdan bahsedince. Ya da bir psikologun vakit geçirmek ya da para kazanmak uğruna ilgiliymiş gibi dinlemesine kendimi kandırmazdım. Buraya da gelemiyorum. Zaten birine anlatmayı 4-5 senedir bıraktım. Olur da birileri benden sorunlarımı dinliyor olursa, sanmasın ki Arif dertleşiyor. Sadece ağzımı açıp boş boş yüzeysel konuşuyor oluyorumdur.

En çok yorulduğum mevzu ise, hayatlarının rahat zamanlarından bunalıp başkalarının, bu ailesi olur kendi arkadaşı olur, arkadaşının arkadaşı olur, sorunlarıyla ilgileniyormuş gibi olanlardır Blog. Ah o insanlar! O komşusunun çiçeği de susuz kalmış diye onun çiçeğine de su verenlerin devri çoktan geçti. Şimdikiler böyle vicdani rahatlamaya girenler sadece. Sanıyor musunuz ki samimi geliyorsunuz? 31 yaşına gireceğim 2-3 ay sonra. Lütfen.

Niye yazdığımı biliyorsun Blog. Evet yine dibi gördüğüm bir gün oldu; ama bu seferki çok başka. Çünkü son 2-3 aydır kendime öyle güzel şeyleri rahatlıkla ifade edebiliyorum ki. Bugünkü yaşadığımdan sonra da ellerimi açıp belki de bir eşref saatine denk geldiğimi umarak "Allah'ım n'olur al canımı" diye dua ettim. Hatta üstüne "ne kendim ne geleceğim ne de ailem umrumda" şeklinde de bir cümle kurduğumu hatırlıyorum salya sümük dağılmış bir halde. Sonra uyudum. Sebeplerini tabii ki açıklayamıyorum. Bu da lanet olsun ki anonim bir blog yazarı olmayışımın verdiği en büyük kötü özellik.

Bir de galiba önümüzdeki ay domain yenilemen var. Zam gelmediyse 10$ olacak. Muhtemelen yenileyemeyeceğim seni Blog. Sana bile bütçe ayıramıyorum. Ne güzel değil mi? Zannetmiyorum; ama belki de başka biri alacak senin ismini. Neyse. Şu şarkıyı bırakayım sana.

14 Mart 2019 Perşembe

Ben de Bilmiyorum

Şeyi fark ettim Blog, insanların egolarına tahammül edemediğimi... O kişileri direkt yok saydığımı, dediklerini önemsemediğimi ve o kişilerle bağlantısı olanlara da negatif yaklaşımlarda bulunduğumu fark ettim. Bu durum beni egoist yapmaz değil mi? Çünkü son aylarda aşırı derecede egolarıyla güzelleşmeye çalışan insanları görmeye başladım. Yoksa adına algıda seçicilik mi koymamız lazım, ne dersin?

Geçen hafta Erasmus'dan arkadaşım geldi İstanbul'a. Son yıllardaki olaylardan sonra ancak fırsat bulabildik, bir de açıkçası üşeniyordum galiba. Hazı şu sıralar zamanım bol iken aradan çıkartalım dedik ve İstanbul'u olabildiğince gezdirdim. Gayet beğendi; ama o kadar yoruldum ki anlatamam. Akşamları yürümeye mecalim kalmıyordu, hop yatıyordum hemen. Yastığa başımı koyduğum gibi uyumayı özlemişim, çok düşünmeden, diğer sorunlarla boğuşmadan... İyi geldi bana da. Hem de 10 yıla yakın zamandan sonra yabancı bir arkadaşımı görmüş oldum.

Kötü şeyler de oldu tabii ki. Mesela benim 5 yıllık antika telefonum artık ölmeye yüz tutmuştu ki bana 130₺'lık bir masraf çıkartarak tekrar hayata döndü. Telefon satın almamın zor olduğunu biliyorsun Blog. Mecburen tamir ettirdim. İnşallah daha problem çıkarmaz bana.

Öte yandan, sana uzun zamandır yazamadım. Çünkü kafam allak bullaktı. Şimdilerde enerjim çekiliyormuş gibi hissediyorum. Oturup saatlerce ağlayasım var mesela. Sebebi belli, insanlar. O yüzdendir ya hep bir kedi gördüğümde bütün dikkatim dağılıyor, kediye yapışıyorum. Hayvanlar daha iyi bence herkesten. O yüzden de evcil hayvanı olup kendini soyutlamış insanları daha merak uyandırıcı ve saygıya değer buluyorum. Bu da benim hüzünlü bakış açım. Hayvanlar en azından egoist değil ya da kendilerini insanlar gibi ısrarla olmadıkları birileriymiş gibi ya da fazla güzel göstermeye çalışmıyorlar.

Pazartesi doktora gideceğim, malum ilacımı kesmek için. Yarın sabah da Kadıköy'e gideceğim hem de yeni açılan banliyö hattı ile. Kime sorsam kullanmamış yenisini. Haliyle kendim tecrübe edineceğim. Yıllar önce binmiştim en son ben de gerçi... Sonra uzun bir süre uzaklaşmak istemiyorum bulunduğum konumumdan. İnsanlardan uzaklaşmak istiyorum sadece. Hafta sonu ablamla ayrıca bir planımız var. Pazartesiyle birlikte de artık kafamı gömdüğüm kumdan çıkarmayı planlıyorum. Bu sefer son kez deneyeceğim. Olmuyorsa da zorlamayacağım artık. Çünkü ben zorladıkça kendimle daha da savaşıyormuş gibi hissediyorum.

Geri kalan şeyler için pek diyebileceğim bir şeyim yok. Daha da yalnız kalmak dışında...